27 Mart 2025 Perşembe

İBB OPERASYONU: BİR KURT VE KUZU HİKAYESİ…

 

İBB OPERASYONU: BİR KURT VE KUZU HİKAYESİ…

 

İBB'ye yapılan operasyonla ilgili olarak, bazılarınız belki de "temiz eller operasyonu" gibi iyimser bir düşünceye kapılmış olabilirsiniz. Bu operasyonun bir başlangıç olduğunu ve yolsuzluk yapan herkesin sırayla hesap vereceğini düşünebilirsiniz. Ancak ne yazık ki durum böyle değil.

Eğer toplumda yolsuzluklarla mücadelede bir başlangıç yapılmak istenseydi, nereden başlanması gerektiği aslında herkesin malumu. Ancak görünen o ki, buradaki amaç üzüm yemek değil.

Hani meşhur bir hikâye vardır:

Kurt, derenin yukarısında, kendisinden çok aşağıda bulunan kuzuya seslenmiş:

·  "Kuzu, kuzu Suyumu bulandırıyorsun!"

·  Kuzu da demiş ki: "Ben sizden daha aşağıdayım, sizin suyunuzu bulandırmam mümkün değil."

·  Bunun üzerine kurt: "Aslında fark etmez, seni yemeyi kafama koydum. Bulandırsan da bulandırmasan da seni yiyeceğim," demiş.

Doğrusu, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan operasyon tam da bu hikayeyi andırıyor.

Aslında olayın birkaç yönü var:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'nin en büyük ve en çok gelire sahip belediyesi olması nedeniyle, geçmişte pek çok tarikat ve cemaatin gelir kaynağıydı. Bu kaynak kesildi. Bu bir etken olabilir.

Ayrıca,  İmamoğlu'nun mevcut iktidara karşı iki kez başkanlığı kazanması, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bazıları için bir tehdit oluşturabilir. Bu nedenle, önce diploma tartışmalarıyla başlayan ve ardından terör ve yolsuzluk iddialarıyla devam eden soruşturmaların, iktidarın gizli tanık kullanma alışkanlığıyla sonuçlanması olasıdır.

Bu nedenle, "Suçu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur" ilkesinin göz ardı edildiği düşünülebilir.

Ancak dikkatinizi çekiyor mu? Daha önce benzer olaylarda kıyameti koparan ABD ve Batı, yani Avrupa, neden ciddi bir tepki vermiyor veya olayı görmezden geliyor? Bu durum üzerinde düşünmek gerekmez mi? Elbette gerekir, hem de fazlasıyla.

Tahmin edeceğiniz gibi, BOP ‘un ikinci aşamasında Suriye, ABD, Batı ve Türkiye'nin desteğiyle parçalanarak federatif bir yapıya dönüştürüldü. Şimdi ise sıranın İran'a geldiği açıkça görülüyor.

Bu durumda, hem sınır komşusu olma durumu, hem de mezhep farklılığı nedeniyle, İran'a karşı Suriye'de olduğu gibi kullanılabilecek en etkili enstrüman olması nedeniyle, mevcut iktidarın BOP sürecinin tamamlanmasına kadar Batı'nın desteğini alacağı aşikardır.

Bu durum devam ederse, Batı'nın Büyük Kürdistan Projesi'nin son ayağı Türkiye olacaktır.

Yani ülkemiz...

Sizce, bunun için de ulus düşüncesine ve egemenliğin millette olmasına karşı çıkarak, ulus kimliğini reddedip çok kimlikli ve çok kültürlü bir ülke oluşturmayı hedefleyen siyasal İslamcı iktidardan daha kullanışlı bir araç bulunabilir mi?

Demek istediğim, bazıları yıllardır her fırsatta "Türk" yerine "Türkiyeli", "Türk Bayrağı" yerine "Türkiye Bayrağı" gibi ifadeler kullanıyor ve federasyon ile anayasadan ulus devlet vurgusunun kaldırılmasını istiyorlar ya. Nedeni bu.

Yani, ya siyasal İslamcı iktidarla Irak ve Suriye gibi parçalanmak için sıramızı bekleyeceğiz ya da Atatürk dönemindeki gibi ulusal politikalara dönüp ulusal birliğimizi sağlayacağız. Ortası yok.

27-03-2025

Nusret KEBAPÇI

 

 

8 Mart 2025 Cumartesi

ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU?

 

ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU?

 

İmralı'dan PKK'nın silah bırakmasıyla ilgili mektup gelince, ikinci açılım sürecinin başladığı anlaşıldı. Aslında konu birçok yönden ilginç. Düşünebiliyor musunuz, silahlı bir örgüt liderini 25 yıl önce içeri atıyorsunuz. Hatta yalnız bırakıp tek başına bir adaya yerleştiriyorsunuz. Ama 25 yıl sonra bakıyorsunuz ki değişen hiçbir şey yok. Kişi, örgütüyle tüm bağlantılarını sürdürdüğü gibi, ideolojik olarak da liderliğini koruyor. Sizce de bu işte bir gariplik yok mu? Bence var, hem de çok.

Zaten mektubun içeriğinde geçen "kimliklere saygı gösterilmesi", "demokrasi", "özgürlük" laflarının sonrasında iktidar ve çeşitli muhalefet partilerinin yaptıkları açıklamalar, hedefin Türk ulus devleti olduğunu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar ortaya koydu. Ama iş bununla bitmiyor.

Aslında "PKK silah bıraksın, barış olsun" gibi söylemler de olayları doğru ifade etmiyor. Çünkü ABD, bizim de içinde olduğumuz bölgedeki dört ülkeden parçalar kopararak Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında büyük bir Kürdistan kurmayı hedeflemektedir. Bu nedenle de merkez örgütü KCK önderliğinde bu dört ülkede de farklı adlar taşıyan ama aynı amaç için çalışan ABD'nin desteklediği örgütler bulunmaktadır. Ve bizim ülkemizdeki PKK, Suriye'ye geçerek orada Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan PYD özerk bölgesine geçip PYD'ye katılmıştır. Ve bugün Suriye'de mevcut iktidara petrol bile satabilen bir devlet yapılanması oluşturulabilmiştir.

Peki, durum böyle olunca bizdeki "barış", "demokrasi", "kimliklerin tanınması", "ana dilde eğitim", "Türk ulusu yerine Türkiyelilik" gibi kavramların sıklıkla gündeme getirilmesinin anlamı nedir? Ne yapılmak amaçlanmaktadır?

Aslında amaç, "silah bırakılması", "terörün bitirilmesi" söylemleriyle mevcut anayasayı değiştirerek ulus kimliğini ve ulus devleti yok ederek, ABD'nin yıllardır talep ettiği çok kimlikliliğin, çok dilliliğin olabildiği, yani küçük küçük parçalardan oluşan federe bir devlettir.

Hem zaten başkanlık sistemine geçilmesinin asıl nedeni de buydu. Çünkü bilinmelidir ki başkanlıkla yönetilen ülkelerin tamamı federasyon, federasyon olan devletlerin de tamamı başkanlıkla yönetilmektedir. Ancak bir farkla: Bugün başkanlıkla yönetilen ve federasyon olan devletlerin neredeyse tamamı kuruluş aşamalarında küçük devletçiklerin bir başkanlık etrafında birleşmeleriyle meydana gelmişlerdir. Ayrıca bu türden federe devletlerin tamamı da ulus devlet özelliği taşımaktadırlar.

Ancak bugüne kadar ulus devlet olarak varlığını sürdürüp sonradan etnik ve dinsel kimliklerden oluşan bir federasyon örneği, Irak'ta, Suriye'de yapılmak istendiği gibi tamamen emperyalizmin müdahalesiyle oluşabilmektedir.

Hani sıklıkla barış, demokrasi, özgürlük lafları ediliyor ya? Bilinmelidir ki bölgeye gerçek barış, ancak ABD emperyalizminin bölgeden kovulmasıyla gerçekleşebilecektir. Ama hiçbir şekilde ulus devletlerin özgürlük adı altında etnik ve dinsel parçalanmalarıyla değil.

08-03-2025

Nusret KEBAPÇI