TALAN…
Ne
zaman Atatürk’ten, Cumhuriyet’ten, özellikle de laiklikten bahsedilse; siyasal
İslamcı çevrelerin ve onların zihniyetini taşıyanların hemen saldırıya geçerek
vatan ve millet gibi kavramlar üzerine ahkâm kestiklerine tanık olmuşsunuzdur.
Ama aslında iş o kadar basit değil. Neden
biliyor musunuz? Çünkü bu kavramlar üzerinden saldıranlardan Atatürk’e saygı
duymalarını zaten beklemiyorum; ancak bu kişilerin sözlüğünde zaten gerçek
anlamıyla vatan, millet veya cumhuriyet gibi kavramlar yer almıyor.
Sıklıkla kullandıkları
"yerli ve millî " söyleminin de; genel kabul görmüş ortak dil, tarih,
ekonomi, duygu ve düşünce birliğiyle oluşan "millet" kavramıyla
hiçbir ilgisi yoktur. Onların kastettiği, günümüzün "ulus" anlamına
gelen milleti değil; Arapça kökeniyle, kutsal olduğu varsayılan bir kitap
etrafında toplananları tanımlayan bir kavramdır. Yani onların
"millet" tanımı aslında din veya ümmet anlamında kullanılmaktadır.
Bu yüzden Türk
sözcüğünü kullanmayıp her yerden kaldırmaya çalışmaktadırlar. Hem ABD
temsilcilerinin hem de günümüz siyasal İslamcılarının sıkça kullandıkları
"Osmanlı millet sistemi" dedikleri yapı da budur.
Çünkü her iki anlayış
da kendi çıkarlarına engel olacak güçlü bütünleşmiş bir ulus istememekte; hemen
her tarikatın, cemaatin, mezhep ve etnik kimliğin kendi kural ve kimlikleriyle
varlık gösterebileceği parçalanmış bir Türkiye özlemi içindedirler.
Bu özellikleri
nedeniyle de bölge ülkeleri de dahil olmak üzere ulus devletleri parçalamak
adına ABD emperyalizminin en büyük yardımcılarıdırlar desek sanırım abartmış
olmayız. Bugün bölgedeki ulus devletlerin parçalanmasında nasıl aktif görev
alıyorlarsa, Türkiye için de kendilerine biçilen rol hemen hemen aynıdır: Ulus
devleti ümmet kimliğine dönüştürerek etnik ve dinî kimliklere ayrıştırmak.
Bunun başka hiç bir anlamı yoktur.
Doğrusunu isterseniz;
millet ve milliyetçilik söz konusu olduğunda anlam kazanan, sınırları belli
toprak parçası olan vatan, ümmetçilikte olmadığı gibi; laiklik olmadan da bir
topluluğun ümmetten millete geçmesi, oradan da vatan sahibi olabilmesi söz
konusu değildir.
Çünkü ümmetçilikte,
inananların olduğu hemen her yer "sınır" kabul edildiğinden ne
emperyalizmin ekonomik işgali onları ilgilendirmektedir, ne de gümrüklerin
korunmayıp Gümrük Birliği gibi ülkemizin elini kolunu bağlayan anlaşmalar…
O kadar ki; tarımın,
hayvancılığın bitirilmesi yanında limanların yabancılara terk edilmesi, ülke
kaynaklarının özel yerli ve yabancı şirketlere devredilmesi; yolların,
köprülerin, havalimanlarının, hatta hastanelerin bile kamu malı olmaktan
çıkarılıp yerli yabancı şirketlere aktarılması da siyasal İslamcı anlayışı hiçbir
şekilde rahatsız etmez.
Onlar için ülke
kaynaklarının tek önemi, o varlığın piyasa değeri olup olmadığıdır. Asla başka
bir şey değil…
Bu nedenle
Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana inşa edilen fabrikalar, madenler ve
bankalar yani ülkenin tüm kazanımları ulus karşıtı, ekonomik ve siyasi
bağımsızlık gibi bir değeri olmayan anlayış tarafından sorumsuzca
satılabilmekte…
Vatan gibi bir
kavramdan habersiz oldukları için de ülkemiz açısından çok önemli olan göl
kıyısı, deniz kenarı, orman içi, dağ veya tarım arazisi denilmeden ülkenin
hemen her yeri üstelik pek çok ilimizin %50'sinden fazlası maden alanı ilan
edilip ruhsatlandırılabilmekte…
Buna rağmen devletin
kazancı %1-2 gibi komik oranlarda tutularak ülke tam anlamıyla bir talana
teslim edilmektedir.
Aslında yapılmak
istenen nedir biliyor musunuz?
24 yılda ülkeye herhangi
bir ekonomik değer kazandırmayıp olanı da satan; var olana bir metre yeni demiryolu,
bir il bile eklemeyen; Tank-Palet fabrikasını bile elden çıkaran bir anlayışın…
Ülkede her türden üretimi
bitirip yönetimi küresel merkezlere, ülke güvenliğini de NATO gibi çok uluslu
ordulara ve stratejik yapılara teslim ederek, ülkemizi bağımsız bir ulus devlet
olmaktan çıkarıp yabancı şirketlerin ucuz işgücü üssü haline getirilme
çalışmasıdır.
Hani zaman zaman
yazılarımın sonunda “iki seçenek var” diyordum ya… Bugün de değişen bir şey yok
yine iki seçeneğimiz vardır
Ya ekonomisiyle ve
siyasetiyle tam bağımsızlığı öngören bir iradeyi hâkim kılacağız, ya da hep
birlikte yok olacağız.
Başka yol yok.
4 Mayıs 2026
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder