referandum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
referandum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2017 Cuma

NE İSTENİYOR?

NE İSTENİYOR?

Referandum bitti…
Şimdi sıra geldi başkanlıkla hedeflenen değişikliklerin yapılmasına…
Sahi siz nasıl bir değişiklik yapılacağını düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz öyle bunu bilmek için çok araştırmaya, öyle uzun uzun incelemelerde bulunmaya falan da gerek yok.
Sadece biraz bilinçli olup algılarınızı açık tutmak yeterli olacaktır.
Hem zaten kendileri de bunu çoğu zaman pek çok şekilde de ifade etmektedirler…
Tabi bunu yaparken de fikirlerin her zaman en yetkililerin ağızlarından değil de…
Genelde danışman ve çeşitli gazeteciler aracılığıyla duyurulması…
Yönetenlere…
Sanki konuyla ilgileri yokmuş gibi davranma…
Hem de hiç oralı olunmayarak toplumun tepkisi ölçmek gibi bir fırsatı da beraberinde sunmaktadır…
Yani bir süredir…
“Hilafet…”
“İkinci Osmanlı…”u
“Eyalet sistemi…”
Hatta “kendi devletlerini kuracaklarını” söyleyenlerin hepsi hiç lamı cimi yok gerçeği söylemektedirler…
Yani uzun sözün kısası…
Başkanlıkla ulus devleti yıkıp…
Yerine etnik ve dini eyaletlere ayrışmış Osmanlı benzeri çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta ulusal ekonomisi yerle bir edilen…
Çok borçlu bir ülke olmamız hedeflenmektedir.
Bu ulusal ekonominin tasfiyesi ve aşırı borçlanma, aslına bakarsanız işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir…
Çünkü herkes bilir ki…
Ulusal ekonomisi çok güçlü…
Halkının refah düzeyi yüksek…
Gelir dağılımı iyi olan, bir ülkede hiç bir güç, toplumu etnik ve dini kimlikçiklere ayıramaz…
Emperyalizm de bunu bildiğinden
Önce ulusal ekonominin elden çıkarılmasıyla işe başlanır…
Ülkenin gelirleri azalıp, aşırı borç altına sokulup, gelir dağılımı dengesiz hale getirilince de…
Halkın güveneceği, halkına sahip çıkan ulus devletin yerini adım adım özellikle tarikat ve cemaatlerin kurduğu sözde yardım kuruluşları almaya başlar…
Böyle olunca da Toplumda yavaş yavaş bu yönde parçalanma da başlamış olacaktır…
Şimdi siz sanıyor musunuz, başkanlıkta da bugüne kadar olduğu gibi sendikanız, partiniz, meclisiniz olacak…
Sizler de mecliste tartışarak yasa yapıp…
Hak aramak için mücadele falan yapacaksınız…
İnanın sistem tam olarak oturduğunda bunların hiç biri olmayacaktır…
Neden mi? Bakın yıllardır hep aynı anlayış;
Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir .” Sözüne karşı çıkıp, egemenliğin tanrıda olduğu bir düzen özlemi çektiklerini söylemiyorlar mı?
Peki, kim yönetecek ülkeyi? En güçlü, en etkili cemaat ve tarikat değil mi?
Peki de değişmez yasaların olduğu bir sistemde…
Meclis…
Muhalefet partisi…
Sendika…
Dernek falan olabilir mi?
Demek istediğim…
Şimdi siz…
Laikliği küçümseyip…
Daha yüksek idealler peşinde falan koşuyorsunuz ya…
Bence bilmenizde yarar var
Laiklik varsa egemenlik millete ait oluyor ve demokrasiyle yönetiliyorsunuz…
Ama yoksa
Sisteminize ne ad koyarsanız koyun diktatörlükle yönetileceksiniz demektir…

04–05–2017
Nusret KEBAPÇI




24 Şubat 2017 Cuma

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?


Görünen o ki, eğer son günlerde herhangi bir iptal olmazsa 16 Nisan’da anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.
Tamam, gidiyoruz da…
Bir ülkede anayasa değişikliği ile sistem değişikliğine doğru gidilir de bunun uluslararası bağlantısı falan olmaz mı?
Elbette olur
Yani eğer bir ülkede bir sistem değişikliği yaşanıyorsa…
Bunu sadece o ülke dinamikleriyle değil emperyalistlerin çıkarları açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Böyle olunca da bu değişikliği kimin istediği haliyle büyük bir önem kazanmaktadır.
Sahi
Kim bu anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemini istiyor? hiç düşündünüz mü?
Bunu ülkemiz içinden halkın tercihlerini sorgulamak anlamında değil emperyalist ve büyük devletler anlamında soruyorum…
Evet kim?
Saymak gerekirse ABD…
AB…
İsrail…
Rusya…
Hatta
Bölgedeki Arap ülkelerinin bu anayasa değişikliğiyle getirilmek istenilen başkanlık sistemini desteklediğini söylemek mümkün…
Bunu söylediğim için sanmayın ki konuyla ilgili çok özel bilgilere sahibim…
Ama değil…
Bu ülkeler…
Başkanlık konusundaki tavırlarını çeşitli söylemleriyle hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde zaten kendileri de ifade etmişlerdir…
Öyle ki
Bazılarının resmi açıklamaları bile bulunmaktadır.
Peki, neden bu ülkeler başkanlık sistemi istemektedirler?
Aslında amaçları son derece açık…
Yıllar önce ABD’nin BOP çerçevesinde ortaya koyduğu gibi aralarında Türkiye ve bölge ülkelerinin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını yeniden çizmek değil miydi?
Niçin çizilecekti, bu sınırlar?
Doğrusu iki nedene dayandırıyorlardı…
Bunlardan birincisi…
Bölgede ABD’nin çıkarlarına karşı koyabilecek…
İsrail için herhangi bir zaman tehdit ya da engel olabilecek güçlü bir ulus devletin olmamasıysa…
Diğeri de…
Bölgede önemli doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeleri dört ülkeden kopararak büyük Kürdistan adıyla aynı İsrail gibi Arap olmayan kendine bağımlı bir ülke kurmaktı…
Bilindiği gibi bunun için de bölgedeki güçlü ulus devletlerin etnik ve dini kimliklerin kışkırtılması yoluyla parçalanarak ya çok kimlikli devletler ya da küçük devletçikler olması gerekiyordu…
İşte yıllardır Ulus devletimizin hedef alınıp…
Ulus kimliğimizin yıpratılmaya çalışılıp
Kendilerini Türk saymayarak sözde yeni Osmanlıcılık adı altında federatif bir sistem kurmaya çalışmalarının asıl nedeni budur…
Anlayacağınız bu seçim sadece basit bir evet, hayır arasındaki bir tercih değil…
Ulus devletle federatif bir başkanlık arasında bir seçimdir de aynı zamanda…
Değilse
Adamlar ne demeye…
“Halifelik geliyor…”
“Osmanlıyı yeniden kuruyoruz…”
“90 yıllık zulme son vereceğiz…” desinler öyle değil mi?

23–02–2017

Nusret kebapçı

16 Şubat 2017 Perşembe

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…


Doğrusunu isterseniz durum son derece ilginç…
Neden mi?
Şunun için, bu anayasa oylamasında değişiklikten yana olanlara bir bakın…
İçlerinde bu güne kadar…
Şu maddeler halka özgürlük…
Demokrasi ve huzur getirecek türünden tek bir cümle duyan oldu mu?
Ama
Hayır, verecek olanların…
Terörist…
15 Temmuz darbecisi…
Ve PKK’lı olduğuna ilişkin pek çok söz duyuldu.
Tabi bu suçlamalar ve hakaretler yeterli gelmediğinde de…
Referanduma katılacak kitleler…
İç savaşla…
Kaosa neden olmakla tehdit edildi…
Peki, tüm bu hakaretlerin…
Asılsız suçlamaların nedeni nedir biliyor musunuz?
Padişahta bile olmayan yetkileri kullanacak olan tek kişi yönetimine dayanacak olan bir sistemi halka onaylatmak…
Çünkü…
Biliyorlar ki…
Eğer tartışmalar değişiklik üzerinden yürütülürse…
İçeriği madde madde tartışılmaya başlanırsa, bu değişikliği halka onaylatmak mümkün olmayacak…
O zaman da…
BOP ‘la sınırlarının değişmesini sağlayacak olan Türkiye’nin federatif bir başkanlığa dönüşmesi de yarım kalacak…
Bu yüzden…
İlgili değişikliğin maddeler üzerinde tartışılmasını asla ve asla istemeyip…
Karşı tarafı…
Suçlayarak…
Tehdit ederek…
Referandumda sonuç almaya çalışmaktadırlar.
Tabi burada…
Toplum olarak okuma alışkanlığımızın olmadığından olsa gerek…
Hala liderlerin sözlerine inanmak demiyorum, itaat etmek daha geçerli akça olduğundan, çok kimse…
Gerçekte…
Neyin değiştiğini…
Bundan sonra neler olacağını…
Ülkemizin nasıl bir sistemle karşı karşıya kalacağını…
Bu başkanlık denilen şeyin ne menem bir şey olduğunu
Bilmiyor…
Kendisini öğrenmek zorunda hissetmiyor…
Dolayısıyla içine düşülen durumu da fark etmiyor…
Bu nedenle
Okuduğunuz yazıyı otoban öncesi son çıkış uyarısı olarak düşünüp…
İleride…
Pişman olmamak…
Kafamızı duvardan duvara vurmamak için…
Tümü 18 maddeden oluşan taslağı okuyun…
Okutun…
Aksi halde öğrenmenizin bedelini özgürlüğünüzle ödemek zorunda kalabilirsiniz…

15–02–2017
Nusret KEBAPÇI



13 Şubat 2017 Pazartesi

REFERANDUMA GİDERKEN…

REFERANDUMA GİDERKEN…


Bilindiği gibi tarihi de kesinleştiğine göre 16 Nisan’da ülke olarak referanduma gidiyoruz.
Normalde tüm dünyada bu tür işler yapılırken kamuoyu, ilgili anayasa değişikliğiyle ilgili bilgilendirilir.
Bu değişiklikle nelerin değişeceği…
Yani bizi bundan sonra nasıl bir rejimin beklediğine ilişkin…
Tüm medyada…
İlgili anayasa değişikliğinin maddeleri, konuyla ilgili haberler…
Köşe yazıları...
çeşitli parti liderlerince yapılan televizyon tartışmaları yer alır…
Hatta bu konuda farklı düşünen siyasi partilerin…
Gazete ve dergilerde olduğu gibi…
Radyo ve televizyonlardan da eşit koşullarda yararlanması sağlanır ki halk doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilebilsin.
Ama bu iş hiç bir zaman bizde böyle olmuyor…
Olamıyor.
Öncelikle bilinmeli ki bu anayasa değişikliği referandumu, normal demokrasi koşullarında değil…
OHAL koşullarında yapılmaktadır…
Bunun anlamı da…
Bu değişikliğe muhalefet edebilecek hemen herkesin, gerek KHK…
Gerekse terörle ilişkilendirilerek susturulabileceğidir.
Ayrıca
İktidarın tüm devlet olanaklarını kullanarak…
Yani açılışlar…
Devlet törenleri…
Basın açıklamaları…
Televizyon konuşmalarıyla halkı etkileme olanağı bulunurken…
Muhalefete yani anayasa değişikliğini kabul etmeyenlere…
En küçük bir miting…
Açık hava toplantısı bile yaptırılmamasıdır…
Demokrasinin tam yerleşmemesinden olsa gerek…
Televizyon tartışması gibi bir geleneğimizin olmadığını da göz önünde bulundurursak…
Geriye kalıyor…
Gazetelerin dergilerin ilgili değişikliği ayrıntılı yayınlayıp…
Üzerinde tartışmaları ama…
Ne yazık ki bu da ufukta görünmüyor.
Yani halkın çok büyük bir bölümünün…
Özel ilgisi olan çok küçük bir kısmı dışında, konuyla ilgili herhangi bir bilgisi falan da bulunmuyor…
Gelelim siyasi partilerin…
Konuyla ilgili kendi düşüncelerinin propagandasını yapabilmeleri için radyo ve televizyonlardan eşit bir şekilde yararlanmasına…
Zaten yoktu ama…
Bundan sonra böyle bir konu bile olmayacak…
Çünkü son çıkan 687 sayılı KHK ile eşit davranmayanlarla ilgili yaptırım kaldırıldı.
Hem OHAL içinde referandumun yapılmasının amacı da bu kararnamelerle muhalefeti etkisiz hale getirmek değil mi?
Aslına bakarsanız referandumla getirilmek istenilen de…
Bu gün geçici olduğunu düşündüğünüz OHAL’ i…
Tek başına ilan edip…
Kararnamelerle memleketi istediği gibi yönetecek olan başkanlığa resmiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir…
Hayal kurmayın.


12–02–2017
Nusret KEBAPÇI



1 Ocak 2016 Cuma

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Doğrusunu söylemek gerekirse yapılanların tamamı bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…
Çünkü amaç çok kimlikli, çok kültürlü, dini bir başkanlık sistemi gerçekleştirmek olunca bu olup biteni anlamak hiç de zor değil…
Bakın yıllardır komisyonlar kurdular…
Taslaklar hazırladılar…
Hatta referandumla, bu günkü mevcut anayasanın neredeyse üçte ikisini bile değiştirdiler ama anlaşılıyor ki bu da yeterli olmadı…
Neden?
Çünkü asıl amaçları olan anayasanın ilk dört maddesini doğrudan değiştirmeye cesaret edemediler de ondan…
Altından girdiler…
Üstünden çıktılar…
Kenarından dolaştılar…
Hatta zaman zaman kendi sözcülerine doğrudan söylettiler ama asıl hedeflerine bir türlü ulaşamadılar.
Bu nedenle seçimi yenileme çalışmaları sırasında hep şunu söylediler…
Yapılacak seçim anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için referandum özelliği taşımaktadır…
Ve iktidara geldiklerinde de halkın kendilerine böyle bir yetki verdiğini düşünmektedirler…
Kendilerine göre haklılar mı?
Tartışılabilir ancak bu durum ister istemez anayasa değişikliği yaparak başkanlık sistemi gerçekleştirmek isteyenleri daha da cüretkar kılacağı şimdiden görünmektedir.
Ağustos ayında açıklama yapan bir iktidar partisi milletvekili bu konuyla ilgili ne demişti hatırlıyor muyuz?
“Türk Milletini bitirip Türkiye milletini inşa ediyoruz…”
Nasıl şaşırmadınız değil mi?
Çünkü yıllardır iktidar partisinin böyle bir çaba içinde olduğunu zaten biliyordunuz…
Ya “Seni başkan yaptırmayacağız” nutuklarıyla saftirik demokratların oyunu alıp da…
Başkanlık sözünü yavaş yavaş telaffuz ederek, özerklik için iktidar partisinin düdüğünü çalanlara ne demeli…
Ne demişti, o vekil yemininde…
“Türkiye milleti adına…”
Sonrasında; iktidar partisinin önemli isimlerinin de destek vermesiyle olay daha ilginç bir hal aldı ama burada önemli olan şey şudur…
Son yıllarda sıkça kullanılmasına tanık olduğumuz Tüm bu Türkiye milleti gibi söylemler gerçekte İktidarla işbirliği içinde “Türkiye milleti” kavramına meşruluk kazandırma girişiminden başka bir şey değildir…
Peki,
Belki merak etmiyor olabilirsiniz de, diğer partilerin bu Türkiye milleti konusundaki tutumu nedir bileniniz var mı?
Ya da şöyle soralım; bu konuda diğer partilerden ciddi herhangi bir tepki gelmemesini nasıl karşılıyorsunuz?
Bunu hiç bir şey yapmamalarına karşın milliyetçilik ve Atatürk’ün partisi olmak konusunda mangalda kül bırakmayanlar için özellikle söylüyorum…
Evet, niçin herhangi bir tepkileri yok…
Şunun için; belki siz farkında değilsiniz ama elin oğlu seçim bildirgesine bile yazmış…
Diyor ki; “Anayasa’dan Türk Milleti kavramını kaldıracağız…”
Sakın böyle yazınca
“Ama bizim parti yapmaz .”demeyin…
Bu gün mecliste bulunan partilerden yani 4 partiden üçü bunu çoktan kabul etmiş,  geriye kalan diğeri de…
Milletvekili yaptığı ulus devlet düşmanı kişilerle özde değil sözde milliyetçi olmaya çoktan razı olmuş durumda…
Yani daha basit olarak anlatmak gerekirse;
Siz farkında olsanız da, olmasanız da önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Ya ulus devletinize, kimliğinize, Cumhuriyete sahip çıkarak ulus olarak yaşayacaksınız…
Ya da
Herkesin kendini etnik ve dini kimliklerle ifade edebileceği federatif dini bir diktatörlükle…
Karar sizin…

01–01–2016

Nusret KEBAPÇI

3 Ekim 2010 Pazar

KÜRESEL SERMAYE KAZANDI.

KÜRESEL SERMAYE KAZANDI.


Referandumun hemen ertesinde yapılan açıklamaları duydunuz mu? Bunu şunun için söylüyorum. Ülkemizin en büyük siyasi partileri, referandum sonucunda yaptıkları açıklamalarda AB ile ilgili bir dizi sizler söylediler.
İktidar partisi reform sürecinin devam ettiğini söylerken, onun karsısındaki parti de AB’ye en iyi onların gireceklerini açıklamadı mı?
Hatta bununla da yetinmeyip iş basındaki partiyi Brüksel’e şikâyet edeceğini bile söylemedi mi?
Şimdi burada biraz durup bakmak gerekiyor…
Bu gün içinde bulunduğumuz durum neyin nesi.
Yani biz bu anayasa referandumunda neyi oyladık, hani belki siz söylemek istemeyebilirsiniz ama ben söyleyim…
AB reformlarını değil mi?
Evet, aynen öyle…
Biz referandumda AB’nin yıllardır ülkemize dayattığı ve sonucunda ülkemizin üniter yapımızın tamamen sona erdirileceği reformları oyladık.
Onun için kimse demokrasi, özgürlük hayalleri görmesin…
Bu reformlar neyi içeriyordu?
Kaldı ki adamlar ülkemizden hangi konuda neler istediklerini önce KOB’ de (Katılım Ortaklığı Belgesi) açıkça belirtiyorlar, sonra bu plan dahilinde ülkedeki hükümet hemen bir ULUSAL PROGRAM hazırlıyor tabi bunun sadece adı ulusal, yoksa kendisi tamamen uluslar arası tekellerin istekleri doğrultusunda hazırlanmaktadır.
Bunun ardından da uygulamada nelerin yapılıp yapılamadığının değerlendirilmesi yapılıyor.
İşte buna da İlerleme Raporu deniliyor.
Buradan devam edelim bu AB reformları neyin nesi bizden ne istiyor…
En başta özelleştirme istiyorlar…
Zaten kendileri hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde taleplerini açıkça belirtiyorlar.
Ne diyorlar: Ziraat bankası, Halk bank, Vakıfbank 2013 yılına kadar tamamen özeleştirilecek.
Başka…
İçme suyu, Şeker fabrikaları, Enerji, Şans Oyunları…
Bir kısmı değil hepsi elden çıkarılacak.
Yani açıkçası küresel sermaye tüm ülkeleri tek Pazar yapmaya çalışıyor. Bunun için de önlerine engel olarak çıkan ne varsa…
İşte tüm bunları saf dışı bırakmaya çalışıyor bu konuda önüne hangi engel gelirse onu yok etmek için elinden geleni de yapıyor.
Bunu da öyle açıkça yapmıyorlar…
Adamlar bunu öyle yapıyor ki, tereyağından kıl çekercesine…
İncitmeden…
“Demokratik”
İşte, ülkelerin kendi pazarları haline gelebilmesi için engellerin kaldırılması gerekiyor.
Peki, nedir o engeller…
Başta ulusal ekonomi…
Ordu…
Cumhuriyet yargısı…
Ve Ulusal bilinç…
Ulusal ekonomi zaten yıllardır süren bir operasyonla saf dışı bırakıldı.
Ordu ve yargı ise bu gün hedef tahtasında…
Burada en önemlisi zaten ulusal bilincin yok edilmesidir.
Bu bilinç yerine ılımlı İslam denilen küreselleşmenin ideolojisi geçmelidir ki…
Artık beyinlerde ulus devlet, vatan, toprak, bağımsızlık gibi kavramlar asla yer almasın…
İşte yapılan operasyon ulus devlet tarafındakilerin bertaraf edilmesidir.
Onlar bertaraf edilmelidir ki ülke emperyalizme tam pazar olabilsin…

16–09–2010
Nusret KEBAPÇI

11 Eylül 2010 Cumartesi

ANAYASANIN KÜRESELLEŞMESİ…

ANAYASANIN KÜRESELLEŞMESİ…


12 Eylül yaklaşırken toplumda bir heyecandır gidiyor.
Acaba referandumun sonucu nasıl çıkacak?
Sandıktan evet mi çıkacak? Yoksa hayır mı? Evet ya da hayır’ın çıkması toplumu nasıl etkileyecek?
Çıkacak sonuç bundan sonra nasıl bir gelişmenin habercisi olacak?
İşte hemen herkesin kafasında bu ve buna benzer bir sürü soru.
Ama bu arada unutulmadan sorulması gereken ilk soru bu anayasa değişikliğini kim istiyor olmalıdır.
Neden mi?
Çünkü ülkemiz dört seneye yakın bir süredir bir anayasa konusuna odaklanmaktadır.
Önceleri başlı basına bir anayasa taslağı olarak toplumun önüne getirilen konu, bugün sadece bir değişiklik olarak getirilmiştir.
Hatta daha önce anayasa değişikliği paketinin tartışıldığı sıralarda en çok toplumun önüne getirilen ve…
En çok tartışılması istenilen, anayasanın ilk üç temel maddesi iken bu maddeler her nedense değişiklik paketinde yer almamaktadır.
Acaba neden bu anayasacılar birden bire ulus devletin temeli olan anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesinden vazgeçtiler. Neden bu değişiklik paketinde bu maddelerle ilgili bir değişiklik yok…
Aslına bakarsanız değişen hiçbir şey yoktur.
Değişen sadece bazı adımların ikinci aşamaya bırakılmasıdır ki vazgeçilmesi falan gibi bir şey söz konusu da değildir.
Hele bir evet cıksın siz esas değişikliği o zaman göreceksiniz.
Burada duralım ve sorumuzu tekrar soralım…
Bu anayasa değişikliğini en fazla kim istiyor?
Hiç lafı uzatmadan yanıtlayım AB ve ABD.
Bazılarınız bu sözler üzerine hemen atlayacak yine mi AB-ABD, bunların dışında başka bir şey yok mu diyecekler ama…
Üzülerek söylemek zorundayım ki yok.
Hani bana inanmıyorlarsa zahmet edip biraz AB ve ABD’nin belgelerine baksınlar diyeceğim olmayacak, ama bu arada…
Değişikliğin aslında iki yönü bulunmaktadır.
Birincisi küresel sermaye, ülkemizi üretim yapmaktan alıkoyup tam pazar haline getirirken…
Yani ülkemizin topraklarına…
Bankalarına…
Enerjisine el koyarken…
Daha önce birçok kez yaşadıkları Anayasa mahkemesi ve Danıştay iptalleriyle artık karşı karsıya kalmak istemiyorlar.
Çünkü bu kaynaklar ağızlarının suyunu öyle bir akıtmaktadır ki artık bunları ele geçirmelerinin önünde hiçbir engelin kalmamasını istemektedirler.
İkicisi ise buradan yola çıkarsak çok daha vahim…
Kaynakları bu şekilde satılarak yoksullaştırılan ülkenin zaten ulus devlet olarak kalması çok mümkün değil ama onlar öncelikle tüm olumsuz koşullara rağmen
Kurtuluş savasında yedikleri tekmenin, denize dökülmenin acısını asla unutmamaktadırlar.
Biliyorlar ki Türk Milleti her zorda kaldığında küllerinden yeniden doğacak karakterdedir.
Böyle olunca bu devletin tekrar doğrulup güçlenmemesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
İşte açılım adı verilen etnik boğazlaşma projesinin asıl amacı budur.
Bu ülke öyle küçük parçalara ayrılmalıdır ki, bir daha asla birleşemesin…
Bunun için öncelikle anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmesi gerekmektedir. Bu maddeler değiştirilmelidir ki istedikleri bölünüp parçalanma süreci rahatlıkla gerçekleşebilsin
Ve milletin ve dilin tekliği kaldırılıp, toplum; millet yerine etnik kimlik üzerinden tanımlanmaya başlanabilsin.
Ama bunu yapabilmek için önce bu konuda ayak bağı olacak yargıdan ve ordudan kurtulunması gerekir.
İşte birinci aşama bunun için…
İkinci aşama mı?
Hele bir evet çıksın, gerisi ondan sonra…
Bilmem anlatabildim mi?

25–08–2010
Nusret KEBAPÇI