milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2025 Pazartesi

MİLLİYETÇİLİK DERKEN…

 

MİLLİYETÇİLİK DERKEN…

Yaşamını terör ve teröristle mücadele içinde geçiren Emekli Albay Orkun Özeller, bir siyasi partinin genel başkanını açılım nedeniyle eleştirdiği için, kendilerini milliyetçi olarak ifade eden birileri tarafından hem hakarete uğratılıp hem de tutuklanıvermişti.

Bu olay, düşünce özgürlüğüne yönelik çifte standartları gözler önüne sermektedir.

Normalde silahlı, bombalı veya sözel de olsa şiddet içermeyen her türden eylemin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, ne yazık ki tam tersi yaşanmakta…

İnsanlara saldıranlar, öldüresiye dövenler, işyerlerini tarayanlar, uyuşturucu baronları ve mafya tetikçileri serbestçe dolaşabilirken...

Sadece düşüncelerini ifade eden pek çok kişi hakkında doğru düzgün bir delil bile olmadan tutuklama kararları verilebilmekte.

İddianame sürecinin uzunca bir süre ertelenmesi nedeniyle de, bu insanlar daha yargılanmaya bile geçilmeden, yani henüz suçlu oldukları kanıtlanmadan hapsedilerek cezalandırılabilmektedir.

Bilindiği gibi bu durumun arkasında, adına "demokrasi" ve "kardeşlik" gibi hamasi adlar takılan Meclis komisyonunun alacağı kararların sekteye uğramaması hedefi yatmaktadır.

Bu konu, özellikle en büyük müttefikimiz olan ve uğruna bölgede taşeronluğa bile soyunduğumuz ABD için büyük önem taşımaktadır.

Çünkü...

ABD Büyükelçisi tarafından da açıkça dile getirildiği gibi, İsrail'in bölgede ulus devlet istemiyor olması, tüm bu sürecin temelini oluşturmaktadır.

İşte komisyon çalışmalarının ve "Türk-Kürt-Alevi" söylemlerinin asıl amacı tam olarak budur.

Böyle olunca da Açılım ve çok kimlikliliği eleştirenler üzerinde baskı kurulması, yukarıdan alınan talimatların yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.

Özellikle de kendilerini  "milliyetçi" olarak ifade eden bir takım kişilerin, bu sürece karşı çıkan bir Albaya hakaret ettiklerini de görünce, insan ister istemez kendini milliyetçilik üzerine düşünmek zorunda hissediyor.

Böylece konu netleşmeli ki, hiç kimse milleti yıkıcı projeleri, dışarıdan aldıkları talimatlarla milliyetçilik olarak sunmaya cesaret edemesin.

Öyleyse gelin, önce millet kavramından başlayalım.

Sahi, millet nedir?

Millet, aynı toprak üzerinde yaşayan, aynı ekonomik pazarı paylaşan aynı dili konuşan, ortak bir tarihi sahiplenen, aynı duygu ve düşünceleri paylaşan ve ortak bir kimlik üzerinde anlaşan insan topluluğu değil midir?

Bu bağlamda düşündüğümüzde, kendilerini milliyetçi olarak ifade eden anlayışın, siyasal İslamcı iktidarın ulus kimliği(Türk Kimliğini) yok etmeye yönelik çalışmaları yanında…

Anayasadan Millet olmakla ilgili ilk 4 madde ile 42 ve 66. maddelerin değiştirilmesi çabalarına, ABD emperyalizminin BOP ’da içinde olmak üzere ülkemiz üzerindeki baskı ve senaryolarına ilişkin en ufak bir tepkisini ya da hafif sesle bile olsa serzenişini duydunuz mu?

Elbette hayır, çünkü böyle bir duruşları ne yazık ki yok.

Doğrusunu isterseniz...

Milliyetçilik nedir biliyor musunuz?

Milletin birliğine sahip çıkmak, onu hangi ad veya amaçla olursa olsun parçalamak isteyenlere karşı durmakla birlikte...

Üzerinde yaşanılan toprağa yani ortak vatana...

Tarımına, sanayisine, ormanlarına, madenlerine sahip çıkmak ve böylece ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını sonsuza kadar korumaktır.

Ama asla, en büyük emperyalist devletin talimatlarını yerine getirmek değil.

22.09.2025

Nusret KEBAPÇI

 

26 Temmuz 2024 Cuma

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

 

Geçtiğimiz haftalarda milli maç sonunda Türk Takımının futbolcularından birinin kurt işareti yapması…

Sadece Türkiye’de değil…

Dünyada da oldukça ses çıkardı.

Bir anda herkes o işareti yapmaya ve milliyetçi söylemler özellikle sosyal medyada yer almaya başladı.

Böyle olunca da ister istemez bu konu üzerine…

Yani milliyetçilik, bir başka söylenişle ulusalcılık konusunda bir şeyler söylemek zorunlu hale geldi.

Doğrusunu isterseniz bugün dünyada iki tür milliyetçilik söz konusu olmaktadır.

Bunlardan biri ki, bunu emperyalist ülke milliyetçiliği olarak da adlandırmak kanımca yanlış olmaz…

Bir diğeri de…

Bizimki gibi ülkelerde olması gereken antiemperyalist milliyetçilik.

Olması gereken diyorum çünkü…

Bugün ülkemizde faaliyet gösteren partilerin içinde, kendisini hemen her yönüyle antiemperyalist milliyetçi olarak ifade eden…

Her türden söylem ve eylemleriyle de bunu gösteren bir parti ne yazık ki pek görülmüyor.

Görülenler de Türk milli kimliğiyle, ümmetçiliği birbirine karıştırdıklarından olsa gerek…

Ne pek çok kez anayasadan çıkartılmaya çalışılan Türk Milleti kimliğine sahip çıkabiliyorlar…

Ne de Türk devletinin ekonomik bağımsızlığının olmazsa olmazı olan ulusal ekonominin talan edilmesine sesleri çıkabilmektedir.

İsterseniz konunun anlaşılması anlamında bu iki milliyetçilik anlayışı üzerinde birazcık duralım ki konu biraz da olsa açıklığa kavuşabilsin.

Önceliği emperyalist ülke milliyetçiliğine verelim dersek şöyle bir sonuçla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Emperyalizm ki ulusal çıkarları, başka ülke kaynaklarını yağmalamak…

Onları tam pazar haline getirmek üzerine kuruludur…

Bu nedenle de, hedef ülkeye müdahale etmeden tüm halkını

Hatta dünyayı da…

O hedefle ilgili olarak ikna edip yönlendirmesi de gerekir ki halk buna asker ve ekonomik olarak destek olup tepki göstermesin...

Bunun ön şartı da ilgili ülkeyi günümüz deyişiyle şeytanlaştırmaktan geçmektedir.

Peki ya Antiemperyalist milliyetçilik?

İşte bunu anlamak ülkemiz açısından son derece yaşamsal bir önem arz etmektedir.

Genel anlamıyla milletin hemen her alandaki egemenliğini sağlamak ve emperyalizme karşı savunmak olan antiemperyalist milliyetçilik:

Devletin sadece karada, havada, denizde askeri olarak hakim olmasını değil…

Bununla beraber Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi…

Türk milletinin tarımda…

Sanayide…

Ticarette…

Bankacılıkta olduğu gibi…

Enerjide…

Haberleşmede…

Madencilikte de egemenliğini sağlaması anlamına da gelir aynı zamanda…

Ama siz bunu yapmayıp da…

Öncesinde milletin olan…

Tarımı…

Ticareti…

Sanayiyi…

Bankacılığı, devam delim telgrafçı Hamdi’leri bile unutup haberleşmeyi…

Enerjiyi…

Her ülke için stratejik öneme sahip olan madenciliği…

Hatta bunların dışarıya çıkmasında çok önemli olan limanları bile yabancılara vererek, ülkemizin ekonomik işgalini sağlamışsanız…

Yetinmeyip

Ülkeye doldurulan yabancılara göz yumup milli birlik ve bütünlüğün bozulmasına bile göz yummuşsanız…

Sormak gerekiyor…

Milliyetçilik ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını savunmak ve sağlamak değilse, nedir?

Hani birisi söylese de öğrensek!

 

 

26-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

25 Ocak 2023 Çarşamba

EKONOMİ NEDEN BÖYLE?

 

EKONOMİ NEDEN BÖYLE?

 

 

Ülkemizde ekonominin durumuna bakıldığında durum hiç de iç açıcı değil.

Çünkü

Kötüye gidişle ilgili herhangi bir önlem alınmadığı gibi yapılanlar önümüzdeki seçim sürecini atlatmak üzerine kurgulanıyor.

Yani anlayacağınız tam bir algı ile ekonomimiz yönetiliyor.

Peki, ne olmalı?

Ya da ne oldu ki ekonomi içinden çıkılmaz bir hale geldi

İsterseniz işin en önemli kısmından başlayalım.

Hani hepimizin canını yakan enflasyondan.

Sahi enflasyon yüzde kaç?

Aslında bu konuda çeşitli söylemler olsa da…

Ya da iktidarca enflasyonu düşük göstermek amacıyla günlük yaşamımızda kullanmak zorunda olmadığımız ürünlerden oluşan sepetin içindeki ürünler zaman zaman değiştirilse de

Mızrak artık çuvala sığmıyor.

Artık gözle görünen bir gerçek var ki günlük yaşamımızda haftalık market alışverişinde…

Akaryakıtta…

Ev kiralarında…

Veya satış fiyatları esas alındığında görünen manzara yüzde 250 ile 300 arasında…

Buna karşı alınan en ciddi önlemler de zincir marketlerin denetlenmesinden daha ötesi değil.

Peki, neden böyle?

Aslında nedeni biliniyor…

Doğrusunu isterseniz adamlar bunu açıkça partilerinin programına yazdıkları gibi…

Pek çok kez de çeşitli miting ve toplantılarda da dillendirmişlerdir…

Ne demişlerdi…

“Biz her türden milliyetçiliği ayaklar altına alıyoruz.” Tabi bunu söylerken ekonomide ki milliyetçilik de işin içine giriyor…

Tabi sözün hepsi bu kadar değil.

Devamı da var…

“Biz aynı zamanda ülkemizi küresel pazar yapmakla da mükellefiz.”

Yani

Yanisi şu…

Zaten 20 yılı aşkın bir zamandır uygulanan ekonomik programdan (Neo liberal)bunu pekala anlamak mümkün de…

Ben yine de anlaşılamadığını düşünerek şöyle söyleyim.

Emperyalizm… 

Hani şimdilerde küreselleşme falan deniyor ya…

Tüm dünyayı tamamen kendi pazarı yapmayı amaçlamaktadır.

Bunun için de…

O ülkede üretim yapan Millete ait her ne varsa, emperyalizmin o alandaki pazarının genişlemesini engellediği için…

Ya zarar falan gerekçe gösterilerek kapattırılır.

Veya ortak ya da tamamen satın alınarak alan yabancı sermaye yararına üretim yapılır hale getirilir.

Ya da satın alınıp kapatılarak yeniden üretim yapması engellenerek ilgili ürün tamamen dışarıdan ithal ettirilir.

İşte ülkede yerli değil…

Milli yani ulusun kaynaklarıyla yaratılmış ne kadar fabrika…

İşletme falan varsa elden çıkarılmasının temel nedeni budur.

Böyle olunca memlekette ne sanayi kalıyor Türk olan…

Ne tarım…

Ne de hayvancılık…

Bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde imzaladığı Balta limanı anlaşmasının sonucundaki gibi…

Türk milletinin ürettiği ürünler bitirilerek…

Tamamen ithal ürünler cenneti oluyoruz…

Elbette bu durumda ithal edilecek ürünler için de dolar gerekmektedir…

İhracatımız ithalatı karşılamadığından nasıl bulunacak sanıyorsunuz?

Ya yüksek faizle yabancı bankalardan borç alarak…

Ya da neyin karşılığı olduğunu bilmediğimiz “dost” ülkelerden gelen yardımla… 

Böylece de ister istemez paramız da pul haline geliyor.

Ama ne yazık ki sadece paramız değil…

Memleketin ne kadar mal varlığı varsa…

Sanayi, banka, tarım işletmesi ticari kuruluş hepsi pul olup el değiştiriyor…

Demem o ki…

Bir ülkenin kalkınabilmesinin tek yolu sanayileşmek…

Tarımı ve hayvancılığı geliştirmek…

Bunları da yabancı dev şirketlerin yağmasından korumaktan geçiyor...

Yani Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi ekonomiyi yeniden Millileştirmekten…

O halde soruyu şöyle soralım…

Küresel pazar olmayı hedef alan bir anlayış, ekonomide Milli olur mu?

Peki;

Ya ekonomide Milli olmayan, siyasette Milli olur mu?

 

25-01-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 


4 Ağustos 2017 Cuma

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI


Geçtiğimiz günlerde Siverek’de Tahra denilen bir tür bıçakla Atatürk anıtına yapılan saldırıyı sadece bir meczubun saldırısı olarak düşünüyorsanız bilin ki ciddi bir yanılgı içindesiniz…
Tabi aynı durum bunun bir provokasyon olduğunu düşünenler için de geçerli…
Çünkü Atatürk’e yapılan saldırılar, çok seyrek…
Yani binde bir olarak yapılan bir anlamda münferit olarak nitelenebilen türden saldırılar değil…
Tersine bilinçli, sistemli, son derece programlı…
Ve bir amacı gerçekleştirmek için yapılan saldırılardır.
Zaten öyle olduğu için ki sıklıkla onun İlkeleri,  Devrimleri tartışma konusu yapılıp…
Adı hemen her yerden kaldırılmaya çalışılırken...
Ya da Sevr için bugüne kadar en küçük bir söz bile edilmediği halde neden Lozan ikide bir uydurma bilgilerle sık sık tartışma konusu yapılıyor dersiniz?
Hep aynı amaç için…
Ama bazen bakıyorlar ki tüm bunlar yeterli gelmiyor bu kez belden aşağıya saldırıyorlar…
Bir savaş sırasında düşmanın bile söyleyemediği sözler Cumhuriyetimizin kurucusuna söylenilebilip…
Özel hayatına…
Mahremiyetine
Ahlaksızca dil uzatılabiliyor…
Diyeceksiniz tamam da neden?
Aslına bakarsanız saldırılmasının bir tek nedeni bulunmaktadır o da ulus kimliğin, ulus devletin, ekonominin zayıflatılarak yerine çok kimlikli, çok kültürlü
Çok dilli federatif bir devlet kurmak…
Aslına bakarsanız bu plan hiç birimize yabancı değil…
Çünkü bu plan…
Biliyoruz ki neredeyse Sevr’den bu yana emperyalizmin gerçekleştirmek istediği 100 yıllık hedeflerinden biridir.
Düşünebiliyor musunuz?
Birinci Dünya savası sona ermiş, Mondros ve Sevr anlaşmalarıyla da ülkemizin dört bir yanı işgal edilmiş…
Türklere ise Sevr anlaşmasıyla sadece Ankara ve çevresiyle sınırlı 8–10 kadar il bırakılmış…
Tabi o yıllarda…  
Biraz milliyetçilik akımlarının etkisi biraz da zamanın emperyalistlerinin kışkırtmasıyla Osmanlı’daki azınlıklar da Osmanlı milli bir devlet olmayıp, imparatorluk olması nedeniyle kendi milli kimliklerini yaşatıp, geliştirme fırsatı bulduklarından çok kısa bir sürede kendi devletlerini kurarak ayrılmışlar ama…
Sadece Türkler Türk kimliğini öne çıkarmayı azınlık olmayı kabul etmek olarak değerlendirip, devletin parçalanmasına yol açacağı gerekçesiyle ayrı bir devlet kurma çabasına girişmemiş ve Osmanlı kimliğini ellerinden geldiği kadar sürdürmeye çalışmışlardır ancak gerçek şu ki Türkler devletsiz kalmıştır…
Ta ki Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ortaya çıkana kadar…
İşte zaten her şey o zaman başlıyor…
Türkler…
Aralarında Tarihte yenilmez denilen üzerinde güneş batmayan bir devletin de bulunduğu bir grup emperyalisti yenilgiye uğratarak bağımsız bir ulus devlet…
Bir Cumhuriyet kuruyorlar kurmasına ama aması var…
Emperyalizm kendilerine karşı kazanılan bu tarihin ilk bağımsızlık savasını hiç unutmuyor.
Bu nedenle de o tarihten beri gerek dıştan saldırı ve tehdit, gerekse içten ulus devlet ve Cumhuriyet karşıtı gericiliği de kullanarak Türkiye’yi bağımsız, güçlü bölgede söz sahibi bir ulus devlet değil…
Çok parçalı…
Birbiriyle çatışan etnik ve dini kimliklerden oluşan emperyalizmin açık pazarı bir devlet yapmak için elinden geleni yapıyor…
Ancak şunu da biliyorlar…
Atatürk itibarsızlaştırılmadan…
Ulusal günler önemsizleştirilip, ulus bilinci yok edilmeden bunun yapılması mümkün değil…
Şimdi o yapılmaktadır...

04–08–2017
Nusret KEBAPÇI


9 Temmuz 2017 Pazar

NEO LİBERALİZM

NEO LİBERALİZM


Geçtiğimiz günlerde PTT’nin satışa çıkarılacağı…
Yakın zamanda da Rusya ile yapılan et ithaline yönelik anlaşmayı duyunca insan bir an düşünmeden edemiyor…
Sahi
Ülkeyi İslamcı bir parti yönettiğine göre nasıl bir ekonomik sistemle yönetiliyoruz dersiniz?
Hiç öyle İslamcı söylemden yola çıkıp da İslami bir ekonomi falan demeyin…
Hem öyle bir şey de yok.
Aslına bakarsanız…
Kendinizi ister İslamcı sayın, isterse liberal…
Hatta…
Ulusalcı, sosyalist falan da sayabilirsiniz de…
Bence bugün uygulanan ekonomik politikaların bir tane adı vardır o da yazımın başına yazdığım gibi Neo liberalizm.
Peki, Neo liberalizm nedir?
Tabi bu kavramı açıklarken öyle ekonomistlerin kavram kargaşası yaratarak konuyu bulandırıp, anlaşılmaz hale getirdiği bir tanımlamadan kaçınarak...
Açık…
Hemen herkesin çok kolay bir şekilde anlayabileceği bir tanımlamada bulunmak konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
İsterseniz biraz daha açalım…
Neo liberalizm: Ülkenin emperyalizme sınırsızca açılması…
Yani Memlekette sanayi…
Banka…
Tarım…
Toprak…
Haberleşme…
Enerji adına her ne varsa, bunların tamamının, stratejik olup olmadığına bakılmaksızın yabancılara peşkeş çekilerek Ülkede milli olan hiç bir şeyin bırakılmaması…
Kısacası tam bir yabancı pazarı olunması demektir.
Tabi bu durum aynı zamanda…
Gelecekte yabancı sermayeyi tehdit edebilecek dernek, sendika…
Grev…
Dayanışma gibi kavramların unutulması anlamına da gelecektir…
Çünkü bilinir ki ülkede güçlü sendikaların…
Derneklerin olduğu…
Ve tüm bu örgütlerin önemli bir kısmının da vatan sevgisiyle yani ulus bilinciyle donanmış olduğu bir ortamda…
Bu sayılanların hiç birini yapmak mümkün değildir…
İşte bu yüzden…
Emperyalizm; bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine eğer kendi rahlei tedrisatından geçenleri getiremezse, tercihleri az da olsa milli düşüncesi olanlar değil…
Milli kimliğin…
Aynı zamanda Milli Ekonominin de düşmanı olan siyasi İslamcılar olacaktır ki gelecekte de toplumda milli bir uyanış olma olasılığı ortadan kalksın…
Çünkü…
İslamcılıkta millet yoktur.
Olmayınca üzerinde yaşanan toprakları vatan olarak nitelemek de mümkün değildir…
Haliyle vatan olmayınca…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…
Kalkınma…
Sanayileşme…
Tarımda kendi kendine yeterli olmak gibi bir anlayış da mümkün olmamakta...
Dolayısıyla
Ülkeye kala kala emperyalizmin sömürgesi olmak dışında başka bir seçenek de kalmamaktadır…
İşte
Eğitimde Millilik kaldırılırken siyasi İslamcılığın yerleştirilmesinin esas amacı da budur…
Hem zaten o kadar İslam ülkesi içinde bir tane bile bağımsız, sanayileşmiş, kalkınmış bir ülkenin olmaması bunun göstergesi değil mi?


08–07–2017
Nusret KEBAPÇI


28 Aralık 2016 Çarşamba

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…


Bildiğiniz gibi bir süredir Rize kent meydanında bulunan Atatürk heykeli kaldırılmak istenmekte…
Ve buna hemen birçok yerde olduğu gibi kılıf bulunmaya çalışılmaktaydı…
Akıllarına bir düşünce geldi.
Dediler ki: “madem Rize bir çay kenti…”
“Ne uygun olur Rize’ye…"
Çay paketi olacak değil ya…
Çay bardağı geldi akıllarına.
Dediler ki bunu halka soralım, “Atatürk heykeli kalsın mı, yoksa yerine çay bardağı mı konulsun?”
Baktılar ki toplumda tepki var…
Vazgeçtiler…
Çünkü Atatürk’le çay bardağının kıyaslanması için bırakın referandum konusu yapılmasını…
Düşünülmesi bile…
Cumhuriyet düşmanlığını belgelemeye yeter ve artardı bile…
Sonunda vazgeçtiler ama…
“Allah’ın lütfu…” Denilen bir olay…
Yani 15 Temmuz darbesi…
Tam da istedikleri fırsatı verdi ve bu gerekçeyle Atatürk anıtı kaldırılıverdi…
Şimdi bazıları…
Hatta aralarında bazı muhalefet partisi yöneticilerinin de olduğu bir takım insan…
Sanıyorlar ki bu iş…
Bir heykelin kaldırılıp yerine başka bir heykelin konulmasıdır…
Değil tabi, aslında bence konu hiç bir şekilde heykel de değildir…
Aslında tüm sorun nedir biliyor musunuz?
Kaldırılmak istenen şey o heykelde de ifadesini bulan ulus devletin yani Cumhuriyetimizin kaldırılmasıdır…
Hem zaten…
Çok sık dile getirilen Türkiyelilik kavramını…
Hemen her fırsatta yaşanan…
Eyalet tartışmalarını…
Osmanlı’nın Lazistan, Kürdistan türünden eyaletlerinin olduğu söylemini başka türlü değerlendirmek de mümkün değildir…
Yani demek istediğim…
Kaldırılan sadece heykel değil…
Cumhuriyettir…
Laikliktir…
Parlamenter demokrasidir…
Tek dil…
Tek devlet…
Tek millettir…
Devletçiliktir…
Milliyetçiliktir…
Devrimciliktir…
Diyeceksiniz tamam da, ya yerine konan heykel…
O neyi ifade edecek dersiniz…
Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün heykeli istenmediğine göre bu olsa olsa yeni Osmanlıcılığı ifade edecektir…
Başka
Türk kimliğinden rahatsız olunduğu bilindiğine göre, yerine geçecek olanın dini bir kimlik olacağı da son derece açıktır…
Tabi bunun dışında…
Çok dil ve çok kimlikliliği…
Eyalete dayanan başkanlığı da unutmamak gerekiyor…
Yani sevgili kardeşim…
Heykel deyip geçmeyeceksin…
Yapılan heykel tercihi; Cumhuriyetle, laiklikle…
Milliyetçilikle…
Dini bir başkanlık arasındaki tercihtir…
Bilmem anlatabildim mi?

27–12–2016
Nusret KEBAPÇI