ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE KAYYUMUN ARKA PLANI
Aslına bakarsanız,
bazıları kayyuma destek vererek iktidara yakın olmayı "milli bir çizgiye
yönelmek" olarak görse de ortada büyük bir tuhaflık olduğu aşikârdır.
Neden mi?
Bir iktidar düşünün;
görünüşte her ne kadar siyasal İslamcı politika uygulandığı izlenimi yaratmaya
çalışsalar da dış politika tamamen ABD'ye endeksli olup ekonomide yapılanlar da
neoliberalizmdir. Yani "milli sanayi, tarım, hayvancılık, maden"
denilmeden, ülkedeki hemen her alandaki üretimin bitirilmesi ve ekonominin
hiçbir koşul ve kural olmaksızın küresel sermayeye terk edilmesidir. Böyle olup
ülke hemen her alanda acımasız ve vahşi bir kapitalizme teslim edilince,
siyaset de ister istemez o küresel sermayenin çıkarına göre şekillenmek
durumundadır. Bu sistemde sermaye alabildiğine özgür olup ülkeyi dilediği gibi
talan edebilirken, bu yıkıcı ekonomik politikalara karşı durmak, mücadele
etmek, direnmek, hatta grev yapmak neredeyse yasaklanabilmektedir. Çünkü
uygulanan neoliberalizm bunu gerektirmektedir.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir kişinin emriyle Meclis'in ruhu bile duymadan, bir anda pek çok ilin
neredeyse yüzde sekseni maden alanı ilan edilebilmekte. Öncesinde devlete ait
olan sağlık kurumları, yol, köprü, havaalanı fark etmeksizin satışa
çıkarılabilmekte; zeytinlikler ve tarım alanları tamamen yok edilebilmektedir.
Ülkenin beslenmesi
açısından stratejik önemi olan tarım çökertilip hayvancılık bitirilirken, ülke
tamamen dışa bağımlı hale getirilmekte; ithalata dayalı ekonomiyle ülke değil,
maalesef bazı yandaşlar istedikleri gibi zenginleştirilebilmektedir.
Tabii bunun sonucunda
da başta ülkenin çiftçisi olmak üzere, işçisi, memuru ve emeklisi derin bir
yoksulluğa terk edilmektedir.
Madalyonun diğer
yüzünde ise toplumu bir arada tutan, ulus devletin temel dayanakları olan ulus
bilinci, laiklik ve milliyetçilik tamamen göz ardı edilmekte. Atatürk, Türk,
hatta Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı anımsatacak isim ve kavramlar hemen her yerden
kaldırılırken; tersine, Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerine o dönemde bayrak
açmış, isyan etmiş figürlerin isimleri de pek çok yere verilebilmektedir. İşin
doğrusu bu tablo, nereye doğru varılmak istendiğini gayet net bir şekilde
göstermektedir.
Ama bazıları için tüm
bunların hiçbir önemi yoktur. Onlar ne 13 yıldır bilerek kaybedilen seçimlerin
nedenini önemsemektedirler, ne
de TESEV’in ne olduğunun, kimin adına hareket ettiğinin farkındadırlar.
Elbette bu yazdıklarım,
her zaman olduğu gibi yine sadece anlayanlara... Aslına bakarsanız, sadece
biraz dikkat etmek bile yapılmak isteneni görmeye yeter. Ancak dediğim gibi,
sadece biraz dikkat!
Şimdi şöyle bir
Ortadoğu haritasına bakın. Bölge ülkelerinin İran’ın mücadelesi sonucunda,
ABD’nin yanında durmaları çok mümkün değil. Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmı
da ABD’nin hamlelerini onaylamıyor.
Böyle olunca da bölgede
ABD’nin çok güvendiği; hatta onun uğruna İstanbul Boğazı’nın yanına başka bir
kanal açarak ABD’yi her türlü riske karşın Karadeniz’e sokmaya çalışan bir ülke
kalıyor. Ne demişti bir ABD temsilcisi? Hatırlayın: "Meşruiyeti biz
veriyoruz."
Yani sonuçta ABD'nin
meşruiyet desteğiyle, ABD tarafından dayatılan monarşik bir yönetim altında
Osmanlı millet sistemine koşar adım gitmekteyiz. Bazıları henüz anlamasa da
olay budur.
Bu nedenle de ABD,
şimdiye kadar Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) uygulanması için test edilmiş;
Irak, Libya ve Suriye’de kendi adına büyük görevler üstlenmiş mevcut bir
iktidar varken, geleceği henüz belirsiz olan, güvenip güvenemeyeceğini henüz
kestiremediği başka bir partiye şimdilik bel bağlayamıyor. Bu yüzden de mevcut
iktidar partisine, bölge planları ve yapılacak anayasa değişikliğiyle kurulmak
istenen federatif yapı için biraz daha zaman kazandırmaya çalışmaktadır.
İşte tam da bu yüzden,
mevcut iktidar partisinin yapılacak herhangi bir seçimde kazanabilecek bir oy
alabileceği konusu tehlikede görününce, geriye ana muhalefet partisinin mutlak
butlan kararıyla parçalanması kalmaktadır.
Böyle olunca da 12
Eylül döneminde uygulanan, ancak o yıldan beri terörle doğrudan ilişkisi
bilinen yapılara bile uygulanmayan kayyum anlayışı, her türlü siyasi risk göze
alınarak devreye sokuluyor.
Yani demek istediğim
tüm olay; CHP’nin parçalanarak bir kesiminin teslim alınması ve planlanan
anayasa değişikliği için gereken o kritik çoğunluğun her ne pahasına olursa
olsun sağlanmasıdır.
Asla başka bir şey
değil.
01 Haziran 2026
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder