MUTLAK BUTLAN
Doğrusunu isterseniz,
ülkemizde yaşanan siyasi gelişmeleri ABD politikalarından veya BOP sürecinden
uzak düşünmek mümkün mü? Bence değil.
Neden mi? Çünkü ABD
temsilcilerinin de sıklıkla dile getirdiği üzere, ABD ve İsrail bölgede güçlü, emperyalist
planlarına engel olabilecek ulus devlet istemiyor. Onlar esas olarak etnik ve
mezhep temelli küçük parçalardan oluşan çok kimlikli, çok kültürlü ülkeler
hayal etmektedirler. Öyle olmalı ki bölgede İsrail en büyük ve güçlü bir devlet
olabilsin. Böyle olunca da ABD politikaları bölgede çok kolay uygulanabilsin.
İşte ülkemizde
uygulanmaya çalışılan "terörsüz Türkiye" komisyonu da, mutlak butlan
gerekçesiyle – daha önce terörle ilgili olsa bile hiçbir partiye yapılmayan –
partiye polisin gidip bina içinde bile göz yaşartıcı kullanılması, hatta daha
önemlisi dışarıdaki birilerinin parti yetkililerine saldırtılmaya çalışılması
da tamamen bununla ilgilidir.
Çünkü her iki mutlak
butlan kararından da önce ABD başkanıyla yapılan görüşmeler akabinde yaşananlar
gösteriyor ki, ülkenin çok kimlikli, çok kültürlü hale gelebilmesi için
yapılmak istenilen anayasa değişikliğini sağlayabilmesi amacıyla mevcut
iktidarın bir süre daha iktidarda kalması gerekmektedir. Ve yine bilinmektedir
ki, iktidarın yaptığı ekonomik ve sosyal yıkım nedeniyle ana muhalefet
partisinin herhangi bir adayı bile bu koşullarda seçimi kazanabilecek
durumdadır.
Dolayısıyla bu partinin
gözden düşürülmesi, parçalanması, gerekirse de fiili olarak engellenmesi
gerekir ki bu anayasa değişikliğiyle gerçekleştirilmesi planlanan çok parçalı
federatif Türkiye süreci kesintiye uğramasın.
Bir parti düşünün;
lideri uyguladığı yanlış politikalarla 13 yıl partisini yönetmiş ama partisini
tam 13 yılda girdiği tüm seçimlerde yenilgiye uğratmış. Yetmemiş, iktidar
partisinin liste dışı kalmış ne kadar adayı varsa onları aday gösterip iktidara
anayasa değişikliği yapabilmesi için çoğunluk oluşturmaya çalışmış. Bu da
yetmemiş olsa gerek ki partiye ne kadar tarikat, cemaat, liberal, Atatürk
düşmanı varsa doldurmuş. Bu da yeterli gelmemiş, ülkemizin cumhurbaşkanlığı
için siyasal İslamcı birini bile aday göstermekten çekinilmemiş.
Ama ne zamanki 2023
parti genel kurulunda yenilerek başka biri parti başkanı olmuş, parti 10
yıllardır alamadığı belediye başkanlıklarını aldığı gibi oldukça çok sayıda
vekil bile çıkarmış. Haliyle bu durum partiyi sadece iktidara destek veren
konumdan çıkarıp iktidara alternatif yapınca, birileri hemen rahatsız olmuş.
Öyle ya, ya bu parti
iktidara gelir de tabanının vatansever özelliği nedeniyle ülke tekrar Atatürk
ilkelerine, ulus devlet yörüngesine dönerse endişesiyle hemen dava açmışlar.
Parti bunu olağanüstü genel kurulla aşmaya çalışmış ama tekrar mutlak butlan
kararı alınarak 2023 öncesi yönetime teslim edilmek durumunda kalınmış.
Normalde 13 yılda
yaşanan başarısızlığı bırakın, sadece 2, bilemedin 3 seçim bile yeterli gelip
ilgili parti başkanının kendiliğinden istifa etmesi gerekirken, tam tersi bir
davranışla kendisi sonrasında yaşanan başarılı durum hazmedilememiş. Ve ana
muhalefet partisini tekrar iktidar yapmak konusunda yıllardır alınamayan, son
yıllarda alınan belediyeler bile dava konusu yapılabilmiştir.
Şimdi düşünmek gerekir…
Bu durum kimin işine gelir?
Belki içinizden,
"Bir insan bütün bunları neden yapar, amacı ne olabilir?" diye bir
soru geçebilir. Hemen söyleyeyim: Mevcut iktidar, göreve geldiği günden bu yana
anayasanın ilk 4 maddesinin yanı sıra, vatandaşlık bağını kuran 66. ve anadil
eğitimini ilgilendiren 42. maddelerini değiştirmek için zemin aramaktadır.
Zamanında bu dönüşüme çanak tutan ve şimdi de "mutlak butlan"
kararıyla tekrar parti yönetiminin odağına yerleşen genel başkan ise, sözde
sivil toplumcu anayasa taslaklarıyla gündeme gelen, ulus devlet karşıtı
TESEV’in (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) kurucularındandır. Hani
bazılarının akıllarınca önemsizleştirmek için "Kanarya Sevenler
Derneği" muamelesi yaptığı bu vakıf, asıl düğüm noktasıdır. Zaten ancak
TESEV zihniyetine sahip bir liderlik, anayasa değişikliği dayatmalarına açık
veya örtülü destek verebilir.
Şimdi belki
bazılarınız, bu süreçte CHP’ye yönelik operasyona kendince pek çok kılıf
uydurarak destek verebilir; mevcut parti siyasetine haklı eleştiriler
yöneltebilir. Bu eleştirilerinizde sonuna kadar haklı da olabilirsiniz. Fakat
bence bu tasfiye ve müdahaleye alkış tutmak, bugün bir siyasi anlayış açısından
yapılabilecek en büyük hata olacaktır.
Neden mi? Çünkü bugün,
sorumluluğu olmayan ama yetkisi sınırsız olan mevcut cumhurbaşkanlığı
sisteminde; tek bir imza ile illerin önemli bir kısmı orman vasfı dışına
çıkarılabilmekte, devlet eliyle yapılan hastaneler, köprüler, otoyollar ve
havaalanları satışa sunulabilmektedir. Dere, orman, sit alanı demeden yine tek
bir imza ile on binlerce maden ruhsatı dağıtılmakta, Heybeliada’da ruhban okulu
açılması için çalışılmakta ve ülke, komşu ülkeler yerine çok uzun yıllar
boyunca ABD’den çok daha pahalı doğal gaz alımına bile mahkûm edilebilmektedir.
Daha da ötesi;
muhalefetin bu tