ÇAKAR LAMBA AYRICALIĞI VE NEOLİBERALİZM
Geçtiğimiz günlerde bir
gazetecinin kızının, çakar lambalı aracıyla trafikte yakalanması ve ardından
ilgili yazarın, durumu gündeme getiren medyaya yönelik saldırgan, hakaret içeren üslubu
gündeme oturdu. Ancak mesele, göründüğünden çok daha derin ve vahimdir. Bu
olay, aslında topluma "kuralsızlığın" yeni bir normal olarak
dayatılmasının somut bir dışavurumudur.
Bugün öyle bir noktaya
geldik ki; sadece iktidara yakın gazetecilerin değil, çocuklarının dahi altındaki
araçlarda çakar lambalar yanabiliyor. Tarikat şeyhlerinden ailelerine, iktidar
partisinin il ve ilçe yöneticilerinden bazı sanayici ve sporculara kadar geniş
bir kesim, bu hukuk dışı imtiyazı normalleştirmiş durumda. Öyle ki, geçtiğimiz aylarda
Meclis’teki yaklaşık 1100 eski ve yeni milletvekiline trafikte her türlü
kısıtlamadan muaf olma hakkı tanındığında, toplumdan yükselen ses sadece cılız
bir mırıltıdan ibaret kaldı. Caydırıcı, örgütlü bir tepki ne yazık ki ortaya
konulamadı.
Trafik: Bir Ülkenin Hukuk
Aynası
Aslına bakarsanız, bir
ülkenin trafiğine kısa bir süre göz atmak bile; o ülkede yasaların herkese eşit
uygulandığı bir "ulus devlet" mi, yoksa yukarıdan aşağıya
kuralsızlığın egemen olduğu "neoliberal" bir kaos düzeninin mi hüküm
sürdüğünü anlamak için yeterlidir. Yol üzerindeki manzara; herkesin eşit
haklara sahip birer "yurttaş" olup olmadığını ya da yasaların ayrım
gözetmeksizin uygulanıp uygulanmadığını bize açıkça söyler.
Bir hukuk devletinde
yasalar önünde eşitlik esastır. Eğer bir ülkede trafik, kamu hizmeti alanı
olmaktan çıkıp bir güç gösterisi sahasına dönüşmüşse; orada ulusal
politikalardan ziyade, sermaye ve güç odaklı neoliberal politikaların kamusal
alanı yağmaladığı görülür.
İmtiyaz mı, Görev mi?
Yurttaşlık bilincinin
yüksek olduğu toplumlarda geçiş üstünlüğü kişiye değil, görevin aciliyetine
verilir. Ambulans, itfaiye veya organ nakil araçları, doğrudan kamu yararı
gereği kuralların dışında tutulur. Ancak kime verildiği belirsiz "tahsisli
plakalar" ve "çakar lambalar", anayasanın eşitlik ilkesine
aykırı olduğu gibi toplumdaki adalet duygusunu da kökten zedeler. Halkın
bilinçli olduğu bir ülkede "görevi kötüye kullanma" sayılacak bu
durumun bizde kanıksanması, hukuk devletinin ağır bir yarasıdır.
Gelişmiş demokrasilerde
bu tür ayrıcalıklar sadece en üst düzey devlet temsiliyle sınırlıdır. Avrupa’da
sivil bir araca usulsüz çakar takmak sadece trafik cezasıyla geçiştirilmez; bu
eylem "kamu görevini usulsüz üstlenmek" ve "sahtecilik"
gibi ağır suçlar kapsamında değerlendirilir. İtalya veya İsviçre gibi ülkelerde
bu durum binlerce Euro cezayı ve ehliyete süresiz el konulmasını beraberinde
getirir. Batı kültüründe bir politikacının trafikte ayrıcalık beklemesi,
doğrudan bir istifa sebebidir (resignation material).
Neoliberalizm ve
Kamusal Alanın Yağmalanması
Bu tür ayrıcalıkların
ülkemizde adeta "yasallaşması", uygulanan neoliberal politikalarla
doğrudan ilişkilidir. Neoliberalizm, "kamu yararı" kavramını
zayıflatıp yerine "bireysel fayda" ve "güçlünün
üstünlüğünü" koyar. Trafik, en saf haliyle kamusal bir alandır. Bu alanda
siyasi veya ekonomik güç sahiplerinin kendilerine "hızlı şeritler"
yaratması, aslında kamusal alanın özelleştirilmesidir. Yol, toplumun ortak
varlığı olmaktan çıkıp, güçlünün hüküm sürdüğü bir mülkiyet alanına dönüşmektedir.
Bu düzende ayrıcalık
tanınan kişiler devletin gücünü kendi konforu için bir kalkan olarak kullanmaya
başlar. Çakar lamba kullananın alt metni şudur: "Benim zamanım senin
zamanından, benim işim senin hayatından daha değerli." Bu, insan onuru ve
yurttaşlık bağı açısından tam bir kırılma noktasıdır.
Sonuç
Sonuç olarak; ülkemiz
trafiğinde yaşanan bu kuralsızlık, aslında bugün devlet anlayışında geçerli
olan neoliberal bir yönetim anlayışının trafiğe yansımasıdır. Düzeltmek kolay
mı? Aslında zor değil; ama çok da kolay olduğu düşünülmemeli. Çünkü olay sadece
trafikle sınırlı olmayıp; ülkenin ekonomisinden siyasetine kadar kuralsızlığın
egemen olduğu sistemin yararlananlarını da karşısına alabilecek, kural ve
kanunların tüm vatandaşlar için eşit ve ayrımsız uygulanabildiği bir ulus
devlet ideolojisiyle bu gidişat değiştirilebilir.
Yani demek istediğim;
nasıl ki ekonomi ve siyasette kuralsızlığı getiren neoliberalizmle, trafikteki
kuralsızlık ya da güçlülerin hukuku birbirini tamamlıyorsa; ekonomide ve
siyasette ulus bilincinin hâkim kılınması ile herkesin ayrımsız eşit yurttaş
olması da birbirini öyle tamamlamaktadır. Ne zaman ki bu ülkede kişisel
çıkarlar değil, ulus çıkarları korunur hale gelir; makamı ve mevkisi ne olursa
olsun herkes yasa önünde eşit olur. Trafikte gerçek eşitlik de ancak o zaman
sağlanır. Gerisi hikâyedir; başka bir şey değil.
11 Mayıs 2026
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder