24 Temmuz 2011 Pazar

ETNİK AYRIMCILIK

ETNİK AYRIMCILIK


Etnik ve dini ayrımcılık çok tehlikelidir.
Çünkü bir savaştaki gibi düşman karşı cephede değil, yanınızdadır. Böyle bir etnik çatışma başladığında…
Yan komşunuz…
Gazeteci Ahmet amca…
Kasap Mehmet…
Berber Ali…
Marangoz Hasan usta, artık dost değil, düşman olmuştur…
Hem araya sınır çizme durumu da söz konusu olamadığından…
Yani birlikte yaşandığından…
Hemen herkes, herkes için tehlike olabilecektir.
Burada uzak ülkeleri…
Hatta yanı başımızdaki ülkeleri bile kastetmiyorum…
Burada açıklamaya çalıştığım konu Kahramanmaraş, Sivas ve Çorum’da yaşanan olaylar…
Ne oldu?
Kim çıkardı?
Hala sonucu tam olarak belli değil ama oralarda halkın arasına düşmanlık ekildiği de işin doğrusu…
Bunu şunun için anlatıyorum
Hani sıklıkla özerk bölge dayatması var ya ikide bir gündeme getirilmeye çalışılan…
Hatta son günlerde bir oldubittiyle kurulabileceği bile söyleniyor…
Kimse işin diğer yönüne değinmiyor ama işin gerçeği, özerk bölge kurmakla sorun çözülmez…
Hani bazıları hazırlanan raporlarda bu ve benzeri görüşleri çözüm olarak gösteriyor ya
Aslında bu tür düşünceler çözüm değil, sorunun ta kendisi olmaktadır.
Nasıl mı?
Öncelikle bu tür özerklik türü sistemlere örnek olarak gösterilen ülkelerin neredeyse tamamında özerk olarak ayrılan etnik kimlik, ülke içinde belirli bir bölgede yaşamaktadır…
Yani genel nüfus içinde temsil edilme durumları söz konusu olmamaktadır…
Peki, bizde böyle bir durum söz konusu olabilir mi?
Sadece bu gün yeni seçilen meclise bile baktığımızda kaç milletvekilinin Kürt olduğunu biliyor muyuz?
Belki sadece bir partimizden seçilenler için söylemek mümkün gibi düşünülebilir, ama biraz araştırılsa belki onların da öyle olmadığı ortaya çıkabilir…
Peki, bu durum çok önemli mi?
Asla
Önemli olsaydı zaten konuyla ilgili çok sayıda araştırma çoktan gazetelerin manşetlerini süslerdi…
Ya bürokrasi de durum çok mu farklı…
Kaç genel müdürün…
Kaç subayın hangi etnik kimlikten olduğunu biliyor muyuz?
Aslında bilmemizin de hiçbir önemi yok…
Sonuçta hepimiz Türk milletiyiz
Etnik kimlikler bizim aidiyetimizi belirlememektedir…
Gelelim özerkliğe, özerk bölgenin sınırını nereden çizeceksiniz?
Hadi güneydoğuda bir kısım illeri belirleyerek yaptınız diyelim, ya geride kalan, yani Türkiye’nin diğer bölgelerindeki Kürt nüfus ne olacak?
Ya güneydoğu’daki Türk nüfus?
Aslında işin doğrusu emperyalizm ta; Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölgede kukla bir devlet kurup petrol bölgesine hakim olmak istiyor…
Bu nedenle ulus devletler yıllardır hedef tahtasındadır…
Onun için…
Etnik kimlik temelindeki her türlü ayrışma emperyalizme hizmet emektedir…

14–07–2011
Nusret KEBAPÇI

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ…

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ…


Aslına bakarsanız başlığa aldığım bu eski bir Türk müziği şarkısında Münir Nurettin; yaşamının son demlerine yaklaşan bir insanın içinde bulunduğu duyguları anlatmaktadır.
Çoğunlukla da 40’lı yaşlara gelindiğinde ilgi çekmeye başlayan şarkı, bu duyguları çok güzel ifade etmektedir.
Dikkat edildiğinde bu şarkıyı çokça sevenlerin de özellikle yolun yarısını çoktan geçmiş olmaları dikkat çekicidir.
Çünkü bir yaştan sonra insanın sadece yaşadıkları kalmakta ama asla bir geri dönüş olamamaktadır.
Ama siyaset böyle bir şey değil…
Aslında siyasette dönülmez nokta var mı?
Ya da bir başka deyişle kırmızıçizgi olarak da adlandırılabilecek vazgeçilemeyecek ilkeler var mı? İşin o noktası daha önemli ama göründüğü kadarıyla özellikle son yaşananlardan sonra
Bunun olabilirliğini savunmak çok da akılcı gelmiyor…
Sadece son 15 -20 günde yaşananlara bakın, sadece bu bile içinde bulunduğumuz konumu yeterince açıklamıyor mu?
Önce tutuklu milletvekillerini gerekçe gösterip (buraya dikkat hükümlü değil)yemin etmeyip…
13 gün sonra aynı yemini etmek, neyin nesi…
Aradan geçen bu kadar sürede ne değişti?
Neyin sonucunda siz kararınızdan vazgeçip yemin kararı aldınız?
Tabi sonradan yaşanan gelişmelere ve imzalanan mutabakata yani Türkçesi uzlaşma metnine bakınca durumu kavrıyorsunuz…
Hem metindeki Kurtuluş Savaşı’ndan bahseden hamasi sözleri çıkardığınızda geriye kalan anayasa değişikliği konusu, kanımca durumu yeterince özetlemektedir.
Amaç bu…
Uzlaşmayı temel alarak anayasa yapmak…
Yani bu on üç günlük manevra bunun için yapılmıştır.
Daha önce aralarında bu konuya sıcak bakmayanların da bulunduğu bu partide yeni anayasa değişikliği konusu bir oldubittiyle tüm partiye kabul ettirildi…
Ülkeye gelip giden yabancı temsilcilerine…
AB komiserlerine…
AB yetkililerine bakınca da anlaşılıyor ki…
Konu bu…
Ve adamların aceleleri var. Kısa sürede konuyu çözümlemek istiyorlar…
Çünkü ülkede Sevr’den sonra özerk bölge yaratma fırsatını ancak elde edebilmişler, bu nedenle toplum uyanmadan, kendine gelmeden…
Daha açıkçası son dört yıldır yaşadığı şokun etkisinden kurtulmadan bunu başarmak istiyorlar…
Bunu da yıllardır, AB kriterleri…
Demokrasi…
İnsan hakları, özgürlük söylemleriyle gerçekleştiriyorlar…
Hem zaten emperyalizmin şu son 100 yılına bakın…
Doğrudan doğruya…
“Sizi parçalamak, etnik kimliklere ayırmak, kaynaklarınıza el koymak… “
Daha açıkçası “sizi sömürmek istiyoruz, kendinizi buna göre hazırlayın” dediklerini duydunuz mu?
Asla, hem zaten duymanızda mümkün olmaz…
Bu işi nasıl yapıyorlar diyorsanız ben çok kısa olarak söyleyim…
Aynen böyle, bizde olduğu gibi
“Demokrasiyle…”

14–07–2011
Nusret KEBAPÇI