11 Eylül 2010 Cumartesi

ANAYASANIN KÜRESELLEŞMESİ…

ANAYASANIN KÜRESELLEŞMESİ…


12 Eylül yaklaşırken toplumda bir heyecandır gidiyor.
Acaba referandumun sonucu nasıl çıkacak?
Sandıktan evet mi çıkacak? Yoksa hayır mı? Evet ya da hayır’ın çıkması toplumu nasıl etkileyecek?
Çıkacak sonuç bundan sonra nasıl bir gelişmenin habercisi olacak?
İşte hemen herkesin kafasında bu ve buna benzer bir sürü soru.
Ama bu arada unutulmadan sorulması gereken ilk soru bu anayasa değişikliğini kim istiyor olmalıdır.
Neden mi?
Çünkü ülkemiz dört seneye yakın bir süredir bir anayasa konusuna odaklanmaktadır.
Önceleri başlı basına bir anayasa taslağı olarak toplumun önüne getirilen konu, bugün sadece bir değişiklik olarak getirilmiştir.
Hatta daha önce anayasa değişikliği paketinin tartışıldığı sıralarda en çok toplumun önüne getirilen ve…
En çok tartışılması istenilen, anayasanın ilk üç temel maddesi iken bu maddeler her nedense değişiklik paketinde yer almamaktadır.
Acaba neden bu anayasacılar birden bire ulus devletin temeli olan anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesinden vazgeçtiler. Neden bu değişiklik paketinde bu maddelerle ilgili bir değişiklik yok…
Aslına bakarsanız değişen hiçbir şey yoktur.
Değişen sadece bazı adımların ikinci aşamaya bırakılmasıdır ki vazgeçilmesi falan gibi bir şey söz konusu da değildir.
Hele bir evet cıksın siz esas değişikliği o zaman göreceksiniz.
Burada duralım ve sorumuzu tekrar soralım…
Bu anayasa değişikliğini en fazla kim istiyor?
Hiç lafı uzatmadan yanıtlayım AB ve ABD.
Bazılarınız bu sözler üzerine hemen atlayacak yine mi AB-ABD, bunların dışında başka bir şey yok mu diyecekler ama…
Üzülerek söylemek zorundayım ki yok.
Hani bana inanmıyorlarsa zahmet edip biraz AB ve ABD’nin belgelerine baksınlar diyeceğim olmayacak, ama bu arada…
Değişikliğin aslında iki yönü bulunmaktadır.
Birincisi küresel sermaye, ülkemizi üretim yapmaktan alıkoyup tam pazar haline getirirken…
Yani ülkemizin topraklarına…
Bankalarına…
Enerjisine el koyarken…
Daha önce birçok kez yaşadıkları Anayasa mahkemesi ve Danıştay iptalleriyle artık karşı karsıya kalmak istemiyorlar.
Çünkü bu kaynaklar ağızlarının suyunu öyle bir akıtmaktadır ki artık bunları ele geçirmelerinin önünde hiçbir engelin kalmamasını istemektedirler.
İkicisi ise buradan yola çıkarsak çok daha vahim…
Kaynakları bu şekilde satılarak yoksullaştırılan ülkenin zaten ulus devlet olarak kalması çok mümkün değil ama onlar öncelikle tüm olumsuz koşullara rağmen
Kurtuluş savasında yedikleri tekmenin, denize dökülmenin acısını asla unutmamaktadırlar.
Biliyorlar ki Türk Milleti her zorda kaldığında küllerinden yeniden doğacak karakterdedir.
Böyle olunca bu devletin tekrar doğrulup güçlenmemesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
İşte açılım adı verilen etnik boğazlaşma projesinin asıl amacı budur.
Bu ülke öyle küçük parçalara ayrılmalıdır ki, bir daha asla birleşemesin…
Bunun için öncelikle anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmesi gerekmektedir. Bu maddeler değiştirilmelidir ki istedikleri bölünüp parçalanma süreci rahatlıkla gerçekleşebilsin
Ve milletin ve dilin tekliği kaldırılıp, toplum; millet yerine etnik kimlik üzerinden tanımlanmaya başlanabilsin.
Ama bunu yapabilmek için önce bu konuda ayak bağı olacak yargıdan ve ordudan kurtulunması gerekir.
İşte birinci aşama bunun için…
İkinci aşama mı?
Hele bir evet çıksın, gerisi ondan sonra…
Bilmem anlatabildim mi?

25–08–2010
Nusret KEBAPÇI

BAYRAMINIZ “HAYIRLI” OLSUN.

BAYRAMINIZ “HAYIRLI” OLSUN.


