MİLLİYETÇİ MİSİNİZ, MUHAFAZAKÂR MI?
Başlıkta böyle sorulunca, "İkisinden birisi mi
olmak durumundayız? İkisi birden, yani milliyetçi muhafazakâr veya Türk-İslam
Sentezcisi olamaz mıyız?" dediğinizi duyar gibi oldum. Tabii burada
muhafazakârlık, aslında din ve ümmetçilik anlamında kullanılmaktadır.
Pek çok zaman bu kavramların birlikte kullanıldığına
tanık olsak da, gerçekte bu kavramların bir araya gelme şansı bulunmamaktadır.
Neden mi? İsterseniz, bunu tartışmadan önce bu kavramları netleştirelim:
Milliyetçilik; laikliği temel alarak milleti oluşturan bayrak,
vatan, Türk ulus kimliği, ulus devlet, ortak tarih, ortak duygu ve düşüncelere
dayanır. Egemenliğin millette olmasını savunur. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığı
sağlamak ve korumak için emperyalizme karşı mücadele etmek esastır.
İslamcılık (Siyasal İslam) ise; Türk ulus kimliğini ve devletini
ortadan kaldırarak, ümmet üst kimliği altında tüm etnik kimlikleri alt kimlik
olarak kabul eder. Onların ayrı hukuku olmasını savunur. Vatan, bağımsızlık,
emperyalizm, ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi kavramlardan uzaktır. Sadece
kendi iktidarını korumak adına herkesle iş birliği yapan bir anlayıştır.
ABD'nin parçalamak için uğraştığı birkaç laik
milliyetçi ülkeyi dışında tutarsak, geri kalanların tamamının ABD
emperyalizminin kuklası olması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?
Belki içinizden, "Memleketin o kadar sorunu
var. Terör örgütü liderini ziyaret etmek için gönüllü olan, bir zamanların en
milliyetçi partisi... Af hakkı, Meclis'te konuşma gibi vaatlerle başı çekenler
de onlar. Onlara değinseniz daha iyi olmaz mı?" diye soruyorsunuzdur.
İşte tam da bu nedenle yazıyorum.
Kendini "milliyetçi muhafazakâr" veya
"Türk-İslam Sentezcisi" olarak tanımlayanların muhafazadan
kastettiği, özellikle siyasal İslam veya ümmetçiliktir. Peki, milliyetçilikle
siyasal İslam bir araya gelebilir ve tutarlı bir ideoloji oluşturabilir mi?
İşte kendini milliyetçi olarak tanımlayanların içine düştüğü çelişki tam da
buradadır.
Çünkü Türk-İslam Sentezcileri kendilerine 'milliyetçi'
deseler de, aslında İslami muhafazakârlığı savunmaktadırlar. Bu düşünceye göre
önce millet değil, dini kimlik gelmekte; devlette dini referanslar aranmakta ve
egemenlik anlayışında dini sınırlar belirleyici olabilmektedir.
Bu nedenle milliyetçiliğin temel ilkeleri göz ardı
edilebilmekte:
·
Türk
milletine bağlılık yemini olan Öğrenci Andı kaldırılabilmekte,
·
Ülkenin
limanları ve kaynakları emperyalizme peşkeş çekilirken ses çıkarılmamakta,
·
Türk ulus
kimliği, Atatürk ve laik ulus devlet saldırıya uğrarken kayıtsız
kalınmakta,
·
'Kardeşlik'
adı altında federasyona kapı aralanabilmektedir.
Herhangi bir siyasi parti, örgüt veya düşüncenin hem
millet anlayışına dayanması hem de milli egemenlik karşıtı bir ideolojiye sahip
olması mümkün olmadığından, bu durum "yarı hamilelik" benzetmesiyle
ifade edilmektedir. Bu anlayışa sahip olanlar ne milliyetçi ne de ümmetçi
olabilmektedir.
Ne yazık ki aynı sözde milliyetçi anlayış; ABD'nin
Büyük Kürdistan projesi kapsamında dört ülkede kurduğu terör örgütlerinden
birinin göstermelik silah bırakmasıyla, Suriye'de yüz bin kişilik ordu kurup
devletleşmelerine rağmen, ABD adına BOP'u gerçekleştirmek için Türkiye'yi
federatif yapıya sokacak anayasa değişikliğinde siyasal İslamcı düşünceye
öncülük bile edebilmektedir.
Ancak şu bilinmelidir ki; bölgeye barış, demokrasi ve
özgürlük ancak ABD emperyalizminin komşu ülkelerle dayanışma içinde bölgeden
kovulmasıyla mümkün olacaktır. Asla kimlikler üzerinden oynanan oyunlarla
ülkeyi parçalamakla değil!
24.11.2025
Nusret
KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder