19 Kasım 2023 Pazar

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

 

 

Son günlerde ülkede yaşanan en önemli konulardan biri Yargıtay ve Anayasa mahkemesi arasında var olduğu düşünülen gerginlik…

Ama bu, iktidarın her ne kadar tüm üyelerini kendileri atamış olsalar da Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmaya açmalarının…

Ya da tanımamaya çalışılmalarının ilk adımı değil ve görüldüğü kadarıyla son da olmayacak gibi görünüyor.

Aslına bakarsanız bir devletin demokratik hukuk devleti olarak kabul görebilmesinin ilk koşulu tüm yasaların üstünde olan Anayasaya uyulması…

Ve Anayasaya uymayan değişik düzenlemelerin Anayasaya uygun hale getirilmesi ama bu iş bizde öyle işlemiyor…

İşlemediği gibi…

Birileri tüm yargıyı, Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere eşit olarak görerek kendilerince hakem rolü falan üstlenmeye çalışıyorlar ama inanın hiç bir geçerliliği yok.

Neden mi?

Çünkü Anayasamızın 153 ve 158.maddeleri bu konuda herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık.

İsterseniz bu konudaki Anayasa maddelerini buraya not olarak belirtelim ki sonrasında asıl amacın ne olduğunu tüm açıklığıyla anlatabilelim.

Madde 153: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. “

Yani bu iş öyle birilerinin ağızlarına sakız ettikleri gibi polemik falan kaldırmaz.

Devam edelim madde 158 :Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.”

Demek ki neymiş?

Anayasa mahkemesi kararları diğer mahkeme kararlarıyla tartışılıp tartışma konusu yapılamazmış

Peki, durum böyle olduğu halde neden iktidar bu konuyu sürekli gündeme getirip, Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmalı hale getiriyor…

Aslında amaç biliniyor…

Anayasa Mahkemesi kararlarını anayasaya göre karar veren değil de sürekli haksız karar veren, yönetimin işini zorlaştıran, ayak bağı olan bir konuma düşürerek itibarsızlaştırıp bir anlamda kaldırılmasını yollarını zorlamak…

Daha doğrusu yeni anayasada yer verilmemesinin dayanağını oluşturmak…

 

Peki neden?

Nedeni şu

Birileri her ne kadar tüm üyelerini kendileri belirledikleri halde olası bir gelecekte böyle bir kurumun cumhurbaşkanını yargılayabilecek olduğunu düşünmeleri anlaşılıyor ki fena rahatsız oluyor.

Ve bu konuyu gündemde tutarak yakaladıklarını düşündükleri fırsatla Yeni Anayasayı gündeme getirmeye çalışıyorlar.

Böyle söyleyince aklınıza…

“Ya biz anayasanın neredeyse ilk dört madde hariç tamamını değiştirdik.”

“Yeni anayasaya niçin ihtiyaç olsun ki” gibisinden bir soru gelebilir ama ondan önemlisi…

Herhangi bir iktidar, yani mecliste çoğunluğu sağlayan parti, çoğunluğuna güvenerek…

Kafasına estiği zaman…

İstediği gibi yeni bir anayasa yapabilir mi?

Bence yanıtlanması gereken en önemli soru bu.

İsterseniz bu soruya yanıt vermeden herhangi bir ülkede yeni anayasa yapılması konusu, hangi koşullarda gündeme gelir veya getirilir isterseniz önce onun üzerinde duralım.

Burada öncelikle belirtmeliyim ki…

Yeni bir anayasa yapmanın tek koşulu, onu kurucu meclisin yapmasıdır…

Ve kurucu meclisin oluşması da ya bir darbe sonucunda…

Ya devrim olduğunda…

Veya bağımsızlık savaşı sırasında veya sonucunda gerçekleşir.

Ama bilinen bir şey var ki…

Kurucu meclisin partisi olmaz ve aynı zamanda halkın içinden çeşitli ölçütlere göre seçilen kişiler tarafından oluşturulur.

Yani Uzun sözün kısası, yeni anayasa yeni devlet kurulması.

Yeni düzen oluşturulması.

Yeni farklı bir rejim anlamına gelir.

Peki, bir ülkede

Mevcut anayasaya göre seçilmiş üstelik uymaya söz vermiş bir iktidar partisi yeni anayasa yapabilir mi?

Doğrusunu isterseniz yapamaz…

Çünkü

Şuan mevcut parlamentodaki iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekilleri…

Anayasaya uyacakları konusunda yemin etmiş bulunmaktadırlar…

Yeminlerini tutmayıp…

Mevcut anayasayı yok sayarak, yeni anayasa arayışına girmeleri…

Genel anlamıyla…

Bir futbol maçında takımlardan birinin maçın tam ortasında biz şu ana kadar uygulanan futbol kurallarını tanımıyoruz…

Maçı bundan sonra kendi belirlediğimiz kurallara göre yapacağız demesinden ne farkı var?

Aslına bakarsanız akılcı bir iş de değildir ama yine de iktidar partisinin kendisini kurucu meclis yerine koyarak yeni bir anayasa yapmaya girişmesinin…

Bu konuyu sürekli gündeme getirmesinin…

Sadece bir anlamı olabilir…

O da

Nasıl ki büyük İsrail’i yaratmak için onun karşısındaki ülkeler ulus devlet olmaktan çıkarılıp etnik ve dini kimlikçiklerin birbirleriyle çatıştığı bir hale getiriliyorlarsa…

Toplum olarak aymazlığımız devam ettiği sürece çok uzak olmayan bir gelecekte bizde de aynısı olacaktır.

Sakın bunun olabilmesi için Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi bir dış müdahale beklentisine falan da girmeyin…

Nasıl olacak biliyor musunuz?

İşte bu yeni anayasayla…

Ülkeye çok fazla sayıda yabancının sokulması ile demografik yapının bozulması…

Ulus kimlik yani Türk Milleti yok edilirken, meydanın etnik kimliklere, tarikat ve cemaatlere bırakılması hep bunu sağlamak içindir.

Zaten uzun süredir amaçlanan…

Çok kimlikli…

Çok kültürlü…

Hatta çok hukuklu Osmanlı türünden bir devlet değil miydi?

Herkesin Türk Milletinin bir yurttaşı değil de, etnik ve dini kimliğiyle birlikte Türkiyeli olması ancak yeni yapılacak bir anayasayla yapılabilirdi…

Şimdi o yapılmaya çalışılmaktadır…

Benden söylemesi...

 

19-11-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Kasım 2023 Salı

GAZZE DEMİŞKEN…

 

GAZZE DEMİŞKEN…

 

 

 

İsterseniz konuya emperyalizmin ulus devletlere bakış açısını vurgulayarak bakalım ki sonradan yazdıklarımız yerli yerine otursun.

Çünkü…

Konu bununla son derece ilintili.

Nasıl mı?

Bakın şimdi emperyalizm hiç bir şekilde…

Tüm halkı ortak bir kimlikte birleştiren, ülkesinin yer altı, üstü kaynaklarına sahip çıkan…

Ülkesini sadece siyasi değil, ekonomik olarak bağımsız kılmaya çalışan ulus devletleri sevmez.

Bu yüzden o türden ulus devletlerin yönetimine; ulus yerine ümmet bilinci olan siyasal İslamcıları getirir ki…

Böylece onlar hem ülkedeki birleşikliği sağlayan ulus bilicini yok eder…

Hem de ulusal bağımsızlık gibi bir kavramdan bihaber olduklarından ülke ekonomisini kişisel çıkarları için emperyalizme peşkeş çekebilirler…

Aslında biz bu senaryoyu pek çok ülkede yaşadık…

Ve bilmelisiniz ki…

Gazze’de yaşananlar bundan çok farklı değil.

Bundan uzun yıllar önce Yaser Arafat; Filistin Kurtuluş Örgütü olarak birleşik bir Filistin devleti kurma mücadelesi verirken sahneye Hamas çıkarılıyor…

Ve işin ilginci öncelikle …

İşgalci saldırgan İsrail’e karşı değil, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı savaşıyor…

Sonuçta…

Filistin mücadelesi zayıflıyor ve Batı Şeria ve Gazze’de iki ayrı devlet ortaya çıkarılıyor…

Aslında bugün de yapılan geçmiştekinden çok farklı değil.

Bir anlamda 11 Eylül’ün bir benzeri olduğu bile söylenebilir.

İsterseniz 11 Eylül konusunda küçük bir hatırlatmayla konuya devam edelim…

Ne olmuştu 11 Eylül 2001’de…

Olan şu: Sözde Usame Bin Ladin’in önderliğinde ABD’deki ikiz kulelere bir uçak saldırısı olmuştu ve yaklaşık 3000 kişi civarında insan hayatını kaybetmişti.

Ama bu konuda en önemli olan şey o değil, ABD daha olay aydınlığa bile kavuşmadan sözde Afganistan’da Usame Bin Ladin’i aramak gerekçesiyle işgal etti ve uyuşturucu çiftliği haline getirdi.

Tabi daha önemli yanı bu olayla beraber BOP ’un da başlamış olması ve sırayla Irak…

Libya…

Ve Suriye’nin paramparça edilmesiydi…

İşte 7 Ekim saldırısıyla olan da o…

O gün Hamasın saldırısı sonucunda İsrailli siviller öldü ama en önemlisi İsrail’in sözde bu saldırıyı gerekçe göstererek Gazze’de soykırım yaparak oradaki Gazzelileri oradan sürerek İsrail’i Gazze’yi de kapsayacak şekilde genişletiyor olması…

Yani bir anlamda vaat edilen toprakların kendilerine göre alınması olarak da değerlendirilebilir.

Hani zaman zaman medyada çıkan haberlerde…

İsrail gizli servislerinin gafil avlandığı gibi bir senaryo ortaya atılsa bile, doğru olmayıp, yapılan saldırıyla İsrail’in sözde dünya kamuoyu önünde teröre karşı haklı savaş kılıfına bürünmesi ve yaptığı kanlı saldırı ve soykırımın bir nebze bile gözden uzaklaşmasına neden olması…

Başka deliller bir yana…

Sadece bu bile herkesi düşünmeye itecek kadar önemlidir.

Tabi bu İsrail pervasızlığının

Kanlı saldırıları çok rahat yapabilmesinin en önemli nedenlerinden birinin…

Filistin’e sahip çıkan, destek olan Irak, Suriye ve Libya’nın bizim de içinde olduğu bir projeyle zayıflatılarak İsrail’in önündeki engellerin kaldırılması yanında…

İsrail’in 2004’den bu yana NATO’nun fiili yani özel statülü üyesi olması da son derece önemlidir.

Burada bir soru sorarak devam edelim…

Sizce İslam İşbirliği Örgütü İsrail’in yaptığı soykırıma karşılık nasıl bir tepki verdi dersiniz?

Hiç öyle Müslüman kardeşliği, ümmet dayanışması falan gibi maval okumaya gerek yok…

Ne yaptılar biliyor musunuz?

Kınadılar.

Evet, yanlış okumadınız sadece kınamakla yetindiler…

Peki, biz bu konuda ne yaptık hiç düşündünüz mü?

Aynısını…

Hani şunu anlarım, siz bir muhalefet partisisinizdir…

İktidar bu konuda adım atmaz…

Onu uyarmak, toplum baskısı yapmak için miting yaparsınız, onu anlarım…

Ama

Hemen her türden yetkiyi alıp da ki buna ülkeye yabancı asker davet etmek de dahil…

Miting yaparsanız…

Sormazlar mı kimi neye karşı uyarmaya çalışıyorsunuz?

İsterseniz bu konuda neler yapılabilirdi? Biraz kafaları zorlayalım…

İsrail’e en büyük desteği kim veriyor? ABD sahi bizde ABD’nin kaç tane üssü var 16, hiç kapatılması gündeme getirilebildi mi?

Ne yazık ki hayır.

Peki

İsrailli pilotları yani Gazze’yi daha iyi bombalasınlar diye eğitilen pilotları Konya’da kim eğitiyor biliyor musunuz?

Ya İsrail’in suyu nereden gidiyor dersiniz?

Veya o uçaklarının ve tanklarının petrolü…

İsrail’i Filistin’den atılan füzelerden Kürecikte bulunan radar üssünün koruduğunun ne kadarını biliyorsunuz?

Sahi kim İsrail’in hibrit tohumlarını memlekette yaygınlaştırırken Ata tohumunu yasakladı…

Demek istediğim…

Tüm bunlara karşı çıkmayıp…

Tepki göstermeyi sokağa kola dökmekten ibaret sayarsanız…

Olsa olsa sadece ABD emperyalizmin kuklası olursunuz…

Asla başka bir şey değil.

 

 

07-11-2023

Nusret KEBAPÇI