28 Şubat 2025 Cuma

Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış.

 

Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış.

 

            Geçtiğimiz günlerde mevcut iktidarın küçük ortağı, "Kürt sorunu" adı altında bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayın sonuç bildirgesi okunduğunda en dikkat çekici maddeler şunlardı:

  • Özellikle eşit vatandaşlık
  • Her kimliğin kendini ifade etmesi adı altında çok dillilik ve çok kimliklilik
  • Laiklik karşıtlığı
  • Ulus devlet düşmanlığı

            Doğrusunu isterseniz, bu çalıştayın zamanlaması da en az sonuç maddeleri kadar ilginç. Neden biliyor musunuz? Suriye: ABD, İsrail ve şeriatçı örgütler tarafından ele geçiriliyor ve 2011 yılından beri hedeflenen çok parçalı bir sisteme geçirilmeye çalışılıyor. Bu parçalı sistemde, enerjinin olduğu bölgeye YPG yerleştirilip o bölgenin petrolü üzerinde hakimiyet kurması ve ticaretini yapması sağlanıyor. Ve ne ilginçtir ki tam Suriye'de bunlar yaşanırken, iktidarın küçük ortağı tarafından Türk ulus devleti karşıtı, çok kimlikli, çok dilli federatif bir devleti çağrıştıran söylemler içeren bir çalıştay düzenleniveriyor.

            Normalde, Anayasaya, özellikle ilk dört maddesine karşıtlığı içeren bu metinle ilgili, ülke bütünlüğünü sarsıcı olması nedeniyle yasal işlem yapılmalı. Ama görülmektedir ki bu sadece birilerinin yeni anayasa hazırlanması sürecinde bir nabız yoklama faaliyetidir. Biliniyor ki bu açıklama tepki toplarsa iş küçük ortağa mal edilip sessizlikle geçiştirilecek, tepki olmazsa da buradan alınan cesaretle yeni anayasa çalışmalarına hız verilecektir.

            Ama isterseniz bu anayasa çalışmalarına geçmeden, sonuç bildirgesindeki maddelerden, daha da önemlisi ulus devletin yadsınarak İslam'ın birleştirici olduğu vurgusuna bir giriş yapalım ki konu açıklığa kavuşabilsin.

            O halde sorumuzu daha açık olarak soralım: İslam bir toplumda tüm toplumu birleştiren harç görevi görebilir mi? Ya da soruyu biraz değiştirelim: Afganistan Müslüman bir ülke değil mi? Peki biz ABD'nin Afganistan'ı işgali sırasında kimin yanındaydık? Müslüman olan Afganistan'ın mı, yoksa ABD'nin mi? Ya Libya'da? Sanki çok mu farklıydı? Biz yine ABD'nin yanında değil miydik? Irak? Yine... En yakın Suriye konusunda bile bu durum değişti mi? Değişmedi. Biz her zamanki gibi İsrail ve ABD'nin yanında olmaya devam ettik. Nerede İslam kardeşliği? Yani anlayacağınız, bu durumda hikaye olmaktadır.

            İsterseniz bu konuya biraz farklı bakılmasında yarar bulunmaktadır. Nasıl mı? Şöyle: Siz hiç siyasal İslamcı örgütlerin (buna günümüz milliyetçilerini de katabilirsiniz) ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığıyla ilgili herhangi bir düşünce veya bir program öne sürdüklerini gördünüz mü?

            Biraz örneklendirmek gerekirse: ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine, tarımın bitirilip tamamen yabancılara bağımlı hale getirilmesine, limanların yabancılara devredilmesine, toprakların vatan değil arsa görülerek alabildiğine yabancılara satılabilmesine karşı çıkan İslamcı veya milliyetçi herhangi bir parti gördünüz mü?

            Zaten göremezsiniz. Çünkü emperyalizm bizim gibi ülkelerde birleşik, güçlü bir ulusal yapı, ekonomisini merkezi bir şekilde yöneten, kendi pazarı üzerinde söz sahibi olan, gümrükleriyle ekonomik sınırlarını koruyup kendi sanayisini emperyalist talana açmayan güçlü bir ulus devlet istemez.

             Ya ne ister? Emperyalizm, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, vatan ulus gibi kavramlardan çok uzak, etnik ve dinsel pek çok küçük parçaya ayrılmış bir ülke.

            Zaten bizim gibi ülkelerde de bunu gerçekleştirebilmenin yegâne yolu da iktidara, devleti alabildiğine küçülterek güçlü birleşikliği pek çok kimlikçiğe ayrıştıran, ulus, vatan, bağımsızlık, emperyalizm gibi kavramlardan bihaber siyasal İslamcılığı getirmektir.

            Ya da şöyle düşünelim: Uluslaşma mücadelesi içindeki Arap devletlerinin siyasal İslam aracılığıyla parçalanıp küresel emperyalist talana açılması sadece tesadüf mü?

28-02-2025

Nusret KEBAPÇI

 

18 Şubat 2025 Salı

EKONOMİ DEMİŞKEN…

 

EKONOMİ DEMİŞKEN…

 

 

        Şimdi siz ekonomi düzelecek, enflasyon inecek falan gibi sözlere umutlanıyorsunuz ya… Kesinlikle sizi üzmek, moralinizi bozmak istemem ama inanın böyle bir şey olmayacak.

        Elbette bunu söylerken içinizden "Nereden biliyorsun? Ya düzelirse? Kâhin misin?" gibi sorular düşünebilirsiniz.

        Ancak ekonomisini planlı olmaktan, özellikle de karma olmaktan çıkarıp tamamen küresel sermayeye teslim etmiş, ortada sosyal devlet ve hiçbir sosyal kurum bırakmayıp devleti olabildiğince ekonomiden uzaklaştırıp neredeyse gece bekçisi durumuna düşüren bir ekonomi anlayışıyla emin olun ülkemizin ekonomik çöküntüden kurtulma şansı yok.

       Ama derseniz ki, "Hiç mi yolu yok?" Elbette var. Şu an alternatif bir ekonomi ve siyaset ne yazık ki ortalıkta görünmüyor ama yaşananlardan ders çıkarmak gerekirse, bu politikayla hiçbir ülkenin uzun süre yönetilemeyeceğidir.

       Çünkü bu gidişin sonu ekonomik olarak sömürgeleşme, siyasi olarak da ulus öncesi siyasi modellere yani tarikat ve cemaatliğe dönülmesidir ki… Ümit ediyorum tamamen o duruma düşmeden alternatif politika üreten bir siyaset çıkar ve ülke olarak düzlüğe çıkarız.

               Doğrusunu isterseniz, bu konuda çok fazla araştırmaya da gerek yok. Çünkü Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığımız ve pek çok ülkenin emperyalizmin pençesinden kurtulmasında kilit rol oynayan ve ülkemizde özellikle 1923'ten başlayıp 1938'e kadar süren ekonomik ve siyasi süreç…

              Yani devletin önderliğinde uygulanan karma ekonomi modeli bence ülkemizi bu çok kötü koşullardan bile kısa sürede gelişmiş ülkeler arasına katılmasını sağlayacak bir ekonomi modelidir ki, zaten bu konuda düşünüp çok fazla araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır.

              Denenmiş ve sonucunda çok büyük bir savaştan çıkmış olsak bile kısa sürede ülkemizi çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmış…

              Kendi madenleri üzerinde söz sahibi olup şekerden kumaşa, demir çelikten uçağa kadar üretmiş, ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örmüş ve tarımda da ülkemizi dünyada kendi kendine yeterli olabilen yedi ülkenin arasına sokabilmiştir.

              Üstelik tüm bunlar yapılırken kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı'dan kalan borçlar bile ödenmiştir.

              Demek istediğim, ekonomide de siyasette de ülkemizin tekrar bağımsız ve güçlü olabilmesinin tek yolu, neoliberal ekonomiden vazgeçip yeniden Atatürk çizgisine geri dönmektir,

              Ama asla başka bir çizgiye değil.

 

18-02-2025

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Şubat 2025 Cuma

MUSTAFA KEMAL’İN TEĞMENLERİ

 

MUSTAFA KEMAL’İN TEĞMENLERİ

 

 

Bilindiği gibi mezun olduklarında ettikleri yemin dışında Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyen teğmenler ihraç edildi.

Doğrusunu isterseniz konu son derece ilginç…

Neden mi?

Şöyle bir düşünün, bu olay başka bir ülkede olsa…

Örneğin ABD’de…

Almanya’da…

İngiltere’ de…

Ya da Yunanistan’da çok bir şey fark etmiyor.

Mezun olan teğmenler…

Ettikleri yemin dışında o ülkenin kurtarıcısı ve kurucu liderine bağlılık yemini etmiş olsalar emin olun ilgili ülke yöneticileri onlarla gurur duyar ve tüm toplumda çok büyük takdirle karşılanırlardı.

Ama bizde öyle olmadı…

Hatta olmadığı gibi o teğmenlerin cezalandırılmaları ile ilgili kampanya bile başlatıldı.

Ve sonuçta…

O pırıl pırıl bölüm birincisi de olan genç, yetenekli teğmenler ordudan atıldı.

Bunu bazıları sureti haktan görünerek ettikleri yeminin dışına çıkmaları nedeniyle disiplinsizlik olarak da adlandırdı ama…

Bugüne kadar ordu içine sızan tarikat ve cemaatlerle, geçmişte de yaşandığı gibi onların merkezi ordu emir sistemini bozabilecekleriyle ilgili tek söz bile söylemeyip…

Üstelik ülkenin kurucu liderine bağlılıklarını göstermelerini disiplinsizlik olarak görmeleri de kanımca…

Ayrı bir şekilde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

Peki sizce…

Bir ülkenin askerlerinin Ülkenin kurucu liderine bağlılık yanında laikliğe ve Cumhuriyete sahip çıkmaları anlamına gelen bu söz vermelerinden kim rahatsız olur?

Elbette laiklik ve cumhuriyete…

Yani ulus devlete karşı olup ülkeyi çok kimlikli tarikat ve cemaatlerle etnik kimliklere ayrıştırmak isteyenler değil mi?

Hem zaten askerlere karşı linç kampanyasını yöneten ve cezalandırılmalarını isteyenlerin yıllardır Türk ulus kimliği karşıtı olmaları tesadüfle açıklanabilir mi?

Elbette açıklanamaz ama asıl olay nedir biliyor musunuz?

Ya da Yıllar öncesinde yapılan…

Ergenekon...

Balyoz ve benzeri adlarla askere yapılan operasyonların gerçek amacını…

Bilindiği gibi ABD 2000’li yılların başlarında ülkemize Çekiç Güç adı altında çok sayıda askerini yerleştirmek istemekteydi...

Hükümet bu konuda çok istekliydi ama meclis ve asker ulusal duruştan taviz vermiyor, bunu kabul etmeyip tepki gösteriyorlardı…

Bu nedenle de…

Askerin ulusal olmaktan çıkarılıp,  tamamen iktidarın emri altına sokulması…

Ve bunun yanında da meclisin sesinin kısılması ve kararların bir kişi tarafından verilmesi isteniyordu…

İşte az önce saydığım Ergenekon ve benzeri operasyonların amacı; o tarihlerdeki AB ilerleme raporları ve müzakere belgelerinde de yer alan…

Ordunun bağımsız ulusal bir duruş sergileyemeyip tamamen siyasi iradenin emri altına sokulmasıydı ki…

Sonuçta onunla ilgili tüm adımlar atıldı ama...

Görülüyor ki ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın…

Askerdeki ulus, laiklik ve Atatürk düşüncesi hala çok güçlü…

Böyle olduğu zaman da çok iyi biliyorlar ki…

Başından beri düşündükleri federatif, çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hayal…

Tepkiler ondan…

 

07-02-2025

Nusret KEBAPÇI