25 Nisan 2025 Cuma

ULUSAL BAYRAMLAR BİR ULUSUN VAR OLUŞ HİKÂYESİDİR…

 

ULUSAL BAYRAMLAR BİR ULUSUN VAR OLUŞ HİKÂYESİDİR…

 

Ankara’da CHP’nin düzenlediği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yürüyüşüne iktidar tarafından yapılmak istenilen engellemeleri görünce, insan ister istemez geçmişe dalıyor…

Hatırlar mısınız? Bir zamanlar sözde “analar ağlamasın” türünden başlatılan birinci açılım döneminde de ulusal bayramlar engellenmeye çalışılır, yolda Türk bayrağıyla yürüyenler bile gözaltına alınırdı.

Hani diyorum ki bu engellemenin tam da ikinci açılım dönemine rastlaması sadece tesadüf mü? Bu soru aklınızın bir tarafında kalsın ve biz devam edelim…

Ama kendimize şu soruyu da soralım: Ulusal bayramlar bir ülkenin uluslaşma sürecindeki çeşitli aşamaları ifade etmektedir ve bir anlamda da uluslaşma karşısında yer alan yerli ve yabancı düşmanlara karşı mücadeleyi...

Bilindiği üzere tüm dünyada ulusal bayramlar iç ve dış düşmanlara karşı bir gözdağı özelliği de taşır. Ve tüm ülkeler ulusal bayramlarını devlet tarafından stadyumlarda veya çok büyük kent meydanlarında, bizde de bir zamanlar yapılageldiği gibi halkın, askerin, gençliğin katılımıyla ama mutlaka ülkenin bölünmez bütünlüğü açısından çok büyük önem taşıyan ulus devlet ve ulus kimlik vurgusu ile yaparken…

Diğer yandan da yeni teknolojilerini, çok önemli silahlarını, askeri güç ve disiplinlerini sergileyerek her koşulda ve her ortamda mücadeleye hazır olduğu dosta ve düşmana gösterilir ki herhangi bir devlet ya da ülke içindeki uzantıları o ülkeye göz dikme, onu parçalayarak yok etmek gibi bir çaba içine giremesin, cesaret gösteremesin…

Ama bizde ulusal bayramları halkın coşku içinde kutlayacağı görkemli bir bayram olmaktan çıkarıp sadece Anıtkabir’e çelenk koymaktan ibaret bir resmi tören haline getiriyorsanız zaten oradan başka bir anlam çıkmaktadır.

Bilinmelidir ki ulusal bayramlar bir ülkenin nasıl, hangi mücadeleler sonunda kazanıldığını, o toprakların nasıl vatana dönüşüp pek çok etnik ve dini kimlikten oluşan Türkiye halkının nasıl Türk ulusu haline getirildiğinin topluma anlatıldığı, ulus bilincinin pekiştirildiği çok önemli günlerdir.

Ama asla Türkiye’yi etnik ve dini kimliklere ayrıştırıp, ulus kimliği yok sayarak, yeni anayasa adı altında federasyon özlemcileri için değil.

   25-04-2025

Nusret KEBAPÇI

 

10 Nisan 2025 Perşembe

BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL…

 

BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL…

Geçtiğimiz günlerde İBB Başkanı İmamoğlu’yla ilgili olarak ABD'li Senatör Chris Murphy, tutuklanmasının ardından görevden alınan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Muhtemelen tutuklanma kararına Trump onay verdi" ifadelerini kullanınca insan ister istemez yetkililerden:

        “Bu iş siyasi değil…” “Bağımsız Türk mahkemelerinin kararıdır…” “ABD başkanı ya da herhangi bir liderin etkilemesi söz konusu değildir.” türünden açıklamalar beklendi ama her nedense bu türden bir açıklama yapılmadığı gibi…

                Konu daha önce pek çok olayda olduğu gibi bu sefer de sessizlikle geçiştirildi.

        Tam bu olay artık unutuldu, gündemden düştü diye düşünülürken bu kez de ABD Başkanı Donald Trump’un Cumhurbaşkanı Erdoğan ile harika ilişkileri olduğunu belirterek “2000 yıldır kimsenin başaramadığını başardı, Suriye’yi ele geçirdi.” ifadelerini kullanması gündeme oturuverdi. "Basının Erdoğan’ı sevmeme kızdığını biliyorum ama ben onu seviyorum, o da beni seviyor.” sözleri de gündeme oturdu.

Tabii böyle bir açıklama olunca insan ister istemez merak ediyor…

Dünyanın en büyük emperyalisti… Ya da BOP ‘un sahibi… Projenin mimarı bir devlet, bizimki gibi bir ülkeyi, dahası onun liderini neden çok sever?

Normalde tam tersi bir durum olması gerekmez mi?

Aslında gerekir ama bu karşılıklı sevgi gösterisinin altında ülkece üstlendiğimiz BOP ‘un veya Büyük İsrail projesine yaptığımız katkının herhangi bir rolü yok mu?

Kanımca var.

Şöyle bir düşünün… İsterseniz BOP öncesinden başlayalım ki bu karşılıklı sevginin nedenini çok daha iyi anlayabilelim.

Yugoslavya’dan yola çıkarsak, biz Tito’nun saraylarıyla meşgul olurken sahi Yugoslavya’ya ne oldu?

Bir ülkeden pek çok parça, çıkarılmadı mı?

Biz kimin yanındaydık o sıralarda?

Herhalde Yugoslavya’nın değil…

Ya Libya’da durumumuz çok mu farklıydı?

Libya ABD tarafından saldırıya uğrayıp paramparça edilip, lideri linç edilirken… Sahi biz kimin tarafındaydık?

Sanki Irak’ta tutumumuz çok mu farklıydı?

İnanın değil.

Oranın da ABD tarafından işgal edilip paramparça edilerek BOP ‘un 4 ayağından biri olan Irak Kürdistanının kurulması, kendi ayakları üzerinde durabilmesi için elimizden geleni yapmadık mı?

Peki, tüm bunları yaptık da…

Trump’un övgüsüne bile konu olan Suriye’nin ABD ve İsrail tarafından bombalanarak parçalanması ve kuzeyinde Büyük Kürdistan’ın 2. ayağının oluşması sürecinde en önemli katkıyı yine biz yapmadık mı?

Demek istediğim…

Bu bahse konu olan ülkelerin en önemli özelliği… Filistin’e en çok sahip çıkan… İsrail’in karşısında yer alan ülkeler olmaları yanında… Bölgede ulus devlet yapısına sahip olan laik ülkelerdi.

Bu nedenle…

O ülkelerin ulus devlet olmaktan çıkarılıp etnik ve dini kimlik temelinde parçalanması gerekiyordu ki… İsrail dilediğince bölgede at koşturup hiçbir engelle karşılaşmasın…

İşte bu da ancak ABD destekli ulus karşıtı, kimlikçi politikadan yana siyasal İslamcı bir partiyle yapılabilirdi ki…

Öyle de yapıldı.

Demek istediğim, siyasal İslamcılık ayakta durabilmek ve yeni Osmanlıcılık oynayabilmek için ABD’yi… ABD de bölgedeki ulus devlet yapılarını parçalamak için siyasi İslamcılığı sevmektedir…

Karşılıklı sevgi dediğimiz de zaten böyle bir şey değil mi?

10-04-2025

Nusret KEBAPÇI