AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2018 Cumartesi

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?


Aslına bakarsanız emperyalizmin en belirgin özelliği yalanıdır dersek sanıyorum yanlış yapmamış oluruz…
Hem şöyle bir düşünün…
Hiç yalana başvurmadan…
“Ben senin ülkeni işgal edeceğim, yer altı üstü tüm kaynaklarını da talan edeceğim…
Hatta
Ülkeni tamamen yıkıp…
Yeniden yapmak için ülkemin şirketlerine çıkar bile sağlayacağım…
Tabi bu kadarla yetineceğimi düşünemezsiniz…
Bunların yanında çeşitli yollarla önce ülkede milli kimliği temsil eden kurucu lider adı, heykelleri, ulusal sembol, marş…
Bu türden ne kadar kavram varsa hepsini ortadan kaldırıp sonrasında da demokrasi adı altında ülkenizde ne kadar etnik ve dinsel kimlik varsa o kadar da parçaya ayıracağım ki…
Bir daha ortak değerleri, tarihi, dili olan birleşik bir ulus olarak karşımıza dikilip çıkarlarımıza engel olamasın…”
Diyen
Bunu açıkça dile getirebilecek bir tane emperyalist devlet var mı?
Peki, olabilir mi?
Elbette olamaz hem zaten son iki yüz yıldır çok fazla bir şey de değişmedi.
Bir zamanlar medeniyet götürüyoruz diyerek ülkeler ele geçirilirdi.
Şimdi ise insan hakları…
Demokrasi…
Özgürlük denilerek.
Tabi toplumun bu tür yalanlara inanmasını sağlamak için de neredeyse tüm medyanın ele geçirildiğini sanırım söylemeye bile gerek yok.
Zaten böyle olmamış olsa…
Emperyalistler,  saldırganlıklarına nasıl haklılık kazandırabilirlerdi öyle değil mi?
İşte tüm bunlar bugün Suriye için kullanılmaktadır…
Önce hemen her ülkede olduğu gibi emperyalist batı tarafından desteklenen çeşitli örgütleri harekete geçirmek…
Ardından
Onları silahlandırmak…
Hatta yetmediğinde neredeyse 100 ülkeden yüz binlerce cihatçı ve psikopat katili ülkeye doldurup…
Araç, gereç, silah ve mühimmatla donatıp…
Sonrasında da…
Başka türlüsü açık işgal sayılacağından…
Sözde
Terörle mücadele etmek adı altında ilgili ülkeye müdahil olmak…
Bu arada da Suriye devleti ülkesini korumaya çalışıp teröristleri etkisiz hale getirmeye kalkınca da…
“Siviller öldürülüyor” gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırıp doğrudan silahlı müdahaleye zemin hazırlamak…
İşte bugün; ortada daha henüz hiç bir kanıt yokken yapılan “kimyasal silah kullanılıyor” yaygarasının da…
Batılı emperyalistlerin Suriye’ye saldırısına fırsat yaratmak dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.
Tabi bu arada bizim ülkemizi yönetenlerin ABD’ye bağlılığına ve kraldan çok kralcı olmalarına da asla şaşırmıyoruz…
Neden mi?
Bakın şimdi
ABD’ nin Afganistan’a müdahalesinde kimin yanındaydılar?  ABD’nin değil mi?
Ya Libya’da durum çok mu farklıydı, Libya’nın yıkılmasıyla ilgili toplantılar nerede yapıldı sanıyorsunuz?
Peki, Irak’da kimin yanındaydık?
Ve anlaşıldığı üzere Suriye ‘de de durum değişmiyor…
Demek istediğim…
Bir ulus için en önemli olan şey ulus bilincidir…
O ulursa bağımsızlığınızı koruyabilir…
Emperyalizme tavır alır, mücadele edebilirsiniz…
Ama o yoksa…
Kendinizi bir anda Müslümanlarca kutsal kabul edilen Miraç gecesinde bile Müslüman ülkelere yapılan emperyalist saldırıyı destekler…
Müslüman kanını dökenleri alkışlar olarak bulabilirsiniz…

14–04–2018

Nusret KEBAPÇI

14 Mart 2018 Çarşamba

ŞEKER FABRİKALARI NEDEN SATILIYOR?

ŞEKER FABRİKALARI NEDEN SATILIYOR?


Aslına bakarsanız olay son derece ilginç…
Neden mi?
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bir iktidar…
Neden memleketi yönettiği süre içinde üretime yönelik en küçük bir adım atmaz da…
Hep var olan ne var ne yok her şeyi
Bunu sadece satışa çıkarılan 14 tane şeker fabrikası için söylemiyorum…
Stratejik öneme sahip başta enerji…
Bankacılık…
Haberleşme de dahil olmak üzere
Ülke kaynaklarının tamamını yabancılara satmaya çalışır.
Sizce tüm bunların…
Atatürk adının hemen her yerden kaldırılmasıyla herhangi bir ilgisi var mı?
Evet var…
Doğrusunu isterseniz ülkede günden güne değiştirilen eğitim politikasıyla da ilgisi var…
Bakın şimdi
Siz her ne kadar ülkemizi yöneten iktidarın İslamcı…
Ya da
Müslüman bir yönetim olduğunu falan sanıyorsunuz ya…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey söz konusu değil.
Açıkça söylemek gerekirse…
Bugün uygulanan ekonomik politikanın…
Tamamen Neo liberal bir ekonomik politika olduğunu söylemek bile mümkün…
Emperyalizm…
Küresel sermaye, adına her ne derseniz deyin sonuçta hepsi aynı kapıya çıkmaktadır…
 Bir ülkeden ne ister?
O ülkenin…
Devlet adına hiç bir ekonomik kuruluşu olmaksızın tamamen kendilerinin pazarı olmasını...
Yani kendilerine engel olabilecek…
O ülkedeki pazarlarını daraltabilecek en küçük bir milli işletme olsun istemez.
Hani bugün…
Şeker fabrikalarının satışıyla ilgili olarak hükümet çevresinden “Bu satışın halkın menfaatine…” olduğu…  
Veya
” Zarar ediyordu onun için satıyoruz …” falan gibi gerekçeler söylüyorlar ya…
Hikayedir…
Amaç…
Daha önce pek çok konuda olduğu gibi şeker konusunda da milli üretimi bitirmektir.
Daha da açık söylersek…
ABD…
Ve AB ülkelerinin GDO’lu mısırdan elde edilen üretim fazlası Mısır şekerine kapıyı açmaktır…
Hani nasıl daha önce ET ve Balık Kurumu’nu satıp AB’nin et pazarı…
SEK’i satıp süt pazarı olmuşsak, hatta Rusya’dan bile etin yanında süt almak durumunda kalmışsak…
Bu satışlardan sonra da bilmelisiniz ki ABD ve AB’nin nişasta bazlı şeker pazarı olacağız demektir…
Hani birileri zaman zaman yerli ve milli olmak gibi laflar ediyor ya…
Bilinmesi gerekiyor…
Ekonomide milli olmayan, siyasette milli olur mu?
Tabi bunu şöyle de söyleyebiliriz?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz…”
                                                                     M.Kemal ATATÜRK

14–03–2018
Nusret KEBAPÇI

22 Aralık 2017 Cuma

DOĞU KUDÜS…

DOĞU KUDÜS…


Çoğumuzun bildiği bir söz var, denir ki…
“Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonraki düğmeleri de yanlış iliklenecektir.”
Bunu neden mi söyledim?
Şöyle bir düşünün…
Uzun süredir…
Ülkemizin hemen her türden çıkarlarının korunduğu bir politikaya rastladık mı?
Her nedense buna evet demek için bir neden görmeyi başaramadım ama sadece…
Son Lozan ve Kudüs olayları bile durumunun vahametini daha doğrusu politikasızlığımızı ortaya koymuyor mu?
Şimdi bakın…
ABD başkanının Kudüs’ ün İsrail’in başkenti olacağının ve ABD büyük elçiliğinin Kudüs’e taşınacağının açıklanmasının ardından ne oldu?
Sahi yeterli tepki yapıldı mı?
Hani ülkemizle ilgili söylemek gerekirse Cuma günleri namazdan çıkan pek kalabalık olmayan tepkileri de sayarsak…
Bence olmadı ama hemen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı…
57 Müslüman ülkeden ne kadarı bu toplantıya katıldı dersiniz
Evet, tamı tamına 48ülke…
Tabi bunlardan da sadece 16’ sı en yetkili şekilde liderlik düzeyinde temsil edildi…
Şimdi diyeceksiniz ki tamam da…
Ya sonuç bildirisi orada yazılanlar çok mu önemsiz…
Değil ama işin içinde iş var…
Neden mi?
Şunun için…
Bildiri iki dilde hazırlanıyor ama iki metinde değişen sadece dil değil ifadeler de farklı...
Tabi siz anladınız…
Bunlardan İngilizce olanı ABD, AB ve İsrail’e hitap ederken…
Diğeri de yani Türkçe olan da haliyle bize yani iç politikaya hitap etmektedir…
Daha açık söylersek…
Türkçe metinde “Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı” ifadesi yer alırken, asıl metin olan İngilizce de ise sadece  “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması için çağrı yapıldığı” yazılmaktadır…
Tabi bu durumda sadece Doğu Kudüs’ün konu edilmesi iki Kudüs
Daha doğrusu iki devletli bir çözümün kabul edildiği…
Dahası İsrail’in işgaline meşruiyet kazandırıldığı gibi bir anlama neden olur ki…
Bu durumda da…
Doğu Kudüs ’ün Kudüs’ün 1/5i kadar olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır…
Diyelim ki 57 ülke de aynı kararı verdi ve İsrail kınandı ne olur? Hiç bir şey…
Ne demişler “lafa değil işe bakmak gerekir…”
Bu nedenle siz; sözle eleştirmek yerine siyasi ekonomik yaptırımlarla ilgili karar alabiliyor musunuz?
Örneğin herhangi bir konuda ambargo falan uygulamaya gücünüz var mı?
Çekebiliyor musunuz büyük elçilerinizi?
Değilse bırak 57ülkeyi, 570 ülke olsan, ne fark eder?
Kaldı ki bunun dışında, siz yıllardır ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkelerin zayıflatılıp, parçalanmasını amaçlayan projelere destek vermediniz mi?
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması çabaları bunun göstergesi değil mi?
Sahi neden? ABD’den aldığı emirlerle Suriye’ye kafa kesmeye koşan cihatçılarınız…
Yanlışlıkla bile olsa…
Bu güne kadar neden hiç İsrail yollarına düşmediler dersiniz…
ABD izin vermediği için olabilir mi?
Demek istediğim işin nirengi noktası ulus bilincidir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı savunabiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Kendinizi bir ulusun değil de, bir dinin, tarikatın, mezhebin temsilcisi olarak görüyorsanız varabileceğiniz en iyi yer…
Emperyalizmin yanından daha farklı bir yer olmayacaktır…

22–12–2017

Nusret KEBAPÇI

15 Temmuz 2017 Cumartesi

AFİŞLERİN ANLATTIKLARI…

AFİŞLERİN ANLATTIKLARI…


Aslına bakarsanız konu oldukça ilginç…
Çünkü
Birileri çıkıyor son birkaç gündür televizyonlarda yayınlanan…
Hemen tüm kentlerdeki bilbordlara asılan 15 Temmuz afişlerini görünce feryadı basıyor…
Diyorlar ki:
“Madem bu başarı FETÖ’ ye karşı idi, hazırladığınız pankartlarda neden FETÖ’cülerle değil de…
Suçlu sanki göz bebeğimiz askerimiz miş gibi…
Halkımız askerimizle karşı karşıya getirilmiş. Görünüyor...”
“Neden hiç bir afişte FETÖ yok?”
Tabi bunlar söylenirken…
Talepte de bulunuluyor…
“Bu 15 Temmuz’a yakışmıyor.”
“Değiştirilmeli.”
Doğrusunu isterseniz bu yakınma bence hiçbir gerçeği yansıtmıyor
Üstelik tam tersine…
Bu afişler, oradaki resimler tamamen 15 Temmuz’un mantığını sergilemektedir.
Nasıl mı?
Tabi işin burasında bu tepkiyi gösterenlerin afişi hazırlayanların nasıl bir Türkiye istedikleri…
Toplumu ve devleti nasıl şekillendirmek istediklerine yönelik herhangi bir öngörüleri bulunmuyor.
En azından söylemlerinden öyle anlaşılmaktadır.
Söylemek gerekirse…
Neredeyse 2007 yılında başlayan Ergenekon…
Balyoz…
Ve bugün de FETÖ operasyonlarıyla devam eden süreç birbirinden kopuk
İlgisiz değil…
Aksine
Birbirlerini oldukça sistemli bir şekilde takip eden ve birbirini tamamlayan hamlelerdir dersek…
Kanımca yanlış söylememiş oluruz…
Diyeceksiniz ki tamam da, nasıl?
Yani ne amaçlanıyor da bunlar belirli bir düzen içinde gerçekleşmektedir? Bence asıl sorulması gereken soru budur…
Aslında 2007 yılında başlayan birbiri ardına yapılan operasyonların amacı
AB’nin de desteğini alarak…
Askeri vesayeti kaldırıyoruz söylemi altında ordunun ulus devlete…
Yani Cumhuriyete…
Türk milli kimliğine sahip çıkmasını engellemekti…
Biliniyordu ki…
Ordunun ulus devlet…
Cumhuriyet konusundaki duyarlılığı yok edilmeden…
Yani bu konuda ordu etkisiz hale getirilmeden, Cumhuriyeti yıkıp yerine çok kimlikli bir dini düzenin getirilmesi mümkün olamayacaktı…
İşte Ergenekon…
Balyoz gibi operasyonlarla bu esas olarak yapıldı ama…
TSK…
Hala toplum içinde saygındı ve bu durum da onu tüm yıpratmalara karşın dokunulmaz halde tutuyordu…
Bir düşünün türlü Ergenekon ve Balyoz gibi tertiplerle yıpratma çabalarına karşın toplumda hiç kimse, herhangi bir subaya, bir ere…
Saldırıda bulunmaya…
Onu tokatlamaya…
Kemerle dövmeye cesaret edebilir miydi?
Demek istediğim…
İstedikleri düzenin gerçekleştirilebilmesi için ordunun gözden düşürülmesi, sonrasında da KHK’lerle tasfiyesi yapılıp, orduda kendi istedikleri gibi bir yapılanma yapabilmeleri gerekiyordu…
15 Temmuz’la o yapıldı.
Buradan afişlere tekrar dönersek
O afişlerin tamamı; biz ordudan güçlüyüz, askeri vesayeti kırdık...
Ordu artık bizden korkuyor düşüncesinin resim ve fotoğraflarla ifadesinden başka bir şey değildir…
Ama unutulmamalı ki
“Askere düşmanlık, düşmana askerliktir.”
                                    M.Kemal ATATÜRK

15–07–2017
Nusret KEBAPÇI




12 Haziran 2017 Pazartesi

BÜYÜK RESME BAKMAK

BÜYÜK RESME BAKMAK


Aslına bakarsanız ülkemizde yaşananları anlamak için olayları en ince ayrıntısıyla inceleyerek açıklamaya çalışmak…
Sizi ayrıntıya boğmaktan başka hiç bir işe yaramaz.
Bu nedenle asıl büyük resmi anlamaya çalışmak…
Kanımca gidişatın yönü hakkında çok daha doğru bilgiye ulaşmanızı sağlayabilecektir.
Peki, büyük resim nedir?
Ya da nasıl bakılmalı ki olay tam olarak anlaşılabilsin?
Emperyalizm…
Daha açık olarak söyleyim ABD ve diğer Avrupa devletleri…
Yıllardan beri Türkiye’nin küçülmesi…
Federatif devletçiklere ayrılması gerektiği konusunda hem fikir değiller miydi?
Nasıl yapacaklarını düşünüyordunuz…
Herhalde işgal edip silah zoruyla değil.
Hem zaten o zaman, Nato’nun 4. büyük ordusu, ulus devletini Cumhuriyeti savunmakta kararlı olan güçlü bir TSK varken bunun mümkün olamayacağını bizim kadar en az onlar da biliyorlardı…
Bu nedenle…
Önce ordunun zayıflatılması, sonrada bırak dışarıya korku salmasını, içeride bile söz geçemeyecek hale getirilmesi gerekiyordu ki…
İstedikleri yapılabilsin.
İşte TSK İç Hizmetler Kanunu 35 maddede değişiklik yaparak ordunun içerideki ayaklanmalara bile müdahale edememe yasası bunun için çıkarıldı…
Hatta
Vali ve kaymakamlardan izin almadan müdahale etme yetkileri de…
Elbette tüm bunlar yetmiyordu…
Çünkü
Ordu hala Atatürk’e bağlıydı ve…
Kendisini, ulusun ve Cumhuriyetin yegâne koruyucusu olarak görüyordu…
Tabi böyle bir anlayış olduğu sürece de kimse bırak bölünmeyi…
Federalizmin f’sini bile ağzına alamazdı…
Bu konuda AB’nin desteğini de unutmamak gerekiyor.
Sıklıkla yaptıkları…
“Ordu sivil otoritenin emri altına girmeli” vurgusu, ordunun Ergenekon ve Balyoz türünden operasyonlara kolay uyum sağlamasına yetti de arttı bile…
Şimdi de…
Orduda pek çok komutan ve subay…
Sözde Fetö gerekçesiyle kendilerini savunmalarına bile fırsat tanınmadan sorgusuz sualsiz mesleklerinden uzaklaştırılmaktadır…
Artık o duruma gelindi ki…
Yanı başımızdaki adaların işgali…
Yunan komutanların tacizleri bile sessizlikle geçiştirilir hala gelindi…
Yani uzun sözün kısası…
Federatif…
Çok kimlikli
Çok kültürlü…
Dini bir başkanlık düzeni…
Ancak ordu teslim alınıp…
Ulus devletten uzaklaştırılarak…
Toplumda hemen herkeste korku yaratılarak yapılabilirdi…
Değilse…
Fetö ile işbirliği yapan siyasilere hiç dokunulamazken…
Birilerinin damadı olmak bile salıverilme nedeni olurken
Parasını verenler çabucak tahliye olabilirlerken…
Ne demeye…
Öğretmen, polis, memur, doktor peşinde koşulsun, öyle değil mi?

11–06–2017
Nusret KEBAPÇI





29 Mart 2017 Çarşamba

AB SEVİCİLİĞİ

AB SEVİCİLİĞİ


Son günlerde köprüleri attığımız ülkelerin sayısı giderek artıyor da şöyle bir haritaya bakıp…
Dost olduğumuz kaç ülke kaldı diye kendi kendimize sorduğumuzda Suudi Arabistan ve Katar’dan başka herhangi bir ülke görünmüyor.
Tabi AB konusunu bunun dışında biraz da farklı düşünmek gerekiyor ama benim burada asıl anlatmak istediğim…
Çakma, tamamen referandum odaklı Hollanda olayı değil, genelde AB politikalarının neyi amaçladığını, hedeflerinin ne olduğu…
Bizim gibi ülkelerden neler istenildiğidir…
Bakın ülkemizle AB arasında ne zaman herhangi bir gerginlik yaşanmış olsa…
Bir kısım AB sever tarafından ki…
Bunların bir kısmı, politikacı yazar, çizer falan da olabildiği gibi.
Büyük gazetelerin köşelerini bile işgal edenleri vardır…
Feryada başlarlar;
“Demokrasiden ayrılmayalım…”
“Batıdan kopmayalım…”
“AB sürecinden vazgeçmeyelim” falan…
Öyle ki
İçlerinde “NATO’ya daha sıkı sarılmamız gerekir” diyen bile çıkıyor…
Zaten onlara göre AB…
Devlet, hatta emperyalist amaçları olan
Pazar peşinde koşan, ülkeleri birçok şekilde ele geçirmek…
Projelerle toplumlarını etkilemek isteyen Avrupa Birleşik Devletleri değil de…
Tamamen insani amaçlarla hareket eden…
Demokrasiden…
Özgürlükten yana olan…
İnsanların sömürülmesinin karşısında olan demokratik kitle örgütü…
Aslına bakarsanız böyle göstermek, pek çok bakımdan işlerine de gelmektedir…
Öyle ya
Bu ülkeleri emperyalist olarak nitelendirip nasıl onlarla proje yapılıp…
Destek, para, hibe falan alınabilir ki…
Ama iş bu kadar basit değil.
AB her ne kadar ABD karşısında etkili olmaya çalışsa da sonuçta pazar peşinde olan emperyalist bir devlet…
Üstelik hedef aldığı ülkelerdeki ulus devletlerin de yıkıcısı…
Çünkü onlar da ABD gibi güçlü ulus devletlerin kendi pazarlarına sahip çıktıklarını bildiklerinden…
Bu türden devletleri sözde demokrasi masalıyla aldatıp, parçalayarak kendileri için etkisiz, zayıf devletler olmaları istenmektedir…
Hani bugünkü iktidar, referandum uğruna sahte bir AB karşıtlığına soyunuyor ya, o da hikayedir.
Çünkü
Gerek iktidarın gerekse AB ve ABD’nin çıkarları ortak olup bunların tamamı Türk ulus devletinin parçalanması konusunda işbirliği içindedirler.
Çünkü amaçları ortaktır…
Baştan beri nasıl bir ülke olmamız hedefleniyordu?
Ulus devletin ekonomik dayanaklarıyla…
Ordusuyla…
Değer ve sembolleriyle falan yok edilip…
Çok kimlikli, çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu…
Emperyalizmin koşulsuz pazarı ve padişah tarafından yönetilen bir Türkiye değil mi?
İşte
Tüm ülke kaynaklarının elden çıkarılarak, Ordunun Ergenekon ve Balyoz benzeri operasyonlarla ulus devletten vazgeçirilmesi…
Eğitimden ulus kimlikle ilgili kavramların temizlenmesi…
TC’nin hemen her yerden kaldırılması…
Ve bugün gündeme getirilen başkanlık konusu bile…
AB ve ABD dayatmalarıyla gerçekleştirilmektedir…
Demem o ki…
İşin sırrı tamamen ulus bilincidir…
O varsa ülkenizi kalkındırır, bağımsız, onurlu müreffeh yaşarsınız.
Ama yoksa…
Kendinize hangi unvan ve ismi takarsanız takın…
Varacağınız yer…
Emperyalizmin sömürgesi olmaktan daha farklı bir yer olmayacaktır…

28–03–2017
Nusret KEBAPÇI



24 Şubat 2017 Cuma

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?


Görünen o ki, eğer son günlerde herhangi bir iptal olmazsa 16 Nisan’da anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.
Tamam, gidiyoruz da…
Bir ülkede anayasa değişikliği ile sistem değişikliğine doğru gidilir de bunun uluslararası bağlantısı falan olmaz mı?
Elbette olur
Yani eğer bir ülkede bir sistem değişikliği yaşanıyorsa…
Bunu sadece o ülke dinamikleriyle değil emperyalistlerin çıkarları açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Böyle olunca da bu değişikliği kimin istediği haliyle büyük bir önem kazanmaktadır.
Sahi
Kim bu anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemini istiyor? hiç düşündünüz mü?
Bunu ülkemiz içinden halkın tercihlerini sorgulamak anlamında değil emperyalist ve büyük devletler anlamında soruyorum…
Evet kim?
Saymak gerekirse ABD…
AB…
İsrail…
Rusya…
Hatta
Bölgedeki Arap ülkelerinin bu anayasa değişikliğiyle getirilmek istenilen başkanlık sistemini desteklediğini söylemek mümkün…
Bunu söylediğim için sanmayın ki konuyla ilgili çok özel bilgilere sahibim…
Ama değil…
Bu ülkeler…
Başkanlık konusundaki tavırlarını çeşitli söylemleriyle hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde zaten kendileri de ifade etmişlerdir…
Öyle ki
Bazılarının resmi açıklamaları bile bulunmaktadır.
Peki, neden bu ülkeler başkanlık sistemi istemektedirler?
Aslında amaçları son derece açık…
Yıllar önce ABD’nin BOP çerçevesinde ortaya koyduğu gibi aralarında Türkiye ve bölge ülkelerinin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını yeniden çizmek değil miydi?
Niçin çizilecekti, bu sınırlar?
Doğrusu iki nedene dayandırıyorlardı…
Bunlardan birincisi…
Bölgede ABD’nin çıkarlarına karşı koyabilecek…
İsrail için herhangi bir zaman tehdit ya da engel olabilecek güçlü bir ulus devletin olmamasıysa…
Diğeri de…
Bölgede önemli doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeleri dört ülkeden kopararak büyük Kürdistan adıyla aynı İsrail gibi Arap olmayan kendine bağımlı bir ülke kurmaktı…
Bilindiği gibi bunun için de bölgedeki güçlü ulus devletlerin etnik ve dini kimliklerin kışkırtılması yoluyla parçalanarak ya çok kimlikli devletler ya da küçük devletçikler olması gerekiyordu…
İşte yıllardır Ulus devletimizin hedef alınıp…
Ulus kimliğimizin yıpratılmaya çalışılıp
Kendilerini Türk saymayarak sözde yeni Osmanlıcılık adı altında federatif bir sistem kurmaya çalışmalarının asıl nedeni budur…
Anlayacağınız bu seçim sadece basit bir evet, hayır arasındaki bir tercih değil…
Ulus devletle federatif bir başkanlık arasında bir seçimdir de aynı zamanda…
Değilse
Adamlar ne demeye…
“Halifelik geliyor…”
“Osmanlıyı yeniden kuruyoruz…”
“90 yıllık zulme son vereceğiz…” desinler öyle değil mi?

23–02–2017

Nusret kebapçı

1 Aralık 2016 Perşembe

AB’Cİ OLMAK…

AB’Cİ OLMAK…


Şimdi biz Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile olan müzakereleri durdurma yönünde tavsiye kararı almasının ardından Hükümet AB’ye tepki gösterip mültecileri AB’ye göndermekle tehdit etti ya…
Ne oldu sonuçta?
Olan şu…
Yazar, çizer, politikacı olan birileri de hemen AB’nin avukatlığına soyunup savunmaya giriştiler.
Tabi burada hükümetin tepkilerinin ne kadar gayri ciddi olduğuna girmiyorum…
Burada önemli olan şu…
Aslına bakarsanız bu konu bir yönüyle gerçek anlamda mihenk taşı bile sayılabilir…
Neyin mihenk taşı mı?
Elbette gerçek anlamda yurtseverliğin…
Ulusalcılığın…
Atatürkçülüğün…
Çünkü…
Bakın bu sözü çok net bir şekilde söylüyorum…
Hiç bir kişi…
Kurum…
Örgüt…
Hem Atatürkçü…
Hem de AB’ci olamaz…
Yani ya birinden yana olmak durumundasınız…
Ya da diğerinden…
Doğrusunu isterseniz durumumuz Kurtuluş Savaşı öncesinden hiç de farklı değil…
Bildiğiniz gibi…
O yıllarda da Avrupa devletlerinin himayesine girmek isteyenler bulunuyordu…
Ve ne yazık ki bu gün de…
Yani mandacılık yüz yıldır Türkiye’nin bir gerçeği…
Diyeceksiniz tamam da…
Neden hem AB’ci hem de Atatürkçü olunamaz…
Şunun niçin…
AB bizden ne istiyor?
Sakın biz bunu nereden bilelim, demeyin…
Çünkü…
AB müzakere belgeleri…
Uyum yasaları…
İlerleme raporları…
Ulusal programların tamamı AB’nin bizden neler istediğini, yeterince anlatmaktadır…
Bu nedenle çok açık olarak söylüyorum;
Bu güne kadar özelleştirme adı altında yapılan ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi tamamen bir AB dayatmasıdır…
İsteyen İlerleme raporlarında kendi gözleriyle görebilir…
Tabi aynı zamanda Ergenekon, Balyoz vs. gibi…
TSK’yı ulus devleti savunur konumdan uzaklaştırıp ulus devleti sahipsiz bırakma operasyonları da…
Aslına bakarsanız Atatürk resminin duvarlardan indirilmesi talimatının verilmesinden tutun…
Ermeni Soykırımı konusuna…
Hatta KKTC’deki Türk askerinin çekilmesi…
Kıbrıs’ın AB toprağı olduğu iddia edilerek garantörlüğün yok edilme çalışmalarına kadar tüm bu olup bitenler de birer AB dayatmasıdır.
Hani
Son yıllarda birileri kendilerini Atatürkçü, ulusalcı falan göstererek AB’den yana olmayı sanki demokratlıkmış, falan gibi sunuyorlar ya…
Aslında mihenk taşıdır…
Çünkü
AB’den yana olmak, gerçek anlamda Avrupa emperyalistlerinin Türkiye üzerindeki çıkarlarını savunmak olduğuna göre…
Ya ülkenizin çıkarlarını AB aynı zamanda ABD emperyalizmine karşı savunup Atatürkçü ve ulusalcı…
Ya da AB ve ABD emperyalizminin çıkarlarını ülkenize karşı savunup AB’ci ya da ABD’ci olmak durumundasınız…
İkisi birden olma şansınız yok…

30–11–2016
Nusret KEBAPÇI




16 Kasım 2016 Çarşamba

ATATÜRK DEYİNCE…

ATATÜRK DEYİNCE…


Atatürk deyince önce ne anlaşılmalı?
Laiklik mi?
Cumhuriyet mi?
Ya da Atatürk’ün şimdi saymadığım diğer ilkeleri mi?
Evet hangisi?
Doğrusunu isterseniz hiç biri değil…
Çünkü tüm bu İlkelerin…
Hatta Devrimlerin bile tamamı sadece bir amacı gerçekleştirmek için yapılmıştır…
O da ulus devlet.
Diyeceksiniz tamam da ulus devlet nedir?
Ulus devlet:
Ortak bir tarihi bulunan
Aynı toprak üzerinde yaşayan
Dil ve ekonomi birlikteliği olan insanların oluşturduğu…
Günümüzde tek bayrak, tek dil, tek vatan olarak ifadesini bulan bir topluluktur.
Ne gerekiyordu bunun olabilmesi için,
Önce bir ortak dil çünkü…
Osmanlı bir millet olmayıp çok milletli bir imparatorluk olduğu için ortak bir dili bulunmuyordu…
İşte Latin harfleriyle hazırlanan alfabenin amacı dil birliğini sağlamak yanında Arapçaya göre öğrenilmesi çok daha kolay olduğu için kısa sürede toplumun genelince öğrenilmesini sağlamaktı.
Tabi ortak dille de iş bitmiyordu eğitim de uluslaşmadan payını almalı ve tekleşmeli MİLLİ bir eğitim oluşturulması konusunda çalışılması gerekiyordu.
Aslına bakarsanız Kılık Kıyafet Devrimi’ni de ulus kimlik dışında düşünemezsiniz…
Çünkü dini kıyafetlerin sokakta giyilmesinin yasaklanmasının nedeni de görünürdeki farklıklıların yok edilerek toplumun bir araya gelmesinin önündeki engellerin kaldırılıp ulus olmasını sağlamaktı.
Hem zaten…
Günümüzdeki Atatürk düşmanlarının sözlerine…
Taleplerine bakılınca durum kendiliğinden de anlaşılacaktır.
Atatürk düşmanları ne istiyor?
Yeni Osmanlıcılık adı altında çok bayraklı…
Çok dilli…
Çok dinli…
Çok milletli bir devlet değil mi?
Bunun için laik ve bilimsel eğitimi yadsıyıp eski medrese eğitimini tekrar canlandırmaya çalışmıyorlar mı?
Laikliğe saldırmalarının nedeni hemen her türden tarikat ve cemaate özgürlük tanıyıp Türkiye’yi dini ve etnik kimlikçiklere ayırmak değil mi?
Yıllardır Türk kimliğini hemen her yerden kaldırmaya çalışmalarının…
Türkiye Milleti diye ucube kavramlar ortaya atmalarının amacı sanki çok mu farklı?
Ya ekonomi anlayışlarına ne demeli…
Aynı Osmanlı’daki gibi memleketi yabancıların açık pazarı yapmaktan daha önemli bir ekonomi politikası var mı?
Milli bir üretim…
Tarımı geliştirmek…
Sanayi kurmak gibi bir düşünce bu güne kadar gündeme getirildi mi?
Hani bunlar Kurtuluş Savaşı’na bile Atatürk’ü sözde Vahdettin’in gönderdiğini falan iddia ediyorlar ya…
Şimdi bir an için bırakalım padişahın ne yapıp yapmadığını…
Eylemden vazgeçtim, sizin bu güne kadar ABD ve AB emperyalizmine karşı çıkan tek bir sözünüz…
Bölgedeki politikalarını eleştiren herhangi bir görüşünüz…
Türkiye’nin tarımını…
Sanayisini geliştirmek yönünde tek bir düşünceniz oldu mu?
Bu güne kadar üretime yönelik yaptığınız tek bir yatırım var mı?
Memleketin enerjisini, haberleşmesini bile babalar gibi elin emperyalistlerine peşkeş çekmediniz mi?
Demek istediğim siz kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz verin seçiminiz sonuçta şu iki seçeneğin arasından olacaktır…
Yani Atatürk’ten yana olup bağımsızlığa, ulusal ekonomiye, ulus kimliğe sahip çıkacaksınız…
Ya da emperyalizmle birlik olup Atatürk’e, ulus kimliğe, ulusal ekonomiye, bağımsızlığa düşman olup yeni Osmanlıcılık yapacaksınız…
Karar sizin…

16–11–2016
Nusret KEBAPÇI


31 Ocak 2016 Pazar

BİRİSİ ANADİLDE EĞİTİM Mİ DEDİ?


Zaman zaman gerek iktidar partisince…
Gerekse muhalefet partilerince sözde daha demokratik olmak adına ana dilde eğitim uygulanması gerektiği vurgulanır…
Hatta bunu anadilde kamu hizmetine kadar vardıran da bulunuyor ama bunu söyleyenler topluma verdikleri mesajlarda hep özellikle batı demokrasilerinde bunun böyle olduğunu ve bizim de geç kalmadan bu tür adımları atmamız gerektiğini anlatırlar…
Bu tür söylem aslında bir algı operasyonudur…
Çünkü…
Bu tür bir ifadeyi okuyan ya da duyan herkes genellikle mademki oralarda uygulanıyor…
Geride kalmayalım endişesine düşürülür.
Bu sadece bu konu için değil pek çok konu için geçerlidir ve toplumu atacakları adımlar konusunda etkilemeyi amaçlamaktadır…
Şimdi isterseniz şöyle bir soru sormak mümkün…
Gerçekten batı…
Yani Avrupa ülkeleri…
Böyle bir adımı atmış mıdır?
Yoksa bizi ikna etmek amacıyla toplumun bunları öğrenmeyeceği düşüncesiyle yalan mı söylenmektedir…
Bence asıl önemli olan odur.
Bakın size bu işlerin AB ülkelerinde nasıl uygulandığı konusunda 3 ülkeden örnekler vermek istiyorum ki halk oralarda da anadilde eğitimin bırakın uygulanmasını…
Çok kültürlülüğün toplumun parçalanmasına yol açabilecek bir adım olarak kabul edildiğini görsün…
Örneğin AB’nin en önemli ülkesi olan Almanya’dan başlayalım…
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Partisi Hıristiyan Demokrat Birliğinin (CDU) Karlsruhe'deki kongresinde mülteci sorunuyla ilgili konuşurken ne demişti : ”Bize sığınanlar, yasalarımıza ve geleneklerimize saygı duymalı ayrıca Almanca öğrenmeli. Çok kültürlülük paralel toplumlara yol açar. Bu nedenle çok kültürlülük büyük bir yalandır”
Evet, aynen böyle, yani anadilde eğitim falan yok…
Ya Fransa…
Hani bizdeki etnik kimlikçileri çokça destekliyorlar ya o yüzen söylüyorum…
Orada da durum bundan çok farklı değil…
Geçtiğimiz günlerde Fransız Yeşiller Partisi tarafından, bölgesel ve azınlık dillerinin öğretiminin yoğunlaştırılması ve kamusal alan ve radyo ve televizyonlarda kullanılmalarının teşvik edilmesi amacıyla sunulan yasa teklifi 13’e karşı 14 oyla genel kurulda reddediliverdi.
Evet, olay budur ve orada da anadilde eğitim falan uygulanmıyor…
İngiltere farklı olabilir mi dediniz…
İsterseniz son olarak Bir de oradaki uygulamaya bakalım…
Bakalım ne göreceğiz…
Geçtiğimiz günlerde de İngiltere ‘de Başbakan David Cameron: “Müslüman kadınlara dil eğitimi için 30 milyonluk bütçe ayırdıklarını, göçmenlerin İngilizceyi iyi konuşamamaları durumunda ülkeden atılabileceklerini…” söylemedi mi?
O halde üzerinde çok fazla yorum yapmaya falan gerek yok, zaten her şey açık…
Orada da anadilde eğitim yok.
Aslında işin özü şudur…
Avrupa’nın gelişmiş 28 ülkesi, tek bayrak, tek vatan, dek dil, hatta tek ekonomi olma yönünde ilerlemeye çalışırlarken…
Bizimki gibi sömürmek, kaynaklarına el koymak istedikleri ülkelere de demokrasi adına anadilde eğitim adı altında çok kimlikliliği dayatmaktadırlar…
Yani ne derler
“Ele verir talkını kendi yutar salkımı…
Durum budur…

31–01–2016
Nusret KEBAPÇI