30 Mart 2016 Çarşamba

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK


Son yıllarda çokça tartışılmasına karşın hala üzerinde fikir birliğine varılmayan bir kavram olan ulus devlet sahi ne anlama geliyor…
İsterseniz önce olumsuz olan tanımlamalardan başlayalım…
Deniliyor ki…
“Ulus devlet ırkçılıktır.”
Başka…
“Ulus devlet diğer kimlikleri baskı altına alır.”
Yani bu konuda…
“Ülkede yalnız Türk kimliğinde olanlar yaşamıyor ki” den tutun pek çok şey söylemek mümkün.
Peki…
Tüm bu yazılanlar doğru mu?
Elbette değil.
Bakın şimdi önce tanımdan başlayalım…
Ulus devlet: aynı toprak üzerinde yaşayan, ortak tarih, kültür ve dile sahip bulunulan bir devlet şekli olarak tanımlanabilir…
Peki, bir ulus devlette sadece bir etnik kökenden insanlar mı yaşamaktadır?
Elbette değil.
Doğrusunu isterseniz Atatürk’ün de yapmış olduğu millet tanımı da bunun öyle olmadığının bir göstergesidir…
Ne demişti Atatürk:
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Yani Cumhuriyet kuruluncaya kadar her birimiz…
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut falandık ama…
Kurtuluş savaşının o sıcak ateşiyle kaynaşıp Cumhuriyetle birlikte millet olmuştuk.
Doğrusunu isterseniz tüm ulus kimlikler bu şekilde oluşur denilse yanlış olmaz.
Peki, dünyadaki büyük devletler de ulus devlet mi?
Aslına bakarsanız evet…
Bu konuda da sakın ola ki o devletin federatif olup olmaması da kafanızı karıştırmasın…
Federatif de olsa ulus devlettir…
Yani tek bayrak…
Tek vatan…
Tek dil…
Öyle bizde sıkça tartışmaya sokulmaya çalışılan anayasada etnik kimlik adı geçmesin onun için de Türk Milleti yerine Türkiyelilik koyalım türünden abuk bir tartışma diğer ülkelerde yok…
Peki, ulus kimliklerde alt kimlik olur mu?
Aslında olmaz…
Çünkü o ülkede yaşayan tüm vatandaşlar tek bir aidiyete tabidir…
Bunun dışında…
Hiç bir etnik, dini, tarikat, cemaat kimliği ön plana çıkarılamaz.
Hani son zamanlarda eşit yurttaşlık falan da deniyor ya…
Onun da aslı…
Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında dil, din, ırk, cinsiyet, etnik kimlik ayrımı olmaksızın herkesin yasalar önünde eşit olmasıdır…
Ama takdir edersiniz ki Osmanlı gibi çok kimlikli, çok dinli, hatta çok hukuklu bir devlette bunun hayata geçmesi kolay değildi…
Nitekim geçmedi de…
Ne zaman eşit vatandaş olduk biliyor musunuz?
Tek bayrak, tek vatan, tek dille beraber tek hukukun uygulandığı ulus devleti kurduğumuzda…
Yani Cumhuriyetle.
Demem o ki ulus devlet ve yurttaşlık birbirinin ardılıdır yani biri olursa diğeri de olacaktır…
Bir anlamda padişahlıkla tebaa gibi…
Bu nedenle ya ulus devletten yana olup yurttaş olacaksınız…
Ya da seçilmiş padişahın tebaası…
Seçiminizi iyi yapın...


