KARNEDEKİ ATATÜRK…
Aslında hemen herkesin de gördüğü gibi; tabii
bunu söylerken, dünyada ve ülkemizde yaşananları görmezden gelen uyurgezer
takımını burada saymıyorum. Ama görünüyor ki; sıra İran’a geldi.
Hem zaten İran’daki ayaklanmaların önemli kısmının da
nedeni o. Tabii bizde de "sözde çözüm süreci" adı altında ulus
devleti tasfiye komisyonu tüm hızıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Yani en
azından şimdilik öyle görünüyor. Ve üstelik birilerinin, oradaki her şeyi açık
edeceğini söylemesine karşın; en aktif üye olarak boy göstermesi de işin
vahametini göstermektedir.
Aslında azıcık düşünülse; denilse ki; bir emperyalist
devlet, dört ülkeden koparmak isteyeceği parçalarla ilgili o dört ülkede de,
üstelik tek merkezden yönetilen örgütler kurdu. Aslında örgütün bizden
çekildiği falan yok; sadece devletleşmeyi sağlamak adına Suriye’de toplandılar.
Orası tamamlanınca da, belirtileri yavaş yavaş kendini gösterse de, İran’a
geçiş yapacaklar. İran; ABD ve İsrail’in vekâlet verdikleri etnik ve dini terör
örgütleriyle parçalanıp, federatif hale getirilince de, sıra Türkiye’ye
gelecek. Üstelik ABD ve İsrail’e bölgede karşı durabilen Irak ve Suriye’nin, bu
güçlerin eline geçmesinde "aslan payımızın" olduğu düşünülürse, bizi
nasıl bir son bekliyor dersiniz?
Neyse sözü uzatmayalım; bu işler Irak ve Suriye’de ABD
ve İsrail’in doğrudan müdahalesiyle yapılırken, bizde "yumuşak
güçle"; ABD ve İsrail tarafından dayatılan, "Osmanlı Millet
Sistemi" denilen etnik kimlikçiklere ve cemaatlere ayrıştırma çalışmaları,
adım adım halka benimsetilerek uygulanmaya çalışılmaktadır.
İşte "terörsüz Türkiye" adıyla; tamamen,
Türkiye’deki ulusal kimlik esasına dayalı anayasayı değiştirerek; adı sözde
"T.C. Vatandaşlığı" veya "Anayasal Vatandaşlık" denilen,
halkın tümünün ortak bir ulus özelliği taşıyıp, bireyi esas alan bir
yurttaşlıktan uzaklaştırılarak; insanları etnik ve dinsel kimliklerin parçası
olarak kabul eden, "çok kimliklilik", "çok kültürlülük" ve
"çok dillilik" esasına dayalı yeni bir anayasa yapmayı
amaçlamaktadırlar…
Haliyle böyle bir toplumun yaratılabilmesi için de
toplumdaki ulus bilincinin yok edilmesi…
Bunun için de eğitimde ulusal günlerle ilgili
etkinliklerin ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili bilgilerin önemsizleştirilmesi,
müfredattan da Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimlerinin yanında;
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan 30 civarındaki
emperyalist destekli ayaklanmanın yanı sıra işbirlikçi zararlı örgütlerin de çıkarılması
gerekmekteydi.
Bir ülke düşünün; gençliğini, Cumhuriyeti gelecekte
korumakla görevlendirecek… Ama gençlik, Cumhuriyeti nelerin ve kimlerin tehdit
ettiğini, ulus devletimizi hangi emperyalist ülkelerin ve hangi yollarla
parçalamak isteyeceğini bilmeyecek!
Garip değil mi?
Aslına bakarsanız bunun ilk adımı, Atatürk’ün ölümünün
ardından ABD ile yapılan Fullbright Anlaşması'yla atılmıştı. Sonrasını zaten
biliyorsunuz; önce pek çok ülke okullarında ulus bilincinin pekiştirilmesi
amacıyla söylenegelen milli yemin ve söz verme türünden törenler devam ederken
bizde, aynı amaçla okullarımızda okunan "Öğrenci Andı"
kaldırılıverdi.
Bununla yetinildi mi? Hayır, daha önceki MEB Teşkilat
Yasası'nda;
“Madde 2 – Milli Eğitim Bakanlığının
görevleri şunlardır: a) Atatürk İnkılap ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini
bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin milli, ahlaki, manevi,
tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen... Türkiye Cumhuriyetine karşı görev
ve sorumluluklarını bilen vatandaş yetiştirmek...” varken,
2011’de yapılan değişiklikle;
“MADDE 2 – (1) Millî Eğitim
Bakanlığının görevleri şunlardır: a) ...küresel düzeyde rekabet gücüne sahip
ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe
hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak...” haline getiriliverdi.
Çünkü ülke pazarını ulusal olmaktan çıkarıp küresel
sermayeye açık hale getirince, eğitimin bundan payını almaması düşünülemezdi.
Ne istiyordu küresel sermaye? Vatansız, milletsiz, kimliksiz, kişiliksiz bir
nesil! Çünkü sömürünün sonsuza kadar sürebilmesi için gelecekteki nesillerin de
buna uygun yetiştirilmesi gerekiyordu.
Tabii bununla da kalınmadı; 2017 yılında da MEB Sosyal
Etkinlikler Yönetmeliği değiştiriliverdi. Daha doğrusu bir madde çıkarılıverdi.
Hangi maddeydi dersiniz?
"Sosyal Etkinliklerin Amacı
Madde 5 — Sosyal etkinliklerin amacı... Öğrencilerin Atatürk İlke ve
İnkılâplarına, Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak
yetişmelerine... Katkıda bulunmaktır." maddesi.
Anlayacağınız artık eğitimde Atatürk, Atatürk
Devrimleri ve Anayasanın başlangıç ilkeleri öğretilmeyecek; küresel sermayenin
istediği ulus bilincinden yoksun, sadece onlara hizmet edecek öğrenciler
yetiştirilecekti.
Yani uzun sözün kısası; okullar yarıyıl tatiline
girerken gündeme getirilen 1. ve 2. sınıflarda karne yerine geçen "Gelişim
Raporu"ndan Atatürk ve İstiklal Marşı’nın çıkarılması da Türkiye’nin
milletsizleştirilip etnik ve dini kimlikçiklere ayrılmasının, dahası, emperyalist
kuklası nesiller yetiştirmenin adımlarından biridir.
Asla başka bir şey değil!
20-01-2026
Nusret
KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder