27 Mayıs 2024 Pazartesi

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

 

 

Bir ülke düşünün: Tüm ekonomik dayanaklarını yani sanayisini…

Tarımını…

Haberleşmesini…

Enerji kaynaklarını…

Madenlerini…

Hatta topraklarını bile yabancı küresel sermayeye terk ederken

Eğitimi terk etmez mi?

Ya da şöyle soralım…

Küresel sermaye, ekonomisini teslim aldığı ülkede nasıl bir eğitim ister?

Kimliksiz…

Kişiliksiz…

Vatansız…

Milletsiz bir toplum yetiştirilmesini değil mi?

Bu yüzden de eğitimden…

Atatürk…

Kurtuluş Savaşı…

Padişahın ihaneti…

Emperyalist destekli isyanlar…

Bağımsızlık…

Vatan gibi kavramlar günden güne azaltılarak yetiştirilecek nesillerde bu kavramlara dayalı ulusal bir bilinç oluşturmayıp...

 Ülke ekonomisine, siyasetine egemen olan küresel sermayeye karşı çıkamayan bir toplum istenmiyor mu?

Elbette isteniyor.

İşte bu nedenle de eğitim, küresel sermayenin isteği doğrultusunda adım adım ulusal olmaktan çıkarılarak, onların istediği hale getirilmektedir.

Gerek 2011 yılında MEB Teşkilat Kanunu’nda yapılan değişiklik, gerekse 2017’de Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nden bir maddenin çıkarılması, yapılacak müfredat değişiklikleri için de aynı zamanda bir temel teşkil etmektedir.

Yapılan değişikliklere bakıldığında da ulus bilincine yani Millet, Bayrak, Vatan sevgisine sahip öğrenci değil, bu değerleri yadsıyarak kendini hiç bir çekince duymadan küresel sermayenin emrine verebilecek insan istendiği herkes tarafından da görülecektir…

Ne deniyor 2011 değişikliğinden önceki MEB Teşkilat Kanunu’ndaki Bakanlığın Görevleri başlıklı 2.maddede:

“Madde 2 – Milli Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:  a) Atatürk İnkılap ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin milli, ahlaki, manevi, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş vatandaş olarak yetiştirmek üzere, Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait bütün eğitim ve öğretim hizmetlerini planlamak, programlamak, yürütmek, takip ve denetim altında bulundurmak,” 

Peki ya 2011 değişikliği sonrası:

MADDE 2 – (1) Millî Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:Okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek.”

Yani böylece Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı, vatanını, milletini seven öğrenci yerine küreselleşmenin ihtiyacı olan öğrenci yetiştirmek anlam kazanıyor…

Tabi değişiklik sadece Teşkilat Yasası’yla sınırlı kalmıyor…

Benzer bir değişiklik 2017 yılında Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde de yapılıyor…

Evet, orada da değişiklik gerekçesiyle aşağıda belirttiğim madde olduğu gibi yönetmelikten çıkarılıveriyor…

Madde 5- Sosyal etkinliklerin amacı, Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak; öğrencilerin Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Anayasanın başlangıcında ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmelerine, yeteneklerini geliştirerek gerekli donanımı kazanmalarına katkıda bulunmaktır.

Hani birileri

Şu ana kadar yapılan temel değişiklikleri görmeyip hala müfredat değişikliğiyle ilgili olarak paragraf paragraf incelenmesi gerekmez mi? gibisinden şeyler söylüyorlar ya…

İşte bu yapılan müfredat değişikliği…

Müfredatın Teşkilat Yasasına uydurulmasından başka bir şey değildir.

Demek istediğim…

Ekonominizi küresel sermayeye teslim ederseniz…

Eğitiminizi de teslim etmek durumundasınız…

 

27-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

15 Mayıs 2024 Çarşamba

MÜFREDAT…

 

MÜFREDAT…

 

 

Son günlerde bir müfredat tartışmasıdır gidiyor…

Neden mi?

Çünkü İktidar müfredatı değiştirmek istiyor.

Nedenlerine gelmeden önce…

İsterseniz konuyu daha iyi anlamak açısından bu ve benzer kavramları Türkçe olarak açıklayalım ki sonrasında kafalarda soru işareti falan kalmasın.

İşte bu nedenle ilk olarak müfredatın ne anlama geldiğinden başlayalım:

Sanki Arapça söyleyince çok ilginç gibi gelen bu sözcüğü Türkçeye çevirirsek konuyu son derece basit olarak anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Evet, müfredat anlam olarak “eğitim ve öğretim programı”…

Yani buradan anlaşılması gereken şey…

İlkokul, ortaokul ve liselerde eğitim ve öğretim programları önemli ölçüde değişecek…

Hani bazen eğitim, siyasetten…

Ekonomiden bağımsızmış…

Kendi başına çok önemliymiş…

Hemen her ülkede benzer eğitim yapılıyormuş gibi bir düşünce olup “eğitim şart” türünden sözler söylenebiliyor ya…

İş öyle değil.

Doğrusunu isterseniz genel anlamıyla söylemek gerekirse iki tür eğitim var…

Bunlardan biri…

Ulusal eğitim.

Diğeri de dini eğitim.

Daha basit söylemek gerekirse ulusal eğitimle; herkesin eşit haklara sahip, ortak değerleri olan, ülkesinin sorunlarına, ulusal bütünlüğe Cumhuriyete, onun karşılaşacağı tehlikelere duyarlı yurttaşlar yetişirken…

Diğer, yani dini eğitimle egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmadığını düşünen, ülkesinin içinde bulunduğu sorunlardan bihaber, emperyalizm, bağımsızlık gibi kavramlardan habersiz ulus karşıtı tarikat ve cemaatlere ayrışmış insan yetiştirilebilir.

Demek istediğim;

Ortak değerleri ve kimliği olan bir ulus…

Emperyalizmden bağımsız…

Sanayileşmiş…

Tarımını…

Hayvancılığını geliştirmiş…

Ekonomisi güçlü bir ülke ise hedefiniz…

Öncelikle halkı; ortak düşünce, duygu ve kimlikte birleştirerek… Sorgulamaya…

Tartışmaya…

Araştırmaya dayalı laik ve ulusal bir eğitim vermek zorundasınız…

Ama değil de…

Sanayinizi yok ederek ülkenizi yabancılara açık pazar yapmak…

Tarımı…

Hayvancılığı bitirip tamamen ithalata dayanmak…

Toprakları vatan olmaktan çıkarıp, arsa gibi kolayca alınıp satılabilen bir ülke yaratmaksa amacınız…

İşte o zaman;

Ulus, ulusal bağımsızlık gibi kavramlardan habersiz

Ülkesinin dostunu…

Düşmanını tanımayan…

Emperyalizm ve onun ülkemiz üzerindeki amaçlarını asla anlayamayacak dini eğitim vermek zorundasınız…

Demek istediğim müfredat değişimi…

Sadece eğitimle değil, ulus olmak ve ulusal bağımsızlıkla da doğrudan ilgilidir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

15-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

2 Mayıs 2024 Perşembe

YEREL HALK…

 

YEREL HALK…

 

 

Doğrusunu isterseniz bu kavram pek çoğumuza yabancı değil.

Eskiden

Amerikan kovboy filmlerinde Kızılderililer için kullanılıyordu.

Günümüzde de henüz uluslaşmamış…

“Kabileden” öteye gidememiş topluluklar için sömürgeci emperyalistlerin temsilcileri tarafından kullanılmaktadır.

Ama

Burada işin en ilginç yanı…

Kendilerini bu ulusun bir parçası veya temsilcisi olarak değil de, küresel bir emperyalistin temsilcisi olarak görebilenlerin çokluğu insanı bir hayli şaşırtmaktadır.

Elbette bu kavramı ilk duyduğumuz kişi bir ulusu temsil eden bir bakan ama onunla sınırlı kalmadı…

Sonrasında ortaya çıkıyor ki…

Aralarında muhalefetten kişilerin de…

Hatta belediye başkanlarının da olduğu pek çok kişi bu kavramı gittikleri çeşitli ortamlarda da kullanmışlar.

Elbette bu hiç bir şekilde tesadüfle…

Kişinin ağzından çıkan bir anlık dalgınlıkla söylenegelmiş bir söz değil.

Aslında kendilerini Türk ulusunun değil de…

Küresel sermayenin temsilcisi olarak gören şahısların kendilerini bazı kavramlarla ifade etmeleri…

Tamamen bir yerlere mesaj vermeyi içermektedir ki bu anlamda tarihe not düşmekte fayda var.

Aslında tüm bu söylenen sözcükleri…

Ülkece yaşadıklarımızı…

Küresel sermayenin taleplerinden bağımsız olduğunu düşünmek…

Olayları birbirinden habersiz…

Sanki bağımsızmış gibi değerlendirmek…

En basit tabirle sadece ve sadece saf dillik olarak adlandırılabilir ama inanın bu tanımlama yeterli gelmeyecektir.

Şimdi asıl konumuza gelelim…

Küresel sermaye…

Veya emperyalizm bir ülkeden ne ister…

Aslında gayet açık ama yine de söyleyim…

Emperyalizm girdiği ülkede özellikle sanayinin…

Tarımın…

Hayvancılığın bitirilmesini…

Ve o ülkenin para politikalarını kontrol edebilmek adına bankalarını satın almayı…

Enerjisini…

Hatta iletişimine kadar kontrol edebilmeyi ister.

Ama iş bununla bitmiyor…

Çünkü gelecekte de o ülkede ulusal bir canlanma…

Cumhuriyet dönemindeki gibi emperyalizmin, onun şirketlerinin ülkeden kovulup…

Tekrardan millileştirmelerin yaşanamaması için…

Toplumdaki ulus bilincinin giderek yok edilmesi…

Meydanın ulus öncesi etnik ve dini kimlikçiklere bırakılması, küresel şirketlerin o ülkedeki gelecek hedefleri için hayati önem taşımaktadır...

Demek istediğim ”yerel halk”…

Toplumların uluslaşmadan önceki varlığının adıdır…

Hem zaten uzunca bir süredir…

Ülkemizde satılan yabancı ürünlerin üzerinde Made in Germany…

Made in USA…

Portekiz…

Macaristan yazarken…

Bizde kimliksizlik adına yerli ve milli denilmiyor muydu?

Sahi…

Kimliksiz milli olunabilir mi?

Biz kabile miyiz?

 

 

 

02-05-2024

Nusret KEBAPÇI