PEKİ, KİM
SUÇLU?
Önce Fatma Nur öğretmen, ardından Şanlıurfa ve
sonrasında Kahramanmaraş'ta bir okulda yaşanan katliamlar, dikkatleri "Bu
okullarda neler oluyor?" sorusuna çekti. Olayların bu kadar kısa
aralıklarla yaşanması, nedenlerini tartışmayı da beraberinde getirdi. Tabii
anlasın anlamasın her kafadan bir ses çıkınca, konuya açıklık getirmek
kaçınılmaz oldu. Neymiş; 23 Nisan törenleri yasaklanmalıymış, beylerin canı
öyle istiyormuş!
Peki neden? Aslında tutarlı hiçbir gerekçeleri yok.
Sadece, toplumda giderek yükselen Atatürk ve Cumhuriyet sevgisinin 23 Nisan'da
doruğa vuracağını biliyorlar. Akıllarınca bu acı olayları fırsata çevirip,
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı iptal ettirmek istiyorlar. Açıkça
"Biz Cumhuriyet ve Atatürk düşmanıyız" diyemedikleri için, bu
katliamların gölgesine sığınmaya çalışıyorlar. O kadar öğrencimiz ve
öğretmenimiz şehit edilmişken, "milli yas ilan edilsin" demek
akıllarına gelmezken; aksine laikliğe karşı kinlerini kusuyorlar: "Bu
olaylar laik eğitim yüzünden oluyor" diyorlar. Bunlara "Allah akıl
fikir versin" diyeceğim ama akıllanacaklarından zerre ümidim yok.
Ya efendiler; 24 yıldır bu ülkeyi aynı siyasal anlayış
yönetiyor! Kaldı ki 1950'lerden beri ülke (kısa aralıklar hariç) sağ partiler
tarafından yönetilmektedir. Hangi konuda başarı kazanıldı? Sanayide dünya
çapında bir şirketimiz mi var? Otomobillerimiz, makinelerimiz dünya
liderlerince mi kullanılıyor? Eğitimde ilklerde miyiz, üniversitelerimiz ilk
100’de mi? Halkımız, emeklimiz refah içinde mi? Savaşın tarafı olan İran'da
bile fiyatlar bizden dört kat ucuzken; sahi, başarılı olduğumuz tek bir alan
var mı?
Ama asıl mesele bu değil. Hemen her fırsatta Atatürk,
Cumhuriyet ve laikliğe saldıranları görünce, ABD temsilcilerinin itiraf
niteliğindeki o sözü aklımıza gelmeli: "Türkiye ile baş etmek çok zor.
İktidarı ikna ediyoruz, karşımıza muhalefet çıkıyor. Muhalefeti ikna ediyoruz,
sivil toplum örgütleri ve sendikalar ayağa kalkıyor. Onları da aşsak, bu sefer
yargı engeline takılıyoruz. Herkesi ikna etseniz bile, karşınıza hiç hesapta
olmayan bir 'ulusal direnç' odağı çıkıveriyor."
İşte ulus-devlet dediğimiz tam olarak budur ve
emperyalizm ve onun hemen her ülkedeki uzantıları her zaman bundan rahatsız
olmuştur. Onların en büyük arzusu; ulus-devletin, Osmanlı’nın "millet
sistemi" denilen dini kimlik esaslı, birbiriyle çatışan küçük parçalara
bölünmesidir. Bu yapıyı ayakta tutan iki temel direk vardır: Siyasal
İslamcıların "tekçi" diye hedef aldıkları ulus bilinci ve toplumun
ortak temelde birleşmesini sağlayan laiklik. Bu yüzden; ulus bilincinin
önemsizleştirildiği, laikliğin yok edildiği, sivil toplumun ve yargının devre
dışı bırakıldığı bir sisteme ihtiyaçları vardı. İçinde bulunduğumuz rejim tamı
tamına budur.
Bu planın bir sonraki adımı, Türkiye’nin ulus-devlet
olmaktan çıkarılmasıdır. Mecliste kurulan sözde "Terörsüz Türkiye"
adlı komisyonun yapmaya çalıştığı da tam olarak budur. Ortadoğu
stratejistlerinin itiraf ettiği gibi; onlar bölgede halkın iradesini değil,
kolay yönetebilecekleri "meşrutiyetleri" istiyorlar. Memlekette
laikliğin neredeyse esamisi kalmadı ama suçlu yine laiklik…
Peki, neden illa çocuklarımıza dini eğitim
dayatılıyor? Nedeni belli: Atatürk ve laikliğe saldıranların Afganistan, Libya,
Irak ve Suriye, ABD emperyalizmi tarafından saldırıya uğrayıp parçalanırken;
yakın zamanda İran, İsrail ve ABD'nin saldırısına kahramanca direnmeye
çalışırken kimin yanında olduklarını gördünüz mü? Müslüman ülkelerin halini
zaten biliyoruz da, ülkemizdeki İslamcıların bu süreçteki duruşu her şeyi
özetliyor. Zaten bu anlayışın tarihin hiçbir döneminde emperyalizme karşı
gerçek bir tepki gösterdiği görülmediği gibi; Birinci Dünya Savaşı sonunda
ülkemiz işgal edilirken işgalcilere karşı en küçük bir ses çıkarmamışlar, aksine
Kurtuluş Savaşı başladığında Atatürk tarafından örgütlenen milli direnişi
kırmak adına pek çok yerde emperyalizm destekli isyanlar bile çıkarmışlardır.
Bugün eğitimin ısrarla dinselleştirilmeye
çalışılmasının da tek amacı; öğrencilerde ulus bilincini yok ederek ülkeyi çok
kimlikli, çok dilli ve çok hukuklu parçalara ayırıp emperyalizmin yağmasına
açık hale getirmektir. Çünkü ulus bilinci olmayanların ekonomik ve siyasi
bağımsızlık, sanayileşme, tarımı geliştirme, topraklara sahip çıkma gibisinden
bir dertleri yoktur.
Aslında olay basit: Eğitimi devlet eliyle ulusal
olarak yaptığınızda, "tek ulustan" yana oluyorsunuz. Ama
karşılıklılık olmasa bile hemen her devlete, her tarikat ve cemaate, isteyen
her sermaye sahibine okul açma izni verdiğinizde "çok kimliklilikten"
yanasınız demektir. Bunun için de okullarda müfredatı milli duygu ve düşünceden
arındırıp kuralları kaldırırsanız; öğrenciye hiçbir sorumluluk vermeyip
bildiğini okumasını sağlarsanız; öğretmeni de eğitim liderliğinden çıkarılıp
"müşteri" memnun etmekle görevli bir memura dönüştürürseniz, sonuç
ortadadır.
Başka nasıl bir sonuç beklenebilir ki?
20.04.2026
Nusret
KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder