EŞİT VATANDAŞLIK…
Bildiğiniz gibi
eşit vatandaşlık uzunca bir süredir ülke gündemimizi işgal etmektedir.
Özellikle de, açılım söylemi gündeme geldiğinde.
Tabii bu kavram
yani eşit vatandaşlık söz konusu olduğunda bir kısım yazar hemen: “Eşit değil miyiz? Çeşitli makamlara
gelirken kimsenin Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Hristiyan, Rum, Yahudi olduğuna
bakılmamaktadır. Daha başka ne istiyorsunuz?” gibisinden yakınmakta,
kendilerince bu türden talepte bulunanlara karşı normalde ulus devlette olması
gereken ilkeleri açıklamaya çalışmakta ve “Bak,
hepimiz aynı haklardan yararlanıyoruz.” türünden savunmalarla etnik
farklılıklarını öne çıkarmak isteyenleri iknaya çabalamaktadırlar.
Ancak iş o
kadar basit değil.
Bu
yazarlarımız, henüz konuyu anlamamış olsalar da ulus devleti savunma anlamında
söyledikleri doğru. Neden mi? Şunun için: Herhangi bir ülkede pek çok etnik,
dini, mezhepsel kimlikler bulunabilir. Bunda yadsınacak herhangi bir şey yok.
Ama ulus devlet mutlaka bir bağımsızlık savaşı ya da işgale karşı direnişle ortaya
çıkan ülkede bu mücadeleye önderlik eden, kurucu önderlik etrafında
toplanılarak kurulur. Bu kurulma aşamasında da ulus olma çabasını zora
düşürebilecek, ayrımcılığa neden olabilecek etnik ve dini, mezhepsel
kimliklerin öne çıkmasına izin verilmez.
Bu nedenle ulus
olma sürecinde aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların bir araya gelmesi
için iki konu çok önemli olup işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir.
Bunlardan biri, ulus devletin tüm din ve tarikatlardan bağımsız olabildiği
laiklik; bir diğeri de üzerinde yaşadığı toprakta bir arada olmayı, birlikte
üretmeyi, yaşanılan yeri geliştirmeyi, yabancı müdahale, düşmanlık ve işgale
karşı koyabilmek adına aynı dille anlaşan, birlikte mücadele edebilmeyi de
sağlayan ulus bilincidir.
Hem zaten ulus
devlet, toplumda bu birlikteliği
bozabilecek, etnik, dini, mezhepsel farklılıkların ön plana çıkmasına yol
açabilecek girişimlere izin vermediği gibi, devlet içinde farklı bir kimlik ve
otorite de oluşturabilecek, paralel yapılanma özelliği olabilecek hiçbir etnik
ve dini örgütlenmeye de izin veremez.
Neyse sadede
gelelim. İşte birilerince sıklıkla gündeme getirilen eşit vatandaşlık kavramı,
ulus devlet içindeki bireysel olan yurttaşların eşitliği değildir. Önce bunu
net olarak belirtmemiz gerekiyor.
Burada kastedilen
eşit vatandaşlık, kimliklerin
eşitliğidir. Hani birilerinin “Osmanlı
Millet Sistemi” dediği şey de aslında tam olarak budur. Gerek Eşit Vatandaşlık kavramı, gerekse Osmanlı Millet Sistemi, emin olun aynı
kapıya çıkmakta olup ekonomik, siyasi, neoliberal politikalarla birlikte
yürütülmektedir.
Çünkü
emperyalizm ekonomik ve siyasi olarak bağımsız ulus devlet istemiyor. Bu sadece
BOP içinde İsrail’in karşısında
olması anlamında değil, dünyanın hiçbir yerinde ekonomik ve siyaseten bağımsız
ulus devlet istenilmemektedir. Çünkü ulus devlet olmak, güçlü bir birliktelik
anlamına geldiği gibi, kendi pazarına hâkim güçlü bir ekonomi anlamına da
gelmektedir.
Yani
birilerinin Türk kimliğini yok ederek tüm kimlikleri eşit olarak gördüğü, “ Türk, Kürt, Arap” söylemiyle
açıklamaya çalıştıkları “çok kimlikli, çok dilli, çok hukuklu Osmanlı Milleti”
ile birilerinin Türk ulus kimliğini yine yok sayarak tüm etnik ve dini
kimlikleri eşit kabul ettikleri “çok kimlikli, çok dilli, Eşit vatandaşlık” da
aynı kapıya çıkmaktadır.
Her ikisinin de
ortak amacı Türk ulus kimliğini ortadan kaldırarak ülkeyi emperyalizmin
talepleri doğrultusunda parçalayıp ulus olmaktan çıkararak etnik ve dinsel
kimlikler federasyonuna dönüştürüp ulusal pazarı yok ederek ülkeyi sömürge
yapmayı amaçlamaktadır.
Demek
istediğim,
Ya
emperyalizmin dayatmalarına boyun eğerek Osmanlı
Millet Sistemi ya da Eşit Vatandaşlık
adı altında çok parçalı, federatif, küçük, zayıf devletçikler haline geleceğiz
ya da ulusal kimliğimizi ekonomimizle birlikte koruyup ulus olmaya devam
edeceğiz.
Ortası yok.
21-08-2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder