26 Temmuz 2024 Cuma

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

 

Geçtiğimiz haftalarda milli maç sonunda Türk Takımının futbolcularından birinin kurt işareti yapması…

Sadece Türkiye’de değil…

Dünyada da oldukça ses çıkardı.

Bir anda herkes o işareti yapmaya ve milliyetçi söylemler özellikle sosyal medyada yer almaya başladı.

Böyle olunca da ister istemez bu konu üzerine…

Yani milliyetçilik, bir başka söylenişle ulusalcılık konusunda bir şeyler söylemek zorunlu hale geldi.

Doğrusunu isterseniz bugün dünyada iki tür milliyetçilik söz konusu olmaktadır.

Bunlardan biri ki, bunu emperyalist ülke milliyetçiliği olarak da adlandırmak kanımca yanlış olmaz…

Bir diğeri de…

Bizimki gibi ülkelerde olması gereken antiemperyalist milliyetçilik.

Olması gereken diyorum çünkü…

Bugün ülkemizde faaliyet gösteren partilerin içinde, kendisini hemen her yönüyle antiemperyalist milliyetçi olarak ifade eden…

Her türden söylem ve eylemleriyle de bunu gösteren bir parti ne yazık ki pek görülmüyor.

Görülenler de Türk milli kimliğiyle, ümmetçiliği birbirine karıştırdıklarından olsa gerek…

Ne pek çok kez anayasadan çıkartılmaya çalışılan Türk Milleti kimliğine sahip çıkabiliyorlar…

Ne de Türk devletinin ekonomik bağımsızlığının olmazsa olmazı olan ulusal ekonominin talan edilmesine sesleri çıkabilmektedir.

İsterseniz konunun anlaşılması anlamında bu iki milliyetçilik anlayışı üzerinde birazcık duralım ki konu biraz da olsa açıklığa kavuşabilsin.

Önceliği emperyalist ülke milliyetçiliğine verelim dersek şöyle bir sonuçla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Emperyalizm ki ulusal çıkarları, başka ülke kaynaklarını yağmalamak…

Onları tam pazar haline getirmek üzerine kuruludur…

Bu nedenle de, hedef ülkeye müdahale etmeden tüm halkını

Hatta dünyayı da…

O hedefle ilgili olarak ikna edip yönlendirmesi de gerekir ki halk buna asker ve ekonomik olarak destek olup tepki göstermesin...

Bunun ön şartı da ilgili ülkeyi günümüz deyişiyle şeytanlaştırmaktan geçmektedir.

Peki ya Antiemperyalist milliyetçilik?

İşte bunu anlamak ülkemiz açısından son derece yaşamsal bir önem arz etmektedir.

Genel anlamıyla milletin hemen her alandaki egemenliğini sağlamak ve emperyalizme karşı savunmak olan antiemperyalist milliyetçilik:

Devletin sadece karada, havada, denizde askeri olarak hakim olmasını değil…

Bununla beraber Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi…

Türk milletinin tarımda…

Sanayide…

Ticarette…

Bankacılıkta olduğu gibi…

Enerjide…

Haberleşmede…

Madencilikte de egemenliğini sağlaması anlamına da gelir aynı zamanda…

Ama siz bunu yapmayıp da…

Öncesinde milletin olan…

Tarımı…

Ticareti…

Sanayiyi…

Bankacılığı, devam delim telgrafçı Hamdi’leri bile unutup haberleşmeyi…

Enerjiyi…

Her ülke için stratejik öneme sahip olan madenciliği…

Hatta bunların dışarıya çıkmasında çok önemli olan limanları bile yabancılara vererek, ülkemizin ekonomik işgalini sağlamışsanız…

Yetinmeyip

Ülkeye doldurulan yabancılara göz yumup milli birlik ve bütünlüğün bozulmasına bile göz yummuşsanız…

Sormak gerekiyor…

Milliyetçilik ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını savunmak ve sağlamak değilse, nedir?

Hani birisi söylese de öğrensek!

 

 

26-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

15 Temmuz 2024 Pazartesi

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

 

Aslına bakarsanız ülkece yaşadığımız hemen her şeyi önceden belirlenen bir plana göre yaşadığımızı söylesem, belki bazılarına çok farklı gelebilir…

Ama inanın söyleyeceklerim abartı değil…

Emperyalizm…

Sömürgeleştirmek istediği…

Yani sanayisine…

Tarımına…

Maliyesine…

Enerjisine…

Haberleşmesine el koymak istediği ülkede, bunu olabildiği kadar sürdürebilmek adına o toplumu ulus olmaktan çıkartıp…

Alt kimlik dediğimiz etnik ve dinsel kimlikciklere ayırmak…

Bunu yaparken de toplumda emperyalizme karşı ekonomik ve sosyal mücadeleyi yapabilecek…

Onun sömürüsüne tepki koyabilecek…

Gerekirse…

Ülkede ekonomik yaşamı durdurabilecek…

Sınıf kökenli örgütleri etkisizleştirirken…

Emperyalizmi ekonomik ve sosyal olarak hedef almayan, tamamen kültürel ve sosyal olarak ülkede etkili olmaya çalışan etnik ve dinsel örgütlerin yanında…

Çeşitli sosyal amaçları gerçekleştirmeyi amaçlayan ama asla ülkenin nasıl sömürüldüğünden bihaber örgütlenmeler desteklenmektedir.

Durum böyle olup ve özellikle bu tür örgütlenmeler ön plana çıkarılınca halkın ülkede yaşanan değişikliklerden de haliyle haberi olamıyor…

İsterseniz bunu açıklamak adına, önce millet yani ulus ve onu oluşturan ögelerden bahsedelim ki…

Sonrasında ne ya da neler yapıldığında milletin varlığı tehlikeye düşer anlayabilelim.

Millet: Aynı toprak üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı tarihsel geçmişe sahip, ortak duygu ve düşünceleri taşıyan, aynı ortak ekonomi içinde yer alan insan topluluğu anlamına gelir.

Yani

Toprağı ayırdığınızda milleti de ayırmış oluyorsunuz ama…

Daha tehlikelisi…

Aynı dili konuşmayıp…

Aynı savaşlardan geçip pişmemiş, aynı tehlikeyi yaşayıp kaynaşmamış insan topluluklarını ki mevcut nüfusun neredeyse altıda biri kadar oluyor.

Avrupa’nın ulus kimlik yapısını korumak uğruna hiçbir sınır tanımadan almaktır ki…

Bu bile zaten tek başına, emperyalizmin istediği Türk ulus kimlik yapısını bozmayı amaçlamaktadır ve…

Telafisi yoktur.

Bunun dışında ortak duygu ve düşünce yaratmayı amaçlayan ulusal eğitiminin, adım adım yok edilerek, ulus öncesi ve düşmanı çeşitli dinsel tarikat ve cemaatlerle her türden yabancı devlet ve kuruma eğitim izni verilip, ortak duygu ve düşünceyi ortadan kaldırarak; çok kimlikli, çok kültürlü bir yapıyı hedeflemek, sahi neyin nesi?

Gelelim ulusal ekonomiye…

Ne demişti Atatürk:

“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”

Yani ekonominiz güçlü, bağımsız ve gelişkinse birleşik güçlü bir ulus olarak varlığınızı sürdürebilir…

Ekonominizi küresel şirketlere teslim etmişseniz de ulus öncesi alt kimliklere ayrışarak parçalanarak yok olabilirsiniz…

Bu arada hazır milletten bahsedip, herkes Milliyetçilik konuşur olmuşken konuya kısa bir not düşmekte de yarar var…

Cumhuriyeti kuran milliyetçiler…

Ekonomiyi Türkleştirip Ulus olmayı hedefliyorlardı…

Şimdikiler ise…

Küresel sermayeye teslim edip. etnik ve dinsel kimliklere ayrışmayı…

 

 

 

15-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

8 Temmuz 2024 Pazartesi

ÖĞRENİM BİRLİĞİNDEN, ÖĞRENİM ÇOKLUĞUNA…

 

ÖĞRENİM BİRLİĞİNDEN, ÖĞRENİM ÇOKLUĞUNA…

 

 

Aslında daha en baştan söylemek gerekirse genel, herkes için doğru bir eğitim ve öğretim anlayışı yok.

Daha doğrusu…

Hemen her şeyde olduğu gibi eğitimde ve öğretimde de her zaman iki seçenek bulunmaktadır…

Daha da açık söylemek gerekirse…

Eğitiminiz öğrencilere ya…

Ulus.

Bağımsızlık.

Vatan.

Kavramlarının öğretildiği ve bunun davranışa dönüştürülerek herhangi bir tehdit oluştuğunda, bunun farkına vararak tepki konulmasını sağlayacak ulusal bir eğitim…

Ya da

Tüm bunlardan dolayısıyla…

Ulus devlet.

Ulus kimlik.

Emperyalizm.

Bağımsızlık.

Vatan, Cumhuriyet gibi kavramlardan bihaber…

Bununla beraber yaşamdan daha çok ölümü öne alan ümmetçi bir eğitim olmak durumundadır…

Tüm bunlar ülke için belirtilen hedefle doğrudan ilintilidir.

Yani

Ekonomik ve siyasi bağımsızlıksa hedefiniz…

Ulusal.

Yabancı sermayeye talan ettirmekse “ümmetçi” olmak durumundadır.

Bunun ortası bulunmuyor.

İşte bağımsız…

Ulus devlet kurmak isteyen Cumhuriyetin kurucuları 3 Mart 1924 tarihli bir kararla…

Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu meclisten geçirdiler…

Bugünün Türkçesiyle “Öğrenim Birliği” de denilen yasa, toplamda 7 maddeden oluşmaktadır ancak biz bu maddelerden öğrenim birliğine vurgu yapan 1,2 ve 4. Maddelere vurgu yapmakla yetineceğiz

Madde 1: Türkiye dâhilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekâletine merbuttur.

Madde 2:Şeriye ve Evkaf Vekâleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekâletine devir ve raptedilmiştir.

Madde 4: Maarif Vekâleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir.

Yani yasanın çıktığı 3 Mart 1924’den sonra hiçbir vakfın özel okul kuramaması gerekiyor çünkü…

O tarihten öncekilerin MEB’e devredilmesi yasa emridir.

Peki

Ya din adamı yetiştirmenin MEB’in yetkisinde olduğu bir durumda…

Bugün çeşitli cemaat ve tarikat vakıflarının binlerce okulunun olup, Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile yurtlarının bulunması sahi neyin nesi?

Dahası; hemen her yabancı devletin ülkemizde okullarıyla birlikte pek çok eğitim kurumlarının olması ne anlama gelmektedir?

Demek istediğim; Cumhuriyetin kurucuları tüm eğitim kurumlarını tek çatı altına toplayıp, öğrenimi birleştirerek Cumhuriyet yurttaşı yetiştirmeyi hedeflemişlerdi.

Şimdiyse

Vakıf adı altında tüm tarikat ve cemaatler kendi müritlerini yetiştirmektedirler…

Uzun sözün kısası…

Öğrenim Birliği, tüm halkı tek ulus kimlikte birleştirmenin…

Bugün uygulanmakta olan öğrenim çokluğu da halkı çok kimliklilikle ayrıştırmanın ifadesidir…

 

05-07-2024

Nusret KEBAPÇI