27 Mayıs 2016 Cuma

LAİKLİĞİ DOĞRU ANLAMAK…


Memleketi yönetenler yeni anayasa ile ilgili olarak ne söylemişlerdi?
Laiklik olmayacak.
Sanıyorum laikliğin anlamı çok fazla anlaşılmadığından olsa gerek neredeyse toplumun hiçbir kesiminden ciddi bir tepki gelmedi.
Aslında gelmesi gerekirdi…
Sadece muhalefet partileri değil, benim kastettiğim…
Sendikalar…
O koskoca konfederasyonlar…
Meslek odaları…
Hatta…
Kadın derneklerinden bile çıt çıkmadı…
Hani ne deniyor…
Bu kadar cahillik ancak okumakla olur.
Aynen öyle.
Sanıyorum bu örgütlerin hepsi mantık olarak laikliği sadece türbana indirgediklerinden olsa gerek, tepki almamak adına sessiz kalmayı yeğlemektedirler…
Ancak bu doğru bir tutum değil…
Gerçekte laiklik: egemenliğin kimde olduğuna verilen yanıttır…
Ya da şöyle söylemek de mümkün…
Laiklik egemenliğin halka geçmesidir…
Daha da basit anlatırsak…
Eğitimde…
Sağlıkta…
Adalette…
Güvenlikte…
Ticarette…
Ekonomide…
Kısacası yaşamın tüm alanında…
Değişmez yasaların değil…
Halkın seçilen temsilcilerinde hazırlanan ve günü geldiğinde ihtiyaca göre değiştirilebilen yasaların uygulanabilmesi demektir…
Biraz daha açıklayalım…
Hani bugün…
Hemen her düşünceden…
Dernek…
Sendika…
Siyasi parti falan kuruyor ve çıkarlarımızı korumak uğruna toplumsal mücadele yapıyoruz ya…
İnanın laiklik olmadığında böyle bir şansınız bulunmuyor.
Diyelim ki işçisiniz ya da memur…
Ücretiniz de geçinmenize yetmemektedir…
Normalde yapılması gereken…
Bugün olduğu gibi sendika kurup örgütlenip…
Mücadele edip, hakkınızı aramak değil mi?
İşte bir din devleti olduğunuzda bunu yapabilmeniz çok mümkün değil…
Neden mi?
Bakın eğer laiklik olmasaydı…
Memleketi din adına…
Kral…
Emir
Şeyh…
Ya da padişah benzeri birisi yönetecekti…
Böyle olunca da…
Sadece ücret değil, hangi konuda olursa olsun iktidara karşı yapmış olduğunuz muhalefet aynı zamanda dine karşı yapılmış kabul edileceği için her ne şekilde olursa olsun engellenecekti…
İşte bu yüzden hiçbir İslam ülkesinde gerçek anlamda meclis…
Parti…
Sendika…
Dernek falan bulunmuyor…
Demek istediğim bu gün yandaş da olsa çeşitli örgütler kurabiliyorsanız…
Hak aramak için değil kadrolaşmak için bile olsa sendikanız bulunabiliyorsa…
Bunu bile laikliğe borçlusunuz…

27–05–2016
Nusret KEBAPÇI


16 Mayıs 2016 Pazartesi

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK


Farkında mısınız bilmiyorum ama…
Yapılmakta olan yeni anayasa ile koşar adım başkanlığa doğru gittiğimiz hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açık…
Zaten yeni anayasa nasıl olacak bu konuda herhangi bir fikri olan var mı? Diye bir soru sormuş olsaydık da göreceğimiz manzara…
En az bilgiye sahip olanların en çok sahiplendiği gibi bir sonuca biz götürecekti ki…
Bunun da üzerinde kanımca düşünmek gerekiyor…
Tabi anayasa taslak halinde önümüze gelir mi?
Yoksa
Hiç tartışılamadan doğrudan halk oylamasına mı sunulur orası henüz çok belli değil ama bilinen bir şey var ki…
O da yapılan anayasanın kesinlikle laikliği içermediği.
Ayrıca metinde Türk Milleti diye bir millet tanımının da bulunamayacağı…
Elbette bunları söylemek için kâhin olmak falan gerekmiyor…
İktidar sözcülerinin söylemleri sanıyorum herkese konu hakkında ayrıntılı bilgiyi vermektedir…
Ne diyorlardı iktidarın sözcüleri: ”Anayasa laik olmayacak…”
Haliyle buna…
Yıllardır mevcut anayasadan Türklüğü çıkarmak istediklerini de eklersek yeni kimliğimizin adım adım nasıl şekillendirildiğini de öğrenmiş olursunuz…
Tabi amaç eski Türkiye’yi yıkıp yeni Türkiye oluşturmak olunca kimlik ve devlet şeklinin değişmesi de kaçınılmazdı…
Şimdi diyeceksiniz ki nasıl…
Şöyle söyleyim…
Eskiden kimliğimiz laik Türk Milleti iken, şimdiki kimliğimiz dindar Türkiyelilik olmaktadır…
Belki bunları yazdığımda diyebilirsiniz ki laiklik çok mu önemli?
Onsuz olunamaz mı?
Ben de diyorum ki…
Laiklik…
En az hava kadar, su kadar önemlidir.
Aslına bakarsanız yönetici kesim için laikliğin çok fazla bir önemi yoktur, hatta olmaması her zaman en çok onların işine yaramaktadır demiş olsak…
İnanın en küçük bir abartı yapmamış olurum.
Çünkü laiklik memleketi yönetenlerin değil…
Halkın çıkarını savunmaktadır…
Daha açık olarak söylersek…
Diyelim ki memleket, din adına ve dindar bir anayasa ile yönetilmiş olsa…
Sizce muhalefet yapabilmek için parti kurup mücadele etmek mümkün olabilir mi?
Elbette olamayacak çünkü artık bir partiye değil aynı zamanda dine de muhalefet etmiş sayılacağınızdan böyle bir şansınız hiç olmayacak…
Ya da şöyle diyelim, farz edin ki işçisiniz ve asgari ücretiniz dini yönetim tarafından belirleniyor…
İnanın o durumda da sendika kurup, grev yapma gibi herhangi bir şansınız yok…
Siz sadece layık görülen ücreti benimseyeceksiniz o kadar…
Peki
Ya Türkiyeliliğe ne diyeceksiniz
Sizce Türk Milleti ile aynı anlama mı gelmektedir?
Ne yazık ki hayır!
Çünkü Türk Milleti denildiğinde ortak bir tarihe sahip, aynı dili konuşan
Aynı duyguları paylaşan bir topluluk anlaşılırken…
Türkiyelilik denildiğinde sadece coğrafi bir tanım akla gelmekte ancak sonuna eklenen dini veya etnik adla bir kimlik ifade etmektedir…
Hani bu gün nasıl Irak veya Suriye milleti değil de Iraklı Kürt, Suriyeli Türkmen…
Iraklı Şii, Suriyeli yezidi deniyorsa…
Böyle giderse bir süre sonra bizde de Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Laz…
Çerkez olacağı anlaşılmaktadır…
Kısaca söylemek gerekirse Türk Milleti denilince ulus, yani tekçi devleti…
Türkiyelilik de küçük özerk devletçiklerden oluşan çoklu devleti ifade etmektedir…
Şöyle de sormak mümkün…
Bugün ülkede laikliğe, Türk ulus kimliğine, Atatürk’e düşmanlık yapanların aynı zamanda başkanlıkta ve Türk kimliğine düşmanlıkta buluşması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?

16–05–2016

Nusret KEBAPÇI

8 Mayıs 2016 Pazar

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…


Doğrusunu isterseniz bir süredir nabız yoklama çalışmaları devam etmektedir…
Hem zaten adetleridir…
Önce bir sert çıkış…
Baktılar ki meydan boş devamını getiriyorlar.
Son günlerde anayasa’dan laikliliğin çıkarılması veya dindar bir anayasa konusu sık sık gündeme getiriliyor ya…
Sizce amaçlanan şey ne olabilir?
Türkiye’de dindar olmanın ya da olmamanın önünde herhangi bir engel mi bulunuyor?
Elbette hayır.
Asıl amaç farklı…
Daha doğrusu bu iş…
Emperyalizmin yüz yıl önce yapamadığı Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde yarım bırakmak zorunda kaldığı Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi projesinin devamıdır…
Biliyorum kafanız karıştı ama biraz sabrederseniz size konuyu dilimin döndüğü, kalemimin yettiğince açıklamaya çalışalım…
Hanı birileri bir süredir Osmanlı sözü eder oldular ya…
Biz de o yüzden Osmanlı’nın son döneminden başlayalım…
Hatta biraz daha öncesinden
Birinci Dünya Savası yılları…
Batılı büyük devletler çoktan karar vermiş…
Demişler ki…
Osmanlının topraklarında zengin madenler ve petrol var bu yüzden Osmanlıyı aramızda paylaşalım…
Tabi Osmanlı o dönemde sanayi devriminde uzak kalıp seferlere çıkamayıp…
Memleketi borçla idare etmeye de çalıştığı için ekonomi kötü durumda…
Doğru dürüst sanayi, işletme falan da yok. Olanlar da zaten yabancıların…
O dönemle ilgili şunu söylemek bile mümkün…
Hani yerli ve mili olmak deniyor ya işte o yıllarda yerli ve milli banka olmadığı gibi…
Devletin merkez bankası bile bulunmuyor.
Neyse lafı uzatmayalım
Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile birlikte yenilmemizin ardından…
Önce Mondros…
Ardından da Sevr anlaşmasıyla Osmanlı hakkında idam kararı veriliyor…
Sonrasında da memleketin her köşesi bil fiil işgal ediliyor…
Tam her şey bitti, “Türk Milleti diye bir milleti tarihten sildik” dedikleri anda bir adam…
Mustafa Kemal ATATÜRK, Samsun’dan başlayan bir uzun yürüyüşün ardından memleketi düşmanlardan kurtardığı gibi…
Çeşitli etnik ve dini kimliklerden oluşan halkı da birleştirerek bir ulus meydana getiriyor…
Tabi ardından da yerli ve milli bir sanayi kurmayı da ihmal etmiyor
İşte bu durum emperyalistlerin hiç hoşuna gitmiyor ve yaklaşık 100 yıldır da fırsat kollamaktadırlar
Ve mevcut iktidar sayesinde de amaçlarına yaklaşmış konumdalar…
Neden mi?
Bir kere mevcut iktidar, ulus devlet ve kimlik değil ümmet ideolojisi taşımaktadır…
Dolayısıyla milli değil.
Bu nedenle ulus, vatan…
Bağımsızlık…
Ekonomik kalkınma, sanayileşme gibi herhangi bir dertleri de yok…
Hem olsa memleketin taşı toprağı en stratejik olanı da dahil olmak üzere “babalar gibi” satılır mıydı?
Diyeceksiniz ki tamam da laikliğe hiç değinmedin, Anayasa’da olsun mu olmasın mı?
İşte vatan, bağımsızlık, ekonomik kalkınma, yani sanayileşme ancak ulus olmakla mümkün olabiliyor…
Ve ulus olabilmenin de ilk şartı laiklik…
İsterseniz bir de tersten söyleyelim…
Laik olabilirseniz, ulus olabiliyorsunuz
Ulus olunca toprak, vatan oluyor…
Vatan olunca bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele anlam kazanıyor…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O olmazsa bırakın kalkınmayı, gelişmeyi, demokrasiyi falan, yurttaş bile olamıyorsunuz…

08–05–2016
Nusret KEBAPÇI