TUZ KOKARSA…
Hemen herkesin bildiği bir söz var…
Denir ki : “Et kokarsa tuzlanır ya tuz kokarsa?”
Elbette burada sözün gerçekte etle falan
ilgisi yok, burada anlatılmak istenilen toplumda ortaya çıkan hemen herkesin
rahatsız olduğu sorunlara…
Çözüm olması…
Bulması gereken devletin; neoliberal bir başıboşlukla,
ulusal çıkarların gözetilmesi anlayışından vazgeçerek, devlet aklının ortadan kaldırılıp,
liyakat ve kariyerin devre dışı bırakılıp, tamamen kişisel çıkar ilişkilerinin
egemen olmasıyla ne hale gelebileceği anlaşılmalıdır.
Aslında doğrusunu isterseniz ülkece
yaşadığımız pek çok sorunun uygulanmakta olan neoliberal ekonomik ve siyasi sistemle
doğrudan bir ilgisi mutlaka bulunmaktadır.
Bilindiği gibi bu sistemde devlet, günden
güne küçültülerek neredeyse gece bekçisi durumuna düşürülecek, hemen pek çok
alandan ve denetimden çekilerek…
Bir anlamda hemen her alandaki piyasa, neoliberalizmin
ünlü sözü “Bırakınız yapsınlar,
bırakınız geçsinler .” deki gibi tamamen yabancı ve yerli sermayenin inisiyatifine
bırakılacaktır.
Bir anlamda devlet olmanın gereği olan kanun,
kural ve ilkelerin hiçe sayılması…
Devlet aklının ortadan kaldırılarak, yerini
hemen her alanda laçkalığın alarak liyakat ve kariyerin ortadan kaldırılarak
sadece yandaş olmanın tek ölçüt olması…
İşte bu ulusal karşıtı neoliberal
politikaların sonucudur.
Bu sistemi tam olarak anlayabilmek için de ülkelerin
bir anlamda aynası olan trafikten bakılmaya başlanabilir…
Normalde öncesinde, hemen her şeyin sıkı
kurallara bağlı olduğu trafik kurallarına göre, önceliği olan araçlar yasayla
belirlenmişti.
Peki şimdi…
Yasa gereği önceliği olan araçların bile zorbalıkla
yol vermesini sağlayan, kimin altında olduğu bile bilinmeyen çakar lambalı
araçlar, bunun göstergesi olmuyor mu?
Ya son günlerde sadece bebek ölümleriyle de
değil…
Gereksiz yoğun bakımlara yatırılarak…
Ameliyat edilerek…
Tahliller yaptırılarak…
Emar, ultrason çektirilerek…
Gereksiz pek çok ilaç yazılarak devletin ve
halkın soyulmasına yol açan çeşitli örgütlenmeler yine bu kuralsızlığın ve
denetimsizliğin sonucu değil mi?
Ancak hepsi bu kadar değil…
Dahası var…
Geçmişte sınav sorularını çalarak çeşitli
okullara yerleştirilenleri, oralardan mezun olanların en önemli mesleklere
atandıklarını öğrenmiştik ama…
Çeşitli üniversitelerde örgütlenen
birilerinin, hiç okul yüzü görmeden para verenlere diploma dağıttıklarına tanık
olmamıştık ki…
Şimdi; hiç sınava girmeden ehliyet alanların
da olabildiğini ne yazık ki öğrenebiliyoruz…
Aslında bu…
Yani kontrol ve denetim yokluğu sadece
bahsettiğim alanlarda değil hemen her alanda kendini göstermektedir.
Buna yiyecek, içecek ve gıda alanları da
dahil.
Orada da işleyiş aynı.
Ya bir ihbar sonucunda denetim yapılıyor ya da
şikâyet olduğunda…
Hem zaten sürekli denetim yapabilecek…
İşyerlerinin sınıf ve sayısıyla orantılı bir
denetim mekanizması falan da yok…
Şimdi diyebilirsiniz ki ya okullar…
Onlar gerçek anlamda denetlenebiliyor mu?
Ne gezer…
Eğitimde de…
Yabancı ve yerli sermaye ile hemen her türden
tarikat ve cemaatin okullarının olduğu…
Hemen hepsinin kafalarına göre eğitim yaptığı
da göz önünde bulundurulursa…
Bilinmeli ki…
Ülkedeki hemen her alan, kendi haline terk
edilmiş ve tamamen kontrol ve denetim dışı bırakılmıştır…
Ve ne yazık ki bu anlayış…
Son TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırında da
ortaya çıkmaktadır.
Normalde başka bir ülkede olsa…
Küçük bir birlikle, devletin resmi ordusuyla korunması
gereken göz bebeğimiz TUSAŞ’ın sadece iki güvenliğe bırakılması da işte bu
anlayışın ifadesidir…
Ve biz!
Bu siyasetin Türkiye’yi koruyacağına, kalkındıracağına
inanıyoruz…
27-10-2024
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder