SAHİ NE OLDU BİZE…
Farkında mısınız
bilmiyorum, uzunca bir süredir toplumda saygının, sevginin, kardeşliğin,
dayanışmanın, hatta yardımlaşmanın bile yok olduğu; üstelik toplumda bu duygu
ve düşüncelerin tam karşıtı duygu ve düşüncelerin çoğaldığı da çok üzücü ama ne
yazık ki gerçek.
Bunu gün içinde
yaşadığımız pek çok olayda olduğu gibi trafikte, otobüste birbirimize olan
duygu ve düşünce değişikliğinden anlamak da mümkün. Çünkü birileri toplumda
birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, ortak duygu ve düşüncede
birleşilmesini istemiyor.
Şöyle bir düşünün.
Toplumda birbirimizle herhangi bir konuda fikir alışverişi, siyasi tartışma
bile yapamıyoruz. Hemen saldırıya geçmeler, tehditler gırla gidiyor.
Peki, niçin böyle
oluyor biliyor musunuz? Nedeni şu: Hani birileri zaman zaman ortaya çıkıp
"eski Türkiye" gibisinden akıllarınca mevcut iktidar öncesini
karalamaya çalışıyorlar ya… İşte o dönemde, daha doğrusu 1980 öncesi dönemde,
ülkede ulusal politikalar uygulanmaktaydı. Bunun halk içindeki yansıması olarak
toplum içinde aynı milletin bir parçası olmanın getirdiği onur, gurur ve vatan,
millet, Atatürk sevgisi toplumu yeterince bir arada tutmaya yetiyordu.
O dönemi anımsayanlar
bilir. Çocukluğu o dönemlere rastlayanlar hatırlarlar sanıyorum. Ders
kitaplarında cumhuriyet düşmanı, gerici, emperyalist destekli ayaklanmalar;
yine emperyalist destekli bugün her ne kadar farklı adlarla da olsa aynı amaca
hizmet eden dernek ve partiler açıkça amaçlarıyla birlikte yer almaktaydı.
Ama ne zaman ki 1980
darbesi oldu, işte onunla birlikte ulus devlet politikasından dönüş başladı.
Öyle ki federasyon tartışmaları bile açıkça yapılabiliyordu. Tabii bu
tartışmaların her zaman ulusal ekonomik politikanın terk edilip ekonominin
küresel piyasaya teslim edilmekle paralel gittiğini
de akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Hem zaten 1980 sonrası
iktidara gelen partilerin neredeyse tamamının ekonomiyi küresel sermayeye
teslim etmekle, ulusal kimliği yok etmek anlamında neredeyse aynı düşüncede
olduklarını; bir dönem Atatürk resimlerinin duvarlardan indirildiğini, dahası
bazı üniformalardan Atatürk brövelerinin çıkarıldığını da unutmamak gerekiyor.
Her ne kadar bu konuda istedikleri
sonuçları alamasalar da epeyce aşama kat ettikleri de bir
gerçek.
Artık açıkça da
görülüyor ki Atatürk’ün kurduğu ulus devletin, anayasa değişikliğiyle kaderinin
ne olup olmayacağına ilişkin bir karar durumuna geldiğimiz de ortada.
Ve görülen odur ki
Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti kuran parti de yapılan operasyonla, ABD’nin
istediği anayasa değişikliklerini gerçekleştirmek adına siyasal İslamcı
iktidarla işbirliği içinde, Osmanlı millet sistemi de denilen, toprak olarak
ayıramasalar da kimlik olarak ayrıştırabilecekleri, çok kimlikli ve her an
parçalanabilecek Lübnan tarzı bir devlet için ikna edilmiş görünüyor…
Bunun da amacı,
Ortadoğu coğrafyasında İsrail’den daha büyük, daha güçlü bir ulus devlet
olmamasıdır. Tek
neden budur.
Tüm bunların
yapılabilmesi için de ulusal birliğin önemsiz hale gelmesi, hemen herkesin
ortak bir duygu ve düşünce içinde olmaması,
her türden tarikat, cemaat ve etnik kimliklere kapı aralanarak toplumsal
birliğin adım adım yok edilmesi gerekiyor. Hem zaten güçlü bir ulus duygusu
varken başka türlü bir düşüncenin yaşama şansı da yoktur. İşte bunun için önce
ulus kimliğin sönümlenmesi gerekiyor.
İşte gerek Ege’de
adaların işgal edilmesine karşın ses çıkarılmayıp göz yumulmasının, gerek
Kıbrıs’ta hiçbir somut adım atılmamasının nedeni budur. Biliyorlar ki iktidar
bu konularla ilgili en küçük bir hareket demiyorum, açıklama bile yapsa,
yıllardır Türk ulusunu yok edip çok kimlikli hale getirmekle ilgili projelerin
tamamı çöpe gider ve Türk kimliği ayağa kalkar. Hatta yabancı kaynaklardan
öğrendiğimiz Mavi Vatan projesinin şimdilik rafa kaldırılmasının ana nedeni de
budur.
Demek istediğim, toplum
olarak üzerimize oynanan oyunun ne yazık ki çok farkında değiliz. Ama
bilinmelidir ki gelecekte de Osmanlı millet sistemi değil, Türkiye Cumhuriyeti
yani üniter bir ulus devlet olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için ulusal
birliğimizi yeniden kurmak, yabancılara satılan her ne varsa topraktan
sanayiye, limandan, madenlere kadar tekrar millileştirmemiz gerekmektedir.
Değilse, dün Libya’da,
Irak’ta, Suriye’de olanlar bizde de yaşanacaktır. Üstelik işgalle falan
değil, sadece
anayasa değişikliğiyle.
Bilmem anlatabildim mi?
15 Haziran 2026
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder