27 Aralık 2015 Pazar

ULUSAL ÇIKARLAR…


İsterseniz konuyu şöyle ortaya koyalım…
Bu gün ülkemizi yöneten İslamcı parti, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilir mi?
Ya da şöyle soralım…
Ulus bilincinin ve ulus kimliğinizin düşmanı bir anlayışın bir ülkeyi kalkındırması…
İçeride ve ülke dışında barışı sağlaması…
Ülke çıkarlarını savunması mümkün mü?
Belki soruyu böyle sorduğumuzda bazıları ulus bilincine karşı olmadıklarını da söyleyebilir ama…
Hani ne denir…
Görünen köy kılavuz istemez.
İsterseniz konuya birazcık açıklık getirelim…
Neredeyse son 13 yıldır ulus kimliğimiz etnik kimlik düzeyine düşürülüp, başta anayasa olmak üzere hemen her yerden kaldırılmaya çalışılmadı mı?
Bu gün hala gerçekleştirilmeye çalışılan değişikliğin esası ulus kimliğine vurgu yapan ilk üç madde değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC harfleri bile bu nedenle Valiliklerden…
Demiryollarından…
Kamu bankalarından kaldırılmıyor mu?
O halde
Mevcut yönetimin ulus devlet düşmanı olduğunu söylemek hiç kimse için şaşırtıcı olmamalıdır…
Peki, böyle bir yönetim, ülkenin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
Şöyle soralım; koruyabiliyor mu?
Örneğin;
Yunanistan’ın 16 adayı ve 152 kayalığı işgal etmesine karşı ne gibi bir tepki konulmuştu dersiniz
Ne yazık ki hiçbir tepki konulamamıştı.
Sadece bu değil…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile bırakın nota falan vermeyi müzik notası bile verilemediğini ne çabuk unuttuk…
Ya Irak’ta…
Suriye’ de…
Ulusal çıkarlar yerine gözettiğimiz mezhepçi çıkarlar yüzünden düştüğümüz durumu nasıl açıklamak gerekiyor…
Barzanistan dışında diyalog kurabildiğimiz bir tane ülke var mı?
Pekli neden böyle oluyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında nedeni biliniyor…
Çünkü bizi yönetenlerde ulus bilinci yok…
Diyeceksiniz ki ne fark ediyor?
Fark eden şu…
Bunu anlayabilmek için öncelikle egemenliğin ulus’ta olmasını kabul etmeniz ve laik bir bakış açısına sahip olmanız gerekmektedir…
Ve böyle olduğunda halk ulus olma özelliği taşıyıp…
Oy kullanıp, yasa yapabilip, yönetimde söz sahibi olabilecektir…
Ve ayrıca bilinmeli ki ancak ulus olduğunuzda, üzerinde yaşadığınız toprak, vatan anlamı kazanacaktır.
Vatan olunca da…
Haliyle bağımsızlık…
Emperyalizmle mücadele…
Ekonomik kalkınma…
Demokrasi, hayat bulabilecektir…
Hem zaten dinle yönetilen devletlerin tamamının emperyalistlerin kuklası ve diktatörlük olması bunun en açık göstergesi değil mi?
Şöyle sormak da mümkün…
ABD ve AB, niçin bizim gibi ülkelerde yıllardan beri dini ve etnik grupları desteklemektedir…
Nedeni şu…
Bu etnik ve dini guruplar desteklendiğinde bunların her birinde bağımsızlık eğilimleri güçleneceğinden o ülkede etnik ve dini kimlikler kaynaşıp asla ulus kimliğe dönüşemez…
Çatışır…
Böyle olunca da o ülkede kalkınma hayal olup, bilim, sanayi, tarım falan da gelişemediğinden…
Tamamen batının açık pazarı ve kölesi olarak kalınacaktır…
Hani bazıları ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geleceğini falan sanıyorlar ya…
Şunu bilmiyorlar…
Ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geldiği bir tane bile ülke yok
Ama…
Mülteci olunacağının örneği bir hayli çok…

