23 Nisan 2018 Pazartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ülke olarak…
Meydanlarda…
Stadyumlarda…
Halkın çok yoğun katılımıyla büyük bir coşkuyla kutladık demeyi çok isterdim ama…
Ne yazık ki böyle bir şey bir süredir söz konusu değil.
Zaten yapılan kutlamalar da…
Sadece…
Okullarda yapılan törenler ve en üst makamca yapılan resepsiyonun ötesine geçemiyor.
Peki neden?
Öyle ya…
Bayramların geniş halkın katılımıyla kutlanmamasının…
Dahası…
Anıtkabir’e gidilmekten kaçınılmasının…
Hatta
Büyük önderden söz ederken millete mal olmuş Atatürk soyadından söz etmemenin ve sadece Mustafa Kemal denilmesinin…
Üstelik bu adı unutturmak istercesine hemen her yerden kaldırmaya çalışmanın da bir anlamı…
İllaki var.
Üstelik bu sadece bugünün konusu değil…
Neredeyse
Mevcut iktidarın yıllardır ülkemize giydirmek istediği sistemle de doğrudan ilişkili…   
Aslına bakarsanız…
Bugün yapılmak istenilenlerle Atatürk’ün yaptıklarının tamamen birbirinin zıddı olduğunu söylemek için de öyle kâhin olmak falan gerekmiyor…
Sadece tarihi o da doğru kaynaklardan okumak…
E tabi biraz da gözlemci olmak bunun için yeterli olabiliyor…
O günlerde bilindiği gibi…   
1.Dünya Savaşı sonunda yenilmiş kabul edilen bir devletin, yedi düvel tarafından işgal edilmesi sürecinde yapılabilecek en doğru şey, ülkenin dört bir bucağından temsilcileri bir çatı altında toplayıp…
Mücadele eden birbirinden bağımsız güçleri de birleştirip merkezi bir ordu haline getirerek meclisin yönetimi altına sokmaktı…
Zaten birbirinden kopuk paramparça örgütlerle mücadele etmek, düşman karşısında daha baştan yenilgiyi kabul etmekle de eş anlamlıydı…
İşte Ankara bu nedenle öncelikle meclis kurup, halkı birleştirip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütlerken…
İstanbul yani Saray da tam tersine…
İngilizlerle işbirliği içinde meclisi kapatıp…
Milletvekillerini tutuklatıp, sürgüne göndermeye çalışıyordu…
Sonuçta bu mücadele bizi savasın sıcaklığıyla birleştirdi ve biz Türkiye halkı olarak girdiğimiz bu mücadeleden tek vücut Türk milleti olarak zaferle çıktık ama…
98 yıldır emperyalistler ve onların ülkedeki kuklalarına karşı Türk ulus kimliğimizle var olma mücadelesi verdiğimiz de bir gerçek…
Diyeceksiniz ki tamam da…
İktidar ne istiyor? Onu söylemediniz…
Aslına bakarsanız istenilen gayet açık…
“Ulus devlet ortadan kaldırılsın…”
Yerine de…
“Hemen her türden etnik ve dini kimliğin kendini ifade edeceği padişahlık türünden başkanlık denilen dini bir düzen kurulsun…”
Hem zaten kendileri de federatif olmayan bir başkanlığı “Altı kaval üstü şişhane” diye ifade etmiyorlar mı?
Deneyimle sabittir…
Her zaman Ulusu birleştirmek, emperyalizme karşı mücadele etmek isteyenler meclisi yüceltir, etkili hale getirir…
Parçalamak isteyenler de etkisizleştirir ve yok sayar…
Olay budur…

23–04–2018

Nusret KEBAPÇI

14 Nisan 2018 Cumartesi

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?


Aslına bakarsanız emperyalizmin en belirgin özelliği yalanıdır dersek sanıyorum yanlış yapmamış oluruz…
Hem şöyle bir düşünün…
Hiç yalana başvurmadan…
“Ben senin ülkeni işgal edeceğim, yer altı üstü tüm kaynaklarını da talan edeceğim…
Hatta
Ülkeni tamamen yıkıp…
Yeniden yapmak için ülkemin şirketlerine çıkar bile sağlayacağım…
Tabi bu kadarla yetineceğimi düşünemezsiniz…
Bunların yanında çeşitli yollarla önce ülkede milli kimliği temsil eden kurucu lider adı, heykelleri, ulusal sembol, marş…
Bu türden ne kadar kavram varsa hepsini ortadan kaldırıp sonrasında da demokrasi adı altında ülkenizde ne kadar etnik ve dinsel kimlik varsa o kadar da parçaya ayıracağım ki…
Bir daha ortak değerleri, tarihi, dili olan birleşik bir ulus olarak karşımıza dikilip çıkarlarımıza engel olamasın…”
Diyen
Bunu açıkça dile getirebilecek bir tane emperyalist devlet var mı?
Peki, olabilir mi?
Elbette olamaz hem zaten son iki yüz yıldır çok fazla bir şey de değişmedi.
Bir zamanlar medeniyet götürüyoruz diyerek ülkeler ele geçirilirdi.
Şimdi ise insan hakları…
Demokrasi…
Özgürlük denilerek.
Tabi toplumun bu tür yalanlara inanmasını sağlamak için de neredeyse tüm medyanın ele geçirildiğini sanırım söylemeye bile gerek yok.
Zaten böyle olmamış olsa…
Emperyalistler,  saldırganlıklarına nasıl haklılık kazandırabilirlerdi öyle değil mi?
İşte tüm bunlar bugün Suriye için kullanılmaktadır…
Önce hemen her ülkede olduğu gibi emperyalist batı tarafından desteklenen çeşitli örgütleri harekete geçirmek…
Ardından
Onları silahlandırmak…
Hatta yetmediğinde neredeyse 100 ülkeden yüz binlerce cihatçı ve psikopat katili ülkeye doldurup…
Araç, gereç, silah ve mühimmatla donatıp…
Sonrasında da…
Başka türlüsü açık işgal sayılacağından…
Sözde
Terörle mücadele etmek adı altında ilgili ülkeye müdahil olmak…
Bu arada da Suriye devleti ülkesini korumaya çalışıp teröristleri etkisiz hale getirmeye kalkınca da…
“Siviller öldürülüyor” gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırıp doğrudan silahlı müdahaleye zemin hazırlamak…
İşte bugün; ortada daha henüz hiç bir kanıt yokken yapılan “kimyasal silah kullanılıyor” yaygarasının da…
Batılı emperyalistlerin Suriye’ye saldırısına fırsat yaratmak dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.
Tabi bu arada bizim ülkemizi yönetenlerin ABD’ye bağlılığına ve kraldan çok kralcı olmalarına da asla şaşırmıyoruz…
Neden mi?
Bakın şimdi
ABD’ nin Afganistan’a müdahalesinde kimin yanındaydılar?  ABD’nin değil mi?
Ya Libya’da durum çok mu farklıydı, Libya’nın yıkılmasıyla ilgili toplantılar nerede yapıldı sanıyorsunuz?
Peki, Irak’da kimin yanındaydık?
Ve anlaşıldığı üzere Suriye ‘de de durum değişmiyor…
Demek istediğim…
Bir ulus için en önemli olan şey ulus bilincidir…
O ulursa bağımsızlığınızı koruyabilir…
Emperyalizme tavır alır, mücadele edebilirsiniz…
Ama o yoksa…
Kendinizi bir anda Müslümanlarca kutsal kabul edilen Miraç gecesinde bile Müslüman ülkelere yapılan emperyalist saldırıyı destekler…
Müslüman kanını dökenleri alkışlar olarak bulabilirsiniz…

14–04–2018

Nusret KEBAPÇI

9 Nisan 2018 Pazartesi

DEMOKRASİ…

DEMOKRASİ…


Hazır söz demokrasiden açılmışken, son zamanlarda konuyla ilgili gelişmelere kısaca değinmekte yarar bulunuyor.
Bunlar içinde en çok gündeme gelenlerden birisi Türk ve Türkiye kavramlarının hemen her yerden kaldırılması değil mi?
Ya Atatürk adının stadyumlar başta olmak üzere neredeyse pek çok yerden kaldırılmasına ne demeli…
Sizce aralarında bir bağ bulunmuyor mu?
Tabi bunların dışında…
Çanakkale Zaferi yıldönümünde Atatürk adını anmadan yapılan törenleri…
Mecliste yapılan Çanakkale programında kadın tiyatrocuların sahneden indirilmesini…
Yetmez gibi…
“Kadının çalışmasının doğru olmadığına…”
Hatta
“Kadının yerinin sadece evi” Olduğuna ilişkin yapılan açıklamaları…
Tüm bunların yanı sıra…
Normalde bilim adamı olması gereken bir rektörün…
“Demokrasi isteyenleri cehennemlik olmakla suçlayıp tövbelerinin bile kabul edilmeyeceğinin” Açıklamasını bir araya getirdiğimizde nasıl bir anlam çıkacağını sanıyorsunuz…
Aslına bakarsanız üzerinde çok fazla düşünmeye falan gerek yok her şey gayet açık…
Zaten buradan da sadece bir anlam çıkabilir o da birilerinin artık son zamanlarda gizlenmek için demokrasiye ihtiyaçlarının kalmadığını düşünüp…
Kendi istedikleri dini düzenin getirilmesi için uygun fırsatın geldiğine karar vermiş olmalarıdır ki…
Uzun süredir yaptıkları…
Atatürk…
Kadın hakları…
Laiklik…
Ulus devlet…
Ve demokrasi karşıtı açıklamaları da bunu çok açıkça da göstermektedir.
Peki, tüm bunların yerine ne istiyorlar dersiniz…
İstedikleri şu…
Ulus devlet yıkılsın, Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü, dini federatif bir başkanlığa dönüşsün…
Başka
Egemenlik de kayıtsız şartsız Milletin olmasın…
Tamam, da kimin olsun?
Böyle bir düzende seçim, yurttaşlık falan da olmayacağına göre kim kullanacak bu egemenliği?
Ya ülkedeki en güçlü mezhep olacaktır, bunu kullanacak…
Veya tarikat ya da cemaat…
Beyler…
En az 1000 yıldır İslam ülkelerindeki iktidar kavgalarının nedeni de bu değil mi?
Müslümanlar 1000 küsur yıldır sırf bu anlayış nedeniyle birbirleriyle savaşmıyorlar mı?
Ama tüm bu yaşananlara rağmen birileri hala anlamamakta direnmekte ve bu nedenle Atatürk’ün söylediği  “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.”  ilkesini hiç bir şekilde hazmedememektedirler…
Çünkü bu düşünceye göre insan yasa yapamaz…
Olsa olsa var olan değişmez yasalara uyar ki zaten amaçta odur…
Bu durumda da…
Ne meclis olabilir bir ülkede…
Ne parti…
Ne de sendika…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O varsa, demokrasi oluyor ve eşit ve özgür yurttaş haline gelebiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Sadece ve sadece tebaa…
Bilin istedim…

09–04–2018
Nusret KEBAPÇI