anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2017 Pazartesi

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ


Aslına bakarsanız durum oldukça ilginç…
Hani siz referandumda evet çıktığı takdirde nasıl bir başkanlıkla yönetileceğinizi falan merak ediyorsunuz ya…
Doğrusu…
Merak etmenizi gerektiren hiç bir şey yok.
Her şey ortada…
Nasıl mı?
Bakın şimdi…
Şu andaki Cumhurbaşkanı mevcut anayasaya uyma, tarafsız olma adına mecliste yemin etti mi?
Etti.
Peki sonuç…
Sonuç şu…
Anayasaya uyulmadığı gibi…
Çoğunluk desteğiyle…
Bir daha iktidardan gidilmemek üzere anayasa bile değiştirildi.
Tarafsızlığa gelince…
Bu gün için Cumhurbaşkanının toplumun her kesimi için eşit davrandığını…
Hemen herkese aynı mesafede durduğunu…
Adil bir tutum içinde bulunduğunu söyleyebilecek tek kişi çıkabilir mi?
Çıkamaz.
İşte başkanlık da bugün ki mevcut durumun çok daha fazla bir baskıyla sürmesi anlamına gelir ki…
Bence belirleyici olan odur.
Hem zaten değişiklik kabul edildiği takdirde, mevcut başkanlık, partili olmayacak mı?
Olacak.
Bu durumda sadece iktidar partisi seçmeninin dediği olacağına…
Onların talepleri yerine getirileceğine göre, bugün meclisin duvarında asılı olan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Sözünün de herhangi bir anlamı kalmayacaktır.
Zaten…
Meclis olmasının da fazla bir anlamı olmayacaktır ama…
Burada asıl önemli olan şey şu…
Yüksek yargıyı kim seçecek?
Partili başkan.
Siz hiç partililerin bu konuda etkili olmayacağını…
Tarafsızlıkla seçim yapılabileceğini…
Adaletli olunabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Mümkün mü?
Ya yüksek bürokrasinin…
Kuvvet komutanlarının seçilmesi…
Sizce bu durumdan daha farklı olabilir mi?
Elbette olamaz…
Böyle olunca da…
Bugüne kadar hangi partiyi tuttuğunu bilmediğimiz kuvvet komutanları…
Rektörler…
Yüksek yargı mensupları…
Yani Cumhurbaşkanının tek başına atamaya yetkili olduğu Validen, kaymakama kadar…
Hemen herkes…
İster istemez…
İktidar partili olacaktır.
Demek istediğim şimdi siz eskiden olduğu gibi Cumhurbaşkanının devleti temsil etiğini düşünerek tarafsız olacağını falan düşünüyorsunuz ya…
Bence düşünmeyin.
Çünkü evet çıktığı takdirde…
Tarafsızlık değil, taraf olmak yasal hale gelecektir ki, bunun adı da
Milli egemenlik değil…
Parti egemenliğidir…

02–04–2017
Nusret KEBAPÇI


23 Mart 2017 Perşembe

OLAĞANÜSTÜ BİR REFERANDUM…

OLAĞANÜSTÜ BİR REFERANDUM…

Bildiğiniz gibi referanduma olağanüstü hal koşullarında giriyoruz…
Böyle olunca da…
Tabi her şey olağan dışı bir hale gelmektedir.
Normalde devletin tarafsız…
Her iki kesime de eşit uzaklıkta olması gerekir değil mi?
Ama değil…
Öyle de olmuyor…
Bir taraf…
Buna kısacası evet tarafı da demek mümkün.
Her türden devlet olanaklarıyla…
Televizyonlar…
Medya…
Açılışlar…
Devlet törenleriyle desteklenir…
Diledikleri yere…
Afiş…
Pankart asabilir…
Hemen her yerde toplantılar yapabilirlerken…
Diğer taraf olan kesim için Hayır demek…
Oldukça cesaret isteyen bir duruma bile dönüştürülebiliyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Sadece anayasa değişikliği istemeyip…
Birilerinin hayalini kurduğu…
Bir anlamda padişahlığı bile gölgede bırakan bir başkanlığı kabul etmediğiniz…
Sırf parlamenter demokrasiyi savunduğunuz için…
Terörist olmakla suçlanabildiğiniz gibi…
Bırakın televizyonlarda propaganda yapabilmeyi…
Sokakta afiş asmanız…
Bildiri dağıtmanız bile yasaklanabiliyor.
Hatta öyle ki; sabah anlaştığınız salonlar bile akşamüzeri iptal edilebiliyor…
Tabi bu arada salonların basılmasını…
Yaşanan göz altıları falan söylemeye hiç gerek yok ama…
Tüm bunları yaşamanızın nedeninin
Gelişmiş bir demokrasi isteği değil de…
Sadece
Bugün İçinde yaşadığımız parlamenter sistemi savunmak olduğu düşünülürse…
Evet, çıktığı takdirde…
Nasıl bir başkanlıkla karşı karşıya kalacağımız da sanırım anlaşılacaktır…
Öyle bir başkanlık gelecek ki…
Kimse muhalif olamayacak…
Düşünemeyecek, tartışamayacak, sesini çıkaramayacak…
Hem zaten başkanın da partili olup Türk Milletini değil…
Sadece kendi seçmenini temsil ettiği…
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette değil…
İktidar partisi seçmeninde olduğu da düşünülürse…
Ortaya çıkacak devlet…
Olsa olsa parti devleti olabilecektir.
Böyle olduğunda da, eski sistemde olagelen Başbakanın hükümeti…
Cumhurbaşkanının tarafsızlığıyla devleti temsil etmesi…
Devlet kurumlarının da, hükümet hangi partiden olursa olsun…
Tarafsızlığını koruması…
Kamuda çalışan herkesin de…
İktidar partisinin değil…
Devletin memuru olması gibi durumlar da haliyle sona erecek...
Sonrasında da…
Aklınıza hangi makam ve kurum gelirse gelsin…
Yani validen, kaymakama…
Öğretmenden hizmetliye…
Hakimden, polise herkes iktidar partili olacaktır.
Demek istediğim;
Referandumda değişiklik isteği kabul görürse…
Tüm toplumun ortak çıkarlarını savunan Türk Devleti olmaktan çıkıp…
Sadece bir partinin seçmeninin çıkarlarının savunulduğu parti devleti olacağız…
Bilmem anlatabildim mi?

22–03–2017
Nusret KEBAPÇI



10 Mart 2017 Cuma

EYALETSİZ BAŞKANLIK OLUR MU?

EYALETSİZ BAŞKANLIK OLUR MU?


Elbette olmaz ama inanın bu sözü ben söylemiyorum…
Kim mi söylüyor?
Bugün devleti yönetenler…
Hem de bir kez değil, pek çok kez…
Hani zaman zaman konuyla ilgili olarak Türk tipi başkanlık sözleri falan da ediliyor ya…
hikayedir.
İş Aslında…
Atatürk önderliğindeki Kurtuluş savaşı öncesinde yarım kalan
Osmanlı’nın parçalanarak Türklere çok küçük bir alan bırakılmaya çalışılan Sevr haritasının, aradan 100 yıl sonra tekrar gündeme getirilmesinden başka bir şey değildir…
Yani birileri bir oldubittiyle Türk Milletini federatif bir başkanlığa…
Sonrasında da bu eyaletlerin bağımsızlığı yoluyla da paramparça etmeye razı etmeye çalışmaktadır ki…
Asıl amaç da budur bile demek mümkün.
Şöyle diyebilirsiniz…
Tamam, belki öyle olabilir ama ya değilse…
Aslına bakarsanız hani ne denir, perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir…
İşte şimdi içinde bulunduğumuz durum tam da böyledir.
Çünkü yıllardır ülkede gerçekleştirilenler zaten çok kimlikliliğin…
Çok kültürlülüğün…
Hatta
Çok hukukluluğun işaretleri değil miydi?
Böyle olunca da…
Bu başkanlığın nereye doğru gideceğini söylemek kanımca hiç de zor falan değil…
Üstelik yapılan açıklamalarla yönü bizzat kendileri bile göstermektedirler…
Bakın şimdi…
Neredeyse 15 yıla yakındır…
Anayasa komisyonları kurularak Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi, tartışmaya açılmadı mı?
Açıldı.
Hatta “Türk Milleti kavramı birleştirici değil, Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor…”
“Tüm etnik kimliklerin adı anayasaya mutlaka yazılmalı.” denildi mi?
Denildi.
Peki
“Anayasa’da etnik kimlik vurgusu yapılmayacak, Türkiyelilik esas olacak…” diye Anayasa’dan Türk Milleti kavramının kaldıracağı, seçim bildirgelerine bile yazıldı mı?
Yazılmadı diyenler varsa bir zahmet partilerinin 7 Haziran seçim bildirgelerine göz atıversinler…
Diyelim ki…
“Osmanlı’nın Kürdistan, lazistan eyaletleri vardı.” denilerek etnik bir federasyona yeşil ışık yakılıp…
Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat yasasından bile vatanını, milletini seven öğrenci yetiştirmenin kaldırılıp yerine küreselleşmenin ihtiyacı olan iş gücü yetiştirmenin konulması da…
Sizde üniter devletin kaldırılacağıyla ilgili hiç bir kuşku uyandırmadı…
Taslağın içindeki üniter devletin tasfiyesine yol açabilecek maddeleri de fark etmeyip…
İlk dört maddenin şimdilik kaldırılmamasıyla da teselli buldunuz diyelim…
Ya kardeşim!
Barzani’nin bayraklarının ülkemiz gönderine çekilmesi de mi sizi uyandırmadı…
Eğer tüm bunlar sizi uyandırmaya yetmediyse…
O zaman uyuyun kardeşim…
Uyuyun ama…
Yaşayacaklarımızın rüya olmayacağını da bilin…

10–03–2017
Nusret KEBAPÇI


24 Şubat 2017 Cuma

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?


Görünen o ki, eğer son günlerde herhangi bir iptal olmazsa 16 Nisan’da anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.
Tamam, gidiyoruz da…
Bir ülkede anayasa değişikliği ile sistem değişikliğine doğru gidilir de bunun uluslararası bağlantısı falan olmaz mı?
Elbette olur
Yani eğer bir ülkede bir sistem değişikliği yaşanıyorsa…
Bunu sadece o ülke dinamikleriyle değil emperyalistlerin çıkarları açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Böyle olunca da bu değişikliği kimin istediği haliyle büyük bir önem kazanmaktadır.
Sahi
Kim bu anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemini istiyor? hiç düşündünüz mü?
Bunu ülkemiz içinden halkın tercihlerini sorgulamak anlamında değil emperyalist ve büyük devletler anlamında soruyorum…
Evet kim?
Saymak gerekirse ABD…
AB…
İsrail…
Rusya…
Hatta
Bölgedeki Arap ülkelerinin bu anayasa değişikliğiyle getirilmek istenilen başkanlık sistemini desteklediğini söylemek mümkün…
Bunu söylediğim için sanmayın ki konuyla ilgili çok özel bilgilere sahibim…
Ama değil…
Bu ülkeler…
Başkanlık konusundaki tavırlarını çeşitli söylemleriyle hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde zaten kendileri de ifade etmişlerdir…
Öyle ki
Bazılarının resmi açıklamaları bile bulunmaktadır.
Peki, neden bu ülkeler başkanlık sistemi istemektedirler?
Aslında amaçları son derece açık…
Yıllar önce ABD’nin BOP çerçevesinde ortaya koyduğu gibi aralarında Türkiye ve bölge ülkelerinin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını yeniden çizmek değil miydi?
Niçin çizilecekti, bu sınırlar?
Doğrusu iki nedene dayandırıyorlardı…
Bunlardan birincisi…
Bölgede ABD’nin çıkarlarına karşı koyabilecek…
İsrail için herhangi bir zaman tehdit ya da engel olabilecek güçlü bir ulus devletin olmamasıysa…
Diğeri de…
Bölgede önemli doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeleri dört ülkeden kopararak büyük Kürdistan adıyla aynı İsrail gibi Arap olmayan kendine bağımlı bir ülke kurmaktı…
Bilindiği gibi bunun için de bölgedeki güçlü ulus devletlerin etnik ve dini kimliklerin kışkırtılması yoluyla parçalanarak ya çok kimlikli devletler ya da küçük devletçikler olması gerekiyordu…
İşte yıllardır Ulus devletimizin hedef alınıp…
Ulus kimliğimizin yıpratılmaya çalışılıp
Kendilerini Türk saymayarak sözde yeni Osmanlıcılık adı altında federatif bir sistem kurmaya çalışmalarının asıl nedeni budur…
Anlayacağınız bu seçim sadece basit bir evet, hayır arasındaki bir tercih değil…
Ulus devletle federatif bir başkanlık arasında bir seçimdir de aynı zamanda…
Değilse
Adamlar ne demeye…
“Halifelik geliyor…”
“Osmanlıyı yeniden kuruyoruz…”
“90 yıllık zulme son vereceğiz…” desinler öyle değil mi?

23–02–2017

Nusret kebapçı

16 Şubat 2017 Perşembe

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…


Doğrusunu isterseniz durum son derece ilginç…
Neden mi?
Şunun için, bu anayasa oylamasında değişiklikten yana olanlara bir bakın…
İçlerinde bu güne kadar…
Şu maddeler halka özgürlük…
Demokrasi ve huzur getirecek türünden tek bir cümle duyan oldu mu?
Ama
Hayır, verecek olanların…
Terörist…
15 Temmuz darbecisi…
Ve PKK’lı olduğuna ilişkin pek çok söz duyuldu.
Tabi bu suçlamalar ve hakaretler yeterli gelmediğinde de…
Referanduma katılacak kitleler…
İç savaşla…
Kaosa neden olmakla tehdit edildi…
Peki, tüm bu hakaretlerin…
Asılsız suçlamaların nedeni nedir biliyor musunuz?
Padişahta bile olmayan yetkileri kullanacak olan tek kişi yönetimine dayanacak olan bir sistemi halka onaylatmak…
Çünkü…
Biliyorlar ki…
Eğer tartışmalar değişiklik üzerinden yürütülürse…
İçeriği madde madde tartışılmaya başlanırsa, bu değişikliği halka onaylatmak mümkün olmayacak…
O zaman da…
BOP ‘la sınırlarının değişmesini sağlayacak olan Türkiye’nin federatif bir başkanlığa dönüşmesi de yarım kalacak…
Bu yüzden…
İlgili değişikliğin maddeler üzerinde tartışılmasını asla ve asla istemeyip…
Karşı tarafı…
Suçlayarak…
Tehdit ederek…
Referandumda sonuç almaya çalışmaktadırlar.
Tabi burada…
Toplum olarak okuma alışkanlığımızın olmadığından olsa gerek…
Hala liderlerin sözlerine inanmak demiyorum, itaat etmek daha geçerli akça olduğundan, çok kimse…
Gerçekte…
Neyin değiştiğini…
Bundan sonra neler olacağını…
Ülkemizin nasıl bir sistemle karşı karşıya kalacağını…
Bu başkanlık denilen şeyin ne menem bir şey olduğunu
Bilmiyor…
Kendisini öğrenmek zorunda hissetmiyor…
Dolayısıyla içine düşülen durumu da fark etmiyor…
Bu nedenle
Okuduğunuz yazıyı otoban öncesi son çıkış uyarısı olarak düşünüp…
İleride…
Pişman olmamak…
Kafamızı duvardan duvara vurmamak için…
Tümü 18 maddeden oluşan taslağı okuyun…
Okutun…
Aksi halde öğrenmenizin bedelini özgürlüğünüzle ödemek zorunda kalabilirsiniz…

15–02–2017
Nusret KEBAPÇI



13 Şubat 2017 Pazartesi

REFERANDUMA GİDERKEN…

REFERANDUMA GİDERKEN…


Bilindiği gibi tarihi de kesinleştiğine göre 16 Nisan’da ülke olarak referanduma gidiyoruz.
Normalde tüm dünyada bu tür işler yapılırken kamuoyu, ilgili anayasa değişikliğiyle ilgili bilgilendirilir.
Bu değişiklikle nelerin değişeceği…
Yani bizi bundan sonra nasıl bir rejimin beklediğine ilişkin…
Tüm medyada…
İlgili anayasa değişikliğinin maddeleri, konuyla ilgili haberler…
Köşe yazıları...
çeşitli parti liderlerince yapılan televizyon tartışmaları yer alır…
Hatta bu konuda farklı düşünen siyasi partilerin…
Gazete ve dergilerde olduğu gibi…
Radyo ve televizyonlardan da eşit koşullarda yararlanması sağlanır ki halk doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilebilsin.
Ama bu iş hiç bir zaman bizde böyle olmuyor…
Olamıyor.
Öncelikle bilinmeli ki bu anayasa değişikliği referandumu, normal demokrasi koşullarında değil…
OHAL koşullarında yapılmaktadır…
Bunun anlamı da…
Bu değişikliğe muhalefet edebilecek hemen herkesin, gerek KHK…
Gerekse terörle ilişkilendirilerek susturulabileceğidir.
Ayrıca
İktidarın tüm devlet olanaklarını kullanarak…
Yani açılışlar…
Devlet törenleri…
Basın açıklamaları…
Televizyon konuşmalarıyla halkı etkileme olanağı bulunurken…
Muhalefete yani anayasa değişikliğini kabul etmeyenlere…
En küçük bir miting…
Açık hava toplantısı bile yaptırılmamasıdır…
Demokrasinin tam yerleşmemesinden olsa gerek…
Televizyon tartışması gibi bir geleneğimizin olmadığını da göz önünde bulundurursak…
Geriye kalıyor…
Gazetelerin dergilerin ilgili değişikliği ayrıntılı yayınlayıp…
Üzerinde tartışmaları ama…
Ne yazık ki bu da ufukta görünmüyor.
Yani halkın çok büyük bir bölümünün…
Özel ilgisi olan çok küçük bir kısmı dışında, konuyla ilgili herhangi bir bilgisi falan da bulunmuyor…
Gelelim siyasi partilerin…
Konuyla ilgili kendi düşüncelerinin propagandasını yapabilmeleri için radyo ve televizyonlardan eşit bir şekilde yararlanmasına…
Zaten yoktu ama…
Bundan sonra böyle bir konu bile olmayacak…
Çünkü son çıkan 687 sayılı KHK ile eşit davranmayanlarla ilgili yaptırım kaldırıldı.
Hem OHAL içinde referandumun yapılmasının amacı da bu kararnamelerle muhalefeti etkisiz hale getirmek değil mi?
Aslına bakarsanız referandumla getirilmek istenilen de…
Bu gün geçici olduğunu düşündüğünüz OHAL’ i…
Tek başına ilan edip…
Kararnamelerle memleketi istediği gibi yönetecek olan başkanlığa resmiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir…
Hayal kurmayın.


12–02–2017
Nusret KEBAPÇI



24 Aralık 2016 Cumartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


Şimdi siz sözün devamında milletindir diyeceğimi düşünüyorsunuz ama eğer o 21 maddelik anayasa değişikliği gerçekleştiğinde ne olacak biliyor musunuz?
Egemenlik kayıtsız şartsız cumhurbaşkanındır…
Diyeceksiniz ki
Ya millet…
Milletin vekilleri söz sahibi olmayacaklar mı?
Sizce bugünkü durumda söz sahibi midirler ki cumhurbaşkanlığı rejiminde söz sahibi olabilsinler.
Daha henüz değişiklik bile ortada değilken…
Yazılı metni bile görmeyen pek çok vekil varken…
Onlar değil mi anayasa değişikliği teklifini imzalayarak bindikleri dalı kesen…
Biliyorsunuz iktidar partisinin tam 316 milletvekili bu anayasa değişikliği için imza vermişti…
Peki, bu anayasa değişikliği öncelikle meclise ne getirecek biliyor musunuz?
Bakın şu kadarını söyleyim…
Öncelikle yedek vekillik gibi bir sistem var ki ileride mevcut vekillerden herhangi birinin bir suç, ceza veya çeşitli nedenlerden milletvekilliği düştüğü takdirde yerine sıradaki aday geleceği için…
Böyle bir değişikliğin asılsız ihbarlar yanında…
Suçlama ve cinayet dahil çeşitli nedenler vekilliğin devre dışı kalmasına yol açabilir ki…
Bu yönde bir değişikliğin en önemli sonucu ara seçim gibi demokratik bir uygulamanın ortadan kaldırılmasıdır.
Bunun dışında şu andaki mevcut anayasaya göre bir parti seçimde çoğunluğu alınca Cumhurbaşkanı o partiye hükümeti kurma görevi verirdi…
İlgili partinin genel başkanı da bu görevi alır almaz…
Yasal süresi içinde kendi vekilleriyle görüşerek hükümeti kurmaya çalışırdı…
Tabi sadece kurmakla da iş bitmiyor
Bu hükümetin meclisin onayına…
Yani güvenoyuna sunulması gerekiyordu.
Meclisten güvenoyu almak gerçek anlamda hükümet olabilmek için çok önemliydi…
Ancak yeni anayasa değişikliği önerisinde böyle bir süreç falan söz konusu değil…
Daha doğrusu meclisin hükümetle ilgili hiçbir yaptırımı olamadığı gibi herhangi bir şekilde etkilemesi de söz konusu değil.
Çünkü anayasa değiştiği takdirde…
Cumhurbaşkanı ister meclis içinden isterse de dışından istediği kişiyi bakan olarak atayabiliyor…
Zaten görevden ayırma da sadece Cumhurbaşkanına ait…
Hani bugün meclis içinde genel görüşme falan yapılıp Başbakan soruları yanıtlıyor ya…
İnanın yeni sistemde böyle bir durum da söz konusu değil.
Partiler 
Sadece yazılı sorularını ilgili bakan…
Veya Cumhurbaşkanı yardımcısına gönderip yanıt isteyebiliyorlar…
Onlar da eğer isterlerse…
15 gün içinde yazılı yanıt verebiliyorlar.
Zaten vermediklerinde de herhangi bir yaptırım falan da söz konusu değil.
Ama bilmenizde yarar var…
Hiç bir şekilde Cumhurbaşkanına soru sorulamıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki ya kanun, yasama görevi…
Şöyle söyleyim;  Cumhurbaşkanının istediği kararnameyi dahası yönetmeliği bile çıkarabildiği…
Tek başına savaş haline karar verebildiği…
Olağanüstü hal ilan edebildiği bir durumda…
Sahi meclis hangi görevi yapacak…
Demem o ki…
Bundan 96 yıl önce tek kişiden aldığımız egemenliğimizi…
Tekrar tek kişinin eline veriyorsak…
Biz bu Cumhuriyeti neden kurduk?

23–12–2016
Nusret KEBAPÇI








16 Mayıs 2016 Pazartesi

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK


Farkında mısınız bilmiyorum ama…
Yapılmakta olan yeni anayasa ile koşar adım başkanlığa doğru gittiğimiz hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açık…
Zaten yeni anayasa nasıl olacak bu konuda herhangi bir fikri olan var mı? Diye bir soru sormuş olsaydık da göreceğimiz manzara…
En az bilgiye sahip olanların en çok sahiplendiği gibi bir sonuca biz götürecekti ki…
Bunun da üzerinde kanımca düşünmek gerekiyor…
Tabi anayasa taslak halinde önümüze gelir mi?
Yoksa
Hiç tartışılamadan doğrudan halk oylamasına mı sunulur orası henüz çok belli değil ama bilinen bir şey var ki…
O da yapılan anayasanın kesinlikle laikliği içermediği.
Ayrıca metinde Türk Milleti diye bir millet tanımının da bulunamayacağı…
Elbette bunları söylemek için kâhin olmak falan gerekmiyor…
İktidar sözcülerinin söylemleri sanıyorum herkese konu hakkında ayrıntılı bilgiyi vermektedir…
Ne diyorlardı iktidarın sözcüleri: ”Anayasa laik olmayacak…”
Haliyle buna…
Yıllardır mevcut anayasadan Türklüğü çıkarmak istediklerini de eklersek yeni kimliğimizin adım adım nasıl şekillendirildiğini de öğrenmiş olursunuz…
Tabi amaç eski Türkiye’yi yıkıp yeni Türkiye oluşturmak olunca kimlik ve devlet şeklinin değişmesi de kaçınılmazdı…
Şimdi diyeceksiniz ki nasıl…
Şöyle söyleyim…
Eskiden kimliğimiz laik Türk Milleti iken, şimdiki kimliğimiz dindar Türkiyelilik olmaktadır…
Belki bunları yazdığımda diyebilirsiniz ki laiklik çok mu önemli?
Onsuz olunamaz mı?
Ben de diyorum ki…
Laiklik…
En az hava kadar, su kadar önemlidir.
Aslına bakarsanız yönetici kesim için laikliğin çok fazla bir önemi yoktur, hatta olmaması her zaman en çok onların işine yaramaktadır demiş olsak…
İnanın en küçük bir abartı yapmamış olurum.
Çünkü laiklik memleketi yönetenlerin değil…
Halkın çıkarını savunmaktadır…
Daha açık olarak söylersek…
Diyelim ki memleket, din adına ve dindar bir anayasa ile yönetilmiş olsa…
Sizce muhalefet yapabilmek için parti kurup mücadele etmek mümkün olabilir mi?
Elbette olamayacak çünkü artık bir partiye değil aynı zamanda dine de muhalefet etmiş sayılacağınızdan böyle bir şansınız hiç olmayacak…
Ya da şöyle diyelim, farz edin ki işçisiniz ve asgari ücretiniz dini yönetim tarafından belirleniyor…
İnanın o durumda da sendika kurup, grev yapma gibi herhangi bir şansınız yok…
Siz sadece layık görülen ücreti benimseyeceksiniz o kadar…
Peki
Ya Türkiyeliliğe ne diyeceksiniz
Sizce Türk Milleti ile aynı anlama mı gelmektedir?
Ne yazık ki hayır!
Çünkü Türk Milleti denildiğinde ortak bir tarihe sahip, aynı dili konuşan
Aynı duyguları paylaşan bir topluluk anlaşılırken…
Türkiyelilik denildiğinde sadece coğrafi bir tanım akla gelmekte ancak sonuna eklenen dini veya etnik adla bir kimlik ifade etmektedir…
Hani bu gün nasıl Irak veya Suriye milleti değil de Iraklı Kürt, Suriyeli Türkmen…
Iraklı Şii, Suriyeli yezidi deniyorsa…
Böyle giderse bir süre sonra bizde de Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Laz…
Çerkez olacağı anlaşılmaktadır…
Kısaca söylemek gerekirse Türk Milleti denilince ulus, yani tekçi devleti…
Türkiyelilik de küçük özerk devletçiklerden oluşan çoklu devleti ifade etmektedir…
Şöyle de sormak mümkün…
Bugün ülkede laikliğe, Türk ulus kimliğine, Atatürk’e düşmanlık yapanların aynı zamanda başkanlıkta ve Türk kimliğine düşmanlıkta buluşması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?

