27 Ekim 2024 Pazar

TUZ KOKARSA…

 

TUZ KOKARSA…

 

 

Hemen herkesin bildiği bir söz var…

Denir ki : “Et kokarsa tuzlanır ya tuz kokarsa?”

Elbette burada sözün gerçekte etle falan ilgisi yok, burada anlatılmak istenilen toplumda ortaya çıkan hemen herkesin rahatsız olduğu sorunlara…

Çözüm olması…

Bulması gereken devletin; neoliberal bir başıboşlukla, ulusal çıkarların gözetilmesi anlayışından vazgeçerek, devlet aklının ortadan kaldırılıp, liyakat ve kariyerin devre dışı bırakılıp, tamamen kişisel çıkar ilişkilerinin egemen olmasıyla ne hale gelebileceği anlaşılmalıdır.

Aslında doğrusunu isterseniz ülkece yaşadığımız pek çok sorunun uygulanmakta olan neoliberal ekonomik ve siyasi sistemle doğrudan bir ilgisi mutlaka bulunmaktadır.

Bilindiği gibi bu sistemde devlet, günden güne küçültülerek neredeyse gece bekçisi durumuna düşürülecek, hemen pek çok alandan ve denetimden çekilerek…

Bir anlamda hemen her alandaki piyasa, neoliberalizmin ünlü sözü “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler .” deki gibi tamamen yabancı ve yerli sermayenin inisiyatifine bırakılacaktır.

Bir anlamda devlet olmanın gereği olan kanun, kural ve ilkelerin hiçe sayılması…

Devlet aklının ortadan kaldırılarak, yerini hemen her alanda laçkalığın alarak liyakat ve kariyerin ortadan kaldırılarak sadece yandaş olmanın tek ölçüt olması…

İşte bu ulusal karşıtı neoliberal politikaların sonucudur.

Bu sistemi tam olarak anlayabilmek için de ülkelerin bir anlamda aynası olan trafikten bakılmaya başlanabilir…

Normalde öncesinde, hemen her şeyin sıkı kurallara bağlı olduğu trafik kurallarına göre, önceliği olan araçlar yasayla belirlenmişti.

Peki şimdi…

Yasa gereği önceliği olan araçların bile zorbalıkla yol vermesini sağlayan, kimin altında olduğu bile bilinmeyen çakar lambalı araçlar, bunun göstergesi olmuyor mu?

Ya son günlerde sadece bebek ölümleriyle de değil…

Gereksiz yoğun bakımlara yatırılarak…

Ameliyat edilerek…

Tahliller yaptırılarak…

Emar, ultrason çektirilerek…

Gereksiz pek çok ilaç yazılarak devletin ve halkın soyulmasına yol açan çeşitli örgütlenmeler yine bu kuralsızlığın ve denetimsizliğin sonucu değil mi?

Ancak hepsi bu kadar değil…

Dahası var…

Geçmişte sınav sorularını çalarak çeşitli okullara yerleştirilenleri, oralardan mezun olanların en önemli mesleklere atandıklarını öğrenmiştik ama…

Çeşitli üniversitelerde örgütlenen birilerinin, hiç okul yüzü görmeden para verenlere diploma dağıttıklarına tanık olmamıştık ki…

Şimdi; hiç sınava girmeden ehliyet alanların da olabildiğini ne yazık ki öğrenebiliyoruz…

Aslında bu…

Yani kontrol ve denetim yokluğu sadece bahsettiğim alanlarda değil hemen her alanda kendini göstermektedir.

Buna yiyecek, içecek ve gıda alanları da dahil.

Orada da işleyiş aynı.

Ya bir ihbar sonucunda denetim yapılıyor ya da şikâyet olduğunda…

Hem zaten sürekli denetim yapabilecek…

İşyerlerinin sınıf ve sayısıyla orantılı bir denetim mekanizması falan da yok…

Şimdi diyebilirsiniz ki ya okullar…

Onlar gerçek anlamda denetlenebiliyor mu?

Ne gezer…

Eğitimde de…

Yabancı ve yerli sermaye ile hemen her türden tarikat ve cemaatin okullarının olduğu…

Hemen hepsinin kafalarına göre eğitim yaptığı da göz önünde bulundurulursa…

Bilinmeli ki…

Ülkedeki hemen her alan, kendi haline terk edilmiş ve tamamen kontrol ve denetim dışı bırakılmıştır…

Ve ne yazık ki bu anlayış…

Son TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırında da ortaya çıkmaktadır.

Normalde başka bir ülkede olsa…

Küçük bir birlikle, devletin resmi ordusuyla korunması gereken göz bebeğimiz TUSAŞ’ın sadece iki güvenliğe bırakılması da işte bu anlayışın ifadesidir…

Ve biz!

Bu siyasetin Türkiye’yi koruyacağına, kalkındıracağına inanıyoruz…

 

27-10-2024

Nusret KEBAPÇI

 

14 Ekim 2024 Pazartesi

İSRAİL TÜRKİYE’YE SALDIRIR MI?

 

İSRAİL TÜRKİYE’YE SALDIRIR MI?

 Hani son günlerde en yetkili ağızlardan sıklıkla dile getiriliyor ya o yüzden sordum…

Sahi bu soruyu ciddiye alan olur mu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bir devlet en kötü zamanında bile desteğini gördüğü bir devlete…

O ülke yöneticileri eğer aklını kaçırmış değillerse ne demeye saldırsınlar ki…

Üstelik başında Yahudi cesaret madalyası almış bir liderleri varken…

Doğrusunu isterseniz…

Ülke yöneticilerimizin İsrail karşıtı söylemleri de tamamen iç politikaya yönelik olup İsrail’e yaptırım anlamında hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Değilse…

Kimse İsrail’e tepki koyup gerçekte Gazze’nin yanında falan değil.

Geçtiğimiz günlerde hatırlayacağınız üzere ülkemize bir siber saldırı olmuş ve tüm vatandaşlarımızın kimlik…

Ehliyet…

Pasaport bilgileri, çeşitli sosyal mecralarda satılır hale gelivermişti.

Şimdi öğreniyoruz ki…

Devletin tüm kurumlarının en özel, hatta askeri bilgilerinin bile siber güvenlik korumasını biz bir İsrail şirketine verivermişiz.

Yani adamlar devletimizin en gizli özel olması gereken bilgilerimize bile sahip.

Sizce de bu durumda girerler mi?

Müdahale ederler mi gibi bir soruyu sormanın herhangi bir mantığı var mı?

Adamlar çoktan içimizdeymişler de sadece haberimiz yokmuş.

Tabi bu bizdeki İsrail aşkının ilk göstergesi değil…

Dahası da var.

Hatırlarsınız bir zamanlar güney sınırımızda mayınlar temizlenecek ve biz de bu temizleme karşılığında bu İsrail şirketine o araziyi 49 yıllığına tarım yapması için kiraya verecektik…

Yani biraz direnişle karşılaşmamış olsaydı…

Bugün biz İsrail’le sınır komsusu oluverecektik.

Şu anda bile

Azerbaycan petrolünün bizim üzerimizden İsrail’e gittiği, onların tank, top ve Gazze halkının bombalayan uçaklarının yakıtının bizim tarafımızdan sağlandığı…

Ayrıca

Kürecikte bulunan radar istasyonuyla da İsrail’e bilgi akışının Türkiye üzerinden sağlandığı düşünülünce…

Kimin tarafında olduğumuz, üstelik BOP’ la ilgili görevlerimizin devam ettiği, çok açık değil mi?

Hafızaları tazelemek adına soruyorum…

Sahi bu BOP neydi?

Hatırlayanlar bilir…

Açık adı Büyük Ortadoğu Projesi olan bu ABD projesine göre İsrail çevre ülkeleri işgal ederek büyüyecek ve bölgenin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olarak emperyal bir güç haline gelecek…

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 Müslüman ülke de ekonomik ve sosyal olarak istikrarsızlaştırılırken

İsrail’in hegemonyasına boyun eğecek şekilde yapısına göre etnik ve mezhepsel farklılıkları ön plana çıkarılarak parçalanacaktı…

Burada da öncelikli hedef…

Bölgede İsrail’in karşısında tutarlı, net, ulusal tutum gösteren

Irak…

Suriye ve Libya’ydı.

Eğer bugün İsrail bölgede istediği gibi hiç bir engelle karşılaşmadan at oynatabiliyor…

Dilediği ülkeyi…

ABD ve AB’ye dayanarak vurabiliyorsa…

Bunda bizim bu ülkelerin parçalanmasındaki payımız asla yadsınamaz…

Yadsınamamalı da…

Tabi bunu düşünürken bir zamanların ekonomik siyasi ve askeri anlamda güçlü ve tüm bölge ülkelerine örnek olabilen Ülkemizin, ekonomik sosyal ve askeri olarak zayıflatılıp milyonlarca yabancının içeriye doldurularak istikrarsızlaştırılmasını da unutmadan…

Aslında emperyalizme karşı tavır her ülke için mihenk taşıdır…

Kendi ülkenizle birlikte diğer ülkelerin de ulusal bütünlüğünü savunursanız emperyalizmin karşısında…

Ulus kimliğinizi yok sayarak etnik ve mezhepsel kimlikçilik yapıyorsunuz da hizmetinde olursunuz …

 

14-10-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

7 Ekim 2024 Pazartesi

YUNAN DATÇA’YA ÇIKABİLİYORSA…

 

YUNAN DATÇA’YA ÇIKABİLİYORSA…

 

 

Diyelim ki iktidarda bulunan siyasi parti, ulus devleti ve ulus kimliğimizi yok etmek isterse, ne ya da neler yapar?

Bence buna biraz kafa yormak, hatta biraz da değil çok yormak gerekiyor.

Gerekiyor ki yapılmak istenen anlaşılsın ve cumhuriyet, ulus devlet sonsuza kadar yaşayabilsin.

Değilse çok uzun olmayan bir süreçte yok olması kaçınılmaz gibi görünmektedir.

Hani bir zamanlar komşularla sıfır sorun gibisinden bir dış politikamız vardı ya…

Bazıları bu politika tanımını duyunca sandılar ki komşularla sorun yaşanmayacak, her şey karşılıklı dostluk içinde çözülecek ama ne yazık ki işin aslı öyle değildi.

Tabi bu politikadan itibaren biz BOP kapsamında birilerinin taşeronu olarak pek çok ülkeye müdahale ettik…

Üstelik tamamı ABD’nin hedefinde olup BOP kapsamında parçalanmak istenen Müslüman ülkelere…

Onların bugünkü parçalanmış hallerinde,  bundan dolayı da İsrail’in bölgede rahatça at oynatmasında…

Ülkelerinde tam bir egemenlik sağlayamamalarında çok önemli bir payımız var ama konu bu da değil.

Buraya neden geldik

Geçtiğimiz günlerde Muğla’nın güzel ilçelerinden Datça’ya Yunan sahil güvenlik botu geldi üstelik izinsiz…

Ve kimsenin haberi olmadan.

Ayrıca iki kez.

Siz bu konuda ülkemizi yönetenlerden herhangi bir tepki…

Kınama…

Protesto falan duydunuz mu?

Elbette duymadınız.

Bu tepki konusuna tekrar geleceğiz ama…

İşin doğrusu…

Kara sınırlarımızın yolgeçen hanı olduğunu, ülkemize kaçak giren değil, bilinçli olarak sokulan, milyonlarca Suriyeli ve Afganlıyı gördük görmesine ancak…

Görüyoruz ki deniz sınırlarımız da ondan çok farklı değilmiş.

Normalde bu Yunan sahil güvenlik botu olayının kara sularımıza girildiği anda çözülmesi gerekiyordu ama…

Ne yazık ki adamlar kıyılarımıza ayak basabildikleri gibi hiç kimse fark etmeden de geri dönebildiler…

İşin garibi Türkiye olarak bunu bir amatör kameradan öğreniyoruz.

Aslında şaşırmamak gerekiyor…

Devletin o kadar istihbaratı, ordusu falan olduğu halde, 15 Temmuz darbesini bile enişteden öğrenmemiş miydik?

Neyse, devam edelim…

Bu komşularla sıfır sorun konusunun  “Yurtta sulh, cihanda sulh” gibisinden komşularla iyi geçinip karşılıklı anlayışla sorunların çözüleceğiyle hiçbir alakası yoktu…

Neyle alakası vardı biliyor musunuz?

O ülkeler her ne yaparsa yapsın hatta Ege’deki adalarımızı işgal altında bulundurup Ülkemiz üzerindeki hedeflerini açıkça dile getirmiş olsalar bile…

Hiçbir şekilde bu konunun ülke gündemine getirilmemesi, toplumun bu konuda net, doğru bilgi sahibi olmaması gerekiyordu ki, yıllardır adım adım yok etmeye, hafızalardan silmeye çalıştıkları Türk Ulus kimliği tekrar uyanıp canlanmasın.

Bu yüzden adalarımızın işgaline tepki konulmuyor…

Hiçbir taviz vermedikleri halde o ülkeler ziyaret ediliyor…

Yunan askeri botu görmezden geliniyor…

Biliyorlar ki o sorunlarla ilgili en küçük bir açıklama, halkta tepki uyandıracak, milli duygular yoğunlaşıp ayağa kalkılacak…

Ve 20 küsur yıldır haşlanmış kurbağa misali adım adım yok etmeye çalıştıkları,

Milli kimliği unutturma çabaları da boşa gidecektir…

Böyle olunca da Türk ulus devletini yok ederek çok kimlikli bir federasyon hayalleri de haliyle sona erecektir.

Aslına bakarsanız Türk ulus devletini savunmakla, ulusal çıkarları korumak ve bağımsızlık arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Ya ulus devletten yana olarak ulusal çıkarlarınızı savunup, ülkenizin her alanda bağımsızlığından yana olacaksınız…

Ya da ulus devleti yok etmek adına bugün olduğu gibi ulusal çıkarları ve bağımsızlığı görmezden geleceksiniz…

Ortası yok. 

 

 

07-10-2024

Nusret KEBAPÇI