27–12–2015

Nusret KEBAPÇI

20 Aralık 2015 Pazar

DEVLET POLİTİKASI…


Elinizi şöyle bir şakağınıza koyun ve düşünün…
Son 30…
Hatta…
40 yıl içinde iç politika anlamında da demiyorum, hemen her konuda…
Özellikle de dış politika alanında…
Bu kadar aşağılandığımız…
Küçümsendiğimiz…
Yöneticilerimizin diğer ülke yöneticileri tarafından suçlandığı bir dönem oldu mu?
Elbette olmadı…
Hani dünya liderliği falan diyoruz ya…
Bu tür bir tanımlamanın da…
Kendi kendimizi avutmak…
Veya seçmenin kalbini kazanmaktan başka hiçbir anlamı bulunmuyor.
Hem zaten…
Kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz, verin…
Sizi takip eden bir ülke bile yoksa kimseye örnek olamıyorsanız, takılan ad…
Unvan…
Ya da adı her neyse, sadece ve sadece hikaye durumundadır…
Peki, neden mi böyle oluyor?
Söyleyim;
Çünkü bugün…
Ülkemizi yöneten anlayışta ulus bilinci yok, bu olmayınca da haliyle devlet aklı gibi bir durum da oluşmuyor…
Dolayısıyla ülkenin ortak çıkarları gibi bir düşünce de söz konusu olamıyor.
Neden mi?
Daha açık söyleyim…
Bizim ülkemiz laik…
Demokratik…
Çağdaş bir ülke mi? En azından yakın zaman kadar öyle kabul ediliyordu…
Böyle bir ülkede…
İsteyen Sünni…
Alevi…
Ya da 4 mezhepten herhangi birini…
Bunlardan yola çıkan tarikat ve cemaatleri benimsemiş olabilir mi?
Olabilir ancak…
Şurası önemli.
Eğer ki siz…
Olaylara ulus penceresinden bakmayıp…
Ulusal çıkarlar gibi bir kavramı tanımayıp…
Ülkenin ortak çıkarları gibi bir anlayışın varlığından habersiz olup…
Olaylara…
Sadece mensup olduğunuz…
Mezhep…
Tarikat ve cemaat penceresinden bakıyorsanız…
Bilin ki, bu anlayışla…
Ne Ege’deki adaların işgal edildiğini görebilirsiniz…
Ne de Suriye’de yaşanan sorunun bir parçası olduğunuzu…
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Irak’ın parçalanmasına yol açtığınızın bile farkında olamazsınız…
Demem o ki…
İşin nirengi noktası ulus bilincidir…
O olursa devletinizin ve ulusunuzun, ülkenizin çıkarlarınızı koruyabilirsiniz…
Ama yoksa…
Koruyabileceğiniz…
Tarikat ve cemaatinizin çıkarlarından daha ötesi değildir…

20–12–2015

Nusret KEBAPÇI

12 Aralık 2015 Cumartesi

NASIL BİR BAŞKANLIK?


Seçimlerin sonucunda beklediğini bulamayan partilerimizin kurultay çalışmaları devam ediyor ama şu kadarını söyleyim…
Artık ağlayıp sızlamanın hiçbir faydası yok…
Bence ondan çok daha da önemlisi…
Son yapılan seçimle nereye varacağımızın doğru olarak kavranılması.
Yoksa seçimlerin sonuçlarını pek çok kez değerlendirmişsiniz, az veya çok oy alınmasının gerekçelerini de irdelemiş, bunu pek çok maddeyle açıklamış da olabilirsiniz ancak konu bu değil…
Elbette bu tür bir çalışma her zaman için yapılmalı…
Partiler eksilerini, artılarını çok iyi çalışmalı ama tüm bunlar yapılırken asıl konu yani iktidarın başkanlık hevesi asla gözden kaçırılmamalıdır..
Çünkü
Bilindiği gibi bir süredir, iktidar partisinin önemli isimlerince ülkemizin başkanlıkla yönetilmesi gerektiği gibi bir düşünce dile getirilmektedir…
Zaman zaman bunu padişahlığa…
Hatta halifeliğe kadar götüren de oluyor ama…
Biraz dikkatle, inceleyince gerçekte istenilenin…
Bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi krallık, emirlik türünden bir başkanlık olacağı hemen anlaşılacaktır…
Bu arada Türk tipi falan gibi sözler de sizi yanıltmasın…
Türk sözüne alerji duydukları herkesçe bilindiğinden, kastedilenin Arap olduğunu anlamak hiç de zor değil…
Ayrıca bu iş…
Biz özerklik istiyoruz…
Veya
Ben sana başkanlığı vereyim, sen de bana özerkliği ver, gibisinden pazarlıkla falan da olmuyor…
Bunun için öncelikle, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin neredeyse tamamının federatif bir sistemle yönetildiğinin…
Ve federatif devletlerin neredeyse tamamının da, Üniter devletlerin parçalanmasıyla değil, küçük küçük devletlerin birleşmesi ile oluştuğunun bilinmesi gerekiyor…
Bunun dışında…
En bilinen başkanlık sistemi olduğu için söylüyorum…
ABD başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargı çok kalın hatlarla birbirinden ayrılmaktadır…
Öyle bizde olduğu gibi, kararını beğenmediğin yargıcı görevden al…
Yargıla…
İçeri at…
Oralarda böyle bir şey yok…
Ayrıca iki meclisli bir sistem var ki…
İstediğin yasayı hemencecik çıkar…
Kişiye özgü yasa yap…
Veya hiç biri olmazsa, yasamaya bile gerek duymadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönet…
İnanın böyle bir şeyin olabilmesi de mümkün değil…
Ama şöyle olursa mümkün…
Siz tüm çabalarınızla Osmanlı benzeri…
Hatta
Bazı Arap ülkelerindeki gibi krallık ve emirlik türünden bir başkanlık oluşturabilirseniz ki uzun vadede amaç odur…
İşte o zaman tüm düşündüklerinizi kolayca uygulayabilirsiniz…
Böyle olduğunda…
Ne uğraşmanız gereken muhalefet olacaktır karşınızda, ne de bulunacakları bir meclis…
Sendika…
Dernek…
Oda gibi örgütler bile olmayacaktır…
Demek istediğim; tam böyle olur demiyorum ama…
Hangi yönetim sistemi olursa olsun, eğer gereken denetim mekanizmalarını zamanında oluşturmazsanız…
Farkında bile olmadan varılacak yer, diktatörlükten başka bir yer değildir…

12–12–2015

Nusret KEBAPÇI

7 Aralık 2015 Pazartesi

RUS SAVAŞ UÇAĞI KONUSU…


Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan gelişmelere bakılırsa önümüzdeki süreçte…
Başta yaş meyve ve sebze üreticileri olmak üzere…
Aralarında tekstil ve turizm sektörünün de bulunduğu Ülkenin önemli bir kısmının, uçak düşürmenin bedelini ödeyeceği görünüyor…
Tabi buna önümüzdeki günlerde yaşanabilecek doğalgazla ilgili sıkıntıları eklemiyorum bile…
Doğalgazda sıkıntı olursa ki…
Önümüz kış…
Sadece konutlardaki ısınma sorunun bile hangi boyutlara varabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil…
Kaldı ki her şey sadece konuttan ibaret de değil…
Ya kamu binaları…
1150 odalı saray…
Okullar…
Hastaneler…
Hapishaneler…
Nasıl ısınabilir dersiniz…
Elbette iş sadece ısınmakla da bitmiyor…
Biz ülke olarak da elektriğin neredeyse yüzde 50’sini doğalgazdan elde etmekteyiz…
Böyle olunca, ister istemez doğalgazda yaşanabilecek her kriz bizim elektriğimizi de etkileyecektir…
Yani ısınma ile birlikte elektrik sorunu da çıkarsa…
Durum gerçekten vahim demektir…
Bakın zaman zaman bu konu basında yer alınca özellikle iktidar yanlısı medya, halkın çok cefakar, çok fedakar olduğu üzerinden vurgu yaparak…
Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi buna da katlanılabileceği mesajını veriyor ancak…
İş o doğalgaz yerine tezek kullanılabileceğini söylemek kadar komik değil…
Tersine son derece ciddi…
Neden mi? Bakın söyleyim…
Elektrik olmazsa öncelikle karanlıkta kalırız da şu kadarını söyleyim…
Su sorunu da çıkacaktır…
Çünkü
Hemen herkesin bildiği gibi içme suyu sistemi ve hidroforlar tamamen elektrikle çalıştığından karanlıkta kalmanın yanı sıra susuz da kalacağımız kesin görünüyor…
Elbette yaşanabilecekler sadece bunlarla sınırlı değil…
Ne postaneniz çalışabilir, elektrik olmadığında…
Ne de hastaneniz…
Bırakın ameliyatı, röntgen çekilmesini…
İdrar tahlilini bile yaptıramazsınız…
Tamamen felç olacak sanayimizin durumunu söylemeye bile gerek görmüyorum…
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile “müzik notası” bile verememiş…
Mavi Marmara’da onca ölüme karşın sert bir çıkış bile yapamamış…
Yunanistan’ın büyük bir şımarıklıkla bir yıl içinde; bir, iki, üç değil yüzlerce hava sahası ihlaline…
Dahası
Lozan’la hakkımız olan 16 adanın işgaline bile sesimizi çıkarmamışken…
Rusya’nın ihlaline bu kadar tepki göstermenin ne gibi bir anlamı olabilir dersiniz?
Anlamı şu;
IŞİD’i korumak adına, Rusya’ya karşı NATO’yu devreye sokmak…
Çünkü…
O bölgede haritalar ancak IŞİD’LE yeniden çizilebiliyor...

07–12–2015

Nusret KEBAPÇI