eşit vatandaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eşit vatandaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2025 Pazar

EŞİT VATANDAŞLIK…

 

EŞİT VATANDAŞLIK…

Bildiğiniz gibi eşit vatandaşlık uzunca bir süredir ülke gündemimizi işgal etmektedir. Özellikle de, açılım söylemi gündeme geldiğinde.

Tabii bu kavram yani eşit vatandaşlık söz konusu olduğunda bir kısım yazar hemen: “Eşit değil miyiz? Çeşitli makamlara gelirken kimsenin Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Hristiyan, Rum, Yahudi olduğuna bakılmamaktadır. Daha başka ne istiyorsunuz?” gibisinden yakınmakta, kendilerince bu türden talepte bulunanlara karşı normalde ulus devlette olması gereken ilkeleri açıklamaya çalışmakta ve “Bak, hepimiz aynı haklardan yararlanıyoruz.” türünden savunmalarla etnik farklılıklarını öne çıkarmak isteyenleri iknaya çabalamaktadırlar.

Ancak iş o kadar basit değil.

Bu yazarlarımız, henüz konuyu anlamamış olsalar da ulus devleti savunma anlamında söyledikleri doğru. Neden mi? Şunun için: Herhangi bir ülkede pek çok etnik, dini, mezhepsel kimlikler bulunabilir. Bunda yadsınacak herhangi bir şey yok. Ama ulus devlet mutlaka bir bağımsızlık savaşı ya da işgale karşı direnişle ortaya çıkan ülkede bu mücadeleye önderlik eden, kurucu önderlik etrafında toplanılarak kurulur. Bu kurulma aşamasında da ulus olma çabasını zora düşürebilecek, ayrımcılığa neden olabilecek etnik ve dini, mezhepsel kimliklerin öne çıkmasına izin verilmez.

Bu nedenle ulus olma sürecinde aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların bir araya gelmesi için iki konu çok önemli olup işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir. Bunlardan biri, ulus devletin tüm din ve tarikatlardan bağımsız olabildiği laiklik; bir diğeri de üzerinde yaşadığı toprakta bir arada olmayı, birlikte üretmeyi, yaşanılan yeri geliştirmeyi, yabancı müdahale, düşmanlık ve işgale karşı koyabilmek adına aynı dille anlaşan, birlikte mücadele edebilmeyi de sağlayan ulus bilincidir.

Hem zaten ulus devlet,  toplumda bu birlikteliği bozabilecek, etnik, dini, mezhepsel farklılıkların ön plana çıkmasına yol açabilecek girişimlere izin vermediği gibi, devlet içinde farklı bir kimlik ve otorite de oluşturabilecek, paralel yapılanma özelliği olabilecek hiçbir etnik ve dini örgütlenmeye de izin veremez.

Neyse sadede gelelim. İşte birilerince sıklıkla gündeme getirilen eşit vatandaşlık kavramı, ulus devlet içindeki bireysel olan yurttaşların eşitliği değildir. Önce bunu net olarak belirtmemiz gerekiyor.

Burada kastedilen eşit vatandaşlık, kimliklerin eşitliğidir. Hani birilerinin “Osmanlı Millet Sistemi” dediği şey de aslında tam olarak budur. Gerek Eşit Vatandaşlık kavramı, gerekse Osmanlı Millet Sistemi, emin olun aynı kapıya çıkmakta olup ekonomik, siyasi, neoliberal politikalarla birlikte yürütülmektedir.

Çünkü emperyalizm ekonomik ve siyasi olarak bağımsız ulus devlet istemiyor. Bu sadece BOP içinde İsrail’in karşısında olması anlamında değil, dünyanın hiçbir yerinde ekonomik ve siyaseten bağımsız ulus devlet istenilmemektedir. Çünkü ulus devlet olmak, güçlü bir birliktelik anlamına geldiği gibi, kendi pazarına hâkim güçlü bir ekonomi anlamına da gelmektedir.

Yani birilerinin Türk kimliğini yok ederek tüm kimlikleri eşit olarak gördüğü, “ Türk, Kürt, Arap” söylemiyle açıklamaya çalıştıkları “çok kimlikli, çok dilli, çok hukuklu Osmanlı Milleti” ile birilerinin Türk ulus kimliğini yine yok sayarak tüm etnik ve dini kimlikleri eşit kabul ettikleri “çok kimlikli, çok dilli, Eşit vatandaşlık” da aynı kapıya çıkmaktadır.

Her ikisinin de ortak amacı Türk ulus kimliğini ortadan kaldırarak ülkeyi emperyalizmin talepleri doğrultusunda parçalayıp ulus olmaktan çıkararak etnik ve dinsel kimlikler federasyonuna dönüştürüp ulusal pazarı yok ederek ülkeyi sömürge yapmayı amaçlamaktadır.

Demek istediğim,

Ya emperyalizmin dayatmalarına boyun eğerek Osmanlı Millet Sistemi ya da Eşit Vatandaşlık adı altında çok parçalı, federatif, küçük, zayıf devletçikler haline geleceğiz ya da ulusal kimliğimizi ekonomimizle birlikte koruyup ulus olmaya devam edeceğiz.

Ortası yok.

    21-08-2025

 Nusret KEBAPÇI

 

30 Mart 2016 Çarşamba

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK


Son yıllarda çokça tartışılmasına karşın hala üzerinde fikir birliğine varılmayan bir kavram olan ulus devlet sahi ne anlama geliyor…
İsterseniz önce olumsuz olan tanımlamalardan başlayalım…
Deniliyor ki…
“Ulus devlet ırkçılıktır.”
Başka…
“Ulus devlet diğer kimlikleri baskı altına alır.”
Yani bu konuda…
“Ülkede yalnız Türk kimliğinde olanlar yaşamıyor ki” den tutun pek çok şey söylemek mümkün.
Peki…
Tüm bu yazılanlar doğru mu?
Elbette değil.
Bakın şimdi önce tanımdan başlayalım…
Ulus devlet: aynı toprak üzerinde yaşayan, ortak tarih, kültür ve dile sahip bulunulan bir devlet şekli olarak tanımlanabilir…
Peki, bir ulus devlette sadece bir etnik kökenden insanlar mı yaşamaktadır?
Elbette değil.
Doğrusunu isterseniz Atatürk’ün de yapmış olduğu millet tanımı da bunun öyle olmadığının bir göstergesidir…
Ne demişti Atatürk:
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Yani Cumhuriyet kuruluncaya kadar her birimiz…
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut falandık ama…
Kurtuluş savaşının o sıcak ateşiyle kaynaşıp Cumhuriyetle birlikte millet olmuştuk.
Doğrusunu isterseniz tüm ulus kimlikler bu şekilde oluşur denilse yanlış olmaz.
Peki, dünyadaki büyük devletler de ulus devlet mi?
Aslına bakarsanız evet…
Bu konuda da sakın ola ki o devletin federatif olup olmaması da kafanızı karıştırmasın…
Federatif de olsa ulus devlettir…
Yani tek bayrak…
Tek vatan…
Tek dil…
Öyle bizde sıkça tartışmaya sokulmaya çalışılan anayasada etnik kimlik adı geçmesin onun için de Türk Milleti yerine Türkiyelilik koyalım türünden abuk bir tartışma diğer ülkelerde yok…
Peki, ulus kimliklerde alt kimlik olur mu?
Aslında olmaz…
Çünkü o ülkede yaşayan tüm vatandaşlar tek bir aidiyete tabidir…
Bunun dışında…
Hiç bir etnik, dini, tarikat, cemaat kimliği ön plana çıkarılamaz.
Hani son zamanlarda eşit yurttaşlık falan da deniyor ya…
Onun da aslı…
Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında dil, din, ırk, cinsiyet, etnik kimlik ayrımı olmaksızın herkesin yasalar önünde eşit olmasıdır…
Ama takdir edersiniz ki Osmanlı gibi çok kimlikli, çok dinli, hatta çok hukuklu bir devlette bunun hayata geçmesi kolay değildi…
Nitekim geçmedi de…
Ne zaman eşit vatandaş olduk biliyor musunuz?
Tek bayrak, tek vatan, tek dille beraber tek hukukun uygulandığı ulus devleti kurduğumuzda…
Yani Cumhuriyetle.
Demem o ki ulus devlet ve yurttaşlık birbirinin ardılıdır yani biri olursa diğeri de olacaktır…
Bir anlamda padişahlıkla tebaa gibi…
Bu nedenle ya ulus devletten yana olup yurttaş olacaksınız…
Ya da seçilmiş padişahın tebaası…
Seçiminizi iyi yapın...


30–03–2016

Nusret KEBAPÇI

7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI