ATEŞLE OYNAMAK…
Türkiye'yi yönetenler
iç politikada da dış politikada da ateşle oynamaktadırlar ve bu politikalar
böyle devam ettiği takdirde yaşanabilecekleri tahmin etmek bile istemiyorum;
ama Yugoslavya olmamız hiç de uzak bir ihtimal değil.
İşin en ilginç yanı
nedir biliyor musunuz? Atatürk'ün partisinin adını ve unvanını kullanan bazı
oluşumların, Türkiye'yi içte ve dışta ateşten bir çembere sokacak bu
teslimiyetçi politikalara tüm güçleriyle destek vermeleri.
İnsan haliyle merak ediyor:
Bir parti; BOP'a ve ABD'nin bölgede bu amaçlarla uyguladığı, Türkiye dahil
bölge ülkelerini etnik ve dinsel parçalara ayırıp İsrail'i güçlendirme
politikalarına karşı durmayacaksa neye muhalefet olur? Ve bu partinin tabanı;
AB yandaşlığının nelere mal olacağını, Gümrük Birliği'nden çıkmadan Türkiye'nin
kalkınmasının neredeyse kâğıt üzerinde kalacağını, PKK'ya fiilen özerklik
tanıyan Avrupa Özerklik Şartı'nın Türkiye'nin geçmişte çekince koyduğu
maddelerinin uygulanması halinde bunun ülkemizde nelere mal olacağını neden hiç
düşünmez, sorgulamaz? Nasıl bir aymazlık içindedirler? Emin olun anlamakta
gerçekten zorluk çekiyorum; ancak asıl mesele sadece bu da değil.
Hani iktidarıyla, ana
muhalefetiyle destek verilerek Meclis'ten jet hızıyla geçirilen bu çerçeve
yasayla anayasa değişikliği için ilk adım atılmıştı ya... Aslında bu, ABD'nin
Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve şimdi İran'da uyguladığı projenin Türkiye
ayağıydı. Ama bu kez askeri saldırı yoktu; çünkü Türkiye NATO üyesiydi. Bunun
yerine "terörsüz Türkiye" tezgâhı, siyasal İslamcı bir parti ve sözde
sol neoliberal ortaklık devreye sokuldu.
Böylece Türkiye de BOP
hedefindeki diğer ülkeler gibi ulus devlet olmaktan çıkarılacak; federatif,
küçük parçalardan oluşan bir yapıya dönüştürülüp, aynen ABD tarafından da
sıklıkla dile getirildiği üzere, bölgede İsrail dışında güçlü, büyük ve egemen
hiçbir ulus devlet bırakılmayacaktı.
Ancak ne üzücüdür ki
tüm bunlar olup biterken ne halkta ne de toplumsal muhalefette buna karşı ciddi
bir tepki gösterilebilmektedir. Gerçi iktidara giden yolun milletin sinesinden
değil de ABD ve NATO'dan geçtiğini düşünen hangi teslimiyetçi parti bu tepkiyi
koyar ki? Öyle değil mi?
Ama iktidara verilen
görev sadece ülkenin BOP dahilinde etnik ve dini federasyonlara ayrıştırılmasıyla
sınırlı değil; dışarıda da ABD'nin verdiği çok kritik görevler bulunmaktadır.
Bu görevlerden biri, İran'ı bölgede etkisiz hale getirmek ve sanayisi için İran
petrolü hayati öneme sahip olan Çin'in damarlarını kesmek anlamını taşıyan Mekke
Anlaşması'ydı. Bir diğeri, ABD silahlarının doğrudan Ukrayna'ya gönderilmesini
sağlayan o tehlikeli silah anlaşmasıdır. Üçüncüsü de bünyesinde Türkiye,
Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya ve Kuzey Makedonya'dan askerlerin
bulunduğu NATO Güneydoğu Avrupa Tugayı Karargahı’nın (SEEBRIG) Makedonya’nın Kumanova
kentinden İstanbul'a taşınması ve 31 Ağustos'ta fiilen göreve başlatılması
adımıdır.
Peki, sizce stratejik
olarak böyle bir tugayın alelacele İstanbul'da konuşlanmasının asıl nedeni ne
olabilir?
Evet, aynen tahmin
ettiğiniz gibi: Karadeniz ve Boğazlar üzerinden Rusya'nın hareket alanını
daraltmak ve Türkiye'yi ileri cephe yapmak. Yani iktidar gözünü o kadar
karartmış ki, bölgemizde tamamen ABD'nin küresel çıkarları için elinden geleni
yapmakta bir an bile tereddüt etmemekte ve bu tehlikeli politikalarla ABD'nin
karşısında bulunan İran, Rusya ve Çin'i doğrudan ABD adına etkisiz hale
getirmeye çalışmaktadır. Böyle olunca da yarın bu üç büyük ülkenin çok sert
tavrı ve karşı tepkisiyle karşılaşacağımız muhakkaktır.
Demek istediğim:
Dışarıda ABD'nin tek kutuplu dünya hâkimiyeti mücadelesine destek verip
komşularımız İran, Rusya ve Çin karşıtı kışkırtıcı politikalar uygulamak;
içeride de sözde demokrasi, kardeşlik ve "terörsüz Türkiye" masalıyla
Türk ulus devletini paramparça etme çabaları, tamamen ABD ve İsrail'in bölgede
büyümesine ve güçlenmesine hizmet etmektedir.
Bu arada; Kıbrıs'ta
yaşanan olumsuzluklara ses çıkarmayıp, burnumuzun dibinde Ege'de Yunanistan
tarafından uluslararası hukuka aykırı şekilde işgal edilip silahlandırılan
adalara karşı tamamen tepkisiz kalmamızı, hatta İsrail'in 400 km uzaktan
gelerek Türkiye'ye sadece 70 km uzaktaki Suriye'deki Türk üssüne saldırmasına
bile neden tek bir resmi yanıt vermediğimizi merak edenler olacaktır.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü Türkiye'de
üniter ulus devlet ve milli kimlik yok edilmeye, koca ülke çok kimlikli ve
federatif bir yapı haline getirilmeye çalışılırken çok iyi biliyorlar ki, aynen
ABD ve İsrail saldırısı altındaki İran örneğinde olduğu gibi Yunanistan'la ya
da İsrail'le yaşanabilecek en küçük bir sıcak gerginlik, Türk Milleti
kimliğinin ve milli direncin tekrar ayağa kalkmasına, tüm halkın tek bayrak
altında birleşmesine yol açacaktır.
İşte bunu önlemek ve
BOP doğrultusunda Türkiye'nin federalleşme sürecini kesintisiz tamamlayabilmek
için, ülkemize yönelik her türlü taciz ve tehdit sahte bir sessizlikle
geçiştirilmektedir.
Zaten ülke bir kez
parçalanıp çok kimlikli hale geldikten sonra da milli bir refleks göstermek
için yapılacak hiçbir şey kalmamış olacaktır.
O halde soralım: BOP
‘un nihai amacı neydi? 22 Müslüman ülkenin parçalanıp o ülkelerden koparılan
parçalarla İsrail'in bölgenin en büyük ulus ve egemen devleti olması değil
miydi?
İşte tam da bu yüzden;
üniter ulus devleti ve milli kimliği bozmaya çalışan sağdan ya da soldan her
türlü çaba, doğrudan Türkiye'yi ateşe atmak ve Büyük İsrail projesine açıkça
hizmet etmek anlamına gelir.
Bilmem anlatabildim
mi?
25-08-2026
Nusret KEBAPÇI