27 Ağustos 2023 Pazar

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

 

 

Doğrusunu isterseniz ülkemiz genelinde yapılan tüm seçimlerde veya herhangi bir partinin taraftarı olurken, sanıyorum sözel bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir, ilgilendiğimiz partinin programını okumak, araştırmak, sorgulamak gibi bir alışkanlığımız olmayınca…

Sadece vaatlere, seçim döneminde verilen sözlere inanarak bu konudaki kararımızı vermekteyiz.

Böyle olup o sözlerin tam tersi bir uygulamayla karşılaşınca da haliyle toplum olarak örgütlü bir tepki koymak değil de, çareyi feryat etmede, elim kırılsaydı gibi sözlerle geçiştirmede buluyoruz ya…

Bu durumda genel bir bakış açısıyla çok fazla bir ayrıntıya girmeden partilere, onların ideolojilerine bakmak da haliyle zorunlu oluyor.

Birileri ideoloji falan deyince de hemen kendince, bizim parti Müslümanları temsil ediyor…

Ya da biz Atatürk’ün partisiyiz gibi söylemlerde bulunabilir ama bu bir siyasi partinin ideolojisi değil…

Öncelikle bunda net olmamız gerekiyor.

Çünkü bu tür söylemler tamamen görüntüdür.

Bir partinin gerçekten ideolojisini ülkeyi nasıl yöneteceğini anlamak istiyorsanız ilk yapılması gereken şey, parti programını okumak, araştırmak ve sorgulamaktan geçmektedir.

Ancak bu şekilde o partinin seçildiği dönem boyunca neler yapıp neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğini anlayabilirsiniz.

Diğeri; yani söylemle karar vermek, sizi her seferinde yanılgıya, ülkeyi belki de uçuruma götürebilir ama ne yazık ki, siz hiçbir zaman bunun farkında olmazsınız…

Buradan yola çıkarsak…

Partiler hangi tür söylemde bulunurlarsa bulunsunlar, hangi düşünceyi savunduklarını söylerlerse söylesinler gerçekte bunlar hiç bir şey ifade etmemektedir.

Asıl bu konuda bizi ilgilendiren şey partinin söylemleri veya oy almak için bazı kesimlere şirin gözükmesi değil…

Ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak nasıl yöneteceği…

Bunlar aslında gizli, saklı falan da değil, tüm partilerin programlarında üstelik çok açıkça da yazılmaktadır…

Bizi burada asıl ilgilendiren şey siyasi olarak o partinin ülkeyi ulusçu bir anlayışla mı?

Yoksa neoliberal bir şekilde mi yönetmek isteyip istemediğidir…

Biliyorum kafanız karıştı şu kadarını söyleyim, bugün ülkemizdeki tüm siyasi partiler bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde kurulan partilerin devamıdırlar.

Bu sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada da böyledir.

Çünkü toplumda çeşitli sınıflar vardır ve mevcut partiler onların herhangi birinin çıkarını savunmaktadırlar. Bunu söylerken ilgili partilerin dini veya laik ya da milliyetçi söylemleri sizi asla yanıltmasın. aslolan ekonomik ve siyasi program olup buna göre toplumda hangi sınıfın, kimlerin çıkarını savunup, desteklediğidir.

Zaten bunları görüp fark etmeye başladığınız zaman çok yol kat etmişsiniz demektir yoksa inanın oy kullandığınız her seçim sizin için sadece zaman kaybı olacaktır.

Aslında bu iki farklı yönetim anlayışına sahip olan partileri ülkemizde ve dünyanın tüm ülkelerinde görmek mümkün

Bunları pek çok söylemlerinden de tanıyabilirsiniz

İsterseniz kısa bir tanımla, öncelikle de ulus esaslı yönetim anlayışından başlayalım…

Ulusçu anlayışa göre “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” Bu söz o tür bir yönetim anlayışında sadece meclis duvarında olan bir yazı olmayıp…

Siyasette…

Ticarette…

Tarımda…

Sanayide…

Hatta karada…

Havada, denizde Türk ulus devleti egemenliği anlamına gelir ve hiç bir şekilde bu egemenlik parçalanıp bölünüp başka bir ülkeye özel bir şirkete…

Veya devlete devredilemez…

Yani bu anlayışla limanlarınızı, havaalanlarınızı, madenlerinizi kısacası hiçbir şeyinizi tamamen yabancılara devredemezsiniz. Sizden önce devredilen varsa da tekrar millîleştirirsiniz.

Neoliberal anlayış ise aslında tam da bunun zıddıdır, buna göre devlet mutlaka küçültülmeli ve sözde devletin asli görevi olan güvenlik ve adalet dışındaki her türlü yükümlülük eğitim de dahil olmak üzere başka devletlere, kurumlara, kişilere devredilmelidir.

Bu anlayışa göre devlet sadece denetler…

Tabi insan düşünmeden edemiyor…

Her türlü ekonomik varlığını yabancılara teslim eden bir devletin, sahi bağımsızlığı ne olacak?

Nasıl bağımsız karar alacak?

Ya da alabiliyor mu?

Yabancı şirketlerin, devletin aldığı herhangi bir karar karşı tepki gösterip çekilmeleri tehdidine karşı denetim nasıl olacak?

Elbette olamaz, zaten bu tür bir anlayışa sahip partiler Türk üst yani ulus kimliğine karşı olup hemen her şeyi meta olarak gördüklerinden olsa gerek, vatan diye bir kavramın tanınmayıp, üzerinde yaşadığımız toprakların sadece arsa olarak görülmesi ve dileyene sınırsızca satılabilmesi de bu anlayışın çok bilinen bir özelliğidir.

Ayrıca toplumda ulus bilinci, ulusal değerler adım adım yok edilirken tarikat ve cemaatlere serbestlik kazandırılıp, ümmetçiliğin yaygınlaştırılıp…

Halktaki ulus kimlik ve vatan bilincinin unutturulması da bunun bir parçasıdır.

Yani uzun sözün kısası…

Hani bugün aslında pek çok zenginliğin bulunduğu topraklarda halk olarak korkunç bir enflasyonla, hayat pahalılığıyla birlikte yaşamaya çalışıyoruz ya…

İşte bu; devleti stratejik olan- olmayan ayrımı yapmadan hemen her şeyi sermayeye terk edip, devleti ekonomide küçülterek, bırakın denetlemeyi, seyirci duruma düşürmenin sonucudur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

27-08-2023

Nusret KEBAPÇI

14 Ağustos 2023 Pazartesi

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

 

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

 

 

Zaman zaman çeşitli metinlerde, konuşmalarda geçen bu sözcük anlam olarak…

Çeşitli olayları anlamak açısından yakından parça parça analiz ederek değil de biraz geriden yani resmin tamamına bakılarak aralarındaki bağlantıların anlaşılabileceğini ifade etmek anlamında kullanılmaktadır.

Böyle olunca…

Ne sadece akaryakıt fiyatlarının arttırılması tek başına bir konu olabilir…

Ne ülkeye kaçak getirilen 17 milyon civarındaki yabancılar…

Ne de Avrupa’daki bazı ülkelerin büyüklüğündeki toprağın yabancılara satışı kendi başına bir anlam ifade etmektedir.

Aslına bakarsanız bunların tümü topyekûn bir anlam ifade etmektedir…

Eğer bunu göremezseniz sadece ve sadece kendinizi oyalarsınız ve hiç bir şekilde sonuca gidemezsiniz.

Bu nedenle olayları büyük resmi göstererek açıklarsak konu ya da ülkemizi bekleyen tehlikeyi çok daha iyi anlayabiliriz kanısındayım.

Şimdi şöyle bir düşünün:

Ülkemizde kurgulanan senaryonun uygulanması ne zaman başladı?

Ya da

Miladı ne zaman? Türünden diye aklınıza bir soru gelirse söyleyim…

Hani birileri ülkemize BOP eş başkanlığı görevi verip…

Bizi ulus devlet modelinden vazgeçirip…

Ilımlı İslam olarak İslam ülkelerine bir model olarak gösterildiğimiz tarih var ya işte bu işin başlangıcı o zamana dayanıyor.

Peki, böyle bir siyasetin karşısında durabilecek ülkemizdeki hangi güç vardı?

Elbette ordu.

Uydurma suçlamalarla ordu hem sayıca küçültüldü…

Hem de ulusun çıkarlarının savunmaktan alıkonularak, işleyişi ve yapısı değiştirilmekle beraber tamamen siyasileştirildi.

Şu kadarını söyleyim dünyanın diğer uluslarındaki gibi Genelkurmay başkanı ordu komutanlarının başı değil.

Ama bu tek başına ülkede siyasal İslam’ın egemen olması için yeterli değildi…

Ulusal olan demokratik kitle örgütleri sendikalar, derneklerin de teslim alınıp ele geçirilmesi gerekiyordu ki…

O da yapıldı.

Elbette bu kadarla kalınmadı siyasal İslam ulus kimliğin…

Ulus kavramının düşmanı olduğu için bu kavramı gözden düşürmek…

İtibarsızlaştırmak da gerekiyordu

Bu nedenle ulus devletin temel dayanağı ulusal ekonomi, AB ve ABD’ye teslim olunan neoliberal politikalarla tasfiye edilirken…

Halk da yoksullaştırıldı.

Tabi bu arada…

Kendi üreticimize kota konularak akaryakıt dahil hiçbir destek verilmeyerek yabancı sermaye karşısında çok daha pahalıya üretir hale getirildi sonuçta da üretici…

Hayvan yetiştirmekten…

Tarım yapmaktan çekilince piyasa tamamen yabancı ürünlerle dol duruluverdi…

Bununla da kalınmadı ülkenin tarikatlar cemaatler konfederasyonu gibi olabilmesi için…

Mutlaka ulusal birlikteliğin, onun sembolü Türk adının da giderek yok edilmesi gerekiyordu ki…

Ortalık tarikat ve cemaatlere bırakılabilsin…

İşte anayasaya göre yasak olmasına karşın her akşam ekranlarda boy gösterebilmelerinin nedeni bu olduğu gibi.

17 milyona yakın Arap nüfusun ülkeye doldurulmasının da amacı da budur…

Demek istediğim…

Ülkemizin tekrar bağımsız bir ulus devlet olarak ayağa kalkabilmesinin

Ekonomimizin tekrar ulusal hale gelmesinin…

Demografik yapımızın tekrar ulusal kimliği öne almasının…

Demokrasinin ülkemizde yeniden hayat bulmasının sadece bir yolu bulunmaktadır.

Ulusal bakış açısına sahip olmak…

Ancak ulus olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak vatan haline geliyor…

Vatan olunca da ülkenin bağımsızlığı, emperyalizme karşı ülkeyi korumak, sanayileşmek, tarımı geliştirmek, tehlikelere karşı uyanık olmak anlam kazanıyor…

Değilse zaten Ümmet’siniz böyle olunca da bu toprak sizin için ancak arsa olabiliyor öyle olunca da emperyalizme karşı, bağımsızlık, ülkenin sınırlarını, varlığını korumak, sanayileşmek, tarımı geliştirmek de haliyle hikâye oluyor

Yani ulus varsa, vatan var…

Ulus yoksa vatan da yok...

Ne demişti MEHMET AKİF : “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”

Aynen öyledir…

 

14-08-2023

Nusret KEBAPÇI


7 Ağustos 2023 Pazartesi

DİSNEY

 

DİSNEY

 

Son günlerde bir Atatürkçülük furyasıdır gidiyor. Bakıyorsunuz hemen herkes sosyal medyada konu ile ilgili paylaşımlarda bulunuyor.

İçlerinde kınayanlar mı dersiniz…

Hakaret edenler mi?

Herkes bir şekilde tepki de bulunuyor da…

Konuyu anlayınca insan şaşırmadan kendini alamıyor…

Nedenini söyleyim…

Daha doğrusu işin gerçeğini…

Bildiğiniz gibi siyasal İslam’ın yönettiği ülkemizde Türk kültürünü anlatan…

Topluma benimseten, okullarda öğreten, bir kültür politikamız ne yazık ki yok.

Olmuyor…

Böyle olunca iş ne yazık ki Emperyalizmin kültür politikasına bırakılıveriyor.

Çünkü öbür türlü uğraşmak, halka…

Öğrencilere bunu benimsetmek…

Epeyce emek…

Bir o kadar, hatta çok daha fazla para ve zaman da gerektiriyor.

Hem zaten amaç Türk kültürünü adım adım yok ederek, ülkenin dört bir yanını tarikat ve cemaatlerle, emperyalist kültür politikalarına terk etmek değil mi?

Hal böyle olunca neden bir şeyler yapılsın ki

Aslına bakarsanız bu iş, yani kültür konusu da…

Eğitim konusu da, ülkede uygulanan ekonomik modelle doğrudan bağlantılıdır.

Anlamı:

Nasıl ki ekonomi tamamen ulusal olmaktan çıkarılıp hemen tüm sanayimiz…

Tarımımız…

Hayvancılığımız…

Ticaretimiz, küresel çok uluslu şirketlere bırakılmışsa, inanın kültür de aynı.

O da ne yazık ki tarikat ve cemaatlere ,yabancı çok uluslu şirketlere, onların kültür politikalarına tamamen terk edilmiş durumda…

Neyse şimdi sadede gelelim…

Yani asıl konumuza…

Küresel bir yayın platformu olan DİSNEY; Atatürk’le ilgili bir dizi hazırlıyor ama Ermeni lobisinin baskı ve tepkisi yüzünden yayından kaldırılıyor.

Bu nedenle, Atatürkçü olan da…

Olmayan da kendince bir tepki gösteriyor da…

Asıl benim merak ettiğim…

O dizide Atatürk’ün nasıl yer aldığı?

Hangi özelliklerine yer verildiği

Tüm dünya uluslarına…

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anılan, yenilmez kabul edilen…

Zamanın, aynı zamanda günümüzün de en büyük emperyalistleri olan devletlerin, Atatürk’ün önderlik ettiği Kurtuluş savaşıyla nasıl yenilip, yurdumuzdan kovulduklarına yer verilip verilmediği…

Bunun yanı sıra…

Büyük Önderin bir ulus devlet kurmak adına yaptığı tüm Devrimlerin…

Getirdiği İlkelerin nasıl yer aldığı da çok önemli de…

Bence…

Kendimize sormamız gereken soru asla bu değil…

Olmamalı da.

Neden mi?

Bakın şimdi…

Bu ülkede…

Osmanlı’yla Selçuklu’yla ilgili film ve diziler pek çok kanalda yer alıyor mu?

Alıyor.

Alıyor ama iş yakın tarihe, Türkiye’nin son yüzyılına gelince, orada akan sular duruluyor.

Neden olabilir?

Çünkü çok önemli…

Öyle ki…

Birinci dünya Savaşı yılları ve Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet…

Bu uğurda verilen mücadeleler ortaya çıktığında…

Öncelikle Birinci dünya savası sonucunda imzalanan Mondros ve Sevr’in taraftarlarının kimler olduğunu…

ABD ve İngiliz mandacılarını…

Hatta

Kimin ya da kimlerin…

Fetvalarla halkı, emperyalizmin desteğiyle Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı yapanlara karşı ayaklandırdığı ortaya çıkacak…

O kadar ki madenler, fabrikalar yabancılara peşkeş çekilirken…

Cahil halkı kandırmak için uydurulan Lozan’ın gizli maddeleri saçmalığı da son bulacak ama…

Her ne kadar mızrak çuvala sığmasa da şimdilik bu konuyu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar…

Biliyorlar ki

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Atatürk İlke ve Devrimlerinin öğrenilmesi demek, iktidarın yıllardır silmeye çalıştığı Türk Ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkması, Cumhuriyetin yeniden hayat bulması, ulus bilincinin ve vatan sevgisinin tekrar canlanması anlamına da gelmektedir aynı zamanda…

Ama asıl konu, bu da değil…

Bu ülkede Atatürkçü olduğunu iddia eden partiler var mı?

Ya da Atatürk’ten yana olduğunu söyleyen dernekler…

Spor kulüpleri…

Atatürk’ü çok güzel anlatan, yazan, yazarlar var mı?

Var.

Hatta Atatürkçü pek çok iş adamının olduğu da bilinmektedir.

Peki, durum böyle olunca, güçlerimizi birleştirerek, Atatürk İlke ve Devrimlerini halka anlatan…

Atatürk’e yapılan saldırılara yanıt veren…

Diziler ve filmler yapmak çok mu zor?

Biz bu ülkede…

Cumhuriyetten 100 yıl sonra bile, hala; Atatürk’ü, emperyalizmin film platformlarından mı öğrenmek durumundayız?

 

07-08-2023

Nusret KEBAPÇI