16–05–2016

Nusret KEBAPÇI

8 Mayıs 2016 Pazar

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…


Doğrusunu isterseniz bir süredir nabız yoklama çalışmaları devam etmektedir…
Hem zaten adetleridir…
Önce bir sert çıkış…
Baktılar ki meydan boş devamını getiriyorlar.
Son günlerde anayasa’dan laikliliğin çıkarılması veya dindar bir anayasa konusu sık sık gündeme getiriliyor ya…
Sizce amaçlanan şey ne olabilir?
Türkiye’de dindar olmanın ya da olmamanın önünde herhangi bir engel mi bulunuyor?
Elbette hayır.
Asıl amaç farklı…
Daha doğrusu bu iş…
Emperyalizmin yüz yıl önce yapamadığı Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde yarım bırakmak zorunda kaldığı Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi projesinin devamıdır…
Biliyorum kafanız karıştı ama biraz sabrederseniz size konuyu dilimin döndüğü, kalemimin yettiğince açıklamaya çalışalım…
Hanı birileri bir süredir Osmanlı sözü eder oldular ya…
Biz de o yüzden Osmanlı’nın son döneminden başlayalım…
Hatta biraz daha öncesinden
Birinci Dünya Savası yılları…
Batılı büyük devletler çoktan karar vermiş…
Demişler ki…
Osmanlının topraklarında zengin madenler ve petrol var bu yüzden Osmanlıyı aramızda paylaşalım…
Tabi Osmanlı o dönemde sanayi devriminde uzak kalıp seferlere çıkamayıp…
Memleketi borçla idare etmeye de çalıştığı için ekonomi kötü durumda…
Doğru dürüst sanayi, işletme falan da yok. Olanlar da zaten yabancıların…
O dönemle ilgili şunu söylemek bile mümkün…
Hani yerli ve mili olmak deniyor ya işte o yıllarda yerli ve milli banka olmadığı gibi…
Devletin merkez bankası bile bulunmuyor.
Neyse lafı uzatmayalım
Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile birlikte yenilmemizin ardından…
Önce Mondros…
Ardından da Sevr anlaşmasıyla Osmanlı hakkında idam kararı veriliyor…
Sonrasında da memleketin her köşesi bil fiil işgal ediliyor…
Tam her şey bitti, “Türk Milleti diye bir milleti tarihten sildik” dedikleri anda bir adam…
Mustafa Kemal ATATÜRK, Samsun’dan başlayan bir uzun yürüyüşün ardından memleketi düşmanlardan kurtardığı gibi…
Çeşitli etnik ve dini kimliklerden oluşan halkı da birleştirerek bir ulus meydana getiriyor…
Tabi ardından da yerli ve milli bir sanayi kurmayı da ihmal etmiyor
İşte bu durum emperyalistlerin hiç hoşuna gitmiyor ve yaklaşık 100 yıldır da fırsat kollamaktadırlar
Ve mevcut iktidar sayesinde de amaçlarına yaklaşmış konumdalar…
Neden mi?
Bir kere mevcut iktidar, ulus devlet ve kimlik değil ümmet ideolojisi taşımaktadır…
Dolayısıyla milli değil.
Bu nedenle ulus, vatan…
Bağımsızlık…
Ekonomik kalkınma, sanayileşme gibi herhangi bir dertleri de yok…
Hem olsa memleketin taşı toprağı en stratejik olanı da dahil olmak üzere “babalar gibi” satılır mıydı?
Diyeceksiniz ki tamam da laikliğe hiç değinmedin, Anayasa’da olsun mu olmasın mı?
İşte vatan, bağımsızlık, ekonomik kalkınma, yani sanayileşme ancak ulus olmakla mümkün olabiliyor…
Ve ulus olabilmenin de ilk şartı laiklik…
İsterseniz bir de tersten söyleyelim…
Laik olabilirseniz, ulus olabiliyorsunuz
Ulus olunca toprak, vatan oluyor…
Vatan olunca bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele anlam kazanıyor…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O olmazsa bırakın kalkınmayı, gelişmeyi, demokrasiyi falan, yurttaş bile olamıyorsunuz…

08–05–2016
Nusret KEBAPÇI


17 Şubat 2016 Çarşamba

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Hani meclisteki partiler değiştirmek için komisyonlar kurup değişimi yönünde bolca konuşuyorlar ya…
Peki, bir gün bile olsun…
Anayasanın hangi maddesinden memnun olmadıklarını…
Neresini değiştirmek istediklerini, kendi ağızlarından duydunuz mu?
Elbette duymadınız.
Hem hiç kimse de bunun ayrıntılarıyla ilgili en küçük açıklama bile yapmış değil…
Böyle olunca siz…
Anayasada nasıl bir değişikliğe gidileceğini…
Nelerin değiştirileceğini biliyor musunuz?
Tabi bilmeniz mümkün görünmüyor…
Ve bu durumda değiştirilmesi düşünülen maddeler bilinmediği için de konunun ayrıntılarıyla tartışması yapılamıyor.
Ancak görünen o ki…
Ne iktidar…
Ne de muhalefet böyle bir tartışma çıkmasını istemiyor.
Doğrusunu isterseniz…
Bu Anayasa ilk kez değişmeyecek…
Yapıldığı yani halkoyundan geçtiği 1982 yılından bu yana üzerinde pek çok  değişiklik yapılmış…
Yani neredeyse üçte ikisi değişmiş ama yine de istedikleri değişikliği yapamamışlar ki değiştirmek istemeleri onu gösteriyor…
Bu durumda…
Madem bu kadar değişiklik yapıldı neden tamamını o zaman değiştirmediler demeyin.
Siz de takdir edersiniz ki o türden değişiklikler öyle birden bire yapılamıyor…
Yaşanan birçok operasyon ve yargılamalarla oluşturulan algı yönetimiyle toplumun böyle bir değişikliğe adım adım hazırlanması gerekiyordu…
Sanıyorum artık halkın ikna edildiğini düşünüyor olmalılar ki harekete geçtiler…
Ve her zamanki gibi yine hedeflerinde kendilerinin de sıkça söyledikleri gibi ulus devlet ve Türk Milleti var…
Çünkü amaçlanan şey İslami bir federatif başkanlık olunca Anayasanın ilk dört maddesi ve 66. madde durduğu sürece gerçekleşmesi hiç de kolay değil…
Dolayısıyla topun ağzında öncelikle bu 5 madde bulunmaktadır…
Adamlar daha şimdiden Türk Milleti’ne alternatif kavram bile türetmişler…
Ne diyorlar?
“Türkiye Milleti.”
Yani istedikleri değişikliği gerçekleştirebilirlerse bundan sonra…
Tek bayrak…
Tek devlet ve tek dil esasına dayalı ulus devlet değil...
Çok kimlikli, çok kültürlü federatif dini bir başkanlık olacağımız kesin gibi görünmektedir…
Aslına bakarsanız bu işler öyle gizli saklı falan da değil çok açıktan yürütülmektedir…
O kadar ki bunu seçim bildirgelerine bile yazmışlar…
Ve üstelik aralarında ciddi hiç bir fark da yok.
Kimi bildirgede Türk vatandaşlığı “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” oluyor…
Kiminde…
“Anayasal vatandaşlık”
Bazısında ise…
“İnsan esaslı anayasa”
Ama sonuçta her üç tanımın da vardığı yer Anayasa’dan Türk Milleti’nin çıkarılmasıdır…
Demem o ki
Ya elimizden gitmeden ulus devletinize, parlamentonuza, ulus kimliğinize sahip çıkıp yurttaş olarak yaşamaya devam edeceksiniz…
Ya da son kez seçeceğiniz padişahın tebaası olarak…
Tercih sizin…

17–02–2016
Nusret KEBAPÇI



1 Ocak 2016 Cuma

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Doğrusunu söylemek gerekirse yapılanların tamamı bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…
Çünkü amaç çok kimlikli, çok kültürlü, dini bir başkanlık sistemi gerçekleştirmek olunca bu olup biteni anlamak hiç de zor değil…
Bakın yıllardır komisyonlar kurdular…
Taslaklar hazırladılar…
Hatta referandumla, bu günkü mevcut anayasanın neredeyse üçte ikisini bile değiştirdiler ama anlaşılıyor ki bu da yeterli olmadı…
Neden?
Çünkü asıl amaçları olan anayasanın ilk dört maddesini doğrudan değiştirmeye cesaret edemediler de ondan…
Altından girdiler…
Üstünden çıktılar…
Kenarından dolaştılar…
Hatta zaman zaman kendi sözcülerine doğrudan söylettiler ama asıl hedeflerine bir türlü ulaşamadılar.
Bu nedenle seçimi yenileme çalışmaları sırasında hep şunu söylediler…
Yapılacak seçim anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için referandum özelliği taşımaktadır…
Ve iktidara geldiklerinde de halkın kendilerine böyle bir yetki verdiğini düşünmektedirler…
Kendilerine göre haklılar mı?
Tartışılabilir ancak bu durum ister istemez anayasa değişikliği yaparak başkanlık sistemi gerçekleştirmek isteyenleri daha da cüretkar kılacağı şimdiden görünmektedir.
Ağustos ayında açıklama yapan bir iktidar partisi milletvekili bu konuyla ilgili ne demişti hatırlıyor muyuz?
“Türk Milletini bitirip Türkiye milletini inşa ediyoruz…”
Nasıl şaşırmadınız değil mi?
Çünkü yıllardır iktidar partisinin böyle bir çaba içinde olduğunu zaten biliyordunuz…
Ya “Seni başkan yaptırmayacağız” nutuklarıyla saftirik demokratların oyunu alıp da…
Başkanlık sözünü yavaş yavaş telaffuz ederek, özerklik için iktidar partisinin düdüğünü çalanlara ne demeli…
Ne demişti, o vekil yemininde…
“Türkiye milleti adına…”
Sonrasında; iktidar partisinin önemli isimlerinin de destek vermesiyle olay daha ilginç bir hal aldı ama burada önemli olan şey şudur…
Son yıllarda sıkça kullanılmasına tanık olduğumuz Tüm bu Türkiye milleti gibi söylemler gerçekte İktidarla işbirliği içinde “Türkiye milleti” kavramına meşruluk kazandırma girişiminden başka bir şey değildir…
Peki,
Belki merak etmiyor olabilirsiniz de, diğer partilerin bu Türkiye milleti konusundaki tutumu nedir bileniniz var mı?
Ya da şöyle soralım; bu konuda diğer partilerden ciddi herhangi bir tepki gelmemesini nasıl karşılıyorsunuz?
Bunu hiç bir şey yapmamalarına karşın milliyetçilik ve Atatürk’ün partisi olmak konusunda mangalda kül bırakmayanlar için özellikle söylüyorum…
Evet, niçin herhangi bir tepkileri yok…
Şunun için; belki siz farkında değilsiniz ama elin oğlu seçim bildirgesine bile yazmış…
Diyor ki; “Anayasa’dan Türk Milleti kavramını kaldıracağız…”
Sakın böyle yazınca
“Ama bizim parti yapmaz .”demeyin…
Bu gün mecliste bulunan partilerden yani 4 partiden üçü bunu çoktan kabul etmiş,  geriye kalan diğeri de…
Milletvekili yaptığı ulus devlet düşmanı kişilerle özde değil sözde milliyetçi olmaya çoktan razı olmuş durumda…
Yani daha basit olarak anlatmak gerekirse;
Siz farkında olsanız da, olmasanız da önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Ya ulus devletinize, kimliğinize, Cumhuriyete sahip çıkarak ulus olarak yaşayacaksınız…
Ya da
Herkesin kendini etnik ve dini kimliklerle ifade edebileceği federatif dini bir diktatörlükle…
Karar sizin…

01–01–2016

Nusret KEBAPÇI