21 Haziran 2023 Çarşamba

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

 

Ana muhalefet partisinin seçimi kaybetmesinin ardından partide değişim rüzgârları da esmeye başladı.

Sanıyorum bu rüzgâr gitgide hızlanarak…

Belki de

Fırtınaya dönüşerek bir süre daha devam edecek gibi...

Ancak; şu anda görünen değişim talepleri ne ilginçtir ki kişisel değişimle sınırlı görünüyor.

Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’nun yanında olan, hemen her konuda destek verip de neredeyse hiç bir eleştiri getirmeyen bazı kişiler, yavaş yavaş aday olabileceklerini söylemeye başladılar ama…

Bu tür bir değişim kesinlikle partiye yarar getirmeyecektir.

Neden mi?

Çünkü…

Şu ana kadar yapılan açıklamaların hiç biri mevcut yönetime ideolojik bir eleştiri getirmiyor.

Yani sorunun kaynağına ilişkin hiç bir söz söylemeyip, sadece o gitsin ben geleyim…

Hiç bir şekilde çözüm değil.

Bu nedenle öncelikle 2000’lerin başından bu yana, yani Kemal Derviş’in partiye katılmasıyla beraber yürürlüğe giren neoliberal anlayışla; tüm taşra örgütlerinin de katılımıyla büyük bir kurultay düzenlenerek hesaplaşılmalı ve sonrasında…

Parti tekrar program ve yönetim olarak 6 okta ifadesini bulan 1920’lerin ulusalcı anlayışa geri dönmeli...

Sonra ardından kongre sürecine geçilerek, bunu yürütecek kadroları iş başına getirmelidir…

Değilse…

Bu değişimler gerçekleştirilmedikten sonra partinin başına her kim gelirse gelsin bir şey ifade etmeyecektir.

Ben bunu söyleyince bazıları hemen, sen Atatürk’ün partisini eleştiriyorsun gibisinden…

Sadece ambalaja bakarak maval okuyabilirler ama iş öyle değil…

Aslında parti programına biraz göz atmak bile tüm bunları anlamak için yeterli gelecek ama…

Bizde sorgulamadan…

Okumadan…

Araştırmadan körü körüne itaat etme anlayışı var ya, o hemen her yerde egemen olan...

İşte bu nedenle genel olarak taban; köprülerin altından çok suların geçtiğini ne yazık ki fark etmiyor.

Doğrusunu isterseniz sadece program da değil…

Seçim bildirgeleri…

Yapılan konuşmalar da gereken ipucunu veriyor ama bu konuda…

Eğitim sistemimizden mi?

Yoksa Osmanlıdan gelen; yönetene körü körüne itaat etme anlayışından mı bilmiyorum, bizde sorgulama, eleştiri yapma anlayışı her nedense çok zayıf.

Devam edelim ve isterseniz sözlerimi somut kanıtlar üzerinden sürdüreyim…

Aslında partinin ulusçu olmaktan çıkması Deniz Baykal’ın Derviş’le yaptığı uzun süren bir toplantının ardından yapılan açıklamalarda da var…

Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil…

Hani son seçim döneminde Cumhur ve Millet ittifakı içinde yer alan bazı partilerin Türk Milleti yerine Türkiyelilik gibi ucube bir kimlik tanımına biraz da olsa tepki göstermiştik ya…

Gerçeği söylemek gerekirse öncesi de var…

Yıl 2015 ve Ana muhalefet partisinin 7 Haziran seçim bildirgesinde şu satırlara yer verilmektedir…

”Devlet yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında

Ayrım yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”

Ne anladınız?

Aslında anlamı gayet açık…

Burada…

“Ülkede bulunan her dini ve etnik kimlik, kültür, inanç vs. anayasada yer alacak ülkede temsil edilecek.”

Daha da açalım…

“Biz bunu yazarak tüm toplumu birleştiren ortak kimliğimiz olan ulus kimliği yani Türk kimliğini asla kabul etmiyoruz… “

“Biz hemen her türden inanç, kültür, dil ve yaşam tarzının kendini ifade edebileceği çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hedefliyoruz. Denilmektedir…

Hem zaten programda da sıklıkla piyasa ekonomisi vurgusunun yapılması…

Küreselliğe atıfta bulunulması ve bununla beraber ulus yani Türk kimliğine pek değinilmezken; sıklıkla dil, kültür, inanç ve yaşam tarzlarına özgürlük vurgusu yapılması, partide uzun süredir egemen olan neoliberal anlayışın da somut bir ifadesidir…

Peki, bu anlayışı partiye kim dayatıyor?

Veya

Bu konudaki akıl hocası kim, hangi örgüt? Diye aklınıza bir soru gelirse…  

İlk akla gelebileceklerden birisi TESEV’dir…

İşte bu SOROS’un Türkiye’deki örgütlerinden biri olan TESEV,  özellikle ortak ulus kimlik vurgusu olmayan, yani Türk kimliksiz anayasa önerisini sivil anayasa adı altında pek çok kez dillendirip yayınlamışlardır…

Şimdi diyebilirsiniz ki…

Tamam da; bunun partiyle ilgisi ne…

İlgisi şu…

Şuan da parti genel başkanı olan kişi, bu TESEV denilen örgütün 183 nolu kurucu üyesi…

Demek istediğim…  

Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, ekonomik bağımsızlığı öne alan, ulusal bütünlüğü sağlayan, ulusçu bir anlayışla mümkün olabilecektir.

Bunun da yolu öncelikle CHP’yi ulusculaştırmaktan…

6 Ok’a geri döndürmekten geçmektedir.

Gerisi hikâyedir…

 

21-06-2023

Nusret KEBAPÇI

9 Haziran 2023 Cuma

LAİKLİK OLMAZSA…

 

LAİKLİK OLMAZSA…

 

 

İsterseniz şöyle soru sorarak konuya başlayalım…

Laiklikle ülkede yaklaşık 20 küsur yıldır uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların ilgisi var mı?

Hani

Ülkede siyasal İslamcı bir parti 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetiyor ya…

Bazıları buna rağmen hala olup bitenin çok farkında olmayıp…

“Ne değişti bu 20 yılda” gibisinden maval okuyorlar ya, işte bu yüzden olup biteni onlar için çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakarsanız çok şey değişti

Hem de o kadar çok ki; ben sadece belli başlı, kendimce çok önemli gördüklerimi anlatsam yeterli.

Doğrusu

Ön yargısız bilinçli bir gözlemci de bunu pekala fark eder ama dedim ya yeter ki görülmek istensin.

Bunu bir anlamda toplumun sahip çıktığı değerleri göz önünde bulundurarak söylüyorum…

Ya da değişim sırasında sahip çıkmadıklarına…

Ben bu konuda hemen her zaman olduğu gibi ulus devlet…

Ulus kimlik falan yazınca bazıları bunu tam olarak anlayamıyor…

Benim kastettiğim Türk Kimliği.

İşte bu kimlik…

Adım adım ortadan kaldırılıp itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında…

Siz hiç…

Başta adında Türk olan sendika, dernek, meslek odası gibi örgütlerin çok ciddi bir tepki koyduklarını gördünüz mü?

Elbette hayır.

Görülmedi.

Bu tür ulusal örgütler zamanla değer kaybedip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken sahi ön plana çıkan örgüt ve liderler…

Yani her akşam televizyon ve sosyal medyada boy boy görünenler kimlerdi dersiniz?

Tarikat ve cemaat veya etnik kimlikçilik yapan bazı kişiler.

Peki neden?

Çünkü mevcut iktidar partisiyle değişen sadece bir hükümet değil…

Gerçeği söylemek gerekirse, rejim değişmektedir…

Demek istediğim 1980’lerden itibaren ülke ekonomisini yabancı sermayeye koşulsuzca açan neoliberal anlayış, bugün son hızıyla devam etmekte ve neo liberalizmin doğasında bulunan toplumdaki en büyük birliktelik olan ulus kimlik yok edilirken, yerine; siyasal İslamcılık aracılığıyla…

Emperyalizme hiçbir şekilde tepki göstermeyen…

Bağımsızlıktan bihaber, tarikat ve cemaatler ile ülkeyi etnik kimlik yönünden bölmeyi hedefleyen kimlikçi örgütlerler yer almaktadır…

Zaten ekonomiden anladıkları tek şey de ticaret olduğundan…

Ülkede değer taşıyan hemen her şeyin olabilecek en yüksek fiyata satılması ne yazık ki ekonomik başarı olarak tanımlanmaktadır.

İşte az önce saydığım sendika, dernek ve meslek odaları da ne yazık ki bu tür anlayıştan etkilenip…

Ulusal örgütler oldukları halde…

Ne yazık ki ulus kimliğe ve ulusal ekonomiye yapılan saldırılarda üzülerek söylüyorum sınıfta kalmışlardır.

Tabi bu arada bazıları, ulus kimliği ne yazık ki…

Sadece bizim ülkemizde var olup da, hiç bir batı ve diğer dünya ülkelerinde olmadığını varsayan…

Bu yok olduğunda yerini tarikat, cemaat ve etnik kimlikçilerin alacağından habersiz, araştırmayan bir kitle olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi bunu söyleyince bazıları hemen…

Yazının başında laiklik vardı ona hiç değinmediniz.

Ya da

Tüm bu ülkece yaşadıklarımızın laiklikle bir ilgisi var mı gibisinden bir soruda aklınıza gelebilir.

İşte şimdi sıra onda…

Bu konu açıklığa kavuşmalı ki laikliğin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiği anlaşılabilsin.

Çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım…

Eğer bir toplum laikse, kendisi hakkında kararları kendisi verebilen…

Yasa çıkaran…

Alınan kararları tartışan, yasa değiştirebilen…

Bunun için meclis kuran…

Hak aramak için örgütlenebilen…

Millet haline geliyor.

Devam edelim…

Millet olduğunuzda ancak üzerinde yaşadığınız toprak, vatan haline geliyor…

Vatan haline gelince de, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üzerinde yaşadığınız toprağı sahiplenmek…

Tarımı, sanayiyi, geliştirmek…

Ülkeyi kalkındırmak anlam kazanıyor…

Tersinden bakarsak…

Toplumda laiklik olmadığında siz zaten ümmetsiniz, sizi din adına birileri yönetir ve bırakın yasa yapıp örgütlenmeyi…

Yöneteni bile değiştiremezsiniz.

Ümmet olunca üzerinde yaşadığınız toprak da ister istemez vatan değil, arsa olmaktadır…

Haliyle öyle olunca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Ülkede sanayinin, tarımın gelişmesi falan da haliyle hikaye olmaktadır…

Demek istediğim…

Bir ülkenin gelişip kalkınması, bağımsız olması anlamında işin nirengi noktası laikliktir…

O varsa ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olabiliyorsunuz…

Değilse…

Bugün olduğu gibi yabancıların istediği gibi at oynattığı açık Pazar…

Tercih sizin…

 

09-06-2023

Nusret KEBAPÇI