emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2025 Salı

ULUS BİLİNCİ: EMPERYALİZME KARŞI DİRENİŞİN ANAHTARI

 

ULUS BİLİNCİ: EMPERYALİZME KARŞI DİRENİŞİN ANAHTARI

Zaman zaman yazılarıma, kendilerine “Osmanlıcı” veya “Osmanlı torunu” gibi unvanlar takan ya da kendilerini “Siyasal İslamcı” sayanlardan eleştiri değil, özellikle Atatürk ve Cumhuriyet’le ilgili doğrudan suçlamalar gelince, konuya açıklık getirmek zorunlu hale geldi.

İsterseniz Osmanlı’dan başlayalım: Bir yönetim düşünün ki, babadan oğula geçen bir aile tarafından yönetilmektedir. Böyle olunca, o aile fertlerinden olmadığınızda “torun” nasıl olunur? İşte orası son derece ilginç!

Diyelim ki, “Biz Osmanlı yönetimi altındaki milletlerdeniz; ya da Türk’üz diyemediniz diyelim ama Rum’uz, Ermeni’yiz, Arap’ız, Yahudi’yiz…” deseniz de bunu anlarım, hatta itiraz bile etmem. Ancak “torun olmak” işi başka bir boyuta taşıyor ki, bu iddianın tarihsel ve genetik bir karşılığının olması mümkün değil.

Ama Osmanlı’nın, özellikle de son zamanlarını biraz anımsamakta yarar var. Bir yönetim düşünün: Ülkede var olan sanayi, tarım, banka, her ne varsa tamamı yabancıların elinde. Ülkede hiçbir şey üretilmediği gibi, kapitülasyonlar ve Balta Limanı gibi anlaşmalarla yerli üretim tamamen çökertilip ülke, Batılı ülkelerin açık pazarı haline getirilmiş durumda. O kadar ki, ülkede Merkez Bankası olmadığı gibi, onun yerine geçen Osmanlı Bankası bile yabancıların elinde.

Bu arada, Osmanlı yönetici sınıfının yetiştirildiği Enderun Mektebi’nde devşirmelerin eğitim gördüğü ve Osmanlı’da Türklerin değil, onların hemen her türlü makama geldiği artık sır değil.

Tabii tüm bunları söylerken, Osmanlı’nın çok kimlikli, çok kültürlü bir imparatorluk olduğunu da belirtmek gerek. Her ne kadar son zamanlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çabalarıyla “Osmanlı milleti” yaratma girişimleri olsa da, azınlıklar birer birer ayrılmaya başladığı için bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Ancak özellikle bir konunun altını çizmekte fayda var: Kendilerini “günümüz Osmanlıcısı” olarak tanımlayan anlayış, bugün de kendilerini Türk kabul etmeyip çok kimlikli, çok kültürlü, federatif bir devlet yapısından yanadır. Bunun yanında, ekonomik olarak ülkenin Türk ulusu adına üretim yapmasına karşı çıkıp, ülkeyi tamamen yabancı pazarı haline getirme konusunda aynı düşünceleri taşımaktadırlar. Yani, ekonomide ve siyasette ulus devlet ve kimlik karşıtı olup, ABD emperyalizminin dayattığı “Osmanlı tipi millet tarzı” denilen çok kimlikli, çok kültürlülüğe heveslidirler; ulus devlet karşısında ABD emperyalizminin yanında saf tutmaktadırlar.

Gelelim Siyasal İslamcılara. Çünkü onlar da ulus devlet karşıtı olup, her fırsatta Atatürk, Cumhuriyet ve ulus devlete saldırmaktadırlar. Peki neden? Ya da şöyle soralım: Siyasal İslamcılık, neden Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi bugün de emperyalizmin hizmetinde?

Aslında sadece bizde de değil. ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkeleri parçalama stratejisinin baş aktörü neden hep İslamcılar olmaktadır? Hiç düşündünüz mü?

Veya şöyle diyelim: Neden siyasal İslamcılık, sadece İslam peygamberinin resim ve karikatürü gündeme gelince tepki gösterir de, emperyalizmin ekonomik ve siyasi baskı ve sömürüsüne kayıtsız kalıp, ülkeleri parçalama planlarına destek olur?

İşte bunu tam olarak anlayabilmek için kavramları yerli yerine oturtmak gerekiyor. Aksi halde, bu tür akımların neden her zaman emperyalizmin hizmetinde olduğunu kavrayamayız.

Aslına bakılırsa, işin dönüm noktası laiklik ve ulus bilincidir. Zira biraz dikkat edildiğinde, laik olmayan ve ulus bilincinden uzak hiçbir siyasi düşüncenin emperyalizme, ekonomik ve siyasi sömürüye karşı çıkamadığı görülecektir.

Kavramları temelden ele alırsak, mesele daha net anlaşılır. Şu bilinmelidir: Bir toplum laik olursa, egemenlik millete geçer ve millet -yani ulus- olursunuz. Ancak ulus olduğunuz zaman, üzerinde yaşadığınız toprak “vatan” olur. Vatan olunca, emperyalizme karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlam kazanır. Böylece sanayileşme, yer altı ve yer üstü zenginlikleri koruma, onları milletin çıkarı için kullanma ve tarımı geliştirme anlamlı hale gelir.

Tersten başlarsak; laiklik olmazsa siz ümmetsiniz. Ümmet olunca, üzerinde bulunduğunuz toprak sizin için sadece bir “arsa”dır.

Böyle olunca da emperyalizme karşı mücadele, ekonomik ve siyasi bağımsızlık elbette hikâye olur. Bu durumda ülke toprakları kolaylıkla alınıp satılabilen bir meta haline gelir; yer altı ve yer üstü zenginlikleri de emperyalizme peşkeş çekilebilir.

Demek istediğim şudur: Laiklik ve ulus bilinciniz varsa, emperyalizme karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlığınızı savunabilir, ülkenizi sanayileştirip tarımı geliştirerek kalkındırabilirsiniz.

Eğer değilseniz, sadece emperyalizmin sömürgesi olursunuz; asla başka bir şey değil.

    03-11-2025

Nusret KEBAPÇI

26 Temmuz 2024 Cuma

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

 

Geçtiğimiz haftalarda milli maç sonunda Türk Takımının futbolcularından birinin kurt işareti yapması…

Sadece Türkiye’de değil…

Dünyada da oldukça ses çıkardı.

Bir anda herkes o işareti yapmaya ve milliyetçi söylemler özellikle sosyal medyada yer almaya başladı.

Böyle olunca da ister istemez bu konu üzerine…

Yani milliyetçilik, bir başka söylenişle ulusalcılık konusunda bir şeyler söylemek zorunlu hale geldi.

Doğrusunu isterseniz bugün dünyada iki tür milliyetçilik söz konusu olmaktadır.

Bunlardan biri ki, bunu emperyalist ülke milliyetçiliği olarak da adlandırmak kanımca yanlış olmaz…

Bir diğeri de…

Bizimki gibi ülkelerde olması gereken antiemperyalist milliyetçilik.

Olması gereken diyorum çünkü…

Bugün ülkemizde faaliyet gösteren partilerin içinde, kendisini hemen her yönüyle antiemperyalist milliyetçi olarak ifade eden…

Her türden söylem ve eylemleriyle de bunu gösteren bir parti ne yazık ki pek görülmüyor.

Görülenler de Türk milli kimliğiyle, ümmetçiliği birbirine karıştırdıklarından olsa gerek…

Ne pek çok kez anayasadan çıkartılmaya çalışılan Türk Milleti kimliğine sahip çıkabiliyorlar…

Ne de Türk devletinin ekonomik bağımsızlığının olmazsa olmazı olan ulusal ekonominin talan edilmesine sesleri çıkabilmektedir.

İsterseniz konunun anlaşılması anlamında bu iki milliyetçilik anlayışı üzerinde birazcık duralım ki konu biraz da olsa açıklığa kavuşabilsin.

Önceliği emperyalist ülke milliyetçiliğine verelim dersek şöyle bir sonuçla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Emperyalizm ki ulusal çıkarları, başka ülke kaynaklarını yağmalamak…

Onları tam pazar haline getirmek üzerine kuruludur…

Bu nedenle de, hedef ülkeye müdahale etmeden tüm halkını

Hatta dünyayı da…

O hedefle ilgili olarak ikna edip yönlendirmesi de gerekir ki halk buna asker ve ekonomik olarak destek olup tepki göstermesin...

Bunun ön şartı da ilgili ülkeyi günümüz deyişiyle şeytanlaştırmaktan geçmektedir.

Peki ya Antiemperyalist milliyetçilik?

İşte bunu anlamak ülkemiz açısından son derece yaşamsal bir önem arz etmektedir.

Genel anlamıyla milletin hemen her alandaki egemenliğini sağlamak ve emperyalizme karşı savunmak olan antiemperyalist milliyetçilik:

Devletin sadece karada, havada, denizde askeri olarak hakim olmasını değil…

Bununla beraber Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi…

Türk milletinin tarımda…

Sanayide…

Ticarette…

Bankacılıkta olduğu gibi…

Enerjide…

Haberleşmede…

Madencilikte de egemenliğini sağlaması anlamına da gelir aynı zamanda…

Ama siz bunu yapmayıp da…

Öncesinde milletin olan…

Tarımı…

Ticareti…

Sanayiyi…

Bankacılığı, devam delim telgrafçı Hamdi’leri bile unutup haberleşmeyi…

Enerjiyi…

Her ülke için stratejik öneme sahip olan madenciliği…

Hatta bunların dışarıya çıkmasında çok önemli olan limanları bile yabancılara vererek, ülkemizin ekonomik işgalini sağlamışsanız…

Yetinmeyip

Ülkeye doldurulan yabancılara göz yumup milli birlik ve bütünlüğün bozulmasına bile göz yummuşsanız…

Sormak gerekiyor…

Milliyetçilik ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını savunmak ve sağlamak değilse, nedir?

Hani birisi söylese de öğrensek!

 

 

26-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

15 Temmuz 2024 Pazartesi

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

 

Aslına bakarsanız ülkece yaşadığımız hemen her şeyi önceden belirlenen bir plana göre yaşadığımızı söylesem, belki bazılarına çok farklı gelebilir…

Ama inanın söyleyeceklerim abartı değil…

Emperyalizm…

Sömürgeleştirmek istediği…

Yani sanayisine…

Tarımına…

Maliyesine…

Enerjisine…

Haberleşmesine el koymak istediği ülkede, bunu olabildiği kadar sürdürebilmek adına o toplumu ulus olmaktan çıkartıp…

Alt kimlik dediğimiz etnik ve dinsel kimlikciklere ayırmak…

Bunu yaparken de toplumda emperyalizme karşı ekonomik ve sosyal mücadeleyi yapabilecek…

Onun sömürüsüne tepki koyabilecek…

Gerekirse…

Ülkede ekonomik yaşamı durdurabilecek…

Sınıf kökenli örgütleri etkisizleştirirken…

Emperyalizmi ekonomik ve sosyal olarak hedef almayan, tamamen kültürel ve sosyal olarak ülkede etkili olmaya çalışan etnik ve dinsel örgütlerin yanında…

Çeşitli sosyal amaçları gerçekleştirmeyi amaçlayan ama asla ülkenin nasıl sömürüldüğünden bihaber örgütlenmeler desteklenmektedir.

Durum böyle olup ve özellikle bu tür örgütlenmeler ön plana çıkarılınca halkın ülkede yaşanan değişikliklerden de haliyle haberi olamıyor…

İsterseniz bunu açıklamak adına, önce millet yani ulus ve onu oluşturan ögelerden bahsedelim ki…

Sonrasında ne ya da neler yapıldığında milletin varlığı tehlikeye düşer anlayabilelim.

Millet: Aynı toprak üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı tarihsel geçmişe sahip, ortak duygu ve düşünceleri taşıyan, aynı ortak ekonomi içinde yer alan insan topluluğu anlamına gelir.

Yani

Toprağı ayırdığınızda milleti de ayırmış oluyorsunuz ama…

Daha tehlikelisi…

Aynı dili konuşmayıp…

Aynı savaşlardan geçip pişmemiş, aynı tehlikeyi yaşayıp kaynaşmamış insan topluluklarını ki mevcut nüfusun neredeyse altıda biri kadar oluyor.

Avrupa’nın ulus kimlik yapısını korumak uğruna hiçbir sınır tanımadan almaktır ki…

Bu bile zaten tek başına, emperyalizmin istediği Türk ulus kimlik yapısını bozmayı amaçlamaktadır ve…

Telafisi yoktur.

Bunun dışında ortak duygu ve düşünce yaratmayı amaçlayan ulusal eğitiminin, adım adım yok edilerek, ulus öncesi ve düşmanı çeşitli dinsel tarikat ve cemaatlerle her türden yabancı devlet ve kuruma eğitim izni verilip, ortak duygu ve düşünceyi ortadan kaldırarak; çok kimlikli, çok kültürlü bir yapıyı hedeflemek, sahi neyin nesi?

Gelelim ulusal ekonomiye…

Ne demişti Atatürk:

“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”

Yani ekonominiz güçlü, bağımsız ve gelişkinse birleşik güçlü bir ulus olarak varlığınızı sürdürebilir…

Ekonominizi küresel şirketlere teslim etmişseniz de ulus öncesi alt kimliklere ayrışarak parçalanarak yok olabilirsiniz…

Bu arada hazır milletten bahsedip, herkes Milliyetçilik konuşur olmuşken konuya kısa bir not düşmekte de yarar var…

Cumhuriyeti kuran milliyetçiler…

Ekonomiyi Türkleştirip Ulus olmayı hedefliyorlardı…

Şimdikiler ise…

Küresel sermayeye teslim edip. etnik ve dinsel kimliklere ayrışmayı…

 

 

 

15-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

28 Haziran 2024 Cuma

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

 

 

Farkında mısınız bilmiyorum…

Bu başkanlık sistemiyle ilgili ne deniyordu…

“Federasyon olmadan başkanlık altı kaval üstü şişhanedir.” Bu nedenle ülkede gerçekleşen hemen her şeyi mümkün olduğu kadar bu yönden değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

İşte zaten uzunca bir süredir sıklıkla gündeme getirilmeye çalışılan Türk yerine Türkiyelilik kavramının sözde mantığı şuydu.

Türk yerine Türkiyelilik kullanılırsa…

Daha Kucaklayıcı olacağı, hemen herkesi kapsayacağı…

Türk gibi etnik kimlik vurgusu da yapmayacağından tüm etnik kimliklerin kendisini buraya ait hissedeceği varsayılıyordu.

Ancak bu tür bir söylem bilinmeli ki hiçbir şekilde doğruyu anlatmıyordu.

Her ne kadar sözde süslü cümlelerle piyasaya sürülse de işin başından söylemem gerekir ki…

Bu söz konusu Türkiyelilik kavramı tüm halkın parçalanmasıyla sonuçlanacak ve sonuçta çok kimliliğe kadar uzanabilecek bir sürecin de başlangıcıdır…

Daha açık söylemek gerekirse…

Bu kavram yani Türkiyelilik çok süslü lafların arasına saklanmış bir bombadır aynı zamanda…

Nasıl ki; çeşitli kişilere ve açık alanlara bırakılan bombalar bir bomba görüntüsü yerine, çanta.

Hediye paketi.

Çiçek olarak kullanılıyorsa.

Emin olun…

Türkiyelilik de Türk ulusu kavramının parçalanmasında aynı süslü hediye paketi görevi yapacaktır.

Bildiğiniz gibi ülkelerin isimleri vardır…

İstisnalar olsa da bu isimler daha çok o ülkeyi kuran kurucu unsurla tanımlanmaktadır ama...

Özellikle Irak ve Suriye’de o ülkeler ABD işgaliyle parçalandıktan sonra ortaya atılan Iraklı…

Suriyeli gibi kavramlar bilinmeli ki…

Emperyalizmin ulus yapısını parçalayıp çok kimlikli hale getirmek istediği ülkelerde kullanılmaktadır.

Çünkü emperyalizm kaynaklarını yağmaladığı ülkelerde halkın bağımsız…

Birleşik…

Aralarında çok güçlü bağ olan ulus olarak kalmalarını istemez.

Bu yüzden ulusu paramparça ederek küçük parçalara da ayırması gerekiyor ki…

Gelecekte de o ulusun birleşip, dayanışarak kendisi için tekrar kaynaklarına sahip çıkıp…

Millileştirilmek gibi bir sonucuyla karşılaşılmasın.

İşte bu yüzden Rusya’da yaşayanlara Rusyalı değil Rus…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan…

Japonya’da yaşayanlara Japonyalı değil Japon denilirken…

Neden uzunca bir süredir Türkiyelilik gibi bir kavram ısıtılıp ısıtılıp Türk yerine Türkiyelilik olarak önümüze konulmaya çalışılmaktadır?

Aslında nedeni basit…

Emperyalizm bizim gibi hedef ülkeleri ulus devlet olmaktan çıkararak…

Etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmayı hedeflemektedir.

İşte Türkiyelilik de bu amaçla kullanılan ulus karşıtı kimlikçilerce de talep edilip destek gören bir söylem durumundadır.

Nasıl mı?

Aynen şöyle:

Nasıl ki emperyalizm Irak ve Suriye’ de ulus devleti parçalayıp ulusu; Iraklı Kürtler…

Iraklı Şiiler.

Iraklı Türkmenler.

Iraklı Araplar.

Veya Suriyeli Yezidiler.

Suriyeli Kürtler.

Suriyeli Şiiler.

Suriyeli Araplar şeklinde parçalara ayırdıysa…

Bizde de amaç Türk Ulusunu parçalayarak o ulustan…

Türkiyeli Türkler.

Türkiyeli Kürtler.

Türkiyeli Lazlar.

Türkiyeli Araplar ortaya çıkarmaktır.

Demek istediğim…

Türk kavramı tek ulus kimliğin…

Türkiyelilik ise çok kimlikliliğin ifadesidir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

28-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


21 Haziran 2024 Cuma

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

 

 

İşin doğrusunu söylemek gerekirse eğitimde yapılan değişikliklerle ülkede gerçekleştirilmek istenilen siyasi ve ekonomik düzen arasında doğrudan bir ilişki vardır…

Yoksa

Neden birileri sürekli küçük küçük değişikler yapmaya çalışsınlar öyle değil mi?

Şöyle bir düşünün…

Emperyalizmden bağımsız, kendi ayakları üzerinde durmak…

Bunun için de…

Sanayileşmek…

Tarımını…

Hayvancılığını geliştirmek isteyen bir ulus neler yapar?

İlk olarak, araştıran…

Sorgulayan…

Tartışan insan yetiştirmeyi hedefler…

Tüm bunları yapabilmek için de çok kaliteli ve tam donanımlı teknik okullar, mühendislik fakülteleri…

Hayvancılık konusunda uzman yetiştirmek için veterinerlik ve benzeri…

Ve bir zamanlar pek çok yerde olan ziraat okulları türünden okullar gerekli olan hemen her yerde açılır.

Bütün bunlar bir ülkenin bağımsız, ekonomik açıdan güçlü olabilmesi için işin olmazsa olmazıdır.

Peki,

Bir de işe tersinden bakalım…

Diyelim ki o ülke sanayileşmekten vazgeçip, başka ulusların küresel pazarı olmayı amaçlayıp…

Sanayileşmeyle beraber…

Tarımda ve hayvancılıkta da tam bir küresel pazar olmayı hedeflerse ne olur?

Eğitim sistemi de buna göre değişir mi?

Elbette değişir…

Zaten başka türlüsü mümkün değil.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik sistem böyle olduğunda da eğitim de öğrenim de buna göre ister istemez şekillenecektir…

Yani sorgulamayan…

Araştırmayan…

Tartışmayan…

Yukarıdan gelen hemen her şeye tamamen biat eden bir insan…

Diyebilirsiniz ki bu nasıl yapılabilir?

Ancak şöyle…

Eğitimin içeriğinden ulusal olan…

Bu ülkenin nasıl vatan haline getirildiğine ait mücadele çıkarılıp…

Ulus kimliğin eğitimin hemen her kademesinde esamisi bile okunmayıp…

Lise son öğrencisi bile vatan…

Bağımsızlık…

Ulus kavramlarına yabancılaştırılıp…

Üstüne üstlük bir de eğitimi tamamen dini hale getirip

Ümmetçileştirdiniz mi?

Ülke artık emperyalizm için dikensiz gül bahçesi olmuş demektir…

Demek istediğim her kim ki

Eğitimden ulusal kimliği oluşturan…

Atatürk…

Bağımsızlık…

Vatan…

Emperyalizm gibi kavramları çıkarırken…

Ulus kavramını yok sayan siyasal İslamcı bir eğitimi dayatır…

İşte onlar; farkında olsalar da, olmasalar da emperyalizmin hizmetindedirler ama asla Türkiye’nin değil…

 

 

21-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

27 Mayıs 2024 Pazartesi

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

 

 

Bir ülke düşünün: Tüm ekonomik dayanaklarını yani sanayisini…

Tarımını…

Haberleşmesini…

Enerji kaynaklarını…

Madenlerini…

Hatta topraklarını bile yabancı küresel sermayeye terk ederken

Eğitimi terk etmez mi?

Ya da şöyle soralım…

Küresel sermaye, ekonomisini teslim aldığı ülkede nasıl bir eğitim ister?

Kimliksiz…

Kişiliksiz…

Vatansız…

Milletsiz bir toplum yetiştirilmesini değil mi?

Bu yüzden de eğitimden…

Atatürk…

Kurtuluş Savaşı…

Padişahın ihaneti…

Emperyalist destekli isyanlar…

Bağımsızlık…

Vatan gibi kavramlar günden güne azaltılarak yetiştirilecek nesillerde bu kavramlara dayalı ulusal bir bilinç oluşturmayıp...

 Ülke ekonomisine, siyasetine egemen olan küresel sermayeye karşı çıkamayan bir toplum istenmiyor mu?

Elbette isteniyor.

İşte bu nedenle de eğitim, küresel sermayenin isteği doğrultusunda adım adım ulusal olmaktan çıkarılarak, onların istediği hale getirilmektedir.

Gerek 2011 yılında MEB Teşkilat Kanunu’nda yapılan değişiklik, gerekse 2017’de Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nden bir maddenin çıkarılması, yapılacak müfredat değişiklikleri için de aynı zamanda bir temel teşkil etmektedir.

Yapılan değişikliklere bakıldığında da ulus bilincine yani Millet, Bayrak, Vatan sevgisine sahip öğrenci değil, bu değerleri yadsıyarak kendini hiç bir çekince duymadan küresel sermayenin emrine verebilecek insan istendiği herkes tarafından da görülecektir…

Ne deniyor 2011 değişikliğinden önceki MEB Teşkilat Kanunu’ndaki Bakanlığın Görevleri başlıklı 2.maddede:

“Madde 2 – Milli Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:  a) Atatürk İnkılap ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin milli, ahlaki, manevi, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş vatandaş olarak yetiştirmek üzere, Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait bütün eğitim ve öğretim hizmetlerini planlamak, programlamak, yürütmek, takip ve denetim altında bulundurmak,” 

Peki ya 2011 değişikliği sonrası:

MADDE 2 – (1) Millî Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:Okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek.”

Yani böylece Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı, vatanını, milletini seven öğrenci yerine küreselleşmenin ihtiyacı olan öğrenci yetiştirmek anlam kazanıyor…

Tabi değişiklik sadece Teşkilat Yasası’yla sınırlı kalmıyor…

Benzer bir değişiklik 2017 yılında Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde de yapılıyor…

Evet, orada da değişiklik gerekçesiyle aşağıda belirttiğim madde olduğu gibi yönetmelikten çıkarılıveriyor…

Madde 5- Sosyal etkinliklerin amacı, Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak; öğrencilerin Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Anayasanın başlangıcında ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmelerine, yeteneklerini geliştirerek gerekli donanımı kazanmalarına katkıda bulunmaktır.

Hani birileri

Şu ana kadar yapılan temel değişiklikleri görmeyip hala müfredat değişikliğiyle ilgili olarak paragraf paragraf incelenmesi gerekmez mi? gibisinden şeyler söylüyorlar ya…

İşte bu yapılan müfredat değişikliği…

Müfredatın Teşkilat Yasasına uydurulmasından başka bir şey değildir.

Demek istediğim…

Ekonominizi küresel sermayeye teslim ederseniz…

Eğitiminizi de teslim etmek durumundasınız…

 

27-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

7 Kasım 2023 Salı

GAZZE DEMİŞKEN…

 

GAZZE DEMİŞKEN…

 

 

 

İsterseniz konuya emperyalizmin ulus devletlere bakış açısını vurgulayarak bakalım ki sonradan yazdıklarımız yerli yerine otursun.

Çünkü…

Konu bununla son derece ilintili.

Nasıl mı?

Bakın şimdi emperyalizm hiç bir şekilde…

Tüm halkı ortak bir kimlikte birleştiren, ülkesinin yer altı, üstü kaynaklarına sahip çıkan…

Ülkesini sadece siyasi değil, ekonomik olarak bağımsız kılmaya çalışan ulus devletleri sevmez.

Bu yüzden o türden ulus devletlerin yönetimine; ulus yerine ümmet bilinci olan siyasal İslamcıları getirir ki…

Böylece onlar hem ülkedeki birleşikliği sağlayan ulus bilicini yok eder…

Hem de ulusal bağımsızlık gibi bir kavramdan bihaber olduklarından ülke ekonomisini kişisel çıkarları için emperyalizme peşkeş çekebilirler…

Aslında biz bu senaryoyu pek çok ülkede yaşadık…

Ve bilmelisiniz ki…

Gazze’de yaşananlar bundan çok farklı değil.

Bundan uzun yıllar önce Yaser Arafat; Filistin Kurtuluş Örgütü olarak birleşik bir Filistin devleti kurma mücadelesi verirken sahneye Hamas çıkarılıyor…

Ve işin ilginci öncelikle …

İşgalci saldırgan İsrail’e karşı değil, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı savaşıyor…

Sonuçta…

Filistin mücadelesi zayıflıyor ve Batı Şeria ve Gazze’de iki ayrı devlet ortaya çıkarılıyor…

Aslında bugün de yapılan geçmiştekinden çok farklı değil.

Bir anlamda 11 Eylül’ün bir benzeri olduğu bile söylenebilir.

İsterseniz 11 Eylül konusunda küçük bir hatırlatmayla konuya devam edelim…

Ne olmuştu 11 Eylül 2001’de…

Olan şu: Sözde Usame Bin Ladin’in önderliğinde ABD’deki ikiz kulelere bir uçak saldırısı olmuştu ve yaklaşık 3000 kişi civarında insan hayatını kaybetmişti.

Ama bu konuda en önemli olan şey o değil, ABD daha olay aydınlığa bile kavuşmadan sözde Afganistan’da Usame Bin Ladin’i aramak gerekçesiyle işgal etti ve uyuşturucu çiftliği haline getirdi.

Tabi daha önemli yanı bu olayla beraber BOP ’un da başlamış olması ve sırayla Irak…

Libya…

Ve Suriye’nin paramparça edilmesiydi…

İşte 7 Ekim saldırısıyla olan da o…

O gün Hamasın saldırısı sonucunda İsrailli siviller öldü ama en önemlisi İsrail’in sözde bu saldırıyı gerekçe göstererek Gazze’de soykırım yaparak oradaki Gazzelileri oradan sürerek İsrail’i Gazze’yi de kapsayacak şekilde genişletiyor olması…

Yani bir anlamda vaat edilen toprakların kendilerine göre alınması olarak da değerlendirilebilir.

Hani zaman zaman medyada çıkan haberlerde…

İsrail gizli servislerinin gafil avlandığı gibi bir senaryo ortaya atılsa bile, doğru olmayıp, yapılan saldırıyla İsrail’in sözde dünya kamuoyu önünde teröre karşı haklı savaş kılıfına bürünmesi ve yaptığı kanlı saldırı ve soykırımın bir nebze bile gözden uzaklaşmasına neden olması…

Başka deliller bir yana…

Sadece bu bile herkesi düşünmeye itecek kadar önemlidir.

Tabi bu İsrail pervasızlığının

Kanlı saldırıları çok rahat yapabilmesinin en önemli nedenlerinden birinin…

Filistin’e sahip çıkan, destek olan Irak, Suriye ve Libya’nın bizim de içinde olduğu bir projeyle zayıflatılarak İsrail’in önündeki engellerin kaldırılması yanında…

İsrail’in 2004’den bu yana NATO’nun fiili yani özel statülü üyesi olması da son derece önemlidir.

Burada bir soru sorarak devam edelim…

Sizce İslam İşbirliği Örgütü İsrail’in yaptığı soykırıma karşılık nasıl bir tepki verdi dersiniz?

Hiç öyle Müslüman kardeşliği, ümmet dayanışması falan gibi maval okumaya gerek yok…

Ne yaptılar biliyor musunuz?

Kınadılar.

Evet, yanlış okumadınız sadece kınamakla yetindiler…

Peki, biz bu konuda ne yaptık hiç düşündünüz mü?

Aynısını…

Hani şunu anlarım, siz bir muhalefet partisisinizdir…

İktidar bu konuda adım atmaz…

Onu uyarmak, toplum baskısı yapmak için miting yaparsınız, onu anlarım…

Ama

Hemen her türden yetkiyi alıp da ki buna ülkeye yabancı asker davet etmek de dahil…

Miting yaparsanız…

Sormazlar mı kimi neye karşı uyarmaya çalışıyorsunuz?

İsterseniz bu konuda neler yapılabilirdi? Biraz kafaları zorlayalım…

İsrail’e en büyük desteği kim veriyor? ABD sahi bizde ABD’nin kaç tane üssü var 16, hiç kapatılması gündeme getirilebildi mi?

Ne yazık ki hayır.

Peki

İsrailli pilotları yani Gazze’yi daha iyi bombalasınlar diye eğitilen pilotları Konya’da kim eğitiyor biliyor musunuz?

Ya İsrail’in suyu nereden gidiyor dersiniz?

Veya o uçaklarının ve tanklarının petrolü…

İsrail’i Filistin’den atılan füzelerden Kürecikte bulunan radar üssünün koruduğunun ne kadarını biliyorsunuz?

Sahi kim İsrail’in hibrit tohumlarını memlekette yaygınlaştırırken Ata tohumunu yasakladı…

Demek istediğim…

Tüm bunlara karşı çıkmayıp…

Tepki göstermeyi sokağa kola dökmekten ibaret sayarsanız…

Olsa olsa sadece ABD emperyalizmin kuklası olursunuz…

Asla başka bir şey değil.

 

 

07-11-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Ağustos 2023 Pazartesi

DİSNEY

 

DİSNEY

 

Son günlerde bir Atatürkçülük furyasıdır gidiyor. Bakıyorsunuz hemen herkes sosyal medyada konu ile ilgili paylaşımlarda bulunuyor.

İçlerinde kınayanlar mı dersiniz…

Hakaret edenler mi?

Herkes bir şekilde tepki de bulunuyor da…

Konuyu anlayınca insan şaşırmadan kendini alamıyor…

Nedenini söyleyim…

Daha doğrusu işin gerçeğini…

Bildiğiniz gibi siyasal İslam’ın yönettiği ülkemizde Türk kültürünü anlatan…

Topluma benimseten, okullarda öğreten, bir kültür politikamız ne yazık ki yok.

Olmuyor…

Böyle olunca iş ne yazık ki Emperyalizmin kültür politikasına bırakılıveriyor.

