27 Mart 2023 Pazartesi

NEO LİBERALİZM

 

NEO LİBERALİZM

 

 

Ülkemizde her ne kadar gündem çok hızlı değişse de…

Hatta 

Her şey birbirine girmiş çok karmaşıklaşmış gibi görünse de…

Tüm bunlardan uzaklaşıp…

Sakin bir kafayla birazcık düşünerek ülkemizde olup biteni pekala anlamak mümkün.

Bu girişi neden yaptım?

Şunun için…

Ülkemizde genelde siyaset denilince akla gelen ilk şey, asla ideolojik bir tartışma değil…

Hatta uygulanan ekonomik ve siyasi politikalara fikir düzeyinde karşı çıkmak da çok fazla görülmüyor…

Zaten siyasilerin söyleminde farklı ekonomik modellerle ilgili herhangi bir tartışma falan da yok.

Bizde siyaset denilince de zaten ilk akla gelen genelde, grup toplantılarında birbirleriyle söz yarıştırmaktan ibaret…

Böyle olunca haliyle, uygulanan ekonominin ve siyasetin ayrıntılı bir açıklaması yapılmak gerekiyor ki halk eğriyi ve doğruyu görebilsin.

Bunu herhangi bir siyasi parti tarafı olarak değil, olan bitene Türk ulusu penceresinden bakarak söylüyorum.

Ya da şöyle diyelim…

Ülkemizi yaklaşık 21 yıldır yöneten partinin ekonomide, siyasette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada, kültürde, sanatta uyguladığı politika sadece günübirlik kararlardan mı oluşuyor?

Yoksa

Tamamen bilinçli olarak istenilen hedefe varmak için mi kurgulanıyor?

İşte bunu anlarsak ne yapılmak, bunun sonucunda nereye varılmak istendiğini çok kolay bir şekilde görebilirsiniz.

O zaman bir tespit yaparak başlayalım…

Hani bazıları; siyasal İslamcı bir parti memleketi yönettiği için alınan ekonomik ve siyasi kararların İslami düzene götüreceği yanılsamasına düşmüş olabilir ama inanın bununla hiçbir ilgisi yok…

Mevcut iktidar partisinin yaklaşık 21 yıldır hemen her konuda uyguladığı politika neo liberalizmdir.

Peki, nedir bu neo liberalizm?

Anlamı şu: Ulus devletin adım adım yok edilerek…

Devletin ekonomiden…

Tarımdan…

Eğitimden…

Sağlıktan…

Neredeyse adalet ve güvenlik dışındaki hemen her alandan adım adım çekilerek, meydanın hemen her alanda küresel sermayeye bırakılması demektir…

O uygulandığında artık vergi vererek her türden hizmete hak kazanan yurttaş değil…

Her ne kadar verdiğiniz vergilerde herhangi bir azalma olmasa da hemen her türden hizmeti satın almak durumunda olan müşterisinizdir.

Zaten bunun böyle olduğunu son yaşadığımız depremde bile yaşamadık mı?

Hemen herkese bir devlet hizmeti olarak ücretsiz sunulması gereken çadır ve diğer yardımların parayla satıldığına bile tanık olunmadı mı?

Ama neo liberalizmin etkisi sadece bu kadarla sınırlı değil.

Küresel sermaye bir ülkeye egemen olunca…

O ülkede merkezi birlikteliği, yani ulus devleti ve bununla birlikte ulus bilincini de adım adım yok ederek, yerine sözde demokrasi adına etnik ve dini kimlikçikleri çıkarır…

Hani zaman zaman Türk adı kaldırılıyor falan deniyor ya aslında kaldırılan Türk,  bir ad değil…

Ulus kimliğimizin en yalın ifadesidir…

Zaten kaldırılmasının amacı da merkezi olarak birleşik ulusu yani ortak kimliğimizi kendisi için tehlikeli olmayacak şekilde küçük parçalara ayırmak, yani etnik ve dinsel kimliklere, tarikat ve cemaatlere ayırarak parçalamaktır.

Tabi böyle olunca toplumda ulus bilinciyle birlikte vatan sevgisi gibi kavramlar da anlamını yitirmektedir.

Biraz dikkat ettiğinizde de ülkemizde bu değişimin çok hızlı bir şekilde yaşandığını zaten görebileceksiniz.

Şöyle bir bakın…

Tüm toplumu ilgilendiren herhangi bir konuda;  siz hiç büyük sendika ve dernek yöneticilerinin açıklamasının yayınlandığına tanık oldunuz mu?

Ya da şöyle söyleyelim; medyada hemen her gün pek çok kez yer alan tarikat ve cemaat liderlerinin adını çoğumuz ezberledik…

Ya büyük sendikaların liderlerinin adını bir yere bakmadan söyleyebilecek kaç kişi çıkar, hiç düşündünüz mü?

Çünkü küresel sermaye, ulus bilinciyle birlikte sınıf bilincini ve örgütlerini de adım adım yok ederek tüm toplumu cemaatleştirir.

Sonuçta o ülke ekonomik ve siyasi olarak küresel sermayenin sömürgesi durumuna gelir…

Bu yüzden her kim ve hangi parti, kurum olursa olsun ulus kimliği yadsıyarak etnik ve dini kimlikler üzerinden demokrasi tanımlaması yapıyorsa…

O parti veya kurum, örgüt, dernek, sendika her ne ise bilinmeli ki kendilerine hangi unvan, isim takarlarsa taksınlar…

Küresel sermayenin içimizdeki uzantılarıdır.

Peki, biz bu sürece mahküm muyuz?

Aslında değiliz…

Çözüm yolu da çok zor değil.

Nasıl mı?

Bugüne kadar izlenen politikaların tam tersini yaparak…

Aslında hemen her şeyde olduğu gibi bu işte de her zaman iki seçenek bulunmaktadır

Doğru ve yanlış olarak…

Ya toplumda ulus bilincini tekrar uyandırarak tüm toplumu birleştirip…

Ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, tarımı tekrar ulusal hale getirip bağımsız olacaksınız…

Ya da sözde demokrasi adına…

Etnik ve dini kimlikçilik yaparak toplumu parçalayıp, ekonomiyi hemen her alanda aynen bugün olduğu gibi küresel sermayeye bırakarak onların hizmetçisi…

Ortası yok!

 

    27-03-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

4 Mart 2023 Cumartesi

LİYAKAT

 

LİYAKAT

 

Anlamayanlar için anlamını ben söyleyim, layık olmak.

Yani

Kişinin hangi iş olursa olsun…

O iş için gerekli olan kişilik, bilgi, beceri ve donanım anlamında yeterli olması anlamına geliyor.

Doğrusunu isterseniz normal bir devlette olması gereken de bu ama işin ucu siyasal İslamcılara gelirse bu iş asla öyle olmuyor…

Hem zaten şöyle bir bakın…

Neredeyse iktidara geldikleri 20 küsur yıl boyunca…

Gelişen…

Yaptıkları çok önemli şeylerle adını tüm dünyaya duyuran herhangi bir kurum var mı?

Kaldı mı?

Aslına bakarsanız kalmadı.

Zaten iktidarın böyle bir kaygısı yok, önemli olan ilgili kurumu ele geçirmek…

Ötesi onları hiçbir şekilde ilgilendirmiyor.

Şöyle bir çevremize bakalım isterseniz…

Örneğin üniversitelerde dünyada ilk 100 falan demiyorum zaten yok…

İlk 500 arasına giren kaç üniversitemiz var?

Ya bilimde…

Patent almada böyle bir gelişme olabilir mi diye aklınıza herhangi bir soru geliyorsa…

Onu da baştan söyleyim, yok.

Aynı şeyi sporda…

Sanatta, okullarımızın başarısında da görmek mümkün…

Hatta o kadar ki askeri hastanenin başına bile askerliğini paralı olarak yapan birisi getirilebiliyorsa doğrusu, konuşacak çok fazla bir şey kalmıyor.

