ATATÜRK’Ü ANLAMAK, BÜYÜK PLANI GÖRMEKTİR…
Bir
ülke düşünün: Kurucu lideri, neredeyse her gün sosyal medyada, basında,
internette hakarete uğruyor; üstelik bu eylemler adeta korunuyor. Sizce de bu
durum tuhaf değil mi? Elbette öyle.
Doğrusunu
isterseniz, dünyanın hiçbir ülkesinde, o ülkeyi yoktan var eden, emperyalizme
karşı halkıyla birlikte mücadele veren kurucu lidere hakaret edilmesine izin
verilmez. Yapanlar en ağır şekilde cezalandırılır. Hatta bu, vatandaşlıktan
çıkarılmayı bile gerektirebilir ki bence gerektirmelidir de.
Çünkü
o ülkenin yurttaşı olarak, içinizden sevmeseniz bile saygı duymak zorundasınız!
Bunu "iyi olur" diye söylemiyorum; saygı duymak zorundasınız! Aksi
takdirde, devleti korumakla yükümlü olanlar bu saygıyı sağlamakla görevlidir.
Eğer
bu sağlanmıyorsa, konuyu biraz daha derinlemesine ele almanın zamanıdır. Ancak
önce, hayat hikâyesine fazla girmeden Atatürk'ü anlatalım ki, birilerinin neden
saldırdığı ve niçin kuyruk acısı çıkartmaya çalıştıkları daha iyi
anlaşılabilsin.
Bazıları,
oldukça kıt olan tarih bilgileriyle "Atatürk Osmanlı'yı yıktı" falan
diyorlar ya, aslına bakılırsa, bu iddiayı savunanların zerre kadar tarih
bilgisi yok; ama yine de biz üzerimize düşeni yapalım.
Osmanlı,
Balkan Savaşları'nda yenilgiye uğrayınca, zaten bağımsızlık fırsatı kollayan
milletler harekete geçti. Ardından, Birinci Dünya Savaşı'nda Almanların
yenilmesiyle birlikte taraf olan biz de yenik sayıldık. Emperyalist ülkelerin
desteğiyle pek çok millet ayrılma yoluna giderken, ülkemiz galip devletlerin dayattığı
Mondros ve Sevr Antlaşmaları sonucunda işgal edildi.
Daha
doğrusu, Sevr Antlaşması'na göre Türkler, Kastamonu, Çankırı, Çorum’u da içine
alan 8-10 ilden oluşan bir bölgeye sıkıştırılacak; geri kalan topraklar emperyalist
işgalcilerin desteğiyle, tıpkı bugün de gündeme getirildiği gibi, etnik ve
dinsel kimliklere göre paylaştırılacaktı.
İşte
bu emperyalist plan bu şekilde tasarlanmışken, Saray ve çevresi bunu
kabullenmiş, hatta teslim olmuştu. Halka işgalin geçici olduğu anlatılmaya
başlanmıştı. Zaten o dönemde Saray'ın veya Halife'nin, ordunun başına geçip
direndiğini görmek bir yana, sözlü olarak bile karşı çıktıklarına tanık olamadık.
Ancak
bu durumu kabullenemeyen Atatürk ve bir avuç Türk subayı, Saray'ın işgale karşı
direnişleri bastırma talimatına rağmen Samsun’a çıkarak; Amasya, Erzurum ve
Sivas kongreleriyle halkı işgale karşı direnmeye yöneltirken, bir yandan da
orduyu terhis etmeyerek güçlü bir direniş cephesi oluşturmaya çalışıyorlardı.
Sonuçta,
üç buçuk yıl süren amansız mücadele başarıya ulaştı, ancak, hiçbir şekilde unutulmamalı ki bu
mücadele yalnızca yabancı emperyalistlere işgalcilere karşı değil; aynı zamanda
Saray'ın örgütlediği Kuvâ-yi İnzibatiye gibi, işgalcilere değil de Kurtuluş
Savaşı'na karşı savaşan iç düşmanlara karşı da verilmiştir.
Zaten
emperyalist işbirlikçisi, etnik ve dinsel kimlikçi bu saldırı ve ayaklanmalar,
Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra da devam etmiş. Toplamda 30 civarında
ayaklanma çıkarılarak, işgalcilere değil, doğrudan Kuvâ-yi Milliye’ye karşı
savaşılmıştır.
Tüm
bu zorluklara rağmen Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşmış, Cumhuriyet kurulmuş.
Türk kimliğini temel alan, ekonomik ve siyasi bağımsızlığı ön planda tutan,
"Yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışıyla bölge ülkelerine kardeşçe
yaklaşan ve onların emperyalizme karşı mücadelesine destek olan bir ulus devlet
hayata geçirilmiştir.
Ancak
bugün geldiğimiz noktada, Atatürk'ün mirasının yok edildiğine tanık olmaktayız:
Bir yandan Türk ulus kimliği sorgulanıp çok kimlikli federasyon senaryoları
tartışılırken, diğer yandan ekonomi yeniden yabancıların pazarı haline
getirilmektedir. Dış politikada ise emperyalist güçlerle kurulan ilişkiler,
komşu ülkeleri parçalama planlarında taşeronluk yapacak kadar ileri
götürülmektedir.
Yani
demek istediğim, bu politikaların rahatlıkla yürütülebilmesi için Atatürk’ün
itibarsızlaştırılması gerekiyordu. Zaten Atatürk’e yönelik saldırıların
tamamına baktığınızda, hepsinin ulus devlet ve ulus kimlik karşıtı olduğu;
ulusal ekonomiden, bağımsızlıktan, emperyalizmin ne olduğundan habersiz; emperyalistlerin
bölgedeki planlarına tek söz etmeyenler olduğu görülecektir.
Demek
istediğim açık: Ya Atatürk’ün izinde, ulus devlet ve bağımsızlık bilinciyle
ayakta kalacaksınız; ya da onun mirasına sırt çevirip, emperyalizmin kuklası
olarak yok oluşu seyredeceksiniz.
Ortası
yok.
10
Kasım 2025
Nusret
KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder