28 Şubat 2025 Cuma

Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış.

 

Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış.

 

            Geçtiğimiz günlerde mevcut iktidarın küçük ortağı, "Kürt sorunu" adı altında bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayın sonuç bildirgesi okunduğunda en dikkat çekici maddeler şunlardı:

  • Özellikle eşit vatandaşlık
  • Her kimliğin kendini ifade etmesi adı altında çok dillilik ve çok kimliklilik
  • Laiklik karşıtlığı
  • Ulus devlet düşmanlığı

            Doğrusunu isterseniz, bu çalıştayın zamanlaması da en az sonuç maddeleri kadar ilginç. Neden biliyor musunuz? Suriye: ABD, İsrail ve şeriatçı örgütler tarafından ele geçiriliyor ve 2011 yılından beri hedeflenen çok parçalı bir sisteme geçirilmeye çalışılıyor. Bu parçalı sistemde, enerjinin olduğu bölgeye YPG yerleştirilip o bölgenin petrolü üzerinde hakimiyet kurması ve ticaretini yapması sağlanıyor. Ve ne ilginçtir ki tam Suriye'de bunlar yaşanırken, iktidarın küçük ortağı tarafından Türk ulus devleti karşıtı, çok kimlikli, çok dilli federatif bir devleti çağrıştıran söylemler içeren bir çalıştay düzenleniveriyor.

            Normalde, Anayasaya, özellikle ilk dört maddesine karşıtlığı içeren bu metinle ilgili, ülke bütünlüğünü sarsıcı olması nedeniyle yasal işlem yapılmalı. Ama görülmektedir ki bu sadece birilerinin yeni anayasa hazırlanması sürecinde bir nabız yoklama faaliyetidir. Biliniyor ki bu açıklama tepki toplarsa iş küçük ortağa mal edilip sessizlikle geçiştirilecek, tepki olmazsa da buradan alınan cesaretle yeni anayasa çalışmalarına hız verilecektir.

            Ama isterseniz bu anayasa çalışmalarına geçmeden, sonuç bildirgesindeki maddelerden, daha da önemlisi ulus devletin yadsınarak İslam'ın birleştirici olduğu vurgusuna bir giriş yapalım ki konu açıklığa kavuşabilsin.

            O halde sorumuzu daha açık olarak soralım: İslam bir toplumda tüm toplumu birleştiren harç görevi görebilir mi? Ya da soruyu biraz değiştirelim: Afganistan Müslüman bir ülke değil mi? Peki biz ABD'nin Afganistan'ı işgali sırasında kimin yanındaydık? Müslüman olan Afganistan'ın mı, yoksa ABD'nin mi? Ya Libya'da? Sanki çok mu farklıydı? Biz yine ABD'nin yanında değil miydik? Irak? Yine... En yakın Suriye konusunda bile bu durum değişti mi? Değişmedi. Biz her zamanki gibi İsrail ve ABD'nin yanında olmaya devam ettik. Nerede İslam kardeşliği? Yani anlayacağınız, bu durumda hikaye olmaktadır.

            İsterseniz bu konuya biraz farklı bakılmasında yarar bulunmaktadır. Nasıl mı? Şöyle: Siz hiç siyasal İslamcı örgütlerin (buna günümüz milliyetçilerini de katabilirsiniz) ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığıyla ilgili herhangi bir düşünce veya bir program öne sürdüklerini gördünüz mü?

            Biraz örneklendirmek gerekirse: ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine, tarımın bitirilip tamamen yabancılara bağımlı hale getirilmesine, limanların yabancılara devredilmesine, toprakların vatan değil arsa görülerek alabildiğine yabancılara satılabilmesine karşı çıkan İslamcı veya milliyetçi herhangi bir parti gördünüz mü?

            Zaten göremezsiniz. Çünkü emperyalizm bizim gibi ülkelerde birleşik, güçlü bir ulusal yapı, ekonomisini merkezi bir şekilde yöneten, kendi pazarı üzerinde söz sahibi olan, gümrükleriyle ekonomik sınırlarını koruyup kendi sanayisini emperyalist talana açmayan güçlü bir ulus devlet istemez.

             Ya ne ister? Emperyalizm, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, vatan ulus gibi kavramlardan çok uzak, etnik ve dinsel pek çok küçük parçaya ayrılmış bir ülke.

            Zaten bizim gibi ülkelerde de bunu gerçekleştirebilmenin yegâne yolu da iktidara, devleti alabildiğine küçülterek güçlü birleşikliği pek çok kimlikçiğe ayrıştıran, ulus, vatan, bağımsızlık, emperyalizm gibi kavramlardan bihaber siyasal İslamcılığı getirmektir.

            Ya da şöyle düşünelim: Uluslaşma mücadelesi içindeki Arap devletlerinin siyasal İslam aracılığıyla parçalanıp küresel emperyalist talana açılması sadece tesadüf mü?

28-02-2025

Nusret KEBAPÇI

 

18 Şubat 2025 Salı

EKONOMİ DEMİŞKEN…

 

EKONOMİ DEMİŞKEN…

 

 

        Şimdi siz ekonomi düzelecek, enflasyon inecek falan gibi sözlere umutlanıyorsunuz ya… Kesinlikle sizi üzmek, moralinizi bozmak istemem ama inanın böyle bir şey olmayacak.

        Elbette bunu söylerken içinizden "Nereden biliyorsun? Ya düzelirse? Kâhin misin?" gibi sorular düşünebilirsiniz.

        Ancak ekonomisini planlı olmaktan, özellikle de karma olmaktan çıkarıp tamamen küresel sermayeye teslim etmiş, ortada sosyal devlet ve hiçbir sosyal kurum bırakmayıp devleti olabildiğince ekonomiden uzaklaştırıp neredeyse gece bekçisi durumuna düşüren bir ekonomi anlayışıyla emin olun ülkemizin ekonomik çöküntüden kurtulma şansı yok.

       Ama derseniz ki, "Hiç mi yolu yok?" Elbette var. Şu an alternatif bir ekonomi ve siyaset ne yazık ki ortalıkta görünmüyor ama yaşananlardan ders çıkarmak gerekirse, bu politikayla hiçbir ülkenin uzun süre yönetilemeyeceğidir.

       Çünkü bu gidişin sonu ekonomik olarak sömürgeleşme, siyasi olarak da ulus öncesi siyasi modellere yani tarikat ve cemaatliğe dönülmesidir ki… Ümit ediyorum tamamen o duruma düşmeden alternatif politika üreten bir siyaset çıkar ve ülke olarak düzlüğe çıkarız.

               Doğrusunu isterseniz, bu konuda çok fazla araştırmaya da gerek yok. Çünkü Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığımız ve pek çok ülkenin emperyalizmin pençesinden kurtulmasında kilit rol oynayan ve ülkemizde özellikle 1923'ten başlayıp 1938'e kadar süren ekonomik ve siyasi süreç…

              Yani devletin önderliğinde uygulanan karma ekonomi modeli bence ülkemizi bu çok kötü koşullardan bile kısa sürede gelişmiş ülkeler arasına katılmasını sağlayacak bir ekonomi modelidir ki, zaten bu konuda düşünüp çok fazla araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır.

              Denenmiş ve sonucunda çok büyük bir savaştan çıkmış olsak bile kısa sürede ülkemizi çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmış…

              Kendi madenleri üzerinde söz sahibi olup şekerden kumaşa, demir çelikten uçağa kadar üretmiş, ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örmüş ve tarımda da ülkemizi dünyada kendi kendine yeterli olabilen yedi ülkenin arasına sokabilmiştir.

              Üstelik tüm bunlar yapılırken kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı'dan kalan borçlar bile ödenmiştir.

              Demek istediğim, ekonomide de siyasette de ülkemizin tekrar bağımsız ve güçlü olabilmesinin tek yolu, neoliberal ekonomiden vazgeçip yeniden Atatürk çizgisine geri dönmektir,

              Ama asla başka bir çizgiye değil.

 

18-02-2025

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Şubat 2025 Cuma

MUSTAFA KEMAL’İN TEĞMENLERİ

 

MUSTAFA KEMAL’İN TEĞMENLERİ

 

 

Bilindiği gibi mezun olduklarında ettikleri yemin dışında Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyen teğmenler ihraç edildi.

Doğrusunu isterseniz konu son derece ilginç…

Neden mi?

Şöyle bir düşünün, bu olay başka bir ülkede olsa…

Örneğin ABD’de…

Almanya’da…

İngiltere’ de…

Ya da Yunanistan’da çok bir şey fark etmiyor.

Mezun olan teğmenler…

Ettikleri yemin dışında o ülkenin kurtarıcısı ve kurucu liderine bağlılık yemini etmiş olsalar emin olun ilgili ülke yöneticileri onlarla gurur duyar ve tüm toplumda çok büyük takdirle karşılanırlardı.

Ama bizde öyle olmadı…

Hatta olmadığı gibi o teğmenlerin cezalandırılmaları ile ilgili kampanya bile başlatıldı.

Ve sonuçta…

O pırıl pırıl bölüm birincisi de olan genç, yetenekli teğmenler ordudan atıldı.

Bunu bazıları sureti haktan görünerek ettikleri yeminin dışına çıkmaları nedeniyle disiplinsizlik olarak da adlandırdı ama…

Bugüne kadar ordu içine sızan tarikat ve cemaatlerle, geçmişte de yaşandığı gibi onların merkezi ordu emir sistemini bozabilecekleriyle ilgili tek söz bile söylemeyip…

Üstelik ülkenin kurucu liderine bağlılıklarını göstermelerini disiplinsizlik olarak görmeleri de kanımca…

Ayrı bir şekilde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

Peki sizce…

Bir ülkenin askerlerinin Ülkenin kurucu liderine bağlılık yanında laikliğe ve Cumhuriyete sahip çıkmaları anlamına gelen bu söz vermelerinden kim rahatsız olur?

Elbette laiklik ve cumhuriyete…

Yani ulus devlete karşı olup ülkeyi çok kimlikli tarikat ve cemaatlerle etnik kimliklere ayrıştırmak isteyenler değil mi?

Hem zaten askerlere karşı linç kampanyasını yöneten ve cezalandırılmalarını isteyenlerin yıllardır Türk ulus kimliği karşıtı olmaları tesadüfle açıklanabilir mi?

Elbette açıklanamaz ama asıl olay nedir biliyor musunuz?

Ya da Yıllar öncesinde yapılan…

Ergenekon...

Balyoz ve benzeri adlarla askere yapılan operasyonların gerçek amacını…

Bilindiği gibi ABD 2000’li yılların başlarında ülkemize Çekiç Güç adı altında çok sayıda askerini yerleştirmek istemekteydi...

Hükümet bu konuda çok istekliydi ama meclis ve asker ulusal duruştan taviz vermiyor, bunu kabul etmeyip tepki gösteriyorlardı…

Bu nedenle de…

Askerin ulusal olmaktan çıkarılıp,  tamamen iktidarın emri altına sokulması…

Ve bunun yanında da meclisin sesinin kısılması ve kararların bir kişi tarafından verilmesi isteniyordu…

İşte az önce saydığım Ergenekon ve benzeri operasyonların amacı; o tarihlerdeki AB ilerleme raporları ve müzakere belgelerinde de yer alan…

Ordunun bağımsız ulusal bir duruş sergileyemeyip tamamen siyasi iradenin emri altına sokulmasıydı ki…

Sonuçta onunla ilgili tüm adımlar atıldı ama...

Görülüyor ki ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın…

Askerdeki ulus, laiklik ve Atatürk düşüncesi hala çok güçlü…

Böyle olduğu zaman da çok iyi biliyorlar ki…

Başından beri düşündükleri federatif, çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hayal…

Tepkiler ondan…

 

07-02-2025

Nusret KEBAPÇI

 

28 Ocak 2025 Salı

VAHŞİ KAPİTALİZM

 

VAHŞİ KAPİTALİZM

 

 

Bolu’da 78 kişinin ölümüyle sonuçlanan otel yangınında gereken önlemlerin alınmamasından, yasalar önünde Turizm Bakanlığı sorumlu olmasına karşın…

Görülüyor ki Şimdi başta belediye olmak üzere…

Sorumlu demiyorum…

İktidarı bu durumdan çıkaracak bir günah keçisi aranıyor.

Çünkü

Otel yapılalı çok uzun bir zaman olmuş ve her nedense hiç denetlenmemiş görmezden gelinmiş…

Tabi bu sadece otelin güvenlik önlemleriyle de ilgili değil, otel yıllardır çok büyük paralar kazanmasına karşın vergi de vermemiş…

Peki, bu tutum…

Yani denetleme, kontrol etme sorumluluğu demiyorum, sorumsuzluğu nedeniyle görevin ihmal edilmesi sadece bu otel yangınıyla mı ilgili?

Aslında değil.

Hemen tüm yaşadığımız adına felaket diyebileceğimiz deprem…

Orman yangını…

Sel…

Maden kazaları…

Yeni doğan çeteleri…

Zehirli gıda maddeleri…

Benzeri olayların hiçbirinde yetkili iktidar partisinin sorumluluğunu kabul ettiği görülemedi.

Aynı zamanda olayın yaşanmasından dolayı sorumluluk hissederek istifa eden de yok.

Bunun yanında gereken önlemlerin alınmasını sağlayan da…

Böyle olunca diyebilirsiniz ki neden böyle oluyor?

Binalar denetlenmiyor?

Depreme karşı dayanıklılıkları kontrol edilmiyor…

Ormanlar korunmuyor…

Yediğimiz içtiğimiz her şeyde zehir var…

Aslında bu olayların hiç biri tesadüf değil. Siz sanıyor musunuz ki iktidar bu olaylardan ders çıkartır ve bundan sonra benzeri felaketlerin yaşanmaması için gerekli önlemleri alır…

Emin olun bundan sonra yaşanacak felaketlerde de aynı sonuçla karşılaşacağımızı çok rahatlıkla söylemek mümkün…

Peki neden?

Çünkü tüm bu yaşadığımız felaketler iktidarın uyguladığı neoliberal ekonomik politikadan kaynaklanmaktadır.

Belki neoliberal deyince kafanız karışabilir bu nedenle biraz da olsa açıklayalım istiyorum…

Bu ekonomik sistemde devletin alabildiğine küçültülmesi hedeflenmektedir.

O kadar ki devlet ekonomiden, eğitime…

Sağlıktan sosyal güvenliğe hemen her alanda küçültülmektedir.

O kadar küçültülmektedir ki devlet hemen her alanda neredeyse seyirci durumuna düşebilmekte…

Ve

Meydan; başıboş bırakılan, kural ve ilke tanımayan

Tamamen tek amacı en yüksek karı amaçlayan önemli bir kısmı açgözlü şirket ve kurumlara bırakılmaktadır…

İşte tüm bu aslında önlenebilir olan şimdi adına felaket denilen olayların yaşanmasının tek nedeni…

Tamamen insan yaşamını hiçe sayan denetimsiz başıboş her şeyin alınıp satılabileceğini düşünen tamamen en yüksek kar odaklı denetimsiz piyasa ekonomidir.

Elbette çözüm de bunun tersini uygulamaktan…

Tekrar devleti ekonomide ve insan ve toplum yaşamında etkili hale getirmekten…

Ulusal sanayi…

Tarım…

Hayvancılık…

Bankacılık…

Sosyal güvenlik gibi ulusal kurum ve kuruluşların güçlendirilmesinden ve devletin etkili olup piyasayı denetleyebilmesinden geçmektedir…

Ama asla Neoliberalizm’den değil.

 

 

 

 

28-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

19 Ocak 2025 Pazar

KÜRESEL SERMAYE VE CEMAATLEŞME…

 

KÜRESEL SERMAYE VE CEMAATLEŞME…

 

 

İsterseniz bir tespit yaparak başlayalım…

Emperyalizm ya da isterseniz küresel sermaye deyin aynı kapıya çıkıyor hedef ülkelerin nasıl olmasını ister?

İşte bu soruya verilecek yanıt, ülkede izlenen ekonomi ve siyaset hakkında ayrıntılı bilgi verir.

Elbette doğru okumasını bilene.

Çünkü

Ulusal birlikteliğini geliştirmiş…

Ekonomik olarak güçlü bir ülke, emperyalizmin ülkelerini ele geçirmelerine izin vermeyecektir.

Bu nedenle hedef ülkelerde…

Ulus devlet karşıtı…

Kimlikçi ve neo liberal ekonomik politikalardan yana partileri büyük bir destekle iş başına getirirler ki adım adım amaçlarına ulaşılabilsin...

Elbette bunun yolu da öncelikle tüm toplumu birleştiren Ulus bilincinin.

Yani Türk ulus kimliğinin unutturulmasından geçmektedir.

Biliniyor ki

Bir ülke ancak böyle olabildiğinde hiç bir engelle karşılaşmadan emperyalizm için açık pazara dönüşebilir…

Zaten bu nedenle eğitim bir yandan dinselleştirilip ümmetçi hale getirilirken…

Diğer yandan da ülke kaynaklarının millete değil, yerli ve yabancı sermayeye…

Geçmediğimiz köprü, yol, uçmadığımız hava alanları, şehir hastaneleri adı altında akıtılarak ülkede birikim olabilmesi engellenir ki…

Ülke uzun gelecekte de…

Tekrar ekonomik bağımsızlık ve sanayileşme gibi bir yola giremesin…

Tabi bunun için de…

Toplum…

Ulus bilincinden uzaklaştırılırken…   

Emperyalizm…

Vatan…

Bağımsızlık…

Ulusal egemenlik gibi kavramlardan bi haber pek çok tarikat ve cemaatlere de parçalanır ki…

Tekrar birleşip uluslaşma çabasına girip ekonomik ve siyasi bağımsızlığı için ayağa kalkamasın…

İşte bu yüzden emperyalizm

Ekonomik sömürü ve yağmaya karşı çıkabilecek…

Başta TBMM olmak üzere…

Kendisine engel olabilecek Muhalif partileri

Sendikaları…

Dernek ve meslek odalarını günden güne zayıflatıp etkisizleştirirken…  

Toplumu da ekonomik çöküntüye uğratarak geçim derdine düşürür ki halk ne olup bittiğinin farkına varamasın.

Zaten böyle olduğu için değil midir ki…

Milletin ortak malı olan kurum ve kuruluşlar çok kolay bir şekilde elden çıkarılırken…

Ülke toprakları...

Her türden yabancıya kolaylıkla satılıp…

Bankaları aracılığıyla ülkemizin mali politikaları üzerinde etkili olunup…

Binlerce yabancı şirkete ülkemizin hemen her yerinde maden arama ruhsatı verilip…

Milyonlarca yabancı ülkeye çok rahatlıkla doldurulabilmektedir.

Demek istediğim: Ekonominin küresel sermayeye peşkeş çekilmesi ve toplumun ulus olmaktan çıkarılıp cemaatleştirilmesiyle…

Uluslaşmaya yönelip ekonomik bağımsızlığın sağlanması arasında doğrudan bir ilişki vardır…

Ya ülkeyi bugün olduğu gibi küresel sermayenin talanına açıp toplumu cemaatleştireceksiniz…

Ya da Ekonomik ve siyasi bağımsızlığınızı tekrar kazanmak için emperyalizme karşı mücadele edip…

Uluslaşacaksınız…

Ortası yok.

 

 

 

19-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

10 Ocak 2025 Cuma

BİR ULUS NASIL CEMAATLEŞİR?

 

BİR ULUS NASIL CEMAATLEŞİR?

 

 

Asgari ücrete komik yani gerçek enflasyonun neredeyse üçte birinden daha az zam yapılınca, gözler ister istemez memur ve emeklilere yapılacak zamma dikildi…

Ama görünen manzara…

Onlara asgari ücretin çok daha altında bir zam verilmesiydi ki sonuçta beklenilen oldu ve memur ama özellikle emekliler…

Büyük kentlerdeki bir kira bedeli kadar bile maaş alamadılar.

Buna neden olarak 2008 yılında sözde SGK reformu adı altında emekli maaşlarının düşürülmesine ilişkin yasa öne sürülebilir ancak…

Çalışan ve emeklilerin çok komik bir ücrete mahkûm edilmelerinin aslında gerçek nedeni bu değil.

Ne mi?

İşte dilimin döndüğünce onu, yani olayın gerçek nedenini anlatmaya çalışacağım ki ulusumuzu bekleyen tehlike tam olarak anlaşılabilsin.

İsterseniz bir soruyla konuyu açıklamaya çalışalım…

Sizce ülkemiz…

Gerçekten yoksul, çok geri düzeyde bir ülke olduğu için mi çalışan ve emeklilerine enflasyonun kat ve kat altında ücret veriyor?

Yoksa işin içinde iş mi var?

Bir ülke düşünün…

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen…

Devletin çok önemli gelire sahip olabildiği…  

Enerjiden…

Haberleşmeye…

Sanayiden, tarıma pek çok kuruluşunun bulunup, kendi ekonomisi üzerinde etkin bir şekilde söz sahibi olabilip yönetip yönlendirebilen bir durumdayken…

Şimdi neredeyse hemen her şeyini yerli ve yabancı sermayeye yok pahasına devredip de…

Onlardan alması gereken kiraları, vergileri onlarca kez erteler…

Sahi neden?

Daha önce güçlü olan kurumlarıyla…

Yolunu…

Köprüsünü…

Hastanesini…

Postanesini hava alanlarını çok rahat ve en iyi şekilde…

Üstelik…

Ülkenin ihtiyacına ve göre ve en ekonomik şekilde yapabilirken…

Şimdi neden yapmaz?

Niçin O kurum ve kuruluşları zayıflatıp…

Maliyetinin en az on katına çeşitli yerli ve yabancı şirketlere yaptırarak kaynakların ülkemize değil de…

Yabancı sermayeye…

Başka ülkelere gitmesi sağlanır.

Aslında tüm bunların bir amacı var…

Çünkü…

Bilinmektedir ki bir ülkede ekonomi, ulusal olmaktan çıkartılarak küresel sermayeye açık pazar yapıldığında…

Tüm köy, kasaba ve kentleri ekonomik olarak birbirine bağlayan…

Ekonomik zincirin parçalanması yanında…

Devlet ekonomik olarak çok zayıflar ve tamamen dış yatırım ve borca dayalı olarak varlığını sürdürmeye çalışır…

Böyle olunca da yabancı devletlerin her türlü politikasından etkilenir hale gelir…

Bu durum toplumdaki sosyal ilişkileri etkilemez mi?

Elbette etkiler.

Çünkü küresel sermaye, kendisine karşı ekonomik mücadele yapabilecek, hayatı durdurabilecek güçlü sınıfsal örgütleri ve ulus gibi güçlü birleşlkliği istemez.

Ne ister?

Ulus birleşikliğinin yerine, sözlüklerinde ulusal egemenliğin…

Emperyalizme karşı mücadelenin…

Vatan diye bir kavramın olmadığı…

Birbirlerine karşı savaşan çeşitli etnik kimlikçiklerin yanında, tarikat ve cemaatlerden oluşan bir ülke.

İşte bizde de yapılmak istenilen şey tamı tamına budur.

Ulusal ekonomi…

Ulus bilinci yok edilirken aynı zamanda etnik ve dinsel kimlikciliğin ortaya çıkması bundandır.

Yani…

Ulus olmaktan çıkarılırken hızla cemaatleşiyoruz bilmem anlatabildim mi?

 

 

11-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

29 Aralık 2024 Pazar

ASGARİ ÜCRET DEYİNCE…

 

ASGARİ ÜCRET DEYİNCE…

 

 

Şimdi siz asgari ücret lafları çokça edilmeye başlayınca aslında başınıza gelecekleri zaten biliyorsunuz ama ben yine de konuya birazcık da olsa açıklık getirmeye çalışacağım.

Aslına bakarsanız sözlük anlamı itibarıyla asgari sözcüğü en az anlamına gelmektedir.

Hani trafikte falan da o anlamda kullanılıyor ya o yüzden söylüyorum.

Böyle olunca da her ne kadar bir ailenin en alt düzeyde geçinebileceği bir ücret akla gelse de…

Öyle olmuyor.

Bugüne kadar yaşadıklarımızdan anlaşılan şey…

Patronların en az verebileceği miktar anlaşılmalıdır.

Yani gönüllerinden kopan…

Şimdi belki de iş milletvekillerine zam yapmaya gelince bir gecede, üstelik tüm partiler anlaşabilirken ve birkaç saat içinde kararlar alınabilirken…

Çok komik bir asgari ücret için neden haftalarca toplantı üzerine toplantı yapıldığını anlamakta zorlanabilirsiniz

Bu yüzden söylüyorum…

Bizimki gibi ekonomisini küresel sermayeye teslim etmiş ülkelerde bu asgari ücret türünden kararların…

Ülkede yapılan tartışmaların sonucunda alındığını falan düşünüyorsanız bilin ki hayal görüyorsunuz.

Gerçekte bu kararlar, tamamen öncesinde, küresel sermaye ve onun temsilcisi örgütler tarafından dışarıda alınmakta…

İktidara ise sadece yapay tartışmaların sonucunda topluma benimsetilmesi kalmaktadır.

Ve her zamanki gibi bu kez de öyle olmuş ve asgari ücret zam oranı aylar öncesinden belirlenmiştir.

Zaten son toplantı tam başlamadan bile yapılan açıklama da bunu doğrulamaktadır.

Peki

Enflasyon hesaplayan kuruşlardan ENAĞ’a göre:% 86,76, hangi verilerden yararlandığı bilinmeyen TUİK’in bile % 47,09 olarak belirlediği enflasyon ortadayken…

Sizce neden asgari ücrete %30…

Yani enflasyon oranının çok çok altında zam yapıldı.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü

Morgan Stanley adlı bir ABD yatırım bankası kasım ayı ortalarında yayınladığı bir raporda Türkiye ‘deki  asgari ücret artışının yüzde 30 olmasını beklediklerini  yazmıştı.

İşte o yüzden…

Hem de tamı tamına hükümeti belirlediği rakamla eşit olarak ne bir eksik ne bir fazla.

Belki aklınıza, ABD’nin yatırım bankası Türkiye de asgari ücreti nasıl olur da belirleyebilir? Gibi bir soru gelirse diye söylüyorum…

Ekonomiyi…

Stratejik olup olmadığına bile bakılmaksızın enerjiden haberleşmeye…

Hatta banka ve limanlara kadar Milli hiçbir şey bırakmadan tamamıyla küresel sermayeye teslim eden siyasal İslamcılık…

Asgari ücretin ne kadar olabileceğine kadar verebilir miydi?

Elbette mümkün değildi…

Çünkü

Türkiye’nin Milli şirketlerini satın alan, ekonomisini elinde tutan küresel sermayenin Türkiye’yi Tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri…

Türk şirketlerinin yok pahasına satın alınması olurken…

Bir diğeri de Türk işçiliğinin batı standartlarına göre çok çok ucuz olmasıdır.

Ve bu şirketler Türkiye pazarı için değil…

Esas olarak

Tüm dünya küresel pazarı için üretim yapmaları ve diğer rakipleri karşısında ürettiklerini daha da ucuza mal edebilmek adına çalışanlarının ücretlerini alabildiğine düşük tutmayı amaçlamaktadırlar...

Özellikle de güçlü ve iktidardan bağımsız ulusal sendikaların zayıf olduğu bizimki gibi ülkelerde de bu iş oldukça kolay olabilmekte…

Böyle olunca da…

Asgari ücretin ne kadar Olabileceğine bizdeki işçi işveren temsilcileri veya hükümet değil…

Küresel sermayenin temsilcisi güçlü bir ABD yatırım bankası karar verebilmektedir.

Demek istediğim…

Ekonominiz güçlü ve bağımsızsa, her konuda kendi kararlarını kendisi alan güçlü bağımsız bir ülke olabiliyorsunuz.

Değilse; emin olun asgari ücretinizi bile belirleyemezsiniz…

 

29-12-2024

Nusret KEBAPÇI