Çünkü neredeyse ülkemizdeki hemen her kuruma atama yapılırken o alandaki bilgi, beceri ve deneyime bakılmadan tek özelliği siyasal İslamcı olmak ve iktidara yakınlığı ölçü olarak alınınca hangi kurum olursa olsun çökmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Zaten son yaşadığımız felaketle sanıyorum sizler de görüyorsunuz…

AFAD’ın başına siyasal İslamcı bir vatandaş getiriliyor…

Normalde bu işleri bilen, tecrübesi olan, tanınmış bir kişinin gelmesi gerekiyor…

Ama olmuyor, getirilmiyor…

Ya Kızılay çok mu farklı?

Öğreniyoruz ki çadır kurmak Kızılay’ın faaliyet alanından çoktan çıkarılmış…

İnsan haliyle merak ediyor

Uluslararası insani yardım kuruluşlarından biri olarak Kızılay ne yapar?

Sakın ola “felakete uğrayanlara çadır satar” falan demeyin onu zaten biliyoruz…

Bunun dışında sanıyorum yönetim kurulu üyelerine ballı maaş ve yandaşlara iş…

Ha bir de unutmadan boğazda yalılarda oturma gibi olanaklar…

Şimdi diyebilirsiniz ki

Neden?

Yani bir iktidar…

Ülkeyi yönetmeye yeniden talip olan ya da 20 küsur yıldır yöneten bir parti, neden bunları yapar?

Amacı nedir?

Zaten bunu anladığınızda gerçekleri görmeye başlayacaksınız ya da en azından siyaseti doğru anlamda okumayı öğreneceksiniz ama sanıyorum bunun için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor…

Ama şu kadarını söyleyim, tüm bunların ülkemizi yöneten siyasal iktidarın ideolojisiyle doğrudan ilgisi var.

Nasıl mı?

Şu anda ülkemizi yöneten anlayış ne yapmak istiyor?

Ülkemizin tüm ekonomik kaynaklarının küresel sermayeye alabildiğine açıldığı…

Ulus devletin yerinde yellerin estiği…

Ortak duygu ve düşüncenin yani bizi bir arada tutarak emperyalizm için gelecekte de olsa tehdit olabilecek ulus bilincinin ortadan kaldırılıp…

Yerine cemaat ve tarikat kimliğinin benimsetildiği…

Çok kimlikli, çok kültürlü bir ülke.

Haliyle bunun olabilmesi için toplumu bir arada tutan ulus kimliğin yani Türk kimliğinin ortadan kaldırılması…

Milletin göz bebeği ulusal kurumların içinin boşaltılıp başlarına siyasal İslamcı liyakatsiz insanların atanarak çalışamaz hale getirilmesi gerekiyordu ki…

Tüm topluma devletin çaresiz, aciz, yetersiz olduğu mesajı verilip, toplumun ulusal devletten adım adım uzaklaşmasını sağlanıp devlete güven duygusu adım adım yok edilsin…

Böylece       

Hemen herkesin sivil, kendi örgütlenmeleriyle başının çaresine bakması da sağlansın.  

İşte bu deprem, orman yangını, sel gibi olaylarla bilerek devleti zayıf düşürüp halkın olabildiği kadar kendi başının çaresine bakmasını gerektiğini düşünen anlayış, ulus devleti küçültmek, her şeyi piyasaya bırakmak isteyen siyasal İslamcı neoliberal anlayıştır…

Ve bu depremle de çok net olarak görülmüştür ki devleti küçülten neoliberal siyasal İslamcı anlayış iflas etmiştir…

Artık anlaşılmalı ki…

Çözüm tekrar ulus devletin ayağa kaldırılmasından…

Devletin ekonomik ve sosyal yönden büyümesinden geçmektedir…

Gerisi hikâyedir…

 

04-03-2023

Nusret KEBAPÇI