BUGÜN İRAN, YA YARIN?
Aslına bakarsanız yaşanan gelişmeler pek çok kişi
tarafından tahmin edilebiliyordu. Haftalar öncesinden uçak gemileri İran'a
doğru yola çıkarılmış, söylemlerde ise İran hemen her fırsatta tehdit
edilmekteydi. Biliyorduk ki Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devam edecekti. Bunun
için Irak ve Suriye'nin parçalanıp yok edilmesinden sonra ABD ve İsrail'in
hedef tahtasında olan ve karşılarında kararlı durabilen tek ülke İran kalmıştı.
Ayrıca desteklediği yapılarla bölgede ABD ve İsrail'in "at
oynatmasına" en büyük engeldi.
Aslında İran dahil olmak üzere, bugüne kadar
ABD-İsrail saldırısına uğrayan ülkelerdeki senaryo hep aynıydı: Düşman ilan
edilen ülke şeytanlaştırılarak yalan ve uydurma bilgilerle sözde bir kamuoyu
oluşturulur, sonrasında da kendince haklı bir zeminde olduğu iddia edilerek
ilgili ülke işgal edilir.
Bu gerekçe; Afganistan'da Usame Bin Ladin'i aramak
olabilirken, Irak'ta hiçbir şekilde kanıtlanamayan kimyasal silahlar, Suriye'de
ise muhaliflere baskı yapılması olabiliyordu. Benzer bir durum Küba ve
Venezuela için de geçerliydi. Yine uydurma bilgilerle Küba kuşatma altına
alınırken, Venezuela'da ülke lideri alenen kaçırılmaya çalışılmadı mı?
İran'da da durum bundan farklı değildi. Nükleer silah
yaptığına ilişkin en küçük bir delil olmamasına, hatta bir süre önce sözde
İsrail tarafından nükleer tesislerin vurulduğu açıklanmasına rağmen, aynı
gerekçe tekrar gündeme getirilerek İran hedef alındı. Üstelik İran'ın ABD için
hiçbir koşulda somut bir tehdit oluşturmamasına rağmen...
Elbette yüreğimiz, İran halkının bu saldırganlık
karşısında galip gelmesinden yana. Ancak dikkat ediyor musunuz; Irak dışındaki
İslam ülkelerinin neredeyse tamamı ABD ve İsrail'in yanında yer alıyor. Neden?
Çünkü bölgede ABD ve İsrail'in karşısında kararlı durabilen; Irak ve Suriye'nin
parçalanıp yok edilmesinden sonra direnen tek ülke olarak İran kalmıştı. Bu
nedenle hedefteydi. Diğerlerinin tamamı kaynaklarını emperyalizme sınırsızca
açan ve varlıklarını tamamen ABD'ye bağlayan feodal krallıklardan oluşmaktadır.
Durum böyle olunca, varlıklarını borçlu oldukları güce karşı çıkmaları da
haliyle mümkün olmuyor.
Aslında böyle zamanlar, her ne kadar acı sonuçlar
doğursa da gerek dünya ülkelerini, gerekse o ülkelerdeki siyasi partileri ve
aynı zamanda ülkemiz aydınlarını tanımak için bir "mihenk taşı"
özelliği taşımaktadır.
Düşünebiliyor musunuz; İran'da TUDEH emperyalist
saldırıya karşı şiddetli tepki gösterip vatanı savunma çağrısı yaparken,
İsrail'de bile Komünist Parti saldırıya karşı çok şiddetli tavır koyarken;
bizde sosyal medyada parlatılan ve ekranların "vazgeçilmezi" sayılan
birtakım kişiler, ABD ve İsrail'e en küçük bir eleştiri getirmezken, bölgeye
"demokrasi geleceği" yanılsamasını yayarak toplumdaki
anti-emperyalist duyguları köreltmeye çalışmaktadırlar. Sanki ABD;
Afganistan'a, Irak'a, Suriye'ye, Vietnam'a veya Kore'ye demokrasi getirmiş
gibi... Onlara göre İran'a da getirecekmiş! Aslında yaptıkları tamamen etki
ajanlığıdır; ABD ve İsrail aparatlığıdır ama asla anti-emperyalistlik değil...
Şimdi gelelim meselenin can alıcı noktasına...
Sahi, İran'dan sonra sıra kimde? Artık alenen
söylenmektedir ki hedef Türkiye'dir! Peki, ülkeyi yönettiklerini düşünenler bu
tehlikenin farkında mı? Bence değiller. Normalde bir ülke emperyalizmin açık
tehdidi altındayken; ulus devletini, milli kimliğini güçlendirerek ekonomisini
bağımsız hale getirmesi gerekirken; ulus karşıtı politikalarla tam tersine
davranarak üretmeyip ülkeyi yabancı ithal mallara muhtaç bırakmak; yolunu,
köprüsünü, limanını, enerjisini, haberleşmesini, yer altı ve yer üstü tüm
zenginliklerini bile emperyalist şirketlere adeta peşkeş çekmek; çok
kimlikliliğe ve çok kültürlülüğe, dahası federatif bir yapıya kapı aralamak en
hafif tanımla "aymazlık" değil de nedir?
Ayrıca bunun yanında uzunca bir süredir anayasa
değişikliği gerekçesiyle Türk kimliğinin ulus kimlik olmaktan çıkarılıp Türk
dilinin de ulusal dil olmaktan çıkarılarak her etnik kimliğe ayrı tanım ve dil
hazırlığı yapılması; birilerinin dış güçlerle aynı amaca hizmet ettiğini
göstermez mi? Özellikle de son günlerde laikliğe yönelik saldırılar günden güne
artarken...
Ama bilinmeyen bir şey var: Bir topluluğu millet, yani
ulus yapan en önemli iki özellikten biri yıllardır yok edilmeye çalışılan ulus
bilinci iken; diğeri de ümmetten millete geçmemizi sağlayan laikliktir.
Çünkü laiklik, bağlılık duygusunu sadece "inanç
dünyasından" alıp, üzerinde yaşadığımız toprağa ve millete yöneltmiştir.
Ulus bilinci yokken can vermek sadece dini bir görev sayılırken; laik bir ulus
olduğumuzda o toprak parçası uğruna ölünecek "Vatan" kimliği
kazanmıştır. Laiklik, egemenliği göklerden yere indirmiş; halkı birilerinin
"kulu" olmaktan çıkarıp, vatanın gerçek sahibi olan "hür
vatandaşlar" yapmıştır.
Bilinmeli ki bir devlet ancak laikse egemenlik millete
geçebiliyor. Yani ancak o zaman millet oluyorsunuz. Millet olduğunuzda
egemenlik hakkını kullanarak meclis oluşturup kendi yasanızı yapıp, derneğinizi
ve sendikanızı açabiliyorsunuz. Ve ancak "millet" olunduğunda
üzerinde yaşadığınız toprak "vatan" haline geliyor; vatan olduğunda
da ekonomik ve siyasi bağımsızlık, sınırları korumak ve emperyalizme karşı
mücadele anlam kazanıyor.
Olaya tersinden bakarsak; laiklik ve ulus bilinci
olmazsa zaten ümmetsiniz; ümmet olunca da üzerinde yaşadığınız toprak olsa olsa
"arsa" olabiliyor. Öyle olunca da ekonomik ve siyasi
bağımsızlık, emperyalizme karşı mücadele falan da haliyle hikâye oluyor.
Yani özetle; laiklik varsa "millet" yani
ulus oluyorsunuz. Laiklik yoksa birilerinin Osmanlı tarzı "millet
sistemi" de dediği çok kimlikli, çok dilli, tarikat ve cemaatlerin
pençesinde etnik gruplardan oluşan bir "ümmet" haline geliyorsunuz.
Demek istediğim; emperyalizmin hedefindeki bir ülke
olarak öncelikle laiklik ve ulus bilincini tekrar ayağa kaldırarak
güçlendirmek; ümmetçi, çok kimlikli, çok dilli ve çok kültürlü, ulus
devletimizi parçalayacak politikalardan vazgeçmek; ülkemizdeki ABD üslerini ve
Kürecik radarını kapatarak bölge direncine destek olmak işin olmazsa olmazıdır.
Bazılarının bunu anlaması çok zor olabilir ama
bilinmeli ki: İran düşerse, Türkiye de düşer.
02.03.2026
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder