demokratik özerklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokratik özerklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2015 Cumartesi

NASIL BİR BAŞKANLIK?


Seçimlerin sonucunda beklediğini bulamayan partilerimizin kurultay çalışmaları devam ediyor ama şu kadarını söyleyim…
Artık ağlayıp sızlamanın hiçbir faydası yok…
Bence ondan çok daha da önemlisi…
Son yapılan seçimle nereye varacağımızın doğru olarak kavranılması.
Yoksa seçimlerin sonuçlarını pek çok kez değerlendirmişsiniz, az veya çok oy alınmasının gerekçelerini de irdelemiş, bunu pek çok maddeyle açıklamış da olabilirsiniz ancak konu bu değil…
Elbette bu tür bir çalışma her zaman için yapılmalı…
Partiler eksilerini, artılarını çok iyi çalışmalı ama tüm bunlar yapılırken asıl konu yani iktidarın başkanlık hevesi asla gözden kaçırılmamalıdır..
Çünkü
Bilindiği gibi bir süredir, iktidar partisinin önemli isimlerince ülkemizin başkanlıkla yönetilmesi gerektiği gibi bir düşünce dile getirilmektedir…
Zaman zaman bunu padişahlığa…
Hatta halifeliğe kadar götüren de oluyor ama…
Biraz dikkatle, inceleyince gerçekte istenilenin…
Bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi krallık, emirlik türünden bir başkanlık olacağı hemen anlaşılacaktır…
Bu arada Türk tipi falan gibi sözler de sizi yanıltmasın…
Türk sözüne alerji duydukları herkesçe bilindiğinden, kastedilenin Arap olduğunu anlamak hiç de zor değil…
Ayrıca bu iş…
Biz özerklik istiyoruz…
Veya
Ben sana başkanlığı vereyim, sen de bana özerkliği ver, gibisinden pazarlıkla falan da olmuyor…
Bunun için öncelikle, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin neredeyse tamamının federatif bir sistemle yönetildiğinin…
Ve federatif devletlerin neredeyse tamamının da, Üniter devletlerin parçalanmasıyla değil, küçük küçük devletlerin birleşmesi ile oluştuğunun bilinmesi gerekiyor…
Bunun dışında…
En bilinen başkanlık sistemi olduğu için söylüyorum…
ABD başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargı çok kalın hatlarla birbirinden ayrılmaktadır…
Öyle bizde olduğu gibi, kararını beğenmediğin yargıcı görevden al…
Yargıla…
İçeri at…
Oralarda böyle bir şey yok…
Ayrıca iki meclisli bir sistem var ki…
İstediğin yasayı hemencecik çıkar…
Kişiye özgü yasa yap…
Veya hiç biri olmazsa, yasamaya bile gerek duymadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönet…
İnanın böyle bir şeyin olabilmesi de mümkün değil…
Ama şöyle olursa mümkün…
Siz tüm çabalarınızla Osmanlı benzeri…
Hatta
Bazı Arap ülkelerindeki gibi krallık ve emirlik türünden bir başkanlık oluşturabilirseniz ki uzun vadede amaç odur…
İşte o zaman tüm düşündüklerinizi kolayca uygulayabilirsiniz…
Böyle olduğunda…
Ne uğraşmanız gereken muhalefet olacaktır karşınızda, ne de bulunacakları bir meclis…
Sendika…
Dernek…
Oda gibi örgütler bile olmayacaktır…
Demek istediğim; tam böyle olur demiyorum ama…
Hangi yönetim sistemi olursa olsun, eğer gereken denetim mekanizmalarını zamanında oluşturmazsanız…
Farkında bile olmadan varılacak yer, diktatörlükten başka bir yer değildir…

12–12–2015

Nusret KEBAPÇI

6 Eylül 2015 Pazar

ÖZERKLİK HÜKÜMETİ

ÖZERKLİK HÜKÜMETİ


Yaşı ileri olanlar daha iyi bilir…
Bu güne kadar pek çok hükümet kurulmasına karşın…
Hangi bakanların Alevi…
Hangilerinin Sünni…
Veya hangi tarikat mensubu olduklarını…
Cemaatlerini…
Etnik kimliklerinin…
Laz mı?
Kürt mü?
Çerkez mi?
Arap mı?
Türk mü olduğunu biliyor muyuz?
Belki bilen…
Bu konuda ayrıntılı araştırma yapan mutlaka vardır ama genel olarak söylemek gerekirse…
Bilmiyoruz.
Doğrusunu isterseniz, merak da etmiyoruz…
Çünkü biz...
Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarının ateşi içinde, hemen her türden etnik ve dini kimlikten insanlar olarak birleştik ve…
Millet olduk…
Öncesinde kimimiz, kendimizi dini tarikat ya da cemaat kimliğimizle ifade ederken…
Kimimiz de…
Kendimizi etnik kimliklerimizle ifade ediyorduk.
Hem zaten çok kimlikli…
Çok kültürlü bir imparatorluktan geldiğimiz için bunun böyle olması o günler için çok da doğaldı.
Aslına bakarsanız tüm dünya ülkeleri uluslaşma süreci denilen koşulları benzer şekilde mutlaka yaşamışlardır.
Ama sonuçta…
Tüm dini ve etnik kimlikler bir potada eriyerek millet olundu…
Millet olununca…
Daha önce sahip olduğumuz etnik ve dini kimliklerin tamamı da alt kimlik haline dönüştü.
Ve ülkeler içlerinde yaşayan onca etnik ve dini kimliğe karşın…
Alman…
Amerikan…
İngiliz…
Fransız…
İtalyan olurken…
Biz de Türk olduk.
Hiç bir ulus devlette bakanların geçmişte hangi etnik ya da dini kimlikten olduğu sorgulanamadığı gibi…
Bu türden kimlikleri ön plana da çıkarılamaz.
Bilinir ki
Onlar hemen hangi etnik ve dini kimliklerden gelirlerse gelsinler diğer farklı tüm kimliklerle birlikte cumhuriyetin eşit yurttaşları olmuşlardır…
Hem zaten yurttaşlık en basit tanımla; Din, dil, ırk cinsiyet, renk ayrımı yapılmadan herkesin eşit olması anlamına gelmiyor mu?
Geliyor ama bu durumda, geçtiğimiz hafta bir bakanın söylediği  “İttihat Terakki anlayışından devlet uzaklaşıyor. Bu anlamda bu gelişmeler 2 arkadaşın direkt Alevi kimliğiyle bakan yapılması bunun ulaştığı düzey anlamında önemli” sözlerini nasıl yorumlamak gerekiyor…
Anlamı şu; böyle bir duruma yol açılırsa yani bakanlar veya milletvekilleri etnik veya mezhepsel kimlikleriyle meclis ve hükümette yer almaya başlarlarsa bazı bakan ya da milletvekilleri kendilerini Türk Milletinin değil, Alevilerin…
Sünnilerin…
Daha ayrıntıya girersek Nakşibendîlerin, Nurcuların…
Etnik temelde ele alındığında ise…
Türk’ün, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in, Arap’ın temsilcisi olarak görmeye başlarlar ki…
Bunun bir sonraki adımı…
Meclislerin etnik ve dini kimliklere göre ayrılmasıdır…
Daha açık deyişle özerklik…
Burada bir an düşünüp soralım…
Emperyalistlerin de yüz yıldır yapmak istedikleri de bu değil miydi?

06–08–2015

Nusret KEBAPÇI

9 Ağustos 2015 Pazar

ÇÖZÜM SÜRECİ DEDİKLERİ…


Yıllar öncesinde başladılar…
Neymiş?
Silahla bu sorun çözülemezmiş…
Sanki PKK bu çözüm denilen duruma gül atarak gelmiş gibi, yıllar yılı bunu tekrarlayıp durdular…
Aslında o zamanlardan bu yana bir şeyler eksik gidiyordu…
Örneğin…
30 yıla yakındır mücadele edilen bir örgütle ilgili bir arşivimiz bile yoktu…
Bunu sadece ben değil…
O dönemde mücadelede aktif görev üstlenen komutanlar bile bunu söylüyordu…
Sonra…
Ekonomik kaynaklarına yönelik hiçbir önlem alınamadı.
Destek olan…
Barındıran…
Para veren, hiç bir ülkeye en küçük bir nota bile verilmedi.
Hem ne verilebilecekti ki…
Bunun bir müzik notası olmayacağı açıktı.
Yani uzun sözün kısası…
Ne para…
Ne silah…
Ne mühimmat…
Ne de istihbarat veren ülkelere karşı hiçbir tavır takınılmadığı gibi kamuoyu da yıllarca…
Bu örgütün…
Yani…
Dört ülkeden koparılacak parçalarla oluşturulacak bir büyük Kürdistan’ın kurulması hedefini taşıdığına ilişkin hiç bir şekilde bilinçlendirilmedi…
Teröriste karşı mücadele etmiştik etmesine ama teröre, onun ideallerine, örgütlenmesine karşı etmemiştik…
Aslına bakarsanız uzun erimde hedef büyük Kürdistan’dı ve bizde de buna denk düşen coğrafyamız da ülkemizin güneydoğusuydu.
Somut olarak bizden talep edilen şey neydi?
Önce özerklik…
Ardından da bağımsızlık…
İşin doğrusu…
Bu süreç içinde federatif bir sistem için hemen her türden adımın atıldığını söylemek bile kanımca yanlış olmaz…
Tüm çıkan yasalar genelde…
Merkezi devleti değil…
Daha çok yerel yönetimleri bağımsızlığa yöneltebilecek doğrultuda oluşturulmuştu.
Hangisini sayalım ki…
Başta İkiz yasalar olmak üzere…
Büyükşehir…
Hatta…
Kalkınma ajanları yasası bile bununla doğrudan ilgiliydi.
İş aslında baştan beri buna göre planlanmıştı…
Bunun için Türk Milleti kavramından vazgeçilip, memleketin 36 etnik kimlikten oluştuğu bile vurgulanmıyor muydu?
Türkiye Cumhuriyeti anlamına gelen TC bile başta valilikler olmak üzere devletin birçok kurumundan apar topar sökülüp…
Birçok yerleşim yerine eski yerel dillerdeki isimleri bile verilmemiş miydi?
Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla ordunun sivil otorite emrine verilmesi bile bu amaçla istenilmemiş miydi?
Demek istediğim; çözüm süreci denilen şey, sadece ateşkes değil…
Türkiye’nin ulusal yapısının çözülmesi sürecidir…
Bilmem anlatabildim mi?

09–08–2015

Nusret KEBAPÇI

5 Ağustos 2011 Cuma

ÖZERKLİK

ÖZERKLİK


Meclisteki yemin polemiği biter bitmez gözler bu kez ilan edilen özerkliğe çevrildi.
Gerçi medyada yemin konusu kadar yer almadı ya olsun, ama burada önemli olan işin özerkliğe kadar gelmesi…
Bundan sonra sırada hangi gelişmelerin yer alabileceği sanıyorum alınan bu kadar mesafeden sonra, çok kolayca tahmin edilebilecektir.
Zaten başlangıcından bu güne kadar alınan yol…
Ya da geçirilen aşamalar dikkate alındığında hani derler ya “perşembenin gelişi…”
İşte aynen öyle…
Bu iş ilk olarak ikiz yasaların mecliste kabul edilmesiyle başladı desek sanıyorum yanlış olmaz.
Bu güne kadar hiçbir cumhuriyet hükümetinin imzalamaya cesaret edemediği anlaşma 2003 yılında birden bire imzalanıverdi.
Sonra onu ABD ile imzalanan hani 2 sayfa 9 madde olarak kamuoyunca tanımlanan anlaşma izledi.
Ardından toplumu tanımlarken 36 ayrı kimlik vurgusu gündeme damgasını vurdu…
Artık millet olduğumuzu söylemekten ısrarla kaçınıldı…
Hatta yöneticilerimiz, milletle beraber Türk sözünü de söylemekten uzak durdular…
Belki hatırlarsınız Türk sözünden o kadar korkuldu ki…
Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü bile dağlardan taşlardan silinmeye çalışıldı.
Gerçi her ne kadar dağlardan taşlardan silinmeye çalışılsa da beyinlerden silinebildi mi?
Hala milli kimliğimiz üzerine oyunlar oynandığına bakılırsa, hayır…
Yoksa ne demeye bu kadar uğraşılsın ki…
Sonrasında Kürt milleti yaratmak gibi bir misyon vardı ve TRT 6 bu görevi yerine getirmek üzere kurulmuştu.
Bu arada…
Özellikle ulus devlet konusunda duyarlı, üniter yapının savunucusu olan kişiler, asker, sivil ayrımı gözetilmeksizin içeri atıldı.
Zaten amaç birçok kez açılımı geçekleştirenlerce de ifade edildiği gibi özerkliğe daha doğrusu bağımsız devlete giden yolun taşlardan temizlenmesiydi…
Ve onun gereği yapıldı…
Bu gün, özerklik konusunun gündemde olduğu koşullarda bile sahi; konu yeterince tartışılıyor mu?
Aslında diğer önemli konularda olduğu gibi özellikle büyük medya tarafından bu konu da gözlerden ustalıkla gizlenmektedir.
Şimdi bu arada kısaca hatırlatmakta yarar var özellikle süreci anlama bakımından, biliyorsunuz seçim döneminde iki konu ön plana çıkmıştı biri…
YSK tarafından Kürtçe propagandaya izin…
Bir diğeri de…
RTÜK tarafından yine o dönemde çeşitli tartışma programlarında kullanılan özerklik ve Kürdistan kelimeleriyle ilgi açıklama…
Yani gündeme geldikçe gerekli adımlar atılmaktadır.
İşte bu nedenle sırada özerklik bulunmaktadır. Elbette bunun gündeme getirilmesinin zamanlaması da ilginç…
13 askerimizin şehit olduğu ve üstelik ABD Dışişleri Bakanı’nın ülkemizde bulunduğu sırada gerçekleşiyor.
Ne diyorlardı özerkliği açıklarken, uluslararası güçlerden tanınma bekliyoruz…
Peki, tanındı diyelim sonuç…
Sonucu şu, hani basında da çıktı Irak’ta bir bayrak grubu toplanıyor.4 parçalı bir Kürdistan bayrağı…
Yani böyle devam ederse güneydoğu gitti gider…
Benden söylemesi…

21–07–2011
Nusret KEBAPÇI

6 Şubat 2011 Pazar

DEMOKRATİK ÖZERKLİK

DEMOKRATİK ÖZERKLİK


Sonunda güneydoğuda bazı belediyelerinin tabelaları iki dilli oldu. Üstelik ne Anayasa’da, ne de herhangi bir yasada değişiklik yapılmadan…
Bir oldubittiyle iki dilli hayat uygulamaya koyuldu.
Elbette anlaşılıyor ki bu yapılanlar konuyla ilgili atılacak son adım değil, bunu sırasıyla başka adımlar da izleyecektir ama burada tüm bu yaşananları algılamanın sadece bir tane yolu bulunmaktadır.
O da…
Haritaya daha geniş açıdan ve dikkatle bakmak…
Sorun bazılarının zannettiği gibi demokrasi…
İnsan hakları…
Özgürlük falan değil.
Onlar sadece bölgede oynanan oyunun argümanları
Asıl senaryo enerji, daha da açıkçası petrol.
Irak dünyada petrol üretimi açısından dünyada üçüncü ülke durumunda…
Bu arada ülkemizin de destek vererek kurulmasına yardımcı olduğu kukla Kürdistan ise Türkiye, İran ve Suriye gibi ülkelerden alınacak parçaları da hesaba katmadan…
Yani sadece Irak Kürdistan’ı olarak bile ele alındığında dünyadaki petrol üreticisi ülkeler arasında 8.sırada oluyor.
Şimdi siz varın hesap edin…
Diğer ülkelerden alınacak parçalar eklendiğinde iş nereye kadar varır.
Tabi bu işin bir yönü…
Bu kadar Petrolun üzerinde oturmasına rağmen kukla Kürt devleti Irak yönetimi izin vermediği için Petrolunu ihraç edemiyor.
Yani o petrol gelirlerinden faydalanamıyor.
Şimdilik görünen tek çözüm yolu oradaki kukla Kürt devletine bağımsızlık vermek.
Tabi bu işin sonrası daha karışık…
Yüksek bir petrol rezervine sahip olmak haliyle bölgedeki diğer ülkelerdeki Kürtler için de bir çekim merkezi olacaktır.
Ve sonra…
Bizim şu anda yeni başladığımız ve giderek hızlanan sürece diğer bölge ülkelerinde de başlanacaktır.
İşte bu gün bazılarının, özellikle AB ve ABD yandaşlarının…
Onlardan hibe alan “demokratların” demokrasi diye ahkâm kestikleri olay aslına bakarsanız demokrasiyle falan ilgili değil…
Doğrudan “duygusaldır”.
Hem zaten bundan bir süre önce biz ileride oluşacak Kürt özerk bölgesinin altyapısına hazırlık olması amacıyla bazı merkez ve köylerin adlarını bile değiştirmedik mi?
Değiştirdik’
İkiz yasalar olarak adlandırılan 2003 yılında meclisten geçen BM sözleşmelerinin ortak olan 2. maddesinde “her halk bulunduğu yerdeki doğal kaynaklardan özgürce yararlanabilir” demiyor mu?
Bunu biz onaylamadık mı?
Aslında biz özerk Kürdistan’a giden yolun taşlarını kendi ellerimizle döşüyoruz.
Sonra da
“Ameliyat yaptırmam” falan…
Hep diyorum ya, bu konu demokratik değil.
Aslında sadece ekonomik…

13–01–2011
Nusret KEBAPÇI