MEŞRUİYET ARAYIŞI
Medyaya sızan
son bilgilere göre, ABD başkanının oğluyla İstanbul'da yapılan görüşme ve bunun
ardından tek taraflı bir ticaret anlaşması önerisi karşılığında randevu
alınması, Türkiye'nin dış politikasında bir dönüm noktasıdır. Bu
adımlar, ülkemiz açısından pek çok ilki beraberinde getirirken, uluslararası
alanda çok ciddi bir itibar kaybına yol açmaktadır.
İsterseniz önce
işin mantığını biraz tartışalım ki, sonrasında yapılanları çok daha kolay anlayabilelim.
Şöyle bir
düşünün:
Bir ülkenin
devlet başkanı, Büyük Orta Doğu Projesi'nin (BOP) asıl başkanı olup,
bölgedeki tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarını değiştirmek isteyen, bunu
yaparken milyonlarca Müslümanın öldürülmesinden sorumlu olan ve bu ülkeleri
parçalayarak bölgede İsrail'in genişlemesini sağlayan ABD'den randevu almak
için neden bu kadar çaba harcar?
Üstelik onlar
en küçük bir adım bile atmazken, Türkiye neden:
·
Komşu ülkelerden neredeyse yarısı fiyatına
alınabilecek sıvılaştırılmış doğalgazı iki katı fiyata alır?
·
Tek taraflı olarak ABD mallarına gümrük vergisi
indiriminde bulunup, Osmanlı dönemindeki Balta Limanı Anlaşması'ndaki gibi
ülkenin yerli sanayisini yok etmeye çalışırken ABD sanayisine ülkeyi açık pazar
yapar?
Biz bu tür bir
anlaşmada aldıklarımızı yazılı ve görsel medyadan görüyoruz ama ne
verdiğimizi ya da vereceğimizi doğrudan görme şansımız olmayabilir. Bunun
sonuçları ancak yaşanarak öğrenilebilir ki, umarım ülkemiz için iş işten
geçmez.
Ancak tüm bu
gizemli görüşme ve varılan anlaşma ile ilgili olarak Türkiye'nin geleceği
açısından tahminde bulunmak mümkündür. Zaten tahmin dışında şimdilik başka bir
seçenek de görünmüyor.
Böyle olunca da
insanın aklına sadece bir seçenek geliyor: O da Trump’ la görüşmede de gündeme
gelen meşruiyet konusu.
Sahi, görüşmede
de gündeme gelen meşruiyet neyin nesi ki, bu kadar üzerinde duruluyor ve
bana göre de görüşmenin ana eksenini oluşturuyor?
O halde öncelikle
bu sözcüğü açıklamakta yarar görüyorum ki, neden bu kadar üzerinde
durulabildiği biraz da olsa anlaşılabilsin:
Arapça
"meşru" sözcüğünden türeyen meşruiyet, genelde kabul
edilebilir ve haklı bulunmak anlamında kullanılmaktadır.
Özellikle sözün
geçtiği yer olarak ABD'den meşruiyet kazanmanın söz konusu olduğu
düşünüldüğünde, akla sadece şu gelmektedir…
ABD'nin, ülkemize
Osmanlı Millet Sistemi adı altında dayattığı çok kültürlü, çok kimlikli yapıyı
iktidar partisinin başarabileceğinden ümidini kesmemesi, görevin muhalefete verilmemesini
sağlamak amacıyla, tüm bu yaptıklarının (muhalefete baskı da dâhil) tamamen
BOP'u gerçekleştirmek amacıyla yapıldığı ve anayasa değişikliğiyle bu
süreci en kısa sürede sonlandırabileceği konusunda ABD'yi ikna etmek...
Yoksa yapılanların
ABD tarafından "kabul edilebilir ve haklı" olarak görülmesinin
sağlanması dışında başka bir anlamı olamaz.
Sonuç olarak,
tüm bu ticari tavizler ve dış politika manevraları, yalnızca tek bir anlama
gelmektedir: Büyük Orta Doğu Projesi'ni hayata geçirme adına atılan
adımların ABD nezdinde 'kabul edilebilir' ve 'haklı' görülmesi için onay arayışı.
Bir lider,
iktidarını ülke çıkarlarından üstün tutarak, meşruiyetini neden yabancı bir
başkentten temin etmeye çalışır?
Sanıyorum bunun
yanıtı, bu gizemli görüşmelerin ve anlaşmaların ardındaki gerçekte saklıdır.
29-09-2025