Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik
Bakış.
Geçtiğimiz
günlerde mevcut iktidarın küçük ortağı, "Kürt sorunu" adı altında bir
çalıştay düzenledi. Bu çalıştayın sonuç bildirgesi okunduğunda en dikkat çekici
maddeler şunlardı:
- Özellikle eşit vatandaşlık
- Her kimliğin kendini ifade etmesi adı altında çok dillilik ve çok
kimliklilik
- Laiklik karşıtlığı
- Ulus devlet düşmanlığı
Doğrusunu
isterseniz, bu çalıştayın zamanlaması da en az sonuç maddeleri kadar ilginç.
Neden biliyor musunuz? Suriye: ABD, İsrail ve şeriatçı örgütler tarafından ele
geçiriliyor ve 2011 yılından beri hedeflenen çok parçalı bir sisteme
geçirilmeye çalışılıyor. Bu parçalı sistemde, enerjinin olduğu bölgeye YPG
yerleştirilip o bölgenin petrolü üzerinde hakimiyet kurması ve ticaretini
yapması sağlanıyor. Ve ne ilginçtir ki tam Suriye'de bunlar yaşanırken,
iktidarın küçük ortağı tarafından Türk ulus devleti karşıtı, çok kimlikli, çok
dilli federatif bir devleti çağrıştıran söylemler içeren bir çalıştay
düzenleniveriyor.
Normalde,
Anayasaya, özellikle ilk dört maddesine karşıtlığı içeren bu metinle ilgili,
ülke bütünlüğünü sarsıcı olması nedeniyle yasal işlem yapılmalı. Ama
görülmektedir ki bu sadece birilerinin yeni anayasa hazırlanması sürecinde bir
nabız yoklama faaliyetidir. Biliniyor ki bu açıklama tepki toplarsa iş küçük
ortağa mal edilip sessizlikle geçiştirilecek, tepki olmazsa da buradan alınan
cesaretle yeni anayasa çalışmalarına hız verilecektir.
Ama
isterseniz bu anayasa çalışmalarına geçmeden, sonuç bildirgesindeki
maddelerden, daha da önemlisi ulus devletin yadsınarak İslam'ın birleştirici
olduğu vurgusuna bir giriş yapalım ki konu açıklığa kavuşabilsin.
O
halde sorumuzu daha açık olarak soralım: İslam bir toplumda tüm toplumu
birleştiren harç görevi görebilir mi? Ya da soruyu biraz değiştirelim:
Afganistan Müslüman bir ülke değil mi? Peki biz ABD'nin Afganistan'ı işgali
sırasında kimin yanındaydık? Müslüman olan Afganistan'ın mı, yoksa ABD'nin mi?
Ya Libya'da? Sanki çok mu farklıydı? Biz yine ABD'nin yanında değil miydik?
Irak? Yine... En yakın Suriye konusunda bile bu durum değişti mi? Değişmedi.
Biz her zamanki gibi İsrail ve ABD'nin yanında olmaya devam ettik. Nerede İslam
kardeşliği? Yani anlayacağınız, bu durumda hikaye olmaktadır.
İsterseniz
bu konuya biraz farklı bakılmasında yarar bulunmaktadır. Nasıl mı? Şöyle: Siz
hiç siyasal İslamcı örgütlerin (buna günümüz milliyetçilerini de
katabilirsiniz) ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığıyla ilgili herhangi bir
düşünce veya bir program öne sürdüklerini gördünüz mü?
Biraz
örneklendirmek gerekirse: ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine,
tarımın bitirilip tamamen yabancılara bağımlı hale getirilmesine, limanların
yabancılara devredilmesine, toprakların vatan değil arsa görülerek alabildiğine
yabancılara satılabilmesine karşı çıkan İslamcı veya milliyetçi herhangi bir
parti gördünüz mü?
Zaten
göremezsiniz. Çünkü emperyalizm bizim gibi ülkelerde birleşik, güçlü bir ulusal
yapı, ekonomisini merkezi bir şekilde yöneten, kendi pazarı üzerinde söz sahibi
olan, gümrükleriyle ekonomik sınırlarını koruyup kendi sanayisini emperyalist
talana açmayan güçlü bir ulus devlet istemez.
Ya ne ister? Emperyalizm, ekonomik ve siyasi bağımsızlık,
vatan ulus gibi kavramlardan çok uzak, etnik ve dinsel pek çok küçük parçaya
ayrılmış bir ülke.
Zaten
bizim gibi ülkelerde de bunu gerçekleştirebilmenin yegâne yolu da iktidara,
devleti alabildiğine küçülterek güçlü birleşikliği pek çok kimlikçiğe
ayrıştıran, ulus, vatan, bağımsızlık, emperyalizm gibi kavramlardan bihaber
siyasal İslamcılığı getirmektir.
Ya
da şöyle düşünelim: Uluslaşma mücadelesi içindeki Arap devletlerinin siyasal
İslam aracılığıyla parçalanıp küresel emperyalist talana açılması sadece
tesadüf mü?
28-02-2025
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder