Türk milleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk milleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2025 Pazartesi

MİLLİYETÇİLİK DERKEN…

 

MİLLİYETÇİLİK DERKEN…

Yaşamını terör ve teröristle mücadele içinde geçiren Emekli Albay Orkun Özeller, bir siyasi partinin genel başkanını açılım nedeniyle eleştirdiği için, kendilerini milliyetçi olarak ifade eden birileri tarafından hem hakarete uğratılıp hem de tutuklanıvermişti.

Bu olay, düşünce özgürlüğüne yönelik çifte standartları gözler önüne sermektedir.

Normalde silahlı, bombalı veya sözel de olsa şiddet içermeyen her türden eylemin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, ne yazık ki tam tersi yaşanmakta…

İnsanlara saldıranlar, öldüresiye dövenler, işyerlerini tarayanlar, uyuşturucu baronları ve mafya tetikçileri serbestçe dolaşabilirken...

Sadece düşüncelerini ifade eden pek çok kişi hakkında doğru düzgün bir delil bile olmadan tutuklama kararları verilebilmekte.

İddianame sürecinin uzunca bir süre ertelenmesi nedeniyle de, bu insanlar daha yargılanmaya bile geçilmeden, yani henüz suçlu oldukları kanıtlanmadan hapsedilerek cezalandırılabilmektedir.

Bilindiği gibi bu durumun arkasında, adına "demokrasi" ve "kardeşlik" gibi hamasi adlar takılan Meclis komisyonunun alacağı kararların sekteye uğramaması hedefi yatmaktadır.

Bu konu, özellikle en büyük müttefikimiz olan ve uğruna bölgede taşeronluğa bile soyunduğumuz ABD için büyük önem taşımaktadır.

Çünkü...

ABD Büyükelçisi tarafından da açıkça dile getirildiği gibi, İsrail'in bölgede ulus devlet istemiyor olması, tüm bu sürecin temelini oluşturmaktadır.

İşte komisyon çalışmalarının ve "Türk-Kürt-Alevi" söylemlerinin asıl amacı tam olarak budur.

Böyle olunca da Açılım ve çok kimlikliliği eleştirenler üzerinde baskı kurulması, yukarıdan alınan talimatların yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.

Özellikle de kendilerini  "milliyetçi" olarak ifade eden bir takım kişilerin, bu sürece karşı çıkan bir Albaya hakaret ettiklerini de görünce, insan ister istemez kendini milliyetçilik üzerine düşünmek zorunda hissediyor.

Böylece konu netleşmeli ki, hiç kimse milleti yıkıcı projeleri, dışarıdan aldıkları talimatlarla milliyetçilik olarak sunmaya cesaret edemesin.

Öyleyse gelin, önce millet kavramından başlayalım.

Sahi, millet nedir?

Millet, aynı toprak üzerinde yaşayan, aynı ekonomik pazarı paylaşan aynı dili konuşan, ortak bir tarihi sahiplenen, aynı duygu ve düşünceleri paylaşan ve ortak bir kimlik üzerinde anlaşan insan topluluğu değil midir?

Bu bağlamda düşündüğümüzde, kendilerini milliyetçi olarak ifade eden anlayışın, siyasal İslamcı iktidarın ulus kimliği(Türk Kimliğini) yok etmeye yönelik çalışmaları yanında…

Anayasadan Millet olmakla ilgili ilk 4 madde ile 42 ve 66. maddelerin değiştirilmesi çabalarına, ABD emperyalizminin BOP ’da içinde olmak üzere ülkemiz üzerindeki baskı ve senaryolarına ilişkin en ufak bir tepkisini ya da hafif sesle bile olsa serzenişini duydunuz mu?

Elbette hayır, çünkü böyle bir duruşları ne yazık ki yok.

Doğrusunu isterseniz...

Milliyetçilik nedir biliyor musunuz?

Milletin birliğine sahip çıkmak, onu hangi ad veya amaçla olursa olsun parçalamak isteyenlere karşı durmakla birlikte...

Üzerinde yaşanılan toprağa yani ortak vatana...

Tarımına, sanayisine, ormanlarına, madenlerine sahip çıkmak ve böylece ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını sonsuza kadar korumaktır.

Ama asla, en büyük emperyalist devletin talimatlarını yerine getirmek değil.

22.09.2025

Nusret KEBAPÇI

 

17 Haziran 2018 Pazar

EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


Belki seçim ortamında bu türden bir yazı sizi şaşırtabilir ama ülkemizin yaşadığı kimi değişikleri…
Ekonomide yapılanları anlamak için bence konunun anlaşılması son derece önemli…
Şimdi sorumuzu baştan soralım…
Emperyalizm bir ülkeden ne ister?
Doğrusunu isterseniz pek çok kez yazdık ama yine de tekrar edelim…
Öncelikle istediği…
O ülkenin sanayileşmekten…
Tarımını geliştirmekten vazgeçip, hiç bir koşul olmaksızın kendilerinin açık pazarı olmasıdır.
Tabi bunu yapabilmenin pek çok yolu var ama önce ülkede sanayileşmeye, kalkınmaya, tarımı geliştirmeye ayrılabilecek bir birikimin olmasını engellemek önde gelen amaçlarından biridir…
Haliyle bunun için de sanayi ve tarıma ayrılacak kaynakların dışarıya aktarılması gerekir ki…
O ülkede bunları gerçekleştirebilecek herhangi bir birikim olamasın.
Hani bu gün şaşkınlıkla karşıladığınız…
Hasta garantisi verilmiş hastaneler…
Yolcu sayısı garanti edilmiş hava alanları…
Köprüler…
Yollar var ya…
Mantığı bu...
Tabi her şey bununla da bitmiyor…
Ülkede gümrük birliği öncesinde, korumacılık varken gerçekleşen ulusal sanayi…
Tarım…
Banka, ticaret, rafineri, haberleşme, enerji gibi kurumların bulunması da bilindiği gibi emperyalizmin ülke pazarını ele geçirmesinin önünde en önemli engeldir…
Bu nedenle bunların da kısa sürede piyasaya açılarak hızla yabancıların eline geçmeleri sağlanmalıydı ki…
Ülke tamamıyla yabancıların pazarı olabilsin.
İşte bu nedenle sanayi…
Tarım…
Bankacık…
Ticaret…
Rafineri…
Hatta stratejik olarak kabul edilen madenler ve askeri malzeme ve mühimmat üreten kuruluşlar da içinde olmak üzere hemen her şey…
Hatta düşünce kuruluşları bile yabancılara satılmaya çalışılır ki…
Emperyalizm tamamen ülkeye hakim olsun.
Zaten bunu yapanların…
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de vurguladığı “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş… ” Sözünden ülkenin emperyalizme karşı direnebileceği ulusal sanayi, tarım, ticaret ve bankacılık haberleşme, enerji gibi kuruluşlarından oluşan ekonomik kaleleri değil…
Çeşitli kentlerimizdeki tarihi kaleleri anladıkları ortada ama ne yazık ki iş bununla da bitmiyor…
Küçülen devletle birlikte devletin sosyalliği de ortadan kalkacağından ülke çok kısa bir süre içinde etnik ve dini yardım kuruluşlarının eline kalıveriyor…
Böyle olunca ulus devletle beraber…
Toplumu bir arada tutan, etnik ve dinsel bölünmesini engelleyecek Türk ulus kimliğinin de yok edileceği, göz önünde bulundurulursa…
Ülkenin etnik ve dinsel parçalanmasının önünde hiç bir engel bırakılmamış oluyor…
İşte birilerinin yıllardır Osmanlı benzeri çok kimlikli, çok kültürlü bir devlet istemelerinin…
Atatürk adını hemen her yerden silmeye çalışmalarının…
Türk ulus kimliğini yok etmeye çabalamalarının…
“Federatif olmayan bir başkanlık altı kaval üstü şişhanedir” Dedikleri halde yıllardır başkanlıkta ayak diretmelerinin nedeni bu…
Bilmem anlatabildim mi?

17–06–2018
Nusret KEBAPÇI


10 Mayıs 2018 Perşembe

MANİFESTO


MANİFESTO


Malum seçim ortamı ya…
Siyasi partiler de birbiri ardına manifestolarını açıklamaya başladılar.
Tabi onların manifesto dediği şeyler yapmayı düşündükleri hedefleri de…
Bence asıl manifesto seçmenlerce hazırlanmalı…
Bunu yaparken de onlardan neler beklediğimiz…
Neleri yapmalarını…
Veya yapmamalarını istememiz kanımca çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
Böyle olunca da elbette bir yerden başlanması gerekiyor ama bence ilk olarak toplumdaki kutuplaşmanın ortadan kaldırılmasından başlamak daha doğru olur diye düşünüyorum…
Çünkü
Bir süredir, daha doğrusu uzunca sayılabilen bir zamandır toplumda ortak milli kimliğe…
Yani Türk kimliğine herhangi bir vurgu yapılmaması…
Bunun yanında
Tüm yurttaşlara eşit uzaklıkta olması gereken makamın mevcut partilerden birinin başkanı olarak hareket etmesi…
Bunların dışında da sıklıkla yapılan etnik ve dinsel kimlik vurgusu…
Toplumdaki ortak aidiyet duygusunu yok etmekte, toplumdaki milli birlik ve beraberlik önemli oranda zarar görmektedir…
Bu nedenle…  
Seçim propagandasında hemen her şeyden önce önceliği etnik veya dini değil…
Özellikle milli, yani Türk milleti kimliğine vermeli…
Toplumu ayrıştıracak etnik ve dini kimlik söylemlerinden mutlaka kaçınılmalıdır.
Bilinmeli ki
Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya, batılı emperyalistlerin tehdidi altında olup…
Bölge ülkelerini, ABD planlarına engel olamayacak ve İsrail’in karşısında tehdit olamayacak kadar küçültmek…
Zaten, yıllardır emperyalizmin uygulamaya çalıştığı BOP’un hedefleri arasındadır.
Dolayısıyla sırf bu nedenle bile önceliği ulus kimliğe ve ulus bilincine vermek ülkemizin içinde bulunduğu tehlike açısından çok önemli olup bir anlamda bu konuda toplumun da duyarlı hale getirilmesi ülkemiz açısından yaşamsal öneme bile sahiptir…
Tabi bunları söyleyince…
Ulus bilincinin olması…
Ulus devlete sahip çıkılması, yeterli mi?
Sanayileşme…
Tarımı geliştirme…
Kendi milli tohumumuzu üretme gibi çalışmaların hiç mi önemi olmayacak diye düşünebilirsiniz ancak…
Ulus bilinci olmadan ne sanayileşme gerçekleştirilebilir…
Ne de Tarım geliştirilebilir…
Öyle ki…
Kendi tohumunuzun ne kadar önemli olduğunun farkında bile olamazsınız…
Hatta bırakın bunu, bu bilinç olmazsa ne Kıbrıs’taki çıkarlarınızın farkına varırsınız, ne de Ege’ deki adalarımızın gittiğinin…
Çünkü ancak ulus bilinci olduğunda üzerinde yaşanan toprak vatan haline gelebiliyor…
Vatan haline gelince de onu savunmak…
Tehdide karşı koymak…
Sömürmek ya da parçalamak isteyen emperyalizme karşı mücadele etmek de anlam kazanıyor…
Böyle olunca da sanayileşmek…
Yer altı üstü tüm kaynaklara sahip çıkmak…
Tarımı geliştirmek…
Kendi tohumunu da üretebilmek mümkün hale geliyor…
Demek istediğim bu seçim göründüğü gibi sadece adaylar arasında değil…
Aynı zamanda ulus olarak tekrar ayağa kalkıp ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tekrar kazanma ile…
Etnik ve dini parçalanıp küresel sermayenin açık pazarı olma arasında da bir seçimdir…
Tabi ki anlayana…

10–05–2018
Nusret KEBAPÇI



21 Mart 2018 Çarşamba

İSTİKLAL MARŞI

İSTİKLAL MARŞI


Geçtiğimiz günlerde İstiklal Marşı ile ilgili eleştirileri duyunca anlıyorsunuz ki…
Sıra İstiklal Marşı’nda…
Peki neden? Cumhuriyet’in ilk meclisinden bu yana söylenen, üstelik tüm savaşlarda…
Emperyalizme karşı yapılan tüm mücadelelerimizde…
Hatta pazartesi ve cuma günleri okullarımızda… 
Tüm ulusal törenlerde söylediğimiz bu Marş neden durup dururken birilerini rahatsız etmeye başladı…
Ya da şöyle de söylenebilir…
Buna karşı çıkarak veya değişmesi sağlanarak ne amaçlanıyor? Öyle ya birden bire bu konunun ortaya atılmasının mutlaka bir anlamı olmalı değil mi?
Peki, ne olabilir
Biraz üzerinde kafa yoralım…
Ülkeyi yöneten anlayış…
Türk Milleti kavramını çıkarabilmek için neden yıllardır Anayasa’nın ilk 4 maddesini değiştirmeye çalışır?
Şöyle söyleyelim…
Türk adı bundan neredeyse 15 yıl öncesine kadar tüm ulusun ortak kimliğiyken niçin ısrarla ülkede bulunan birçok etnik kimlikten biri düzeyine düşürülmeye çalışılır…
Yine biz hiç memleketin yöneticilerinden…
Bir gün olsun “Türk Milletiyiz” sözlerini niçin hiç duyamıyoruz dersiniz…
Sahi
Başta valilikler, okullar olmak üzere aralarında bankaların ve devlet demiryollarının da olduğu pek çok kurumdan…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC niçin kaldırılmıştı dersiniz, sadece tabelalara sığmadığı için olabilir mi?
Ya
Yakınlarda Eskişehir’deki stadyumdan da kaldırılmasıyla birlikte yakın zamanda Atatürk adının kaldırıldığı stadyum sayısının 10’a ulaşması ne anlam ifade etmektedir?
Veya kafanız kaldırıp etrafınıza bir bakın…
Bulunduğunuz kentte Atatürk adıyla kaç kurum ve yer var? Buna bulvar, cadde ve sokakları da ekleseniz sayı kaça kadar çıkar…
Bir kaç yıl sonra bunlardan ne kadarının kalacağını söyleyebilir misiniz? Çünkü…
Tüm bu yapılanlar…
Hatta eğitimde yapılan yasa, yönetmelik…
Ve müfredat değişikliğiyle yapılmak istenen hemen her şey…
Belirli bir plan dahilinde yapılıp bizi hep aynı yere götürmektedir…
O da…
Ulus devletin…
Yani tek millet esasına dayanan Türk devletinin…
Ekonomisiyle…
Tarihiyle…
Diliyle…
Ve onu toplumda canlı tutan AND ve…
İstiklal Marşı gibi değerleriyle…
Hatta
Sembolleriyle birlikte yavaş yavaş yok edilerek…
Yerine
ABD emperyalizminin ta Sevr’den bu yana hedeflediği etnik ve dini kimlikçiklere ayrışmış…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü federatif bir düzen kurmak…
Zaten kısa süre öncesine kadar Türk Milleti yerine Türkiyelilik önerilmesinin nedeni de buydu…
Değilse…
Karşında yedi düvel bile olsa korkma diyerek, emperyalizmin çelik zırhlı ordularına karşı bile mücadele etmeyi öğütleyen bir marş, neden rahatsızlık yaratsın ki, öyle değil mi?

21–03–2018
Nusret KEBAPÇI





12 Ocak 2018 Cuma

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…


Aslına bakarsanız Atatürk’ün o ünlü sözünü tam olarak söylemek gerekirse sanırım meramım tam olarak anlaşılacaktır…
Ne demişti Atatürk?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”
Anlamı
Siz ekonomik olarak çeşitli ülkelere bağımlıysanız biliniz ki siyasi olarak da bağımlısınızdır…
Bu evrensel gerçek dünyanın hemen her yerinde aynıdır.
Bir anlamda hani iki kere iki, nasıl dünyanın her yerinde dört ediyorsa bunda da aynıdır.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Hani yerli bir otomobil konumuz var ya…
Ne yapılıyor bunun için?
Öyle arge falan gibi çalışmalar bekliyorsanız böyle bir şey yok…
Yapılan sadece milyon dolarlar verip modası geçmiş yabancı firmaların modellerini satın almaktan ibaret ancak…
Zaten hiçbir ülkede de “Hangi babayiğit bunu yapacak?” gibisinden bir teşvikle yapımına başlanılacak ve sonuçta o ülkenin milli markası olabilecek bir otomobil üretilemez…
Bunun nasıl olabileceği başlı başına bir yazı konusu ama sadece şu kadarını söyleyim…
Dolmakalem bile üretmeyen…
Tükettiği mercimeği, nohudu bile dışarıdan alan…
Samanda bile dışa bağımlı…
Hatta
Et konusunda bile
Bırakın Fransa ve Rusya’yı…
Kuruluşu 11 yıl öncesine dayanan bir ülkeye yani Sırbistan’a bile muhtaç hale gelmişsek…
Durumumuz gerçekten vahimdir.
Bu durumda da yerli otomobil konusu
“yapıyoruz…”
“Yaptık…”
“Ama fabrikanın yerini bilmiyoruz.” gibisinden reklam ettiğiniz uçak reklamından…
Daha farklı değildir…
Yani uzun sözün kısası…
Siyasi düşüncesi milli olmayan…
Yani toplumu ortak bir milli kimlikte” Türk Milleti” birleştirmek gibi anlayışı olmayan bir düşüncenin, bırakın otomobili…
Toplumun beslenmesini bile dışa bağımlılıktan kurtarması mümkün değildir…
Peki neden?
Nedeni şu…
Çünkü eğer milli olmazsanız…
Millet diye bir anlayışınız bulunmuyor…
Böyle olunca da haliyle üzerinde yaşadığınız toprak da vatan olmayıp sadece arsa özelliği taşıyor bu durumda da…
Ne doğayı korumak bir anlam taşımaktadır…
Ne de oranın sit olması…
Hatta deniz…
Orman…
Göller bile sadece paraya dönüşeceği zaman değer kazanmaktadır
O zaman da
Ne Uzungöl kalıyor elimizde…
Ne de Gölcük…
Yani demek istediğim siz olaya millet anlayışıyla bakmazsanız…
Kafanızda emperyalizm…
Ona karşı bağımsızlık falan gibi kavramlar da oluşmuyor…
Öyle olunca da bırak otomobili…
Saman bile dışarıdan alınır hale geliniyor…
Demem o ki
İşin sırrı milli olmaktan…
Tüm sorunlara ulusal çıkarlar açısından bakmaktan…
Ekonomik bağımsızlığı sağlamaktan geçmektedir…
Gerisi hikâyedir.

12–01–2018
Nusret KEBAPÇI




4 Kasım 2017 Cumartesi

TÜRK KİMLİĞİNE NEDEN SALDIRILIYOR?

TÜRK KİMLİĞİNE NEDEN SALDIRILIYOR?


Bazıları iktidarın Türk kimliğine saldırması karşısında şaşırıyor…
Aslında yanlış…
Neden şaşırıyorsunuz ki.
Adamlar aslında bence hedeflerini…
Yapmak istediklerini hiç gizlemediler.
Ne dediler…
Biz BOP eş başkanıyız.
Başka…
Yeni Osmanlı olacağız…
Peki, BOP’ un açılımı neydi? Büyük Ortadoğu Projesi değil mi?
Ne yapılacaktı bu görev içinde…
Türkiye laikliği yok edip…
Ulus devlet olmaktan vazgeçip, İslami; çok kimlikli bir yapıya doğru evrilerek model ülke olacak…
Sonrasında da gelişen süreçle beraber bölgede bulunan hemen hepsi Müslüman olan ülkelerin 22’sinin de sınırları yeniden çizilecekti…
Ülkelerin sınırlarının tapu kadastro eliyle çizilmeyip…
Etnik ve dinsel ayrışmaların sonucunda çizildiği düşünülürse…
Bölgede özellikle Irak ve Suriye’ de yaşanan gelişmeler daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum…
Demek istediğim…
Hani bugün ulus devlet düşmanlığı yaparak sözde yeni Osmanlı diye çok kimlikli çok kültürlü laik olmayan bir devlet hayali kuruyorlar ya…
İşte model ülke olarak tasarlanan şey de tam anlamıyla o…
Haliyle böyle olunca…
Bugün eğitim ve toplum yaşamındaki değişiklikler de olmak üzere tüm yapılanların…
Laik ulus devleti yıkmak ve…
Siyasi İslam’la yönetilen bir din devleti kurmak için atılan adımlar olduğunu pekâlâ söylemek mümkün.
Şöyle bir düşünün…
Türk milleti olarak adlandırılan tek milletli bir devletten çok milletli bir devlete yani bir anlamda yeni Osmanlıya nasıl bir geçiş sağlanabilir…
Bence bu konuda yapılabilecek ilk iş…
Laikliğin ve ulus devletin koruyucusu ordunun diskalifiye edilmesiydi ki yapılmadığını söylemek söz konusu değil.
Sonrasında
Ulusal günler ve…
Bayramların önemli bir kısmının yok farz edildiği de göz önünde bulundurulursa…
TC’nin kamudan kaldırılıp…
Ekonominin tamamen batılı emperyalistlere teslim edildiği de düşünülürse varılmak istenen yer çok daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Devamında…
Toplumu…
Tarikat ve cemaatlere de ayırdınız mı?
Oldu size yeni Osmanlı…
Tabi Osmanlı olmak için bu kadarı yeter mi? Elbette yetmez…
İçeride ekonominin yabancılara terk edilmesi, gümrüklerin yabancılara ardına kadar açılması…
Hatta…
Tarımın çökertilip korkunç bir borçlanmanın da olması gerekiyordu ki…
Yapıldığını zaten biliyorsunuz..
Hem zaten 15 yıldır gerçekleştirilmek istenilen Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi isteğinin arkasında yatan neden de budur.
Demek istediğim
Tüm dünyada bir iki istisna dışında tüm devletler ulus devletken ve tek millet esasına göre örgütlenip varlık gösterirlerken…
Türkiye’nin…
Ulus devlet olmaktan çıkarılıp…
Laiklikten vazgeçirilip…
Israrla Milli kimliğinin yok edilmeye çalışılması…
Emperyalizm acaba 100 yıldır başaramadığı Türkiye’nin parçalanması planını…
Siyasi İslamcılarla…
Yeni Osmanlıcılık adı altında mı uyguluyor diye düşündürmüyor değil...
Ne dersiniz olamaz mı?

03–11–2017
Nusret KEBAPÇI



25 Eylül 2017 Pazartesi

REFERANDUM DEMİŞKEN…

REFERANDUM DEMİŞKEN…


Şimdi biz Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı referandumu tartışıyoruz ya…
Hatta bunu engellemek üzere meclisten tezkere bile çıkarıldığını biliyoruz…
Sahi beyler! Bu referandum niçin yapılıyor?
Amacı nedir?
Yani sonuçta ne olacak biliyor musunuz? Gibisinden bir soru sormuş olsaydık…
“Tabi biliyoruz…”
“Barzani bağımsızlığını ilan edecek” dediğinizi duyar gibi oluyorum da…
Peki
Barzani’ye bugüne kadar…
ABD ve İsrail dışında en çok desteği hangi ülkenin verdiğini sormuş olsaydık yanıtı kim?
Hangi ülke olurdu dersiniz…
Şöyle bir düşünün daha yıllar önce
Bu kişi bizim kırmızı pasaportumuzu taşırken bile
Ülkemizin eski cumhurbaşkanlarından biri tarafından bugün Barzani bölgesi olan yere Kürdistan denmemiş miydi?
Demişti ve zaten iş onunla kalmamıştı…
Açık söylemek gerekirse biz oranın neredeyse tüm alt yapısını ülke olarak üstlenmiştik
Yol, köprü…
Devlet binaları, hepsini neredeyse biz yaptık…
Hatta
Bugün bile elektriğini kendi vatandaşımıza verdiğimizden çok daha ucuza veriyoruz…
Yetmedi…
Askerini biz eğittik.
O kadar ki…
Irak yönetiminin tüm tepkisine rağmen o bölgenin Petrolünü Yumurtalık’a getirip satılmasını bile sağladık…
Onunla da kalınmadı…
Parti olarak genel kurula çağırıp,  konuşma yaptırıp, alkışlatıp “Türkiye seninle gurur duyuyor…” diye slogan bile attırıldı…
Sadece meraktan soruyorum…
Bu duyulan gurur nasıl bir gururdur anlamak gerçekten zor.
Tabi o yıllarda BOP yeni başlamış ve birilerine göre Diyarbakır merkez olacak…
Sözde Kürdistan denilen yer bize bağlanacak…
Ve sözüm ona Türkiye parçalanmak ne kelime daha bile büyüyecekti…
Zaten bizim ülkede yapılan “Açılım” vs gibi isimlerle anılan projelerin ana temeli de buydu…
Tabi şöyle söyleyebilirsiniz…
“Tamam.”
“Hata yaptık…”
Hatta…
“Bizi Barzani kandırdı…” Bile diyebilirsiniz, çok kandırıldığınızdan buna da inanabiliriz de…
Ya bundan çok kısa bir süre önce Barzani’nin ülkemize gelip devlet protokolüyle karşılanmasına…
Bayrağının sanki bağımsız bir devlet gibi astırılmasına ne demeli…
Yoksa siz…
Bayrağın egemenlik anlamına geldiğini, bunun Barzani’yi referandum yapmadan bile tanımak anlamına geldiğini bilmiyor musunuz?
Diyelim ki…
Onda da aldandınız…
Ya kardeşim içeriğinde Türkiye’de yabancı askerin bulunmasını da içeren bir tezkereyi çıkardınız çıkarmasına da…
Barzani referandumla bağımsızlığını onaylatınca ne olacak biliyor musunuz? Olacak şu…
Sıra Türkiye ve Suriye’ye gelecek…
Peki, o durumda ne yapacaksınız
Biliyorum sizin çözümünüz yok, hatta belki çok kimlikli, federatif bir devletten de yanasınız ama bilmenizde yarar var…
Bunu önlemenin de sadece bizde değil, tüm ülkeler için bir tane çözümü vardır…
O da ulus kimlik dediğimiz Türk milleti kimliğini tekrar herkesi kucaklayacak şekilde Atatürk’ün belirttiği şekilde tanımlayıp topluma benimsetmek…
Gerisi hikâyedir…

24–09–2017
Nusret KEBAPÇI





12 Mayıs 2017 Cuma

ÇUKUR TARİH

ÇUKUR TARİH


Ne çukuru? Diye sormanıza hiç gerek yok.
Bu şarlatanların kendilerinden farklı düşünen herkese bu çukurdan attıklarını düşünürseniz sanırım…
Ne çukuru olduğuna ilişkin bir fikriniz olur.
Tamam
Bu kişiler bu ve benzeri davranışları ilk kez yapmıyorlar ama hiç bu kadar pervasız da olmamışlardı.
Peki, o halde neden durup dururken bu kadar tepki uyandıran bir söylemde bulundular dersiniz…
Ya da işin daha da vahimi…
Hadi bunlar bir şekilde birilerinin gazına geldiler diyelim…
Bugün oturdukları makamları tamamen Atatürk’e borçlu olanlardan en küçük bir ses gelmemesi sizce…
“Sükut ikrardan gelir.” özdeyişini doğrulamaz mı?
Aslına bakarsanız bu türden olayları ilk kez yaşamıyoruz ama bu türden saldırıların çok sık olarak…
Üstelik gazeteci denilen hep aynı şarlatanlardan gelmesi…
Ülke yöneticilerinin ise…
Bu tür saldırılara karşı sürekli kayıtsız kalıp, sessizlikle geçiştirmesi…
İster istemez herkeste…
Ülkede yapılmak istenen değişiklerle ilgili tepkiler mi test ediliyor? Gibisinden bir soruyu da akla getirmiyor değil…
Diyeceksiniz tamam da…
Bu yaşananların uygulanan politikalarla hiç bir bağlantısı yok mu?
Yani konu sadece bir kaç densizin sözlerinden mi ibaret?
Doğrusunu isterseniz…
Bu konu ülkemize biçilen başkanlıkla doğrudan ilgilidir…
Çünkü
Nasıl bir başkanlık veya ülke olacağımız konusunda herhangi bir fikriniz varsa zaten kimsenin bir şey söylemesine gerek yok, siz zaten olayı anlamışsınız demektir…
Ama yoksa konuyu biraz olsun açıklamak gerekmektedir…
Sahi nasıl bir başkanlık getirilmek istenilmektedir biliyor musunuz?
Ben söyleyim;
Çok kimlikli, çok kültürlü federatif bir başkanlık…
Daha basit anlatayım…
Tek millet esasına dayalı olmayan, çok milletli, belki çok dinli, eyaletli, dini bir devlet.
Peki, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana birlikte omuz omuza vererek, acıyı…
Sevinci…
Yokluğu…
Savaşı paylaşıp…
Sonuçta bugün…
Tek bayrak, tek dil, tek vatan da ifadesini bulan Türk Milleti, nasıl etnik ve dini kimliklere ayrıştırılabilir hiç düşündünüz mü?
Aynen bugünkü gibi…
Atatürk’e hemen her fırsatta saldırtılır…
Özel hayatı didik didik edilerek en küçük bir bilgi kırıntısı bile çarpıtılarak ortaya atılır…
Tek ulus olmak için yaptığı hemen her şey diktatörlük olarak nitelenip…
Sözde demokratiklik adına tartışmaya açılarak, çok kimlikliliğin demokrasi, özgürlük olacağı düşüncesi ortaya atılır…
Ardından da hemen her türden etnik ve dini kimliklere, tarikat ve cemaatlere fırsat tanınarak…
Sözde demokrasiye geçiyoruz adı altında…
Toplum tek milletten…
Çok millete yani…
Federatif bir başkanlığa geçirilir…
Ama
Bunun için önce Atatürk’ün itibarsızlaştırılması…
Ardından da…
Ulus devletin anti demokratik, baskıcı ve zorba olduğunun gösterilmesi gerekiyor…
Yapılan budur.

11–05–2017
Nusret KEBAPÇI





22 Nisan 2017 Cumartesi

ÜST KİMLİK

ÜST KİMLİK


Hani birileri zaman zaman “Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz, tek devlet diyoruz…” deyip
“Toplumu Türk değil, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığında birleştireceklerini…” falan da söylüyorlar ya…
Sahi bu ne anlama gelmektedir?
Anlamı şu; Ulus devletlerin en önemli bileşeni, çimentosu...
Harcı, her ne ad verirseniz verin üst kimlik kabul edilen ulus kimliktir.
Bu kimlik yok edilmeden, yıpratılmadan…
Hiç bir ulus devleti parçalamak mümkün değildir.
İşte bir süredir bizde de Türk ulus kimliği yani üst kimliğimiz hedefe konulmakta, yıpratılarak yok edilmeye çalışılmakta…
Böylece birileri yıllardır amaçladıkları alt…
Yani etnik ve dini kimliklerden oluşan federatif bir devletin kurulabileceğini düşünmektedirler.
Hem zaten BOP’ un amacı da ulus devletleri etnik ve dini kimliklere ayrıştırıp haritaları yeniden çizmek değil miydi?
Böyle olunca ulus kimliğin önemini vurgulamak haliyle çok daha fazla önem kazanmaktadır.
Aslına bakarsanız bugün dünya üzerindeki devletlerin neredeyse tamamının ulus devletler olduğunu söylersek yanlış söylememiş oluruz.
Peki, o halde ulus nedir? İsterseniz önce onu tanımlayalım ki hangi temel üzerinde toplumun bütünleştiği konusunda bir fikrimiz bulunsun.
Ulus: Aynı toprak üzerinde yaşayan…
Ortak bir dili, tarihi, ekonomisi bulunan…
Aynı duyguları paylaşan insan topluluğudur dersek sanıyorum en doğru tanımı yapmış oluruz.
Tabi bunu iktidarın söylediği şekilde…
Tek vatan.
Tek devlet.
Tek bayrak.
Tek millet şeklinde ifade etmek de mümkün ama bir farkla…
Eğer biz bir zamanların Türkiye halkı olarak…
Yani Türk’ü
Kürt’ü…
Laz’ı…
Çerkez’i…
Arap’ı vs. olarak Kurtuluş Savaşının ateşiyle birbirimizle kaynaşarak bir millet…
Yani Türk Milleti olmuşsak ki bu süreç yani millet olma süreci hemen her ülkede benzer şekilde olup…
Önderlik eden kimliğin adıyla anılırlar…
Bu nedenle de isimsiz bir millet olmaz…
Olamaz.
Bakın son zamanlarda Türk Milleti kavramının kaldırılarak yerine ısrarla…
Türkiyelilik veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi kavramlar konulmaya çalışıldığı görülmektedir…
Doğrusunu söylemek gerekirse her iki kavram da tek başına hiç bir anlam ifade etmeyen ancak…
Sonlarına getirilen etnik veya dini kimliklerle anlam kazanan ayrıca tek değil çok kimlikliliğe de izin verebilen kavramlardır…
Nasıl ki bir kişi Türk’üm dediğinde…
Türkiye’de yaşayan…
Türkçe konuşan…
Nazım HİKMET’le…
Yaşar KEMAL’le…
Fazıl SAY’ la…
İdil BİRET’le…
Aziz SANCAR’la dünya çapında tanınan bir kültürü olan…
Ankara gibi bir başkente sahip…
Atatürk’ün kurduğu Türk devletine bağlı bir Türk akla gelirse…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı denildiğinde de
Ortak hiç bir değer ifade etmeyen…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı … (Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Sünni, Şii gibi kimlikler)akla gelebilmektedir…
Yani demem o ki;
Türk Milleti dediğinizde Üniter devletten…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı dediğinizde ise
Federatif çok kimlikli, çok kültürlü bir devletten yana olmuş oluyorsunuz…
Bilin istedim…

21–04–2017
Nusret KEBAPÇI




23 Mart 2017 Perşembe

OLAĞANÜSTÜ BİR REFERANDUM…

OLAĞANÜSTÜ BİR REFERANDUM…

Bildiğiniz gibi referanduma olağanüstü hal koşullarında giriyoruz…
Böyle olunca da…
Tabi her şey olağan dışı bir hale gelmektedir.
Normalde devletin tarafsız…
Her iki kesime de eşit uzaklıkta olması gerekir değil mi?
Ama değil…
Öyle de olmuyor…
Bir taraf…
Buna kısacası evet tarafı da demek mümkün.
Her türden devlet olanaklarıyla…
Televizyonlar…
Medya…
Açılışlar…
Devlet törenleriyle desteklenir…
Diledikleri yere…
Afiş…
Pankart asabilir…
Hemen her yerde toplantılar yapabilirlerken…
Diğer taraf olan kesim için Hayır demek…
Oldukça cesaret isteyen bir duruma bile dönüştürülebiliyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Sadece anayasa değişikliği istemeyip…
Birilerinin hayalini kurduğu…
Bir anlamda padişahlığı bile gölgede bırakan bir başkanlığı kabul etmediğiniz…
Sırf parlamenter demokrasiyi savunduğunuz için…
Terörist olmakla suçlanabildiğiniz gibi…
Bırakın televizyonlarda propaganda yapabilmeyi…
Sokakta afiş asmanız…
Bildiri dağıtmanız bile yasaklanabiliyor.
Hatta öyle ki; sabah anlaştığınız salonlar bile akşamüzeri iptal edilebiliyor…
Tabi bu arada salonların basılmasını…
Yaşanan göz altıları falan söylemeye hiç gerek yok ama…
Tüm bunları yaşamanızın nedeninin
Gelişmiş bir demokrasi isteği değil de…
Sadece
Bugün İçinde yaşadığımız parlamenter sistemi savunmak olduğu düşünülürse…
Evet, çıktığı takdirde…
Nasıl bir başkanlıkla karşı karşıya kalacağımız da sanırım anlaşılacaktır…
Öyle bir başkanlık gelecek ki…
Kimse muhalif olamayacak…
Düşünemeyecek, tartışamayacak, sesini çıkaramayacak…
Hem zaten başkanın da partili olup Türk Milletini değil…
Sadece kendi seçmenini temsil ettiği…
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette değil…
İktidar partisi seçmeninde olduğu da düşünülürse…
Ortaya çıkacak devlet…
Olsa olsa parti devleti olabilecektir.
Böyle olduğunda da, eski sistemde olagelen Başbakanın hükümeti…
Cumhurbaşkanının tarafsızlığıyla devleti temsil etmesi…
Devlet kurumlarının da, hükümet hangi partiden olursa olsun…
Tarafsızlığını koruması…
Kamuda çalışan herkesin de…
İktidar partisinin değil…
Devletin memuru olması gibi durumlar da haliyle sona erecek...
Sonrasında da…
Aklınıza hangi makam ve kurum gelirse gelsin…
Yani validen, kaymakama…
Öğretmenden hizmetliye…
Hakimden, polise herkes iktidar partili olacaktır.
Demek istediğim;
Referandumda değişiklik isteği kabul görürse…
Tüm toplumun ortak çıkarlarını savunan Türk Devleti olmaktan çıkıp…
Sadece bir partinin seçmeninin çıkarlarının savunulduğu parti devleti olacağız…
Bilmem anlatabildim mi?

22–03–2017
Nusret KEBAPÇI