Çünkü öbür türlü uğraşmak, halka…

Öğrencilere bunu benimsetmek…

Epeyce emek…

Bir o kadar, hatta çok daha fazla para ve zaman da gerektiriyor.

Hem zaten amaç Türk kültürünü adım adım yok ederek, ülkenin dört bir yanını tarikat ve cemaatlerle, emperyalist kültür politikalarına terk etmek değil mi?

Hal böyle olunca neden bir şeyler yapılsın ki

Aslına bakarsanız bu iş, yani kültür konusu da…

Eğitim konusu da, ülkede uygulanan ekonomik modelle doğrudan bağlantılıdır.

Anlamı:

Nasıl ki ekonomi tamamen ulusal olmaktan çıkarılıp hemen tüm sanayimiz…

Tarımımız…

Hayvancılığımız…

Ticaretimiz, küresel çok uluslu şirketlere bırakılmışsa, inanın kültür de aynı.

O da ne yazık ki tarikat ve cemaatlere ,yabancı çok uluslu şirketlere, onların kültür politikalarına tamamen terk edilmiş durumda…

Neyse şimdi sadede gelelim…

Yani asıl konumuza…

Küresel bir yayın platformu olan DİSNEY; Atatürk’le ilgili bir dizi hazırlıyor ama Ermeni lobisinin baskı ve tepkisi yüzünden yayından kaldırılıyor.

Bu nedenle, Atatürkçü olan da…

Olmayan da kendince bir tepki gösteriyor da…

Asıl benim merak ettiğim…

O dizide Atatürk’ün nasıl yer aldığı?

Hangi özelliklerine yer verildiği

Tüm dünya uluslarına…

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anılan, yenilmez kabul edilen…

Zamanın, aynı zamanda günümüzün de en büyük emperyalistleri olan devletlerin, Atatürk’ün önderlik ettiği Kurtuluş savaşıyla nasıl yenilip, yurdumuzdan kovulduklarına yer verilip verilmediği…

Bunun yanı sıra…

Büyük Önderin bir ulus devlet kurmak adına yaptığı tüm Devrimlerin…

Getirdiği İlkelerin nasıl yer aldığı da çok önemli de…

Bence…

Kendimize sormamız gereken soru asla bu değil…

Olmamalı da.

Neden mi?

Bakın şimdi…

Bu ülkede…

Osmanlı’yla Selçuklu’yla ilgili film ve diziler pek çok kanalda yer alıyor mu?

Alıyor.

Alıyor ama iş yakın tarihe, Türkiye’nin son yüzyılına gelince, orada akan sular duruluyor.

Neden olabilir?

Çünkü çok önemli…

Öyle ki…

Birinci dünya Savaşı yılları ve Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet…

Bu uğurda verilen mücadeleler ortaya çıktığında…

Öncelikle Birinci dünya savası sonucunda imzalanan Mondros ve Sevr’in taraftarlarının kimler olduğunu…

ABD ve İngiliz mandacılarını…

Hatta

Kimin ya da kimlerin…

Fetvalarla halkı, emperyalizmin desteğiyle Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı yapanlara karşı ayaklandırdığı ortaya çıkacak…

O kadar ki madenler, fabrikalar yabancılara peşkeş çekilirken…

Cahil halkı kandırmak için uydurulan Lozan’ın gizli maddeleri saçmalığı da son bulacak ama…

Her ne kadar mızrak çuvala sığmasa da şimdilik bu konuyu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar…

Biliyorlar ki

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Atatürk İlke ve Devrimlerinin öğrenilmesi demek, iktidarın yıllardır silmeye çalıştığı Türk Ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkması, Cumhuriyetin yeniden hayat bulması, ulus bilincinin ve vatan sevgisinin tekrar canlanması anlamına da gelmektedir aynı zamanda…

Ama asıl konu, bu da değil…

Bu ülkede Atatürkçü olduğunu iddia eden partiler var mı?

Ya da Atatürk’ten yana olduğunu söyleyen dernekler…

Spor kulüpleri…

Atatürk’ü çok güzel anlatan, yazan, yazarlar var mı?

Var.

Hatta Atatürkçü pek çok iş adamının olduğu da bilinmektedir.

Peki, durum böyle olunca, güçlerimizi birleştirerek, Atatürk İlke ve Devrimlerini halka anlatan…

Atatürk’e yapılan saldırılara yanıt veren…

Diziler ve filmler yapmak çok mu zor?

Biz bu ülkede…

Cumhuriyetten 100 yıl sonra bile, hala; Atatürk’ü, emperyalizmin film platformlarından mı öğrenmek durumundayız?

 

07-08-2023

Nusret KEBAPÇI