27 Aralık 2015 Pazar

ULUSAL ÇIKARLAR…


İsterseniz konuyu şöyle ortaya koyalım…
Bu gün ülkemizi yöneten İslamcı parti, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilir mi?
Ya da şöyle soralım…
Ulus bilincinin ve ulus kimliğinizin düşmanı bir anlayışın bir ülkeyi kalkındırması…
İçeride ve ülke dışında barışı sağlaması…
Ülke çıkarlarını savunması mümkün mü?
Belki soruyu böyle sorduğumuzda bazıları ulus bilincine karşı olmadıklarını da söyleyebilir ama…
Hani ne denir…
Görünen köy kılavuz istemez.
İsterseniz konuya birazcık açıklık getirelim…
Neredeyse son 13 yıldır ulus kimliğimiz etnik kimlik düzeyine düşürülüp, başta anayasa olmak üzere hemen her yerden kaldırılmaya çalışılmadı mı?
Bu gün hala gerçekleştirilmeye çalışılan değişikliğin esası ulus kimliğine vurgu yapan ilk üç madde değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC harfleri bile bu nedenle Valiliklerden…
Demiryollarından…
Kamu bankalarından kaldırılmıyor mu?
O halde
Mevcut yönetimin ulus devlet düşmanı olduğunu söylemek hiç kimse için şaşırtıcı olmamalıdır…
Peki, böyle bir yönetim, ülkenin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
Şöyle soralım; koruyabiliyor mu?
Örneğin;
Yunanistan’ın 16 adayı ve 152 kayalığı işgal etmesine karşı ne gibi bir tepki konulmuştu dersiniz
Ne yazık ki hiçbir tepki konulamamıştı.
Sadece bu değil…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile bırakın nota falan vermeyi müzik notası bile verilemediğini ne çabuk unuttuk…
Ya Irak’ta…
Suriye’ de…
Ulusal çıkarlar yerine gözettiğimiz mezhepçi çıkarlar yüzünden düştüğümüz durumu nasıl açıklamak gerekiyor…
Barzanistan dışında diyalog kurabildiğimiz bir tane ülke var mı?
Pekli neden böyle oluyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında nedeni biliniyor…
Çünkü bizi yönetenlerde ulus bilinci yok…
Diyeceksiniz ki ne fark ediyor?
Fark eden şu…
Bunu anlayabilmek için öncelikle egemenliğin ulus’ta olmasını kabul etmeniz ve laik bir bakış açısına sahip olmanız gerekmektedir…
Ve böyle olduğunda halk ulus olma özelliği taşıyıp…
Oy kullanıp, yasa yapabilip, yönetimde söz sahibi olabilecektir…
Ve ayrıca bilinmeli ki ancak ulus olduğunuzda, üzerinde yaşadığınız toprak, vatan anlamı kazanacaktır.
Vatan olunca da…
Haliyle bağımsızlık…
Emperyalizmle mücadele…
Ekonomik kalkınma…
Demokrasi, hayat bulabilecektir…
Hem zaten dinle yönetilen devletlerin tamamının emperyalistlerin kuklası ve diktatörlük olması bunun en açık göstergesi değil mi?
Şöyle sormak da mümkün…
ABD ve AB, niçin bizim gibi ülkelerde yıllardan beri dini ve etnik grupları desteklemektedir…
Nedeni şu…
Bu etnik ve dini guruplar desteklendiğinde bunların her birinde bağımsızlık eğilimleri güçleneceğinden o ülkede etnik ve dini kimlikler kaynaşıp asla ulus kimliğe dönüşemez…
Çatışır…
Böyle olunca da o ülkede kalkınma hayal olup, bilim, sanayi, tarım falan da gelişemediğinden…
Tamamen batının açık pazarı ve kölesi olarak kalınacaktır…
Hani bazıları ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geleceğini falan sanıyorlar ya…
Şunu bilmiyorlar…
Ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geldiği bir tane bile ülke yok
Ama…
Mülteci olunacağının örneği bir hayli çok…

27–12–2015

Nusret KEBAPÇI

20 Aralık 2015 Pazar

DEVLET POLİTİKASI…


Elinizi şöyle bir şakağınıza koyun ve düşünün…
Son 30…
Hatta…
40 yıl içinde iç politika anlamında da demiyorum, hemen her konuda…
Özellikle de dış politika alanında…
Bu kadar aşağılandığımız…
Küçümsendiğimiz…
Yöneticilerimizin diğer ülke yöneticileri tarafından suçlandığı bir dönem oldu mu?
Elbette olmadı…
Hani dünya liderliği falan diyoruz ya…
Bu tür bir tanımlamanın da…
Kendi kendimizi avutmak…
Veya seçmenin kalbini kazanmaktan başka hiçbir anlamı bulunmuyor.
Hem zaten…
Kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz, verin…
Sizi takip eden bir ülke bile yoksa kimseye örnek olamıyorsanız, takılan ad…
Unvan…
Ya da adı her neyse, sadece ve sadece hikaye durumundadır…
Peki, neden mi böyle oluyor?
Söyleyim;
Çünkü bugün…
Ülkemizi yöneten anlayışta ulus bilinci yok, bu olmayınca da haliyle devlet aklı gibi bir durum da oluşmuyor…
Dolayısıyla ülkenin ortak çıkarları gibi bir düşünce de söz konusu olamıyor.
Neden mi?
Daha açık söyleyim…
Bizim ülkemiz laik…
Demokratik…
Çağdaş bir ülke mi? En azından yakın zaman kadar öyle kabul ediliyordu…
Böyle bir ülkede…
İsteyen Sünni…
Alevi…
Ya da 4 mezhepten herhangi birini…
Bunlardan yola çıkan tarikat ve cemaatleri benimsemiş olabilir mi?
Olabilir ancak…
Şurası önemli.
Eğer ki siz…
Olaylara ulus penceresinden bakmayıp…
Ulusal çıkarlar gibi bir kavramı tanımayıp…
Ülkenin ortak çıkarları gibi bir anlayışın varlığından habersiz olup…
Olaylara…
Sadece mensup olduğunuz…
Mezhep…
Tarikat ve cemaat penceresinden bakıyorsanız…
Bilin ki, bu anlayışla…
Ne Ege’deki adaların işgal edildiğini görebilirsiniz…
Ne de Suriye’de yaşanan sorunun bir parçası olduğunuzu…
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Irak’ın parçalanmasına yol açtığınızın bile farkında olamazsınız…
Demem o ki…
İşin nirengi noktası ulus bilincidir…
O olursa devletinizin ve ulusunuzun, ülkenizin çıkarlarınızı koruyabilirsiniz…
Ama yoksa…
Koruyabileceğiniz…
Tarikat ve cemaatinizin çıkarlarından daha ötesi değildir…

20–12–2015

Nusret KEBAPÇI

12 Aralık 2015 Cumartesi

NASIL BİR BAŞKANLIK?


Seçimlerin sonucunda beklediğini bulamayan partilerimizin kurultay çalışmaları devam ediyor ama şu kadarını söyleyim…
Artık ağlayıp sızlamanın hiçbir faydası yok…
Bence ondan çok daha da önemlisi…
Son yapılan seçimle nereye varacağımızın doğru olarak kavranılması.
Yoksa seçimlerin sonuçlarını pek çok kez değerlendirmişsiniz, az veya çok oy alınmasının gerekçelerini de irdelemiş, bunu pek çok maddeyle açıklamış da olabilirsiniz ancak konu bu değil…
Elbette bu tür bir çalışma her zaman için yapılmalı…
Partiler eksilerini, artılarını çok iyi çalışmalı ama tüm bunlar yapılırken asıl konu yani iktidarın başkanlık hevesi asla gözden kaçırılmamalıdır..
Çünkü
Bilindiği gibi bir süredir, iktidar partisinin önemli isimlerince ülkemizin başkanlıkla yönetilmesi gerektiği gibi bir düşünce dile getirilmektedir…
Zaman zaman bunu padişahlığa…
Hatta halifeliğe kadar götüren de oluyor ama…
Biraz dikkatle, inceleyince gerçekte istenilenin…
Bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi krallık, emirlik türünden bir başkanlık olacağı hemen anlaşılacaktır…
Bu arada Türk tipi falan gibi sözler de sizi yanıltmasın…
Türk sözüne alerji duydukları herkesçe bilindiğinden, kastedilenin Arap olduğunu anlamak hiç de zor değil…
Ayrıca bu iş…
Biz özerklik istiyoruz…
Veya
Ben sana başkanlığı vereyim, sen de bana özerkliği ver, gibisinden pazarlıkla falan da olmuyor…
Bunun için öncelikle, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin neredeyse tamamının federatif bir sistemle yönetildiğinin…
Ve federatif devletlerin neredeyse tamamının da, Üniter devletlerin parçalanmasıyla değil, küçük küçük devletlerin birleşmesi ile oluştuğunun bilinmesi gerekiyor…
Bunun dışında…
En bilinen başkanlık sistemi olduğu için söylüyorum…
ABD başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargı çok kalın hatlarla birbirinden ayrılmaktadır…
Öyle bizde olduğu gibi, kararını beğenmediğin yargıcı görevden al…
Yargıla…
İçeri at…
Oralarda böyle bir şey yok…
Ayrıca iki meclisli bir sistem var ki…
İstediğin yasayı hemencecik çıkar…
Kişiye özgü yasa yap…
Veya hiç biri olmazsa, yasamaya bile gerek duymadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönet…
İnanın böyle bir şeyin olabilmesi de mümkün değil…
Ama şöyle olursa mümkün…
Siz tüm çabalarınızla Osmanlı benzeri…
Hatta
Bazı Arap ülkelerindeki gibi krallık ve emirlik türünden bir başkanlık oluşturabilirseniz ki uzun vadede amaç odur…
İşte o zaman tüm düşündüklerinizi kolayca uygulayabilirsiniz…
Böyle olduğunda…
Ne uğraşmanız gereken muhalefet olacaktır karşınızda, ne de bulunacakları bir meclis…
Sendika…
Dernek…
Oda gibi örgütler bile olmayacaktır…
Demek istediğim; tam böyle olur demiyorum ama…
Hangi yönetim sistemi olursa olsun, eğer gereken denetim mekanizmalarını zamanında oluşturmazsanız…
Farkında bile olmadan varılacak yer, diktatörlükten başka bir yer değildir…

12–12–2015

Nusret KEBAPÇI

7 Aralık 2015 Pazartesi

RUS SAVAŞ UÇAĞI KONUSU…


Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan gelişmelere bakılırsa önümüzdeki süreçte…
Başta yaş meyve ve sebze üreticileri olmak üzere…
Aralarında tekstil ve turizm sektörünün de bulunduğu Ülkenin önemli bir kısmının, uçak düşürmenin bedelini ödeyeceği görünüyor…
Tabi buna önümüzdeki günlerde yaşanabilecek doğalgazla ilgili sıkıntıları eklemiyorum bile…
Doğalgazda sıkıntı olursa ki…
Önümüz kış…
Sadece konutlardaki ısınma sorunun bile hangi boyutlara varabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil…
Kaldı ki her şey sadece konuttan ibaret de değil…
Ya kamu binaları…
1150 odalı saray…
Okullar…
Hastaneler…
Hapishaneler…
Nasıl ısınabilir dersiniz…
Elbette iş sadece ısınmakla da bitmiyor…
Biz ülke olarak da elektriğin neredeyse yüzde 50’sini doğalgazdan elde etmekteyiz…
Böyle olunca, ister istemez doğalgazda yaşanabilecek her kriz bizim elektriğimizi de etkileyecektir…
Yani ısınma ile birlikte elektrik sorunu da çıkarsa…
Durum gerçekten vahim demektir…
Bakın zaman zaman bu konu basında yer alınca özellikle iktidar yanlısı medya, halkın çok cefakar, çok fedakar olduğu üzerinden vurgu yaparak…
Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi buna da katlanılabileceği mesajını veriyor ancak…
İş o doğalgaz yerine tezek kullanılabileceğini söylemek kadar komik değil…
Tersine son derece ciddi…
Neden mi? Bakın söyleyim…
Elektrik olmazsa öncelikle karanlıkta kalırız da şu kadarını söyleyim…
Su sorunu da çıkacaktır…
Çünkü
Hemen herkesin bildiği gibi içme suyu sistemi ve hidroforlar tamamen elektrikle çalıştığından karanlıkta kalmanın yanı sıra susuz da kalacağımız kesin görünüyor…
Elbette yaşanabilecekler sadece bunlarla sınırlı değil…
Ne postaneniz çalışabilir, elektrik olmadığında…
Ne de hastaneniz…
Bırakın ameliyatı, röntgen çekilmesini…
İdrar tahlilini bile yaptıramazsınız…
Tamamen felç olacak sanayimizin durumunu söylemeye bile gerek görmüyorum…
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile “müzik notası” bile verememiş…
Mavi Marmara’da onca ölüme karşın sert bir çıkış bile yapamamış…
Yunanistan’ın büyük bir şımarıklıkla bir yıl içinde; bir, iki, üç değil yüzlerce hava sahası ihlaline…
Dahası
Lozan’la hakkımız olan 16 adanın işgaline bile sesimizi çıkarmamışken…
Rusya’nın ihlaline bu kadar tepki göstermenin ne gibi bir anlamı olabilir dersiniz?
Anlamı şu;
IŞİD’i korumak adına, Rusya’ya karşı NATO’yu devreye sokmak…
Çünkü…
O bölgede haritalar ancak IŞİD’LE yeniden çizilebiliyor...

07–12–2015

Nusret KEBAPÇI

29 Kasım 2015 Pazar

ANGAJMAN


Rus savaş uçağının 24 Kasım günü düşürülmesi üzerine bazı kavramlara gerek basında, gerekse görsel medyada çokça rastlanılır oldu.
Bu nedenle bu kavramların bilinmesi, konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken şu…
Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesine göre; devletlerin hava sahaları üzerinde egemenlikleri bulunduğundan, yabancı savaş uçaklarının bu alana izinsiz girmeleri yasaktır.
Ancak herhangi bir ihlal olduğunda…
Bunun savaş sırasında mı?
Yoksa
Barış zamanında mı olduğu işte bu nedenle oldukça önemlidir…
Yani barış zamanında…
Meydana gelen herhangi bir ihlal söz konusu olduğunda diğer devletin uçağının düşürülmesi uluslararası teamüllere göre doğru bir anlayış değildir…
Ve buna göre bizim komşu ülkelerden…
Ne Yunanistan…
Ne Suriye…
Ne Rusya…
Nede Irak’la savaş durumumuz söz konusu değildir.
Angajman’a gelince…
Askeri literatüre göre, devletlerin maruz kalabilecekleri muhtemel saldırılara karşı alabilecekleri önlemler anlamına geliyor…
Yani Angajman kuralları ülkenin maruz kaldığı tehlikeye göre değişkenlik gösterebiliyor…
 Ve buna göre de…
Rusya ile ülkemiz arasında herhangi bir gerginlik de söz konusu değildir…
Peki, o halde biz, söz konusu uçağı neden vurduk?
Ya da bir süredir kullanılan Bayır- Bucak Türkmenleri söylemi ne anlam ifade ediyor, isterseniz biraz onun üzerinde duralım…
Bir kere baştan söyleyelim…
Azez ve Cerablus’ta IŞİD’in Türkmen katliamı yapması sonucunda bölgede 2012’den bu yana sadece cihatçılar bulunuyor
Yani o bölgede ciddi anlamda Türkmen falan yok…
Bu nedenle…
Bizimkilerin Türkmen katliamı yaygarasının bir tane anlamı bulunuyor o da…
İran, Suriye ve Rusya tarafından vurulan cihatçıları Türkmen olarak gösterip…
Cihatçıları bulundukları yerde tutarak
Suriye’nin Akdeniz’e çıkmasının önüne geçmek…
Buradan tekrar uçağın düşürülmesine dönecek olursak…
Hani ikide bir, angajman kuralları, hava sahası…
Egemenlik lafları çokça ediliyor ya onun için söylüyorum…
Siz; ABD uçaklarına bırakın Angajman uygulamayı falan…
Doğrudan ev sahipliği yapacaksınız…
Komşu ülkelerin yakılıp, yıkılmasına seyirci falan da değil…
Düpedüz destek olacaksınız…
Yunanistan’ın bir yıl içinde yaptığı 2000 küsur ihlali görmezden gelip Ege’deki 16 adamızı işgal etmelerine bile sessiz kalacaksınız…
Sonra da…
Angajman kurallarıymış…
Hava sahasıymış…
Falan filan…
Açıkça soruyorum…
Sizin Angajmanınız sadece Cihatçıları korumak için mi geçerli?
Ulusal bağımsızlığımızın…
Topraklarımızı korumanın, sizin için bir anlamı yok mu?

29–11–2015
Nusret KEBAPÇI





22 Kasım 2015 Pazar

TÜRKİYE MİLLETİ


Geçtiğimiz günlerde bir milletvekilinin milletvekili yemin metninde bulunan Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kavramını kullanması birçok insanda şaşkınlık yarattı…
Ama bu ilk değildi.
Bundan birkaç ay önce bir iktidar partisi milletvekili de iktidara gelinmesiyle “Türk Milletini bitirdiklerini…”
“Artık Türkiye Milleti’ni oluşturmaya çalıştıklarını” söylememiş miydi?
Söylemişti ama…
Büyük medya da dahil kimse oralı olmamıştı.
Belki bu kavramları ortaya atınca, aklınıza bu iki kavram yani Türk ve Türkiye Milleti arasında ne gibi bir fark olduğu türünden bir soru gelebilir…
İşte bu nedenle konuyu birazcık da olsa açıklayım istedim…
Doğrusunu isterseniz ister federatif…
İsterse üniter olsun…
Bugün dünyada bulunan devletlerin neredeyse çok çok azı hariç, gerisi tamamen ulus devletlerden oluşmaktadır.
Bu nedenle ulus devleti herkesin anlayabileceği basit bir şekilde anlatmak istersek şunu söylemek mümkün…
Tek vatan.
Tek dil.
Tek bayrak.
Ve üstelik bu tür bir ifade asla o ülkede yaşayan etnik ve dini kimliklerin yok sayıldığı anlamına da gelmiyor…
Hani bizde bazıları, toplumu saf yerine koyarak dünyada diğer ülkelerde böyle etnik bir kimliğe dayalı millet tanımı yok gibisinden laflar ediyorlar ya…
Tamamen hikâyedir…
Bugün batılı ülkelerin anayasalarına bakıldığında…
Nasıl ki; bu ülkelerde yaşayan onca etnik kimliğe karşın…
Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…
Fransa’da yaşayanlara yine Fransalı falan değil Fransız…
İtalya’da yaşayanlara ise İtalyalı falan değil İtalyan deniliyorsa…
Türkiye’de yaşayanlara da Türkiyeli falan değil, Türk denilmesi gerekiyor…
İsterseniz konuya bir de başka açıdan yaklaşalım…
Bundan yaklaşık 2 ay kadar önce televizyonlarda çokça yayınlanan yabancı bir otomobil reklamı vardı.
Reklamın sonunda, kendisi de Alman olan reklam yıldızı ne diyordu…
“O bir Alman…”
Yani sanatçı o otomobil için hiç bir şekilde Almanyalı…
Veya
Üretildiği kent olabilecek Bavyeralı…
Berlinli…
Münihli gibi kavramları kullanmazken…
Sizce neden Alman kavramını kullandı dersiniz…
Şunun için…
“O bir Alman…” Denildiğinde…
 “Bu otomobilin; o ulusun ortak özelliklerini taşıdığı ...”
Yani
“Üstün Alman teknolojisinin…
İşçiliğinin…
Bilgisinin…
Titizliğinin…
Ve çalışkanlığının “ ürünü olduğu anlaşılmaktadır…
Ama aynı otomobile…
Bavyeralı…
Münihli…
Berlinli denildiğinde ise ortaya çıkan anlam…
Sadece üretildiği kenttir…
İşte Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kullanıldığında da aynısı olmaktadır…

21–11–2015

Nusret KEBAPÇI

17 Kasım 2015 Salı

ULUS OLMAK…


Son zamanlarda bazı yazarların üstelik solculuk konusunda mangalda kül bırakmayanların ulusalcılığa karşı saldırılarını üzülerek izlemekteyiz…
Üzülüyorum
Çünkü bu memleketin ekmeğini yiyip…
Suyunu içip…
Memleketin en büyük gazetelerinin köşelerini işgal edip daha ulus olmanın önemini anlayamayan bu akıl fukaralarına…
Artık bu kadar yıldan sonra akıl vermenin…
Veya vereceğimiz akılla bir şey öğrenebileceklerine inanmanın zamanını geçirdik mi bilmiyorum…
Neymiş?
Ulusalcılık kötüymüş.
Elbette ayrıntılarına girip…
Onların ulusalcılara yaptıkları hakaretleri tekrarlamanın mantığı yok ama genel olarak söylersek…
Ve biraz da Atatürk’ten esinlenerek…
Ya Efendiler!
Siz ulusalcılığı hiç mi hiç anlamışsınız dersek, sanırım yanlış olmaz.
O halde anlamadıklarını…
Bu konuda tam bir cehalet örneği gösterdiklerini göz önünde bulundurarak birazcık açıklamaya çalışalım…
Ve açıkça da soralım…
Ulusalcılık nedir?
Şimdi soru çok net olunca…
Yanıtı da aynı netlikte olmalı değil mi?
Ulusalcılık öncelikle ulus devletten yana olmak demektir.
Yeterince açık oldu mu bilmiyorum ama…
Tam olarak anlaşılmadığını varsayarak biraz daha açalım…
Ulus: aynı dili konuşup aynı toprak üzerinde yaşayan ve aralarında ekonomik bir bağ olan, ortak bir tarih, kültür ve duygu birliğine sahip insanların oluşturduğu bir topluluktur dersek, kanımca doğru bir tanım yapmış oluruz…
Doğrusunu isterseniz…
Osmanlının son dönemlerinde…
Jön Türklerle başlayıp…
Atatürk devrimleriyle devam eden süreç, tam bir uluslaşma mücadelesidir…
Hem…
Başta “Kılık Kıyafetten” tutun…
Hilafetin ve saltanatın kaldırılıp…
Dil devrimi ve eğitim birliğinin gerçekleştirilmesine kadar yapılan tüm devrimler bir ulus yaratmak için yapılmıyor muydu?
Ve aslında o yıllarda yurdun dört bir kösesine açılan…
Tiyatrolar…
Birçok İl’e kurulan radyolar bu amacı gerçekleştirmek için kurulmamış mıydı?
Sonuçta gelmek istediğim yer şurası…
Gerek uluslaşmanın başlangıcında, gerekse bugün…
Ulus devleti hedef alan iki kesim bulunmaktadır…
Çünkü uluslaşmak bu iki kesimin çıkarını ortadan kaldırmaktadır…
Bunlardan birisi…
Ortaçağ kalıntısı her türden tarikat ve cemaate dayanan dinci gericilik ki ulus olunmadığında nelerin olabileceğini komşu ülkelerde yaşananlardan pekala anlamak mümkün…
Bir diğeri de…
Bağımsız ekonomi, maliye ve kültürüyle oluşan ulus devlet karşısında pazarını, sömürgesini kaybeden emperyalizm…
Yani; ulusalcılığa karşı çıkmak gibi bir düşünceniz varsa…
Ya gericilikten besleniyor olmanız gerekiyor…
Ya da emperyalizmden…
Seçimini siz yapın…

17–11–2015
Nusret KEBAPÇI




11 Kasım 2015 Çarşamba

ATATÜRK

ATATÜRK


Ölümünün üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen hala birilerini korkutabiliyorsa…
Ağızlarından salyalar akan bazılarının saldırılarına hedef oluyorsa
Biliniz ki…
Atatürk henüz ölmemiştir.
Aslında saldırılarının nedenini merak eden var mı bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyim…
Örneğin Atatürk’e en çok saldıran gericilerin…
ABD ve onun koalisyon ortaklarınca…
Sadece etrafımızdaki ülkelerde bile milyonlarca Müslümanı katletmesi karşısında herhangi bir tepkilerini gören oldu mu?
Elbette olmadı.
Aslına bakarsanız sadece Irak ve Suriye örneğine bakmak bile onların kimlerin safında olduklarını gösterir ama yine de açıkça söyleyim…
ABD ve AB’nin…
Peki, bu söylediğim ülkeler Müslüman mı?
Değil ama…
Bunlar onlarca yıldır seccadelerini emperyalizme çevirdikleri için  bu gün içinde bulundukları konum hiç birimize yabancı değil…
Yani geçmişten bu yana emperyalizme karşı tutumlarında herhangi bir değişiklik yok…
Belki Atatürk’e sıkça saldırılarından dolayı bunların Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı mücadele ettiklerini, büyük yaralılıklarda bulunduklarını falan da düşünebilirsiniz ama ne yazık ki bu da doğru değil…
Bunlar…
Hiçbir şekilde…
Ülkemizi işgal eden…
Ne İngiliz’e…
Ne Fransız’a…
Ne İtalyan’a
Ne de…
Yunan’a karşı mücadele etmişlerdir…
Tüm bu yaklaşık 3,5 yıl süren savaş boyunca tek yaptıkları şey Emperyalistlerle birlikte kurtuluş savasına karsı mücadele etmektir…
Elbette sonrasında da Cumhuriyete…
Gelelim bu güne…
Siz hiç bu güne kadar ülkenin kalkınmasını isteyen…
Yani sanayileşmesini…
Bilimin gelişmesini…
Tarımın büyümesini…
Memleketin yabancılardan bağımsız olması yönünde en küçük bir çaba içinde olanını gördünüz mü?
Doğrusu göremezsiniz de…
Bunları göremediğiniz gibi…
Ne Ülkenin Güneydoğu’sunda bölücü terörün olması onları ilgilendirir…
Ne de Ülkemizin Ermenilere soykırımı yapmakla suçlanması…
Ege’deki adalarımızın işgal edilmesi bile onları ilgilendirmez
Yani
Uzun sözün kısası…
Ülkenin sanayileşmesinden tutun…
Eğitimin bilimin gelişmesine…
Hatta…
Ülkemizin hemen her alanda bağımsızlığının tam anlamıyla korunmasına kadar…
Tüm bunlar…
O toplumda ulus bilincinin yaratılmasıyla hayat bulabilir.
Değilse…
Hiç bir İslam ülkesinin kalkınmamasını, üstelik emperyalistlerin kuklası olmalarını neye bağlıyorsunuz…
Yalnızca tesadüfe mi?

11–11–2015
Nusret KEBAPÇI


29 Ekim 2015 Perşembe

CUMHURİYET


Daha yazımın başında söyle bir soru sorsam ve desem ki…
Cumhuriyetin kurulmasının üzerinden 92 yıl geçmesine karşın bir kısım çevreler tarafından hala Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırılmasının nedeni ne olabilir?
Aslında isterseniz siz yanıtlamadan ben bu konudaki düşüncelerimi açıklayım sonra siz ne isterseniz onu söyleyebilirsiniz…
Bakın öncelikle bir şeyi vurgulamamda yarar bulunuyor…
Sadece Atatürk için de söylemiyorum bu hemen devrim yapmış tüm ülke liderleri açısından geçerlidir…
Eğer bir ülkede devrim yapılmış ve hemen her alanda yapısal değişiklikler meydana gelmişse…
Bundan çıkarı bozulan iç ve dış çevreler bu yapılan devrimi asla
Hiçbir şekilde benimsemedikleri gibi…
Bunu tüm özellikleriyle birlikte ortadan kaldırmak için…
Daha basit açıklamaya çalışayım…
Karşı devrimi hayata geçirmek için hiç bir fırsatı kaçırmazlar…
Ne mi yaparlar doğrusunu isterseniz çok şey ama bu biraz da ülkede gerçekleştirilen devrimin boyutlarıyla orantılıdır dersek…
Sanırım abartıya kaçmamış oluruz.
Şimdi burada duralım ve devam edelim…
Atatürk Cumhuriyeti kurdu kurmasına da bizim için…
Yani Türkiye için ne değişti, yaşamımızda ne gibi bir farklılık oluştu?
Doğrusunu isterseniz en önemli değişiklik zaten Cumhuriyetin ta kendisiydi…
Neden mi? Bakın şimdi…
Cumhuriyetin en basit, yani herkes tarafından bilinen tanımı…
Halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetilmesi…
Daha doğrusu…
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması değil mi?
Peki; değişmez dini yasalarla ve değişmez liderle ülkenin yönetilmesini isteyenler açısından bu şirk koşmak anlamına gelmiyor muydu?
Geliyordu ve onlar bu yüzden…
Tüm ulusal mücadele ve bayramları asla benimsemediler…
Aslına bakarsanız karşı çıktıkları sadece Kurtuluş Savaşı ve ulusal bayramlar değildir…
Ortak kimliğimiz olan Türk kimliği de dilimizle birlikte saldırı tehdidi altındadır…
Ve onlar…
Bugün bile Osmanlı gibi çok dilli…
Ve çok kültürlü bir devlet kurulması için yanıp tutuşmaktadırlar…
Hem zaten kendilerine ve kurdukları hiç bir örgüte Türk adı koymayıp Osmanlı vurgusu yapmaları da bunun göstergesi olmuyor mu?
Gelelim Emperyalizme…
Çünkü Atatürk’e düşmanlıkta ikinci etken de onlardır…
Bu bir bakıma doğaldır da…
Sen kalk halife bir padişah eliyle yıllarca sanayii kurdurma…
Onları Kapitülasyonlarla…
Düyunu Umumiye’yle…
Reji’yle yönet…
Dini itaatkârlık esas olduğundan kimsenin kılı bile kıpırdamasın…
Sonra…
Biri gelsin, kurduğunuz düzeni, halifesiyle, saltanatıyla, kapitülasyon ve tüm sömürü düzeninizle başınıza çalsın.
Siz olsanız sever misiniz?
İşte onlar da, bu yüzden sevmiyorlar…
Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
Dünyanın hemen her yerinde emperyalistler o ülkenin üretmemesi, ekonomisinin gelişmemesi, ulus kimliğin paramparça edilmesi için etnik ve dini gericilikle işbirliği yapar…
Destekler…
Gerçeği söylemek gerekirse…
Sadece bu konuda değil hemen her konuda daima önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Bunlardan birincisi sözde demokrasi adına ya bu etnik ve dini parçalanıp sömürge olma sürecine teslim olup dağılacaksınız…
Ya da toplumu ortak kimlikte birleştirip ekonomisiyle, maliyesiyle bağımsız güçlü bir ulus olacaksınız…
Atatürk; işte bu ikincisini yapmıştı.

29–10–2015

Nusret KEBAPÇI

25 Ekim 2015 Pazar

BARIŞ…


Son günlerde birilerinin dilinde çokça bir barış lafıdır gidiyor ama konu o değil…
Doğrusunu isterseniz sadece barış da değil ne zaman birileri…
Demokrasi…
Özgürlük…
İnsan hakları gibi kavramları ortaya atsa…
Ülkemizde bulunan bir kısım örgüt ortaya atılıverir…
Onlar için her nedense, bu kavramların içeriği değil de, sadece adları kutsiyet taşıdığından olsa gerek, gerisinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
Bu nedenle ne bu kavramların başka bir amaç için kullanıldığı akıllarına gelir…
Ne de gerçekte neyi hedeflediği…
Hatta dünyanın birçok ülkesinde, emperyalizmin o ülke aydınlarını aldatmak adına bu kavramları kirlettiği bile akıllarının kösesinden geçmez.
Böyle olunca da bu kavramlar her nerede ortaya atılırsa, görülür ki bu örgütler oradadır.
Yani olayın içeriğinin…
Başka amaçlarla kullanılmasının…
Hatta çarpıtılmasının onlar açısından herhangi bir önemi yoktur.
Peki
Demokratik kitle örgütleri açısından…
Bu tür kavramların kullanıldığı çeşitli eylemleri değerlendirmenin herhangi bir ölçütü yok mu?
Ya da mihenk taşı olarak değerlendirilebilecek çok kolay bir yöntemi bulunamaz mı?
Hemen hiç düşünmeden balıklama atlamak mı gerekir?
Elbette değil.
Aslında yıllar öncesinden…
Ta 1920lerden bu yana hemen her ülke aydınlarınca bu tür eylemleri değerlendirecek bir ölçü vardır ama…
Belki ilgili kavram çok kullanılmadığından…
Ya da alet olunmaya fazla alışıldığından olsa gerek, unutulabileceğini göz önünde bulundurarak hatırlatmada bulunalım…
Emperyalizm…
Evet, tüm eylemleri değerlendirecek tek ölçüt bu…
Eğer yaptığınız eylem, emperyalizmin çıkarlarına zarar veriyorsa…
Onu güçsüz yapmaya yarıyorsa…
Parçalıyorsa…
Bilin ki doğrudan yanasınız…
Ama siz böyle yapmayıp da…
Emperyalizmin bölgedeki taşeronluğuna oynayarak 30 yıldır ülkemizde eylem yaparak ABD emperyalizminin desteğiyle bölgede büyük Kürdistan’a giden yolu açan…
Suriye’de ABD’nin kara gücü görevini bile üstlenerek…
50 ton bomba…  
Yetmeyince de stringer füzeleriyle desteklenen bir örgütten yanaysanız…
Yaptığınız eylemin adını…
Barış…
Demokrasi…
İnsan hakları…
Ya da
Özgürlük koysanız fark etmez?
Değil mi ki siz…
Bir gün bile emperyalizmin Ergenekon, Balyoz vs gibi operasyonlarla ulus devletimizin yok edilmesi çabalarına sesinizi çıkarmamışsınız…
Bununla da kalmamış
Ulusal değerlerin yok edilmesini bile kayıtsızlıkla izlemişsiniz…
Tüm bunlar yetmiyor gibi  
Etnik temelde bölücülük yapan bir örgütün yedeğine kadar düşmüşsünüz…
Sonra da diyorsunuz ki barış…
Beyler bu tür lafazanlıklarla kendinizi kurtaramazsınız…
Hatta
Kendinize…
Yaptığınız eyleme,  herhangi bir masum ad ve unvan koymanız da, sonucu değiştirmez…
Demem o ki; eğer bu kafayla gitmeye devam ettiğiniz takdirde barışsever falan olamazsınız ama emperyalizmin kuklası olmamanız için hiç bir neden yok…

25–10–2015
Nusret KEBAPÇI





19 Ekim 2015 Pazartesi

TEK MİLLET


Strazburg’da yapılan “Milyonlarca nefes teröre karşı tek ses “ adlı mitingde yapılan konuşmada…
 “Tek millet.”
“Tek bayrak.”
“Tek vatan.”
“Tek devlet” kavramlarına da değinildikten sonra : ” Tek millet diyoruz. Tek millet demek sadece Türk anlamına gelmez, bunu biliniz. Tek millet kavramının içinde ülkemde yaşayan 81 milyon var. Kimse bunu sağa sola çekmesin. Tek millet bu. “Denilmemiş miydi?
Denilmişti ama İnsan ister istemez merak ediyor…
Bu adı söylenmeyen gizli tek milletin adı ne?
Ya da şöyle soralım…
Bir adının olması gerekmez mi?
“Tek millet, tek millet”, tamam da…
Eğer bu millet kavramını bizim bildiğimiz şekliyle ulus anlamında kullanıyorsanız, öncelikle ortak kimliği ifade eden bir adının olması gerekiyor.
Yok değil de…
Din yerine kullanılıyorsa, işte o zaman zaten durum değişmektedir…
Bakın bu konudaki kafa karışıklığını gidermek için konuyu biraz açalım…
Bugün dünyada yaşayan çeşitli ülkelerdeki halkların tamamına yakını bizde olduğu gibi pek çok etnik ve dini guruplardan oluşmalarına karşın tek millet çatısı altında birleşmişlerdir…
Dünyaya baktığınızda da bunu hemen her ülkede görebilmek mümkündür…
Örneğin; Almanya’da sadece Almanların değil, başka etnik kimliklerden insanların da yaşadığını biliyoruz ama bu durum kimseyi Almanyalı falan yapmıyor…
Ne yapıyor? Alman…
Ya İtalya’da yaşayan etnik grupların durumu çok mu farklı?
Elbette değil.
Onların da ortak adı İtalyalı falan değil, düpedüz İtalyan…
Gelelim Fransızlara…
Sizce Fransa; kendi içindeki etnik kimlikler konusunda çok mu özgürlükçü?
Değil ve onların da ortak kimlikleri Fransalı falan değil, Fransız…
Yani uzun sözün kısası; dünyadaki devletlerin tamamına yakını tek millet esasına dayanmaktadır.
Ama tüm bunlara rağmen, İktidar partisi uzunca bir süredir, özelikle de 2007 den sonra Anayasa’dan Türk milleti kavramını kaldıracağını çok açık olarak beyan etmiş bunun için komisyonlar kurmuş ancak halktan gelen tepkiler üzerine bu güne kadar bu değişikliği yapmaya cesaret edememişti…
Ancak…
7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri için hazırlanan seçim bildirgelerinde de Anayasa’dan Türk milletini kaldırma maddelerinin bulunması…
İktidarın bu amacından vazgeçmediğini de göstermektedir…
Peki neden?
Ya da şöyle soralım…
İktidar niçin Türk kimliğini anayasadan kaldırmak için bu kadar çaba harcamaktadır?
Doğrusunu isterseniz nedeni belli…
Çünkü iktidar…
Bölgede üstlendiği rol gereği Türk milli kimliğini Anayasa’dan kaldırarak Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Yasamanın, yargının ve yürütmenin tek elde toplandığı, dini bir başkanlık sistemi oluşturmak istemektedir…
Tüm bunların olabilmesi için de haliyle, ulus devletin yıkılıp…
Türk Milleti’nin etnik ve dini kimliklere ayrışması gerekiyor…
Yani kısacası; yaklaşık 13 yıldır milletin isminin söylenmemesinin…
Türk adının Anayasa’dan kaldırılmak istenmesinin gerçek nedeni budur…
Bilmem anlatabildim mi?

