ABD İLE DOSTLUK, KOMŞUYA DÜŞMANLIKTIR…
BOP
tüm hızıyla devam ediyor. Afganistan, Libya, Irak ve son olarak Suriye'nin
parçalanmasıyla, yıllar önce açıklandığı gibi 22 Müslüman ülkenin haritasını
değiştirme hedefine adım adım ilerleniyor. Amaç çok net: Bölgede İsrail dışında
hiçbir ulus devlet bırakmamak. Dikkat ederseniz ABD'nin hedefinde hiçbir zaman
Körfez monarşileri olmadı; asıl hedef, emperyalizmi kovarak petrolü ve tüm
kaynaklarını millileştiren, kendi toprağında egemen olmak isteyen ülkelerdi.
Ve
şimdi sıra İran'da. İran, halkıyla çok güçlü bir birlik yaratmış ve tüm baskı
ve ambargolara karşın ulusal ekonomisini güçlendirmeyi başarmış, bu nedenle de
ABD ve İsrail saldırılarına karşı olağanüstü bir çabayla karşı koyabilmiştir.
Bugün İran, Yemen'deki Husilerin de desteğiyle Hürmüz Boğazı ve Babülmendep
Boğazı'na hâkim durumdadır.
Ancak
bu durum ABD'yi durdurmamış; Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'la
"Mekke Anlaşması" adı altında bir Arap NATO'su oluşturmuş ve ABD
saldırılarına destek olan Pakistan ve Suudi Arabistan'ı korumak adına
Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan yanında savaşa girmesi karara
bağlanmıştır.
Tabii
Türkiye bununla yetinmeyip kraldan çok kralcı olarak; İran'ın 1981'den beri
Türkiye'de bulunan bankası olan Bank Mellat'ı kapatmış, İran Havayolları'nın
Ankara ve İstanbul'a uçuşlarını da iptal edebilmiştir.
Tabii
ABD'ye teslimiyetin bir sonraki bedeli de Rusya'yla petrol ticareti yapan
üçüncü ülkelerin ABD tarafından yüzde yüz gümrük vergisiyle
cezalandırılacağının yine ABD tarafından açıklanmasıdır. Bu dayatma karşısında
Türkiye'de iktidarın nasıl bir tavır alacağı merak konusudur ama gönül ister ki
bu tavır komşularımıza karşı tertip içermesin.
Dış
politikada bunlar yaşanırken, ülke içinde de ulus devleti hedef alan, hatta
konu açıldığında hemen "Ulus devleti İngilizler kurdu" gibisinden
laflar edip diğer yandan da tarihte ilk defa hanedan adıyla değil, milletin
adıyla Türk devletini kuran Atatürk'ü bile İngilizlere yakın göstermeye çalışan
Teali İslam Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, hatta İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin
günümüzdeki uzantıları sanıyorum hiçbirimize yabancı değil. Üstelik son
yıllarda sesleri en çok çıkan da onlar.
Ne
yazık ki bugün Türk siyaset sahnesinde Türk ulus devleti tamamen sahipsiz
bırakılmış ve doğrudan bu uzantıların saldırısına açık hale gelmiştir. Çünkü
ABD'nin BOP projesini içeride en çok sahiplenenler de yine onlardır. Üstelik
devletin halkın gözünde eşit, adil, yurttaşını koruyan sosyal devlet özelliğini
yitirmesi ve devlete olan güvenin sarsılması da bu yapıların yıkıcı işini
oldukça kolaylaştırmaktadır.
Zaten
bilindiği üzere ABD, BOP'u gerçekleştirmek amacıyla 22 Müslüman ülkenin
sınırlarını değiştirmeyi amaçlıyordu. Ve tabii bildiğiniz gibi, ülkelerin sınır
değişikliği öyle tapu kadastroyla falan olmaz. Önce içerideki etnik ve dinsel
kimlikler kışkırtılıp desteklenir, ardından mühimmat ve silahla beslenir.
Sonrasında da mevcut iktidar ayaklanmayı bastırmaya çalışınca da onlarla
anlaşılması yönünde baskı yapılır. Yani bugüne kadar bölgemizde yaşananlar hep
bu şekilde oldu.
Her
ne kadar BOP ve dahası Büyük Kürdistan projesi İran ayağında çamura saplanmış;
üstelik ABD, Hürmüz Boğazı'nın yanı sıra Husilerin mücadelesiyle Babülmendep
Boğazı'ndaki kontrolünü kaybetmiş olsa da; bizdeki BOP süreci, meşruiyeti ABD'den
alan siyasal İslamcı ulus karşıtı iktidar tarafından ne yazık ki ciddi hiçbir
muhalefetle karşılaşmadan tüm hızıyla sürdürülmektedir.
Bir
yandan terör örgütü liderine komisyon üyeliği gibi statü verilip villaya
çıkartılmaya çalışılırken, diğer yandan etnik kimlikçiliğe dayalı çok
kimlikliliğin, çok dilliliğin önünü açacak anayasa değişikliği için adımlar
atılmakta. Tüm bunlar yapılırken de daha önce bitirilen tarım ve hayvancılığa
ek olarak, Meclis devre dışı bırakılarak sadece tek imza ile yine pek çok
ilimiz orman vasfından çıkarılmakta. Bir kurşun bile atılmadan ülkenin tüm
kaynakları, toprakları, madenleri, enerjisi, haberleşmesi hatta yol, köprüler
yanında hastaneleri bile küresel şirketlere teslim edilmekte ve böylece ülke
ekonomik olarak tamamen yok edilmektedir.
Bir
ülke düşünün; yol ve köprüleriyle birlikte limanlarını, enerjisini,
haberleşmesini, hatta hastanelerini devrederek halkının sağlığını, tedavisini
bile yabancılara teslim etmiş olsun. Sizce böyle bir anlayışın; emperyalizmle
mücadele etmek, stratejik kurum ve madenleri korumak, tarım ve hayvancılığı
yeniden millî hale getirmek gibi bir derdi olabilir mi? Elbette yok.
Fakat
asıl tehlike şu: Bugün sessizlikle geçiştirerek kendilerince muhalefet
yaptıklarını düşünenlerin yarın iktidar olsalar bile ülkeyi tekrar düzlüğe
çıkarmaları hiç de kolay olmayacak. Zaten küresel sistemle uyum arayan mevcut
siyasi yapıların hiçbirinde böyle milli bir dert de görünmüyor.
Üstelik
salt bir iktidar değişimiyle bu karanlık tablonun tersine çevrilmesi sanıldığı
kadar basit değil. Çünkü yabancılara devredilen hemen her alanda egemenlik,
artık uluslararası tahkim kurullarına geçmiş durumda. Sözleşmelerde açık bir
hukuksuzluk saptanmadığı takdirde, iptal durumunda Türkiye çok ağır
tazminatlara mahkûm edilebilir.
Bu
durum ortada asker görünmese bile ülkenin siyasal İslamcı bir parti eliyle
emperyalistlere hiçbir işgal ve saldırı söz konusu olmadan kendiliğinden teslim
edilmesi değil de nedir? Peki, ekonomiyi tamamen yabancılara devreden bu
politikanın, ülkenin etnik ve dini kimliklerle ayrıştırılması dışında başka bir
şansı olabilir mi?
Belki
İktidar, ABD talimatlarını yerine getirerek meşruiyetini devam ettirdiğine, bu
nedenle de kendisini güvende hissettiğine inanıyor ve tüm bu teslimiyet
adımlarını atarken ABD ile dost olduğunu düşünüyor olabilir. Ancak Henry
Kissinger'ın o ünlü sözünde olduğu gibi bilinmesi gerekir ki; ABD ile düşman
olmak tehlikelidir ama ABD ile dost olmak ölümcüldür!
Hâlbuki
Türkiye'nin ihtiyacı; satılan, devredilen tüm kaynak ve toprakları, maden ve
yol, köprü yani hemen her şeyi millileştirmek; ayrım gözetmeksizin tüm
bölgelerde devletin aktif yatırımcı olup bölgelerin özelliğine göre tarımı,
sanayiyi destekleyip bölgeler arasındaki eşitliği sağlayarak toplumda birliği
pekiştirip yeniden fabrika ayarlarına dönmek olmalıdır; yoksa halkı
yoksullaştırarak ayrıştırmak değil!
22-Eylül-2026
Nusret KEBAPÇI