LAİKLİK
OLMADAN ULUS OLUNUR MU?
İsterseniz önce bir
tespit yaparak başlayalım. Hani ülkemizde birileri için "ABD Başkanı:
dostum" ya da "ihtiyacı olan meşruiyeti ben verdim" gibisinden
ifadeler kullanılıyor ya... Aslına bakarsanız, herkes tarafından da bilinmesi
gerekir ki emperyalizmin dostu olmaz. Sadece kullanışlı olduğunuz ve
kullanılabildiğiniz kadarıyla geçerli olan bir yakınlık olabilir. Zaten ABD ile
ülkemiz adına kazandıklarımızı ve ülkemiz adına kaybettiklerimizi basitçe
kıyaslamak bile, bu dostluğun ne menem bir şey olduğunu ortaya koyacaktır.
Şimdi şöyle bir
düşünün: Ege'de en yakınımızdaki adalar bile silahlandırılıp Yunanistan,
İsrail'le güvenlik anlaşmaları yaparken; Güney Kıbrıs'ta İsrail önemli bir
konum elde edip münhasır bölgemiz bile yok sayılırken; hatta Ukrayna tarafından
gemilerimiz vurulurken bile doğru dürüst hiçbir tepki göstermeyen iktidar...
Söz konusu ABD talimatları olunca neden "Arap NATO'su" denilen Mekke
Anlaşması'yla Arabistan ve Pakistan'ı korumak adına komşumuz İran'a yaptırımlar
uygulayıp Yemen'e karşı savaş hazırlığına girişiyor ve kendini Rusya'ya karşı
ABD yanında konumlandırıp yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor?
Ayrıca tüm bunlar
yapılırken; ABD'nin dünyanın petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol edip
hâkimiyet kurmak istediğini ve günün birinde çekip gittiğinde bizim, aramıza
düşmanlık giren komşularımızla baş başa kalacağımızı da akıldan çıkarmamak
gerekmez mi?
Siz hiç, her ne yaparsa
yapsın mevcut iktidarın, Gazze'yi yıkıma uğratan İsrail'e, adalarımızı işgal
edip silahlandıran Yunanistan'a karşı, hamasi lafları bir yana bırakın, somut
hiçbir yaptırımını duydunuz mu? Elbette duymadınız. Peki bu durumda, doğrudan
ülkemizin güvenliği ile ilgili olan Ege'deki haklarımız, Kıbrıs ve Ukrayna
konusu sessizlikle geçiştirilirken, niçin ABD'nin dostuna dost, düşmanına
düşman olunuyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında amaç, son
olarak Diyarbakır'da "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözünün
kaldırılmasında olduğu gibi, Türk ulus kimliğini adım adım önemsizleştirip
ortadan kaldırarak yerine ABD'nin dayattığı monarşi yani Osmanlı millet sistemi
de denilen ümmet kimliğini yerleştirmektir. Biliyorlar ki ancak bunu
yapabildiklerinde Türkiye'yi ABD'nin istediği o çok kimlikli, çok kültürlü
federatif hale getirebileceklerdir.
Bu yüzden de İran'a ve
Yemen'e karşı yapılan müdahale ve yaptırımlara değil ama Yunanistan'a, İsrail'e
veya ABD'ye karşı girişilecek en hafif bir tepkinin bile, yıllardır sönümlemeye
çalıştıkları Türk ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkmasına ve tüm halkın yeniden
Türk kimliği altında birleşmesine neden olacağını çok iyi biliyorlar. İşte tam
da bu nedenle; ABD'nin istediği "Türkiye'yi etnik ve dini kimliklere
ayrıştırma" projesinin yarım kalıp hüsrana uğrayabileceği endişesiyle,
Türk devletinin Ege'deki, Akdeniz'deki ve Kıbrıs'taki hiçbir hakkı
savunulmamakta, bu sorunlar yok sayılarak sessizlikle geçiştirilmektedir.
Nitekim Yunanistan, Lozan ve Paris Antlaşmaları gereği gayri askeri statüde
olması gereken adaları sistematik olarak silahlandırırken; İsrail ile GKRY,
"Aşil Kalkanı" gibi savunma anlaşmalarıyla Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye
karşı bir güvenlik mimarisi kurarken; Türkiye'nin tepkisi sadece
"antlaşmalara uyun" çağrısıyla sınırlı kalabilmektedir. Çünkü içeride
"Türk" kimliğini zayıflatıp "ümmet" bilincini yerleştirmeye
çalışan bir iktidar için, dışarıda "Türk" kimliğini savunmak, kendi
iç projesiyle çelişmektedir. Bu konuda Ege'de, Akdeniz'de, Kıbrıs'ta atılacak
her sert adımın, ister istemez içeride "Türklük" vurgusunu
güçlendirebileceği kaygısıyla bu adımlardan bilinçli olarak kaçınılmaktadır.
Çünkü ABD emperyalizmi,
defalarca çeşitli sözcülerinin de söylediği üzere, bölgede İsrail dışında ulus
devlet istemiyor. İstediği, Osmanlı millet sistemi de denilen, ümmet esasına
dayalı, her türden etnik ve dini kimliğin farklılıklarıyla bulunup çok
kimlikli, çok dilli, dahası çok hukuklu federatif bir sistemdir. İşte bunun
olabilmesi için de Türk ulus kimliğinin önemsizleştirilip dini kimliğin, yani
ümmetçiliğin öne çıkarılması gerekmektedir.
Bunları yaptıklarında
da ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olamayacaklarını; güçlü bir
sanayi, tarım ve madencilik kuramayacaklarını çok iyi bilmektedirler. Bu yüzden
de geriye tek bir yol kalmaktadır: Emperyalizmin talimatlarını uygulayarak,
bugün olduğu gibi ülkeyi sınırsızca emperyalist talana açarak, sanayi, tarım,
maden, yol, köprü bile demeden ülkenin tüm ulusal varlıklarıyla birlikte
eğitimi ve sağlığı da yerli ve yabancı sermayeye devrederek, komşu ülkelere
karşı ABD adına yaptırım uygulayarak iktidarlarını korumak. Ki zaten yapılan da
budur.
Peki, bu teslimiyet
ortamında toplum nasıl bir hâle gelir? Zaten ümmet olduğunuzda yönetime itaat
esas olduğundan; böyle bir sistemde sivil toplum örgütü, sendika, dernek,
parti, meclis gibi hesap sorabilecek bir denetim veya muhalefet sistemi de
çalışamamaktadır. Böyle olunca da ülke toprakları, sadece bir imzayla orman
vasfından çıkarılıp illerimizin yüzde ellisinden fazlası maden sahası ilan
edilerek yabancı şirketlere hiçbir engelle karşılaşmadan teslim edilmektedir.
Yollar ve köprüler bile yabancı sermayeye devredilerek, ülkenin sanki bir
savaşta işgal edilmişçesine yabancılarca kontrol edilmesi sağlanabilmektedir.
Hem laiklik
olmadığında, kamusal alanı işgal eden etnik kimlikler ve dini cemaatler, her
biri kendi hukukunu, kendi eğitimini, kendi silahlı gücünü kurma yarışına
girecektir. Bu da ülkeyi, tıpkı Ortadoğu'da olduğu gibi, bitmeyen bir iç savaş
ve kaos alanına dönüştürecektir. Bu çatışmaları engellemenin, toplumu bir arada
tutmanın görünürdeki tek yolu ise laik ulus devlettir.
Demek istediğim: Bir
toplum ancak laik bir ulus olabildiğinde emperyalizme karşı ulusal egemenliğini
savunup ekonomik ve siyasi bağımsızlığını sağlayabilir. Çünkü laik
olabildiğinizde egemen olup millet olabiliyorsunuz. Millet olabildiğinizde,
üzerinde yaşadığınız toprak "vatan" haline gelir. Değilse çok kolay
bir şekilde elden çıkarılabilen arsa... Ancak vatan olunca emperyalizme karşı
mücadele ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlam kazanıyor; ancak böyle olduğunda
gümrüklerinize sahip olabilir, ülkenizi koruma altına alarak sanayileşebilir,
tarımınızı geliştirebilirsiniz. Yani anlayacağınız, sizi tebaa olmaktan
çıkaran, gerektiğinde yönetimden hesap sorabilmenizi sağlayan tek şey yine laik
ulus devlettir.
Değilse zaten ümmet
oluyorsunuz ve bu durumda da hak, hukuk bağımsızlık, vatan falan da hikâye
olmaktadır.
Olay budur.
29-EYLÜL-2026
Nusret KEBAPÇI