19–10–2015
Nusret KEBAPÇI




12 Ekim 2015 Pazartesi

ABD’NİN SURİYE’YE SINIRI VAR MI?


Çok değil birkaç gün önce Rusya’nın IŞİD’e müdahalesi üzerine Cumhurbaşkanı ne demişti…
“Rusya’nın Suriye ile sınırı yok ki, neden bu kadar ilgileniyor…”
Aslında bu soruyu şimdi değil, çok daha önce…
Özellikle de ABD’ye sormak gerekmez miydi?
Afganistan’da
Irak’ta…
Libya’da…
Suriye’de…
Ne işlerinin olduğunu…
Sınırları bu ülkelere çok mu yakındı?
Değildi ama bu güne kadar da hiç kimse ABD’ye…
Bölgede ne işin var? gibisinden herhangi bir soru da sormadı.
Üstelik sadece Irak’ta 2 milyona yakın kişinin ölmesine rağmen.
Buna;
Afganistan Ve Suriye’de ölenleri eklemiyorum bile.
Yani
Siz Müslüman olacaksınız…
Din konusunda hemen her fırsatta mangalda kül bırakmayacaksınız…
Ama
Dünyanın bir büyük devletinin bölgeyi düzenlemek…
Sınırlarını yeniden çizip şekillendirmek için oluşturduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasında eş başkan sıfatıyla görev üstleneceksiniz…
Yetmeyecek…
Komşularda içi savaş çıkarılması, bu ülkelerin parçalanması için çaba harcayıp, bu süper devletin taşeronluğunu bile üstleneceksiniz…
Bununla da kalmayıp…
ABD’ye ülkenizin en önemli…
Üstelik stratejik yerlerinde asker bulundurması için izin vereceksiniz…
Sonra da…
Rusya’nın sınırı var mıymış?
Geçin bunları beyim, geçin…
Sizde biliyorsunuz ki artık sizin ve ABD’li müttefikiniz için deniz bitti.
Siz değil misiniz o büyük ortağınızla halkının neredeyse yüzde 88’inin oyunu alan meşru bir liderini devirmek için plan üstüne plan yapan…
Bu olmayınca neredeyse yüz ülkeden ne kadar psikopat, katil varsa o ülkeye göndererek…
O ülke insanlarını AB kapılarına gidecek kadar mülteci yapan…
Denizlerde boğulmasına neden olan…
Sahi; bütün bunları…
Yani Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyini…
Türkiye’nin güneydoğusunu ilgili ülkelerden kopararak ABD’nin Büyük Kürdistan amacına ulaşmak uğruna yapmadınız mı?
IŞİD’i
PYD’yi
Bu amaçla desteklemediniz mi?
“Kobani’ye selam” göndermenizin nedeni de bu değil miydi?
Yani demem o ki Suriye’yi parçalamak için o kadar tezgâh hazırladınız ama sonuçta Rusya’nın bölgeye gelmesiyle tüm bu planlarınızın hepsi çöpe gidiverdi…
Bir anlamda tam bir sükutu hayal.
Bundan sonra ne olur? Elbette şimdiden kestirmek zor görünüyor ancak şunu söylemek pekala mümkün…
Rusya’nın ve bölge ülkelerinin kaderleri bu anlamda ortaktır bu nedenle
Rusya’nın kazanması aynı zamanda…
Suriye…
Türkiye…
İran ve Irak’ın da kazanması anlamına gelecektir…
Değilse, zaten kaybedilmişti…

12–10–2015

Nusret KEBAPÇI