5 Ağustos 2011 Cuma

ÖZERKLİK

ÖZERKLİK


Meclisteki yemin polemiği biter bitmez gözler bu kez ilan edilen özerkliğe çevrildi.
Gerçi medyada yemin konusu kadar yer almadı ya olsun, ama burada önemli olan işin özerkliğe kadar gelmesi…
Bundan sonra sırada hangi gelişmelerin yer alabileceği sanıyorum alınan bu kadar mesafeden sonra, çok kolayca tahmin edilebilecektir.
Zaten başlangıcından bu güne kadar alınan yol…
Ya da geçirilen aşamalar dikkate alındığında hani derler ya “perşembenin gelişi…”
İşte aynen öyle…
Bu iş ilk olarak ikiz yasaların mecliste kabul edilmesiyle başladı desek sanıyorum yanlış olmaz.
Bu güne kadar hiçbir cumhuriyet hükümetinin imzalamaya cesaret edemediği anlaşma 2003 yılında birden bire imzalanıverdi.
Sonra onu ABD ile imzalanan hani 2 sayfa 9 madde olarak kamuoyunca tanımlanan anlaşma izledi.
Ardından toplumu tanımlarken 36 ayrı kimlik vurgusu gündeme damgasını vurdu…
Artık millet olduğumuzu söylemekten ısrarla kaçınıldı…
Hatta yöneticilerimiz, milletle beraber Türk sözünü de söylemekten uzak durdular…
Belki hatırlarsınız Türk sözünden o kadar korkuldu ki…
Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü bile dağlardan taşlardan silinmeye çalışıldı.
Gerçi her ne kadar dağlardan taşlardan silinmeye çalışılsa da beyinlerden silinebildi mi?
Hala milli kimliğimiz üzerine oyunlar oynandığına bakılırsa, hayır…
Yoksa ne demeye bu kadar uğraşılsın ki…
Sonrasında Kürt milleti yaratmak gibi bir misyon vardı ve TRT 6 bu görevi yerine getirmek üzere kurulmuştu.
Bu arada…
Özellikle ulus devlet konusunda duyarlı, üniter yapının savunucusu olan kişiler, asker, sivil ayrımı gözetilmeksizin içeri atıldı.
Zaten amaç birçok kez açılımı geçekleştirenlerce de ifade edildiği gibi özerkliğe daha doğrusu bağımsız devlete giden yolun taşlardan temizlenmesiydi…
Ve onun gereği yapıldı…
Bu gün, özerklik konusunun gündemde olduğu koşullarda bile sahi; konu yeterince tartışılıyor mu?
Aslında diğer önemli konularda olduğu gibi özellikle büyük medya tarafından bu konu da gözlerden ustalıkla gizlenmektedir.
Şimdi bu arada kısaca hatırlatmakta yarar var özellikle süreci anlama bakımından, biliyorsunuz seçim döneminde iki konu ön plana çıkmıştı biri…
YSK tarafından Kürtçe propagandaya izin…
Bir diğeri de…
RTÜK tarafından yine o dönemde çeşitli tartışma programlarında kullanılan özerklik ve Kürdistan kelimeleriyle ilgi açıklama…
Yani gündeme geldikçe gerekli adımlar atılmaktadır.
İşte bu nedenle sırada özerklik bulunmaktadır. Elbette bunun gündeme getirilmesinin zamanlaması da ilginç…
13 askerimizin şehit olduğu ve üstelik ABD Dışişleri Bakanı’nın ülkemizde bulunduğu sırada gerçekleşiyor.
Ne diyorlardı özerkliği açıklarken, uluslararası güçlerden tanınma bekliyoruz…
Peki, tanındı diyelim sonuç…
Sonucu şu, hani basında da çıktı Irak’ta bir bayrak grubu toplanıyor.4 parçalı bir Kürdistan bayrağı…
Yani böyle devam ederse güneydoğu gitti gider…
Benden söylemesi…

21–07–2011
Nusret KEBAPÇI

ETKİ AJANLIĞI

ETKİ AJANLIĞI


Aslında bu kavram, belki birçok yazar tarafından gündeme getirilmiş olmasına karşın esas olarak öldürülen, araştırmacı yazar Necip HABLEMİTOĞLU tarafından kullanılmıştır.
Tanımlamaya göre bu kişiler esas olarak toplumu emperyalizmin istediği yöne kanalıze etmekle yükümlüdürler, yani yönlendirmekle…
Bunlar hani öyle Ceymis Bond filmlerinde gördüğünüz süper yetenekli ajanlara hiç mi hiç benzememektedirler.
Bunların olağanüstü yetenekleri de yoktur ama eğer yapılan işe, ya da gerçekleştirilen amaçlar açısından bakarsanız olağanüstüdür.
Bunlara her yerde rastlayabilmek mümkündür.
Bunların bir kısmı gazeteci kılığındadır…
Aralarında akademisyen…
Hukukçu…
Bürokrat olanlarına bile rastlanılabilir.
Özellikle bizim gibi ülkelerde medya da emperyalizme bağımlı olunca bunlar bulunmaz Hint kuması gibi televizyon programlarının da vazgeçilmezleri oluyorlar.
Özellikle de gazeteci, akademisyen ya da bürokrat olup adlarının önünde bir çok kelime de bulunursa…
İşte o zaman daha bir inandırıcı oluyorlar.
Yani adın önünde ne kadar çok kelime o kadar inandırıcılık…
Zaten gazeteci olanların haliyle toplumda çok satan gazetelerde köşeleri de bulunmakta…
Dolayısıyla en geniş kitleye bu yolla ulaşma olanağı da bulmaktadırlar.
Baktığınızda…
Her yerde bunlar…
Konu terör mü onlar ön planda
Laiklik mi, yine aynı kişiler ekranlarda boy gösteriyor…
Aslında konu çok da fark etmiyor…
İsterse uluslararası konu olan Suriye, Irak, Libya olsun, fark etmez…
Dedim ya bu etki ajanları hemen programlara başlar ve kamuoyunu istenilen yönde yönlendirirler.
Son olarak geçtiğimiz günlerde şehit düşen 13 askerimiz konusunda da aynı senaryoyu izledik…
Daha olay duyulur duyulmaz bunlar hemen her zaman olduğu gibi askeri hedef alan suçlamalara başladılar.
“El bombasıyla …” diye başlayan açıklamalarıyla orduyu, TSK’yi suçlu ilan ettiler.
Yani bu adamlar sadece eğitim gördükleri alanların uzmanı değil, zaten bakıldığında bu adamlar her derde deva gibi…
Tüm konuların uzmanıdırlar…
İşte bunlar bu güne kadar yıllar öncesinde gümrük birliğinden tutun da…
Devletin ekonomiden elini çekmesi gerektiğine kadar…
Etnik ve dinsel kimliklere özgürlükten…
Ulus devleti ve üniter yapıyı ilgilendiren hemen her konuya kadar gerçekten çok etkili olarak görev yaptılar.
Bunların önemli bir kısmı Soros vakıflarından ya da AB fonlarından beslenmektedirler…
Son uzmanlıkları ise ABD olmazsa Terörün bitemeyeceği üzerinedir…
Aslında o her konunun uzmanlarına sormak gerekiyor
Sahi
Türkiye’de terör ne zaman arttı?
Irak’ın kuzeyinde uçuşa yasak bölge oluşturulunca değil mi?
Peki, ABD ve AB’den bu konuda yardım istemenin kuzunun kurttan yardım istemesinden farkı var mı?

21–07–2011
Nusret KEBAPÇI