30–03–2016

Nusret KEBAPÇI

24 Mart 2016 Perşembe

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ

İstanbul İstiklal caddesinde patlayan bombanın ardından bu kez adres Brüksel’di…
Tabi haliyle merak ediyorsunuz bu bombaların patlamasının esbabı mucibesi ne?
Yani gerekçesi…
İsterseniz tarihi birazcık geriye sarmakla işe başlayalım ne dersiniz…
Bir zamanlar birileri BOP’ un eş başkanı olduğunu birçok kez itiraf etmemiş miydi?
İşte tüm yaşadıklarımızı bu durumu göz ardı etmeden değerlendirmekte yarar bulunuyor.
Sahi bizde patlayan bu bombaların sahibi kim?
Sakın yanlış anlamayın…
Burada patlamayı üstlenen veya patlatan taşeron örgütleri kastetmiyorum, onlar zaten yaptıkları açıklamalarla kendilerini açığa vurmaktadırlar…
Benim kastettiğim asıl patron, yani bu örgütlere işi veren devlet…
Evet, hangi devlet olabilir
Sizi bu konuda çok fazla zorlamak da istemiyorum ama bu devletin bir İran…
Rusya…
Suriye olmadığı kesin…
Biraz zorlayın, aklınıza hala gelmedi mi?
Neyse sizi fazla yormadan söyleyim…
ABD
Evet, ABD bölgede dört ülkeden koparılan topraklardan oluşan bir Kürdistan kurabilmek uğruna yıllardır tüm bölgeyi ateşe atmaktadır…
İşte patlayan bu bombalar bunun ülkemize çok açık bir şekilde yansımasıdır.
Daha açık olarak söylüyorum…
Bugün için Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan’ın kurulduğunu ve Barzani’nin sık sık bağımsızlığı dile getirdiğini bilmeyenimiz yoktur sanıyorum…
Ya Suriye’de ABD desteğinde kurulan kuzey Suriye Kürdistan’ına ne demeli…
Hem sonra
Bu iki Kürdistan’ın kurulmasında hangi ülke başrolü oynadı dersiniz?
Sorun şurada…
Biz şimdi ülkemizin Güneydoğu’sunu tekrar “vatan toprağı” yapmak için terör örgütüne karşı yoğun bir mücadele veriyoruz ya, işte tüm bu bombalamalar bu operasyonları durdurup çözüm sürecini yeniden başlatmak adına gerçekleştirilmektedir…  
Peki, yeniden başlar mı?
Doğrusunu isterseniz 9 aydır süren ve yaklaşık 600 şehidimize mal olan bir mücadelenin sonrasında zor görünüyor ama…
Tüm her şeye rağmen hükümetin eski bir bakanının “çözüm sürecinin tekrar başlayabileceğini” söylemesi bu konuda atılan ilk adım olarak kabul edilebilir.
Ardından Kandil’in “açılıma tekrar hazır olduğunu” duyurması da ikincisi…
Durum böyle olunca insanın aklına daha operasyonlar başlar başlamaz söylenmiş sözler geliyor ki oldukça ilginçti…
Ne denmişti:
“PKK çözüm sürecinde arkasındaki uluslararası güçlere de güvenerek şımardı, bu koşullarda bu sürecin devam etmesi mümkün değil… Terbiye edilmeleri gerekir”
Tabi insan merak ediyor…
Operasyonlar devam ederken hala ısrarla başkanlık ve anayasa değişikliği gündemde tutuluyorsa…
Terörle mücadele sırasında toplumun ortak duyguları taşıması, birbirine kenetlenmesi amacıyla ortak ulus yani Türk Milleti kimliğine daha çok vurgu yapılması gerektiği halde yok edilmeye çalışılıyorsa…
“Katillerle işbirliği yaptığı dahil” her türlü suçlamalara karşın terör örgütünün vekilleri hala mecliste duruyor, gazetesi çıkıyor, internetten dilediği gibi propaganda yapabiliyorsa bence üzerinde durup, birazcık düşünmek gerekmez mi?
Demek istediğim; terörle mücadele ekonomik, siyasi, ideolojik ve silahlı kısacası her alanda topyekûn mücadele edilirse kazanılır…
Sadece silahla değil.

