29 Nisan 2016 Cuma

ERGENEKON


Yargıtay’ın Ergenekon davasıyla ilgili verdiği karar hepimizi mutlu etti de insan gerçekten merak ediyor…
Böyle bir örgütün gerçekten ortaya çıkacağına inanan var mıydı elbette bunu şu an için çok fazla anlama şansı bulunmuyor ama…
Bu tür olayları…
Operasyonları değerlendirmek için sadece iddianamelere…
Yargılamalara…
Suçlamalara ve sonucuna bakmak kanımca son derece yanıltıcı olacaktır.
Neden mi?
Çünkü bu tür operasyonlar genelde toplumsal yapının değiştirilmesi yani yapısal değişiklik yaratmak amacıyla gerçekleştirilmektedir.
Bu nedenle operasyonlarda yakalanan, yargılanan kişiler
Suçsuz oldukları daha baştan bilinmesine karşın genelde istenilen değişiklik gerçekleşinceye veya değişiklikle ilgili olarak etkisiz bir konuma gelinceye kadar içeride tutulurlar…
Bu durum sadece bizim için değil…
Dünyanın pek çok yerinde yapılan benzer operasyonlar için de geçerlidir…
Çok fazla ayrıntıya takılmadan isterseniz olup biteni biraz sıraya koymaya çalışalım ne dersiniz?
Aslına bakarsanız bu işin başlangıcı olarak zamanın başbakanının oval ofiste ABD başkanıyla görüşmesini alabiliriz…
Peşinden sıraya
Bugün pensilvanya’daki şahsın ulusalcı dalganın durdurulması talimatını vermesini almak mümkün…
Sonrasında zaten
Emniyet genel müdürlüğünce ulusalcılığın terör örgütü olarak kabul edilmesi gelir ki…
Ümraniye’de bir gecekonduda çok sayıda el bombası yakalanması zaten işaret fişeğinin çakılması anlamına gelmektedir.
Sonrasını biliyorsunuz çok sayıda dalga…
Sabaha karşı baskınları…
Topraktan çıkarılan silahlar…
Kemik aramalar…
Bunların tamamı, toplumda ulus devlet ve darbecilik korkusu yaratarak ulus devletin yok edilip “Yeni Türkiye’nin” tohumlarını atabilmek adına gerçekleştiriliyordu…
Nitekim atıldı da…
Tüm Türkiye sözde darbecilikle mücadele adı altında ulus devleti savunan TSK’nin tasfiyesini izlerken…
ABD yetkililerinin açıklamalarını kimse duymuyordu…
Ne diyorlardı ABD yetkilileri…
“İktidar partisiyle Türk ordusunu kafesledik…”
Çünkü Türkiye’nin BOP’a model ülke olabilmesi için ulus devletten ve kimlikten vazgeçip İslami bir devlet olması hedefleniyordu…
Tabi iktidar sözcülerinin “Bu operasyonlar olmasaydı açılımları yapamazdık.” sözlerini de unutmadan…
Anlayacağınız tüm bunların yapılabilmesi için de öncelikle ordunun sivil otoritenin emri altına girmesi ulus devleti savunur konumdan iktidarın ordusu haline gelmesi gerekiyordu.
İşte bunun için TSK darbecilik yapmakla korkutulacak AB’nin de çok önemli desteğiyle sivil otoritenin emri altına girmesi sağlanıverecekti
O hale gelinecekti ki TSK değil Cumhuriyeti korumak memleket yansa bile bir vali ya da kaymakamın izni olmaksızın parmağını bile kımıldatamayacaktı…
Şimdi geldiğimiz yere baktığınızda ne görüyorsunuz?
Irak ve Suriye’nin kuzeyinde kurulan Kürdistan’ları…
Ülkemizin Güneydoğu’sunun PKK’ya teslim edilip tekrar vatan yapılmaya çalışıldığını…
Başkanlık adı altında ulus devletin yok edilmesi çalışmalarının tüm hızıyla sürdüğünü…
Türk Ulus kimliğin yerine Türkiyelilik adı altında çok kimliliğin konulmaya çalışıldığını…
Türk adının başta devlet olmak üzere pek çok kurumdan kaldırıldığını…
Eğitimin bile çeşitli tarikat ve cemaatlere bırakıldığını değil mi?
Demek istediğim bu tür olayları değerlendirirken…
Suçlamalara, iddianamelere ve yargılama sonucuna değil…
Operasyon öncesinde ve sonrasındaki memleketin haline bakılması daha doğru olacaktır…

29–04–2016

Nusret KEBAPÇI

25 Nisan 2016 Pazartesi

“DEDE BİZ LAZ MIYIZ, TÜRK MÜYÜZ?”


Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir Kutlu Doğum Haftası etkinliğinde Cumhurbaşkanı ne demişti:
         "Aklıma rahmetli babama sorduğum bir soru geldi. Bir gün babama sordum 'Biz Laz mıyız, Türk müyüz?' dedim.
Babam dedi ki, 'Oğlum büyük dedem Mollaymış, ona sordum 'Dede biz Laz mıyız, Türk müyüz?' Büyük dedem de babama şu cevabı vermiş: 'Torunum, yarın öleceğuk, Allah bize Men Rabbüke, Ve men nebiyyüke, Ve ma dinüke sorularını soracak. Ve ma kavmüke diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman, 'Elhamdülillah
Müslüman’ım' de geç' demiş."
İsterseniz Arapça bilmeyenler için azıcık açıklama yapalım…
Bu sözlerde deniyor ki kıyamet günü sadece hangi tanrıya inandığın?
Peygamberinin kim olduğu? Ve dinin sorulacak.
Kavmin yani hangi ulusa mensup olup olmadığın sorulmayacak bu nedenle benim için ulus kimliğin hiçbir önemi bulunmuyor.
Peki
Müslümanlar sadece tek bir kimlikten mi ibaret?
Yani hemen her konuda aynı şeyi düşünüp aynı çıkarları mı savunmaktadırlar?
Elbette değil.
Bugün için her birinin İslam’ı kendisinin temsil ettiğini düşünen…
Dört mezhebin…
Onlarca tarikatın…
Binlerce cemaatin ve Müslümanların çoğunlukta olduğu tamı tamına 63 ülkenin de olduğunu göz önünde bulundurursak,  kendinizi bu kadar karmaşa içinde nereye oturtacağınızı düşünüyorsunuz?
Yani demek istediğim tüm bu işlerin içinde kendinizi tanımlamaya kalktığınızda…
Üstelik ortak bir kimliğinizin de olmadığı hesaba katıldığında iş nereye varacak bir düşünün…
Daha açık söyleyim…
Bu gün…
Özellikle de birbiriyle savaşan mezhep ve tarikatların hatta etnik kimliklerin bulunduğu…  
Irak’ta…
Suriye’ de bu tanım nasıl yapılmaktadır?
Iraklı Şii…
Suriyeli Kürt…
Iraklı Sünni…
Suriyeli Yezidi…
Iraklı Türkmen şeklinde değil mi?
Ortak bir Irak ya da Suriye milletinden söz etmek mümkün mü?

Yaptığım bu açıklamalar size bizim geleceğimizle ilgili biraz olsun ipucu verdi mi?
Esin kaynağı olabildi mi?
Eğer olamadıysa biraz daha basitleştireyim…
Az önce Irak’ta Suriye’de birbirleriyle savaşan dini ve etnik kimlikleri tanımlarken ne demiştim…
Iraklı Şii…
Suriyeli Türkmen…
Iraklı Kürt…
Suriyeli Sünni vs… Hatta bunu en küçük dini ve etnik kimliğe kadar çoğaltabilirsiniz de…
Bilmeniz gereken şu…
Eğer ulus kimliğiniz ortadan kaldırılırsa…
Kendinizi bundan sonra tek başına anlam ifade eden Türk milleti olarak değil…
Ancak etnik ve dini kimliğinizi ülkenizin adının sonuna ekleyerek…
Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Arap…
Türkiyeli Laz
Veya Türkiyeli Sünni ,Alevi şeklinde tanımlayabileceğiniz.
Demek istediğim…
Her fırsatta önümüze konmaya çalışılan Türkiyelilik dedikleri musibet tam da budur…
Tabi anlayana…

25–04–2016
Nusret KEBAPÇI




17 Nisan 2016 Pazar

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?



Bildiğiniz gibi ulusal bayram törenleri bir süredir çeşitli gerekçelerle iptal edilmekteydi ve bu kez de öyle oldu…
Gerekçe son günlerde artan şehitlerdi.
Tabi böyle olunca insan merak ediyor…
Neden?
Çünkü
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Bir karnaval…
Faşing…
Ya da festival türünden herhangi bir şey değil ki…
Düpedüz Kurtuluş Savaşı verme ve ulus olma mücadelesindeki kilometre taşlarından biri…
Hatta en önemlisi bile diyebiliriz.
Şimdi şöyle bir düşünün…
19 Mayıs’ta Samsun’a çıkış…
Ardından Amasya’da kurtuluşun İlkelerinin hazırlanması…
Derken Erzurum ve Sivas kongreleri…
Ve sonuçta da Ankara’ya gelinerek meclisin açılması ve düzenli ordu kurularak mücadelenin tek elden yürütülmesi…
Sizce tüm bu mücadelelerin hangisinde şehit yok…
Bu nedenle söylenen gerekçe tamamen hikayedir…
Şöyle bir soru sorsak örneğin…
Ulusal bayramlarımızdan hangisi en çok saldırıya uğruyor ve tepki görüyor  desek… 
Ne sonuç çıkar tahmin ediyorsunuz…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı değil mi?
Peki neden?
Çünkü 23 Nisan 1920…
Kurtuluş Savaşı’nda bir dönüm noktası olması yanında esas olarak egemenliğin ele alınıp…
Padişahın kulluğundan kurtulup
Millet olduğumuz günün adıdır da onun için?
Çünkü onların düşüncesine göre…
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil tanrınındır…
Bu nedenle...
İnsan yasa yapamaz.
Sadece var olan değişmez yasalara uyar.
Peki, egemenliğin tanrıya ait olduğu varsayıldığına göre bu egemenliği tanrı adına kimin kullanması gerekiyor…
Öyle ya…
O kadar mezhep…
Tarikat…
Cemaat varken memleketi kim yönetecek?
Tabi seçenek olarak en güçlü cemaatin lideri denilebilir ama şöyle bir düşünün…
Tanrı adına yönetildiği varsayılan bir memlekette parti kurup muhalefet falan yapılabilir mi?
Hem kime karşı muhalefet yapılacak ki…
Mümkün mü?
Dolayısıyla parti kurulması falan asla söz konusu olamaz…
Ya seçim…
Meclis olabilir mi derseniz onu da söyleyim…
Elbette olamaz.
Doğrusunu isterseniz herkesin durumu değişmez kabul edildiğinden değiştirmek yönünde çaba harcamak…
Örgütlenip dernek, sendika falan kurmaktan bile söz edilemez…
Demek istediğim…
Eğer bu gün çok eksiği de olsa demokrasiyle yönetiliyorsanız…
Siyasi partilerimiz…
Meclisimiz varsa…
Çeşitli örgütler kurup…
Örgütlenip hak arama mücadelesi bile verilebiliyorsa…
Kadınlarımız sosyal yaşamda erkeklerle birlikte omuz omuza çalışabiliyorlarsa…
Padişah ailesinden olunmamasına karşın, seçimle memleketin en önemli görevlerine bile gelinebiliyorsa…
Bunu
23 Nisan 1920’de egemenliğin millete geçmesine borçlusunuz…
Başka bir şeye değil…

17–04–2016

Nusret KEBAPÇI

9 Nisan 2016 Cumartesi

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?


Geçtiğimiz günlerde “Bir” eğitim sendikası genel başkanından “müfredattan Kemalizm’in çıkarılması” ile ilgili sözleri duymak, ilgili sendikanın ulus devlet düşmanı çizgisini yakından bildiğimizden olsa gerek, hiç şaşırtmadı…
Daha açık olarak söylemek gerekirse, beni asıl şaşırtan, sanki bunu yeni duymuş gibi tepki gösteren medyamız ve bazı dernek ve kurumlar…
Bakın şimdi MEB birden bire 2011 yılında teşkilat yasasını değiştirmişti üstelik KHK ile…
Neden?
Çünkü BOP’a göre Ülkemiz yeni Osmanlı rolüne soyunacaktı bunun için de laikliği ve Atatürk’ü terk ederek bölgede diğer İslam ülkelerine örnek olabilecek bir görünüme kavuşması gerekiyordu…
Bu nedenle eğitimde öğrencilere ulus bilinci öğretilmesinden tutun…
Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Laiklikten…
Hatta…
Vatan ve bayrak gibi değerlerden bile vazgeçilecekti…
Şimdi siz ilgili sendika başkanına kızıyorsunuz ya bence kızmayın…
Çünkü MEB bile 2011 yılında bırakın Kemalizm’i, bayrağı, vatanını sevmeyi bile öğretmekten vazgeçmişti…
Yani demek istediğim hala Milli Eğitim’in öğrencilere vatan, bayrak, milliyetçilik falan gibi değerleri öğreteceğini düşünen varsa bilin ki fena halde yanılmaktadır.
Artık bu tür kavramlar öğretilmeyecek…
Peki, ne öğretilecek dersiniz?
Küreselleşmenin ihtiyacı olan bilgi ve beceri…
Evet, hepsi bu...
Ya da şöyle söyleyelim isterseniz…
Ülkemize egemen olan küresel sermaye, sizce nasıl gençler yetiştirilmesini ister?
Öyle ya; amaç ulusal ekonomiyi geliştirmek…
Üretmek…
Çalışmak…
Bağımsız olmak olmayıp…
Küresel sermayeye hizmet etmek olunca, eğitimden istenen şey ne olabilir dersiniz?
Öncelikle ulusal bilince sahip olunmaması sanırım ilk koşul olacaktır…
Bilinir ki ülkeler emperyalizmin eline düşebilir…
Ekonomisi ele geçirilip…
Toprakları da işgal edilebilir ama…
O ülke insanlarında…
Gençlerinde…
Vatan sevgisi…
Bağımsızlık tutkusu olduğu sürece…
Asla ve asla esir edilemezler…
Bunu bildiklerinden olsa gerek, eğitimden ulus bilinci kazandıran her ne varsa temizlemeye çalışıyorlar.
Ve tek istedikleri düşünmeden, tartışmadan, küresel sermayeye itaat eden bir gençlik yetiştirmek…
Bakın ders kitaplarına…
Ne Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek nedenlerini bulabileceksiniz sayfalarında, ne de Mondros ve Sevr Antlaşması’nın ne anlama geldiğini…
O kadar ki Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet sonrası yaşanan emperyalist destekli dinci ve bölücü ayaklanmaların kırıntısını bile bulamıyorsunuz…
Tüm dünya ülkeleri; eğitimi, yurttaşlarına ulusal bilinç kazandırıp, toplumu ortak duygular etrafında toplamak, ülkenin içinde bulunduğu tehditler konusunda bilinçlendirmek için kullanırken…
Bizde ise tam tersi, geçmişi unutturmak ve tehditlerden habersiz olunması için kullanılmaktadır.
İşte ısrarla ulusal eğitimin kaldırılıp, yerine dini eğitim konulmaya çalışılmasının asıl nedeni budur…   
Biliyorlar ki yüzlerce yıldır dini eğitimle eğitildikleri halde hiçbir İslam ülkesinde emperyalizme karşı herhangi bir başkaldırı, karşı koyuş falan yaşanmaz, yaşanamaz…
Yani adamlar bu kez işi garantiye almak istiyorlar ki ikinci bir Kurtuluş Savaşı daha yaşanmasın…

09–04–2016
Nusret KEBAPÇI