29 Aralık 2017 Cuma

NELER OLUYOR?

NELER OLUYOR?


Son günlerde ülkede olup bitenleri görünce kendi kendinize neler oluyor? Gibisinden sorular soruyor olabilirsiniz…
Eğer bu soruları soruyor…
Sonunda da yanıtını aramaya çalışıyorsanız doğru yoldasınız.
Ama
Bu türden herhangi bir soru aklınıza gelmiyor halinizden de memnunsanız…
Zaten bu yazım…
Asla ve asla sizi ilgilendirmiyor.
Yani…
Boş yere zamanınızı harcamayın…
Şimdi bakın…
Her zaman söylediğim bir söz var…
“Lafa değil işe bakmak…”
İşte bu sözü böyle giderse 3–5 kez değil, belki bin kez bile söylemek zorunda kalacağız ama…
Burada önemli olan, milletin lafa değil eyleme, uygulamaya itibar edip değerlendirmesi…
Bunu sağladığımızda…
Sanıyorum ki politika çok daha açık ve önyargısız daha sağlıklı bir temele oturacaktır diye düşünüyorum.
Neyse giriş kısmını biraz uzattık…
Gelelim 696 sayılı KHK ‘ye…
Evet, birkaç gündür tartışılıyor
Çünkü…
Bu KHK ile sivillere olaylara müdahale etmek ve sonucunda cezasız kalmak gibi bir fırsat tanınmaktadır…
Peki neden?
Diyeceksiniz ki…
Ama bu herhangi bir eylem için değil…
Terör olayı söz konusu olunca geçerli olacak…
Peki…
Herhangi bir olayın, terör olayı olup olmadığını kim değerlendirip bu sivilleri sokağa çağıracak ya da bir takım kişiler kerameti kendilerinden menkul olarak kendileri mi müdahale edip etmemeye karar verecek?
Bu tabi başlı başına bir sorun da…
Bence burada çok daha önemlisi şu…
Her ne kadar sözde aksi söylemler kullanılsa da…
Biz bölgede tamamen ABD ile birlikte adım atmaktayız dersem sakın yanlış anlamayın çünkü…
Gerçek bu.
Sahi…
Biz Irak’ta baştan beri kimin yanındayız Barzani’nin mi yoksa Irak merkezi yönetiminin mi?
Ya Suriye’ de
Daha bugün bile Suriye devlet Başkanı’na terörist derken sahi kimin çıkarlarını gözetiyoruz?
ABD’nin mi?
Suriye’nin mi?
Suriye devletinin karşı çıkmasına karşın oraya müdahale edip ABD’den rol kapmaya çalışan kim?
Neyse demem o ki…
ABD’nin bölgede hala çok işi olduğu görülüyor ve bu nedenle
Ulusal değerleri olmayıp…
Olaylara ulusal çıkarlar açısından değil de, bizimki gibi mezhep düşmanlığından bakan siyasi İslamcı iktidarlara da ihtiyacı var…
Bu nedenle seçimle bile olsa birileri yine bu tür bir partinin iktidardan gitmesini istememektedir…
Bakın yıllar önce yani iki binlerin başında Graham Fuller ne demişti hatırlıyor musunuz?
 “Dünyada İslamcılar hep hareketler seklinde örgütlenir…”
“İlk defa Türkiye’de partileşerek seçime girdi ve iktidara geldi, bu konuda bir örnek oluşturdu…”
 Ama biliniyor ki henüz seçimle gidileceğinin de herhangi bir örneği yok.
 Çünkü birileri ellerinde o kadar fırsat varken ülkeyi dönüştürmeden asla gitmek istemeyeceklerdir…
Yani olay budur sevgili kardeşim…
Bilmem anlatabildim mi?

29–12–2017
Nusret KEBAPÇI





22 Aralık 2017 Cuma

DOĞU KUDÜS…

DOĞU KUDÜS…


Çoğumuzun bildiği bir söz var, denir ki…
“Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonraki düğmeleri de yanlış iliklenecektir.”
Bunu neden mi söyledim?
Şöyle bir düşünün…
Uzun süredir…
Ülkemizin hemen her türden çıkarlarının korunduğu bir politikaya rastladık mı?
Her nedense buna evet demek için bir neden görmeyi başaramadım ama sadece…
Son Lozan ve Kudüs olayları bile durumunun vahametini daha doğrusu politikasızlığımızı ortaya koymuyor mu?
Şimdi bakın…
ABD başkanının Kudüs’ ün İsrail’in başkenti olacağının ve ABD büyük elçiliğinin Kudüs’e taşınacağının açıklanmasının ardından ne oldu?
Sahi yeterli tepki yapıldı mı?
Hani ülkemizle ilgili söylemek gerekirse Cuma günleri namazdan çıkan pek kalabalık olmayan tepkileri de sayarsak…
Bence olmadı ama hemen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı…
57 Müslüman ülkeden ne kadarı bu toplantıya katıldı dersiniz
Evet, tamı tamına 48ülke…
Tabi bunlardan da sadece 16’ sı en yetkili şekilde liderlik düzeyinde temsil edildi…
Şimdi diyeceksiniz ki tamam da…
Ya sonuç bildirisi orada yazılanlar çok mu önemsiz…
Değil ama işin içinde iş var…
Neden mi?
Şunun için…
Bildiri iki dilde hazırlanıyor ama iki metinde değişen sadece dil değil ifadeler de farklı...
Tabi siz anladınız…
Bunlardan İngilizce olanı ABD, AB ve İsrail’e hitap ederken…
Diğeri de yani Türkçe olan da haliyle bize yani iç politikaya hitap etmektedir…
Daha açık söylersek…
Türkçe metinde “Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı” ifadesi yer alırken, asıl metin olan İngilizce de ise sadece  “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması için çağrı yapıldığı” yazılmaktadır…
Tabi bu durumda sadece Doğu Kudüs’ün konu edilmesi iki Kudüs
Daha doğrusu iki devletli bir çözümün kabul edildiği…
Dahası İsrail’in işgaline meşruiyet kazandırıldığı gibi bir anlama neden olur ki…
Bu durumda da…
Doğu Kudüs ’ün Kudüs’ün 1/5i kadar olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır…
Diyelim ki 57 ülke de aynı kararı verdi ve İsrail kınandı ne olur? Hiç bir şey…
Ne demişler “lafa değil işe bakmak gerekir…”
Bu nedenle siz; sözle eleştirmek yerine siyasi ekonomik yaptırımlarla ilgili karar alabiliyor musunuz?
Örneğin herhangi bir konuda ambargo falan uygulamaya gücünüz var mı?
Çekebiliyor musunuz büyük elçilerinizi?
Değilse bırak 57ülkeyi, 570 ülke olsan, ne fark eder?
Kaldı ki bunun dışında, siz yıllardır ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkelerin zayıflatılıp, parçalanmasını amaçlayan projelere destek vermediniz mi?
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması çabaları bunun göstergesi değil mi?
Sahi neden? ABD’den aldığı emirlerle Suriye’ye kafa kesmeye koşan cihatçılarınız…
Yanlışlıkla bile olsa…
Bu güne kadar neden hiç İsrail yollarına düşmediler dersiniz…
ABD izin vermediği için olabilir mi?
Demek istediğim işin nirengi noktası ulus bilincidir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı savunabiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Kendinizi bir ulusun değil de, bir dinin, tarikatın, mezhebin temsilcisi olarak görüyorsanız varabileceğiniz en iyi yer…
Emperyalizmin yanından daha farklı bir yer olmayacaktır…

22–12–2017

Nusret KEBAPÇI

11 Aralık 2017 Pazartesi

LOZAN GÜNCELLENİRSE…

LOZAN GÜNCELLENİRSE…


Şimdi arkanıza yaslanın ve şöyle bir düşünün…
Bugüne kadar ülkemizi yönetenlerden Mondros Ateşkes Anlaşması’na…
Yani
Ülkemizin kayıtsız şartsız teslimiyetine ilişkin herhangi bir eleştiri duyan oldu mu?
Ya Sevr‘le ilgili bir söz…
Herhangi bir açıklama.
Bugüne kadar böyle bir şey gündeme geldi mi?
Kaldı ki…
Sevr Anlaşması bu gün bile yürütülmeye çalışılmakta…
Bunun için de bir yandan çeşitli ülkelere Ermeni soykırımı tasarıları kabul ettirilip Türkleri soykırımcı ilan ettirme sonrasında arkasından geleceği açık olan toprak ve tazminat talepleri yürütülmeye çalışılırken…
Diğer yandan da aralarında ülkemizin de bulunduğu 4 ülkeden koparılacak parçalardan oluşan büyük Kürdistan projesi tam gaz uygulanmaya çalışılmıyor mu?
Ancak her nedense…
Bu konular, ülkemizin yöneticilerinin gündemine hiç gelmemektedir.
Tabi burada bir konuyu atlamamakta yarar bulunuyor…
Mondros…
Sevr hiç gündeme gelmiyor ama…
Hemen her fırsatta Lozan’a saldırıldığını da unutmamak gerekiyor…
Önceleri topluma…
Sanki yer altı, yer üstü tüm kaynaklarımızı yabancılara satan kendileri değilmişçesine…
“Lozan 2023’de bitecek, ancak ondan sonra kendi madenlerimizi kendimiz çıkaracağız …”
“Sanayileşeceğiz…” Yalanı bile söylenmedi mi?
Söylendi söylenmesine ama hiç kimse…
Ya tamam da ETİ Bank neyin nesiydi? Diye bile sormadı ama bu yalan furyası daha sonra…
“Lozan hezimettir” le daha uzun bir süre devam etti…
Yani ettirildi…
Hayatlarında bir kez bile emperyalistlere kafa tutup, tavır alamayan…
Hatta
Eş başkanlık gibi bir görev üstlenip emperyalistler adına bölgede yıkım projelerinde görev üstlenenler bile…
Akıllarınca Lozan’ı küçümsüyorlardı ama…
Ne çare ki mızrak çuvala sığmıyordu…
Söylenen yalanlar da daha yatsıya varmadan ortaya çıkıveriyordu.
Bu kez de Yunanistan ziyaretiyle ortaya çıktı ki…
Hedef yine Lozan…
Akıllarınca Lozan’ı güncelleştirmek adına da…
Bu güne kadar ses çıkarmadıkları Yunanistan’ın yaptığı oldubittilere…
Ve Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi konusuna meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadırlar…
Yok olamaz!
Bu kadarı da yapılamaz! Diyorsanız
Yunanistan’ın işgal ettiği 18 adanın hiç gündeme gelmemesinin…
Ayrıca
Yunanistan Başbakanının: “Türkiye’yi 43 yıl önceki gayri meşru işgalle…” Suçlamasına karşın hiç bir tepkide bulunulmamasının…
Hatta Kıbrıs’tan asker çekilmesi konusuna bile susulmasının…
Zamanında Denktaş’a karşı çıkıp, Annan planını savunmakla övünülmesinin başka bir anlamı olabilir mi?
Elbette olamaz.
Ama şunu da asla unutmamak gerekiyor…
Bugün Lozan’ı eleştirip güncelleme yapmaya çalışırsanız, kendinizi bir anda Sevr’in uygulayıcısı olarak bulabilirsiniz…
Benden söylemesi…

10–12–2017
Nusret KEBAPÇI




2 Aralık 2017 Cumartesi

NATO KAFA…

NATO KAFA…


NATO’nun Norveç’te düzenlediği Komuta kontrol amaçlı Trident Javelin adlı tatbikatta Atatürk fotoğraflarının ve Cumhurbaşkanının adının Düşman olarak nitelendirilmesi ortaya çıkınca…
NATO’dan çıkılmalı mı?
Çıkılmamalı mı? Türünden bir tartışma başladı.
Tabı bunun öncesinde Rusya’dan alınan S 400 füzeleriyle ilgili olarak da…
NATO tarafından bunun NATO’nun savunma konseptiyle uyumlu olmadığı türünden şeyler de söylendi ama… 
Son yıllarda olduğu kadar yani neredeyse uzunca bir süredir NATO hiç bu kadar tartışma konusu yapılmamıştı.
Tabi bu tartışmada herkes bir şeyler söylüyor…
Bu konuda fikri olanda var, olmayan da…
Ancak burada asıl ilginç olanın…
Daha düne kadar ulusalcı kimliğiyle tanınmış olan birilerinin
Gerçekte…İra
Emperyalizmi hiç mi hiç öğrenemeyip…
Bağımsızlık…
Ulusal onur…
Ulus devlet gibi kavramlardan uzaktan yakından nasibini almamış…
Hatta…
Bu kadar Dünya savası…
BOP…
Batı tarafından komşularımızın bile parçalanmaya çalışılmasına karsın
Hala gerçeklerden hiç haberlerinin olmaması…
Bu zevatlar akıllarınca…
Sözde çağdaşlık…
Medeniyet…
Kalkınma adına…
NATO da kalmayı savunmaya çalışmaktadırlar.
Şöyle bir soru soralım…
Sahi…
Bugün NATO’nun var oluşunun amacı nedir?
Hani geçmişte bildiğiniz gibi bunun gerekçesi Sovyetler Birliği’ydi de…
Ya bu gün…
Doğrusunu isterseniz bugün de hedef…
BOP…
Daha doğrusu ABD ve batı tarafından haritalarını yeniden çizmek için çabaladıkları İslam ülkeleri…
Tabi bu beylere göre…
Eğer biz batı karşıtı kutupta…
Yani…
İran…
Rusya…
Çin ve Suriye’nin yanında yer alırsak sözüm ona çağdaşlıktan medeniyetten, demokrasiden uzaklaşmış oluyor muşuz…
Ya beyler bırakın safsatayı…
Bugüne kadar emperyalizmin sömürge olarak kullandığı hangi ülke de sanayileşme…
Tarımını geliştirme…
Özgürlük ve demokrasi olabildi…
Böyle bir şey mümkün mü?
Ama haklısınız…
Kafanızda vatan, millet…
Bağımsızlık…
Emperyalizm…
Ona karsı mücadele gibi kavramlar olmazsa
Şirazenizi şaşırıp emperyalizmin bu ülkelere saldırısını pekala demokrasi getiriliyor gibisinden görebilirsiniz ancak…
Şunu kafanıza koymanızda yarar bulunuyor
Ülkelere demokrasinin gelmesinin ve gelişmesinin sadece…
Evet, sadece bir yolu bulunmaktadır…
O da…
Ulus devletlerini…
Milli bütünlüklerini koruyup…
Emperyalizme karşı bağımsızlığı kazanmak…
Ama asla NATO’da kalıp ABD emperyalizmine hizmet ederek değil…

01–12–2017

Nusret KEBAPÇI