24–03–2016
Nusret KEBAPÇI



15 Mart 2016 Salı

ULUS BİLİNCİ OLMAZSA…


Hepimizin bildiği gibi Ankara’da patlayan son bomba olayını da sayarsanız bu bir yıl içinde ülkede patlayan 6. bomba oluyor…
Ve her bomba olayından sonra yaşananlar da giderek alışıldık hale gelmeye başlıyor…
Önce çok sert tepkiler, haykırmalar yaşanıyor…
Sonra da terörün yaşandığı yere çiçek koyma, saygı duruşu veya zaman zaman atıldığı gibi kahrolsun terör sloganı her zamanki yerini alıyor
Peki sizce sosyal medyada olup bitenlerde dahil olmak üzere toplum olarak terörün amacını…
Hedefin ne olduğunu gerçekten sorguluyor muyuz?
Bence hayır
Genel bir teröre hayır kampanyasından daha ötesine ne yazık ki geçilemiyor…
Durum böyle olunca ne buna yol açan politikalar tartışma konusu yapılıyor…
Ne de gereken önlemleri almayıp istihbarat zaafı yaratan yetkililer…
Aslına bakarsanız bizde böyle bir anlayış var, herhangi bir kurumda hatta bir okulda öğrencinin burnu kanasa bile sorumlular aranırken…
Yaşanan 6 bomba olayıyla ilgili olarak ne sorumlu kişi bulunuyor…
Ne de güvenlik zafiyeti.
Hafızamızın zayıflığını çok iyi bildiklerinden olsa gerek hiç kimse yapılanlardan çıkarılması gereken dersle falan ilgilenmiyor…
Genelde de olay çoğu zaman olduğu gibi unutulmaya terk ediliveriyor…
Aslında şunu baştan söylemek gerekiyor, öyle kendiliğinden birileri akıllarına estiği için falan terör yapmaz…
Yapamaz…
Çünkü bilinir ki tüm terör örgütlerinin büyük devletlerin gizli servisleriyle doğrudan olmasa bile dolaylı ilişkileri vardır.
İşte terör…
Bu büyük devletlerin politikalarına karşı durmaya çalışan…
Veya onun istediği gibi davranmayan…
Sözünü dinlemeyen devletlere mesaj vermek amacıyla yapılır…
Hem bu tür olaylarda teröristin kimliğinin çok fazla bir önemi de yoktur…
Çünkü…
İlgili istihbarat örgütleri, eylem yapılması düşünülen ülkeye ya da yöneticilerinin siyasi görüşüne göre değişik birçok örgütü görevlendirebilir…
Bu nedenle teröristin kimliği de toplumu yanıltmak veya farklı bir algı yaratmak için pekala kullanılabilir…
İşte sözün tam burasında tamam da bizde neden patladı diye sorabilirsiniz?
Belki pek çok neden de sayılabilir ama bence asıl neden…
Mevcut hükümetin uyguladığı yanlış ve mezhepçi politikalardır denilebilir…
İsterseniz konuya şöyle yaklaşalım…
2002 yılında neredeyse sıfıra inmiş bir terör ve eylem yapamaz hale gelen örgütünü…
Tekrar
“Birlik, barış, kardeşlik…”
“Açılım…”
“Çözüm süreci “adı altında kim palazlandırdı?
Güç toplamasına hizmet etti…
Askerin, polisin elini kolunu bağladı…
Peki, biz şimdi uzaklardan PYD’yi top ateşine tutuyoruz ya…
Sahi; liderleriyle yakın zaman kadar görüşen…
Ağırlayan…
Fikir alıverişinde bulunan kimdi?
Herhalde aksakallı dede değil.
Peki;
Ya üslere doldurduğumuz ABD askerlerine ne demeli…
Daha gelir gelmez üstelik çok net olarak…
“PYD’ ye daha yakından yardım etmek için geldiklerini” en yetkililerinin ağzından bile söylemediler mi?
Doğrusunu isterseniz bu kadar yanlışlığın içinde olunmasının ancak bir nedeni bulunmaktadır…
O da bizi yönetenlerin Türkiye’nin genel çıkarlarını savunabilecek ulus bilincini taşımadıkları…
Demek istediğim…
Eğer kafanızda…
Ulus diye bir kavram…
Ulusal bir bakış açısı bulunmazsa…
Her ne yaparsanız yapın…
Farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin piyonu olmaktan daha ötede bir yer olmayacaktır…

15–03–2016
Nusret KEBAPÇI


7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI