30 Eylül 2024 Pazartesi

AH ŞU OKULLAR OLMASA…

 

AH ŞU OKULLAR OLMASA…

 

 

Son günlerde okulların durumuyla ilgili çok fazla haber çıktı. Hal böyle olunca yaraya biraz tuz basmak ister istemez zorunlu oluyor.

Hep söyleyegeldiğim bir şey var…

Öyle her derde deva, kadiri mutlak bir eğitim falan yok, öncelikle bunun bilinmesi gerekiyor.

Bu sadece bizde değil dünyada da yok.

Dünyanın hiç bir yerinde, ideolojiden, ülkenin ekonomik hedeflerinden bağımsız bir eğitim sistemi bulunmuyor.

Dolayısıyla önce ülkeyi yöneten ideolojiye, ekonomik hedeflerine bakılacak, sonrasında bunun nereye varabileceği konusunda bilgi sahibi olunacak.

Değilse…

Eğitim üzerine günlerce de tartışılsa, aylarca da konuşulsa, sonuç değişmiyor.

Bu yüzden olayları…

Sadece eğitimde değil, ülkenin hemen her konusuyla ilgili, olup biteni kavrayabilmek amacıyla mevcut siyasetin ideolojisini anlamak son derece önemli.

Eğer bu anlaşılmazsa…

Sadece eğitim ve okullar değil…

Hemen her türden konu, bugün siyaset sahnesinde yaşandığı gibi kayıkçı kavgasına dönüşür ve hiç bir şekilde sonuca da ulaştırılamaz dolayısıyla konuyu ideolojik olarak çözümlemek son derece anlamlı.

Burada hemen herkesin anlaması gerekiyor ki bu ideolojinin öncelikle ulus devlete karşı olup, ülkemizi Osmanlının son dönemlerindeki gibi etnik ve dinsel eyaletlerden oluşan bir federasyona dönüştürmek gibi bir hedefi bulunmaktadır. Bu da gizli bir şey olmayıp zaten son zamanlarda ittifakın küçük ortağı tarafından da pek çok kez ifade edilmektedir.

O yüzden de…

Türk ulus kimliği hemen her yerden silinip yok edilmeye çalışılırken sözde diğer kimliklerin rahatça ortaya çıkabilmesine de zemin hazırlanmaktadır.

Tabi olayın bir başka yönü de…

Bu ideolojinin devleti küçültmek gibi bir amacının da bulunması.

Bunu zaten iyi bir gözlemciyseniz kendiniz de pekala anlayabilirsiniz de…

İsterseniz okullardan başlayalım...

Şimdi şöyle bir düşünün…

Bir parti…

Hem ulus devlete karşı olup…

Hem de Ülkeyi etnik ve dinsel eyaletler federasyonuna dönüştürmek isterse…

Aynı zamanda devleti küçültmek gibi bir hedefi de bulunuyorsa.

Nasıl bir ekonomik model ister?

Devletin ekonomideki varlığını adım adım azaltırken, ülke pazarının tamamen küresel sermayeye teslim edilmesini değil mi?

İşte bugün, aynısı eğitimde de yapılmaktadır.

Devlet eğitimden adım adım çekilirken meydanı hemen her türden tarikat ve cemaatle…

Çeşitli özel şirketler ve pek çok yabancı devletin ülkemizde açtığı okullara bırakmaktadır ki…

Özellikle yabancı devlet okullarında karşılıklılık ilkesi olması devlet olmanın gereği iken…

Onda bile ne yazık ki tek taraflı olarak o okulların açılıp kendi eğitimlerini yapabilmelerine bile izin verilebilmiştir.

Zaten bugün ki eğitim sisteminde topluma ortak duygu ve düşünce kazandıracak Türk ulus bilincinin verildiği ulusal bir eğitim sistemi bulunmuyor…

Böyle olup öğrenciler ulus yerine, ümmet bilinciyle eğitilmeye çalışıldıklarından dolayı da yetişen öğrencilerimiz ulus kavramından habersiz oldukları gibi…

Tam bağımsızlık…

Ulusal egemenlik…

Cumhuriyeti koruma duygu ve düşüncesinden de yoksun bırakılmaktadırlar.

Diyebilirsiniz ki ya devlet okullarındaki ücretli, işin uzmanı olmayan öğretmenlerle…

Okullarda olması gereken, yardımcı personelin azlığı ya da yokluğu yanında devlet okullarının temiz olamaması, bununla ilintili olabilir mi?

Elbette…

Herkese eşit, kaliteli, temiz, bakımlı, ulaşılabilir bir devlet okul sistemi olsa, yerli ve yabancı özel okullar talep bulabilir mi?

İşte devletin eğitimden çekilerek, okullarının pek çok şeyden yoksun bırakılmasının amacı, tam olarak da budur.

Bilinmeli ki devletin herkese eşit, kaliteli eğitimi devlete bağlılık ve millete borçluluk duygusu uyandırırken…

Yerli ve yabancı özel okullar da…

O okullar hangi şirket, devlet ya da tarikat ve cemaatinse ona karşı bağlılık ve borçluluk duygusu uyandıracaktır.

Demek istediğim…

Devletin kaliteli ulusal eğitimi, ulus devlet ve ulusal kimliği korumayı…

Eğitimin tarikat ve cemaatlerle yerli ve yabancı sermayeye bırakılması da, ulus yapısının parçalanması ve çok kimlikliliği amaçlamaktadır…

 

30-09-2024

Nusret KEBAPÇI

22 Eylül 2024 Pazar

AHMAĞA ANLATIR GİBİ…

 

AHMAĞA ANLATIR GİBİ…

 

 

Geçtiğimiz günlerde bir parti genel başkanı açıklama yaparak üstüne basa basa Anayasanın 4. Maddesinin kaldırılmasını istediklerini…

Üstelik “Ahmağa anlatır gibi tekrar ediyorum.” diyerek açıkladı.

Şimdi burada ilginç olan şey Ahmaklık konusu.

Evet, burada kim ahmak?

Ya da özellikle cumhuriyetçi ve laik kesimden birileri neden bu kavramı üzerlerine aldılar?

Doğrusu ilginç.

Aslına bakarsanız bu bana geçmişte Aziz Nesin’in “Toplumun yüzde 60’ının aptal olduğunu” açıkladığı konuşmasını hatırlattı.

Çünkü orada da kendilerini o aptal oranının içinde gören birileri, hemen karşı atağa geçtiler…

Yanıt vermeye çalıştılar.

Hatta o konuşma üzerine davalar bile açıldı.

Davalar açıp çok sert tepki gösterenler, kendilerini o yüzde 60’ın temsilcileri olarak görmekteydiler.

Değilse ne demeye tepki gösterilsin, değil mi?

Gelelim Ahmaklık konusuna…

Aslına bakarsanız burada da aynı mantık geçerli…

Şimdi şöyle bir düşünün…

Bu partinin eyalet sistemi istediğini…

Anadilde eğitim talebi olduğunu…

Tarihte de ülkeyi işgal eden işgalcilerle hiçbir sorunlarının olmadığı gibi sadece genç Türkiye Cumhuriyetine karşı savaştıklarını da biliyoruz…

Tabi aynı zamanda…

Türk Ulus kimliğine düşman olup çok kimliklilikten çok kültürlülükten yana olduklarını da…

Şimdi söyleyin…

Tüm bunları bilerek siyasi ve ideolojik olarak tavır koyup mücadele ederek Ülkenin bölünmez bütünlüğünü kararlı bir şekilde savunanlar mı? Ahmak durumuna konuluyor…

Yoksa

Bu partinin Anayasa’nın ilk dört maddesini değiştirerek Türk ulus devlet yapısına son vermeyi amaçlayıp…

Ülkeyi etnik ve dinsel eyaletlere ayıracaklarını anlamayanlar mı?

Tabi bu arada hazır konu açılmışken şu anayasa değişikliği konusuna değinmemek olmaz.

Ne diyorlar?

Darbe anayasası.

Üstelik Anayasanın neredeyse yüzde 90’ı değiştiği halde…

Aslında yapılmak istenen, Türk ulus devletine son vermek ama olsun…

Biz devam edelim.

Sizce bir ülkede meclis çoğunluğunu elde eden partinin her aklına geldiği…

Ya da canı her istediği zaman…

Veya bazı maddeleri beğenmediğinde, anayasa değiştirilebilir mi?

Bence hayır.

Ya tamamıyla baştan sona yeni bir anayasa yapmak…

Kanımca o hiç mümkün değil.

Anayasalar tüm dünyada, ya bir darbe olduğunda…

Ya da savaştan çıkıldığında kurucu meclis seçilerek yapılır, öyle herkesin kafasına estiği zaman değil…

Bu işin bir yanı.

Peki, şu anda mecliste bulunan tüm partilere mensup milletvekilleri, seçildiklerinde, bu mevcut anayasaya uyacaklarına ilişkin namus ve şerefleri üzerine yemin etmediler mi?

Bu durumda meclisteyken bağlı kalmaları gereken anayasayı yok sayarak yeni anayasa yapılması, mevcut anayasaya darbe anlamına gelmez mi?

Öyle ya…

Silahla değiştirilince darbe oluyorsa…

Çoğunluk oyuyla değiştirilince neden olmasın?

Ama bilinmeli ki gerek ilk dört maddenin değiştirilmesi, gerekse yeni bir anayasa…

Yeni bir rejim demektir aynı zamanda.

Yani  

Türk ulus devleti yok edilirken, çok kimlikli, çok kültürlü federasyona gidiyoruz…

Hem de koşar adım.

 

19-09-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

16 Eylül 2024 Pazartesi

BİR DARBENİN ANATOMİSİ

 

BİR DARBENİN ANATOMİSİ

 

Bir kaç gün önce 12 Eylül 1980 darbesinin 44. Yıl dönümüydü.

Ülkemiz tarihi açısından gerek siyasi…

Gerek ideolojik…

Gerekse de ekonomik anlamda çok büyük, hatta keskin bir dönüş sayılabilecek bu darbe aklınıza geldiğinde, gözünüzün önüne neler geliyor?

Bence biraz düşünelim ama isterseniz her darbe gibi bu darbeyi de oluşturan koşulları aklımızdan çıkarmadan…

Zaten bilinmeli ki…

Dünyanın neresinde olursa olsun, darbeyi planlayanlar bu darbeye ihtiyaç oluşturacak koşulları da inanın çok öncesinden planlamışlardır.

Peki, 12 Eylül darbesine ihtiyaç oluşturacak koşullar neydi ki darbe toplumda genel olarak kabul gördü.

Belki bunu söylediğim zaman, yaşı 60’ın altında olanlar çok hatırlayamaz ama…

Darbe için öyle koşullar yaratılmıştı ki gerçekten korkunç.

Ülke deyim yerindeyse ikiye bölünmüştü.

Özellikle gençliğin bir araya gelip tartışarak düşünce üretmesi gibi bir ortam tamamıyla yok edilip, hemen her günün haber bültenlerini gençlik çatışmalarıyla ölenlerin haberleri dolduruyor…

Okullarda öğrenciler birbirlerini okullara sokmayıp karşı görüşten öğrencilerin okumalarını engelliyorlardı.

Memleket o haldeydi ki…

Mahalleler siyasi gruplar arasında bölünmüş…

Okullar kimin bölgesinde kalmışsa onun egemenliğine girmiş…

İnsanlar sabah okula gönderdiği çocuğunun eve salimen dönüp dönemeyeceğini haber bültenlerinden öğrenir hale gelmişti…

Derken darbe oldu.

Burada en ilginç olan…

Daha bir gün öncesinde bile çatışmalar tüm yoğunluğuyla sürüp…

Okullar bombalanıyorken

Sadece darbenin televizyondan bir bildiriyle açıklanmasıyla; tek bir kurşun bile atılmadan memleketin tamamıyla sükûnete kavuşması…

Sizce de ilginç değil mi?

Ama o ana kadar olanlarla darbeye zemin hazırlanmıştı ya önemli olan oydu…

Sonrasını o yılları yaşayanlar bilir…

Sürgünler…

Cezaevleri…

Ölümler…

Kaybedilen insanlar,  hep o dönemin topluma yaşattıklarıydı.

Bu darbeler konusu gündeme gelince…

Sanıyorum olayların şiddetinden olsa gerek çok akla gelmeyen ama zaten yapılış amacını da kapsayan…

Toplumda ekonomik ve sosyal yapının değiştirilmesi konusu çok düşünülmez.

Ancak…

Darbelerin gerçekteki amacı:

Toplumda şok etkisi yaratılarak

Ulusal ekonomilerin yıkıma uğratılıp, ülkenin uluslararası sermayenin talanına açılması yanında…

Toplumsal yapının da buna uygun bir şekilde ulusal ve sınıf kimliğine düşman ulus öncesi örgütlere yani tarikat ve cemaatlere bırakılmasıdır.

Yani bugün devam eden ulusal ekonomimizin yok edilip ulusal kimliğimizin ortadan kaldırılması sürecinin başlangıcı 12 Eylül’dür…

İsterseniz tam burada 12 Eylül’le doğrudan ilişkili AET üyesi ülkelerle yapılan bir anlaşmadan bahsedelim ki oldukça önemli…

Yıl 1963

Bugünün AB üyesi o zamanın AET üyesi ülkelerle bir antlaşma imzalanıyor, adı da Ankara Antlaşması.

Antlaşmaya göre Türkiye 20 yıllık süre içinde belirlenen kalemlerdeki ürünlerle ilgili olarak sanayisini geliştirecek…

Süre bittiğinde de korumacılığı tamamen kaldırarak ülkeyi yabancı sermayeye koşulsuzca açacaktır.

1963 yılında imzalanan bu antlaşmanın bittiği tarih ne zaman dersiniz?

1983

Tesadüf mü?

Elbette hayır.

Yani 1980 darbesinden 1983’e kadar emperyalizme, yabancı sermayeye karşı olan ne kadar sendika…

Meslek odası

Dernek varsa kapatılmış…

Baskı altına alınmış…

Ülke yabancı sermaye açısından tam anlamıyla dikensiz gül bahçesine çevrilmiştir.

Demek istediğim…

Sadece Türkiye’de değil, dünyadaki darbelerin asıl amacı, Ulusal ekonomileri parçalayıp, ülkelerdeki antiemperyalist ulusal örgütleri sindirip, baskı altına alarak, ulus öncesi örgütlenmeleri destekleyerek

Ülkeleri emperyalist yağmaya açık hale getirmektir.

Adı ve söylemdeki amaçları ne olursa olsun amaç budur.

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

16-09-2024

Nusret KEBAPÇI

9 Eylül 2024 Pazartesi

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMAK…

 

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMAK…

 

 

Yeni mezun teğmenler yemin töreninde geleneksel olarak kılıç çekmelerinin yanında “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını da atınca birileri çok korktu.

O kadar ki bir zaman nasıl bir tepki verebileceklerini bile bilemediler.

Ancak birileri daha çok korkmuş olsa gerek ki…

“Hemen hesap sorulmalı…”

“Soruşturma açılmalı” gibisinden tepkiler vermek yanında bunların ordudan bile atılabileceklerini söyleyenler bile oldu.

Tabi bununla birlikte topluma da bunun siyaset olduğu…

Mustafa Kemal’in askeri olmanın çok ağır bir cezayı gerektirdiği mesajı da verilmiş oldu…

Ne kadar etkili olabilecekler?

Önümüzdeki günlerde yaşayarak göreceğiz.

Pek çoğunuz hatırlar…

Ergenekon, Balyoz ve sonrasında çeşitli adlarla yapılan operasyonların amacı neydi?

Sözde askeri vesayeti bitirmek gerekçesiyle ordunun ulus çıkarlarını savunması, ulusal konularda bağımsız tavır alabilmesini önleyip

Orduyu tamamen siyasileştirerek siyasi iktidarın güdümüne sokmak…

Birilerinin o dönemde  “ABD ile birlikte Türk Ordusunu kafesledik “ diyebilmelerinin de.

AB ilerleme raporlarında “asker ülke konusunda konuşmamalı sadece sivil otoritenin emri altına girmeli” yazmalarının da tek amacı buydu…

Çünkü o günlerde ordu PKK’ya AB desteği konusunda konuşabiliyor…

ABD’nin ülkemiz üzerinde oynadığı oyunlar pek çok komutan tarafından dile getirilebiliyor…

Hatta açılıma bile tepki gösterilebiliyordu.

O kadar ki…

ABD’nin hazırladığı 1 Mart tezkeresi bile komutanlardan tepki görebiliyordu.

Ancak birileri ulusal çıkarların savunulmasından fena halde rahatsızdı.

Bu böyle olmamalı…

Her kafadan bir ses çıkmamalı…

Ülkeyi yöneten kişinin tek başına verebileceği karar, hemen her konuda belirleyici olmalıydı…

Gerekirse büyük çıkarlar için meclis bile devre dışı bırakılıp memleket kararnamelerle bile idare edilebilmeliydi…  

Şimdi arkanıza yaslanarak şöyle bir düşünün…

Önceki gibi ordunun ulusal çıkarlarda etkili olup siyasete bulaştırılmadığı koşullar olmuş olsaydı…

BOP ’da etkili olunup ABD’nin aleti olarak Suriye’ye bu kadar kolay müdahale edilebilir miydi?

Ya Libya için ABD’ye destek…

Afganistan’da ortaklık…

Sahi olabilir miydi?

Ya Cumhuriyet’in Devrim Yasalarına rağmen hemen her türden tarikat ve cemaatin holdingleşerek…

Eğitim ve öğretime egemen olabilmeleri…

Okullar yurtlar kurabilmeleri…

Yani cumhuriyet yurttaşı değil de tarikat ve cemaat müridi yetiştirebilmeleri mümkün müydü?

Ya stratejik olarak yaşamsal önemi olan…  

Enerjiden haberleşmeye, gıdadan toprak satışına kadar hemen her şeyin piyasaya bırakılıp üretimin neredeyse tamamen bitirilerek ithalata dayanılması, ülkemizin denize açılan kapısı olan limanların yabancılara satılması…

Askeri açıdan bile çok önemli olan madenlerin çıkartılmasının yabancılara verilebilmesi…

Olabilir miydi?

Peki

Ya ülkemiz demografik yapı yanında ulusal kimliğimizi de yok edecek boyutta…

Ortak çıkar ve kültürümüzün olmadığı ve sırf AB ülkelerinin rahat etmesi karşılığında ülkemize milyonlarca yabancının koşulsuz doldurulması…

İnanın o da olamazdı.

Doğrusunu isterseniz…

Mustafa Kemal’in askeri olup olmamak konusu Ülkenin ulusal çıkarlarını mı? Yoksa küresel sermayenin çıkarlarını mı savunduğunuz anlamda belirleyicidir…

Yani

Ya Cumhuriyeti, laikliği, ekonomik ve siyasi bağımsızlığı, Ulusal yapınızı savunarak Mustafa Kemal’in askeri olacaksınız…

Ya da Cumhuriyete…

Bağımsızlığa…

Laikliğe…

Ulus yapımıza düşman olup saldırarak, Küresel sermayenin askeri…  

Ortası yok!

 

10-09-2024

Nusret KEBAPÇI