Bu gün bayramın üçüncü günü, her bayramda olduğu gibi bu bayramda da siyasilerimiz çeşitli kitle örgütleri açıklamalar yaparak halkın bayramını kutladılar ve her zaman olduğu gibi barış, kardeşlik mesajları verdiler.
Elbette bayramların geleneklerimiz arasındaki yeri çok önemlidir ve gerçekten de bayramlarda küsler barışır falan da…
Ya dışarıdan kurgulanan düşmanlıklar, onu çözmeye yeter mi?
İşte orası biraz şüpheli…
Ve yarın referandum.
İşte bu Referandumun sonuçları ülkemizin bundan sonrası için bir yol gösterici olacaktır.
Ya bağımsız, özgür bir ülke olma yoluna gireceğiz…
Ya da
BOP doğrultusunda bir federasyon…
Dikkat ediyor musunuz çok kısa bir süre önce gündemi oldukça meşgul eden “Ben görüşmedim, devlet görüşmüş olabilir.” türünden tartışmaların hepsi sona erdi.
Gerçi yaşanan süreci anlama açısından böyle bir tartışmaya da ihtiyac yoktu ama, sonuçta bir süre oyalandık.
Tabi bu arada bir zamanlar üzerinde titrediğimiz, “bir karışını bile vermeyiz.” türünden yaptığımız söylemlerin hepsi buhar olup uçtu.
Adamlar bize bırakın toprağı, “bir kedilerini” bile vermezken…
Dikkat edin bu gün açıkça federalizmi…
Demokratik özekliği…
Hatta bağımsızlığı bile tartışır hale geldik.
Ne dersiniz sizce de garip değil mi?
Bu gün açıkça ülkemizin bir parçasının nasıl ayrılacağının tartışılması yapılmaktadır.
Bu tartışmaları izleyen hiç kimse de sanıyorum farklı düşünmez
Herkes te sanır ki
Artık ülkenin bölünmesine karar verilmiş de sadece türüne karar verilememiş…
iş artık o noktaya kadar gelmiştir ki
Bu noktada artık nasıl bir ülke…
Hangi tür bir federatif devlet olacağımız?
Alman modeli mi?
İtalya’ mı?
Belçika’mı olacağımız a kadar gelip dayanmıştır.
Bu arada hatırlatmakta yarar var, bu özerklik tartışmasına konu edilen ülkelerin neredeyse tamamı…
Bizde oluşturulması düşünülen bağımsız üniter bir devletin parçalanması yoluyla değil…
Farklı etnik köken, din ve dilden oluşan küçük devletçiklerin birleştirilmesi yoluyla gerçekleşmiştir.
Hem zaten gerçek anlamda böyle bir sürece girilmesi, doğal olarak da bir çok sorunu beraberinde getirecektir.
Bunların başında da…
En başta sınırın nereden çizileceği olacaktır ki, bu sınır konusunun demokratik tartışmalarla çizildiği ülke hemen hemen yok gibidir.
Kurulacak devletin adı her ne olursa olsun, sınırlar tüm dünyada kan ve savaşla çizilir.
Neyse…
Konuyu tartışmayı bayram sonuna bırakarak tüm Türk Milleti’nin bayramını kutlar…
Bayramınızın hayırlı geçmesini dilerim.

09–09–2010
Nusret KEBAPÇI

EVET, DEMEDEN ÖNCE…

EVET, DEMEDEN ÖNCE…


Anayasa değişikliği paketine toptan evet açıklamaları yapan kişileri, adına STK denilen örgütleri ve partileri görünce insan haliyle merak ediyor.
Bu anayasa değişikliği paketinin neresini beğeniyorsunuz?
Aslına bakarsanız sizi birazcık da olsa anlayabiliyorum. Siz genelde milli bir düşünceye mensup olmayıp beraberinde ulus devlet, vatan gibi kavramları da anlamaktan bi habersiniz.
Biraz etrafınıza baksanız…
Evet, oyu çıkması için sizle beraber çaba gösteren çok uluslu şirketleri fark ederdiniz.
Onlar da…
Onların temsilcisi, batılı devletler ve ABD ‘de sizinle beraber anayasa mahkemesinin ve tüm yargının yapısının değiştirilmesi ve yetkilerinin kısıtlanmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Biliyoruz ki
Onların bu işten çok büyük çıkarları var…
Çünkü ülke kaynaklarının talan edilmesinin karşısında duran tek örgütlü güç ne yazık ki yargıdır.
Bu gün için yargı dışında bu çok uluslu şirketleri önleyebilecek herhangi bir güç de görünmüyor.
Hatta görülmediği gibi
O STK denilen dernek ve sendikaların önemli bir kısmı da ne yazık ki hala gaflet uykusuyla mışıl mışıl uyumaktadırlar.
Belki, bunun üzerine diyebilirler ki biz diğer maddeleri...
Yani diğer değişiklik maddelerini benimsedik.
Hani paket olduğu için de ayıramadık, onun için evet diyoruz falan gibi sözler de edebilirlerse, biz de o zaman açıkça sorarız.
Hangi maddeleri?
Çocukları yaşlıları engellileri korumakla ilgili 1. maddeyi mi?
Bu güne kadar çocukları, yaşlıları, engellileri korumakla ilgili yasal düzenlemeler yapıldı da, bu anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır diye kaç dava açıldı örneği var mı?
Hadi bırakın tüm bunları…
Çocuklar, yaşlılar, engelliler öyle lafla falan korunmaz.
8 yılda Kaç yetiştirme yurdu açıldı, kaç huzur evi hizmete girdi, kaç engelliyi işe soktunuz.
Kaç çocuk sokaktan kurtuldu.
Yine madde 2, “Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.”
Yahu el insaf!
Yaklaşık son dört yıldır bırakın kişisel verilerin korunmasını….
Ortalığa saçılmasını izlemiyor muyuz?
Bugün bir sürü insan, sadece bu tür bilgi ve belgeler nedeniyle yıllardır yargılanmayı beklemiyor mu?
Veriler Korunacakmış…

Bırakın korumayı
Bu gün yasadışı olarak dinlenmeyen kaç kişi var.
Kaç kişi dinlenmediğinden emin.
Bırakın dinlendiklerini…
Bu bilgiler üstelik ulu orta ortaya dökülmüyor mu?
Peki, tüm bunlar ulu orta yapılırken
Sizce özel hayatın gizliliği falan gibi kavramlardan soz edilebilir mi?
İşte durum böyle olunca, bu değişikliğin hepsinin hikâye olduğu ayniyle vakidir.

09–09–2010
Nusret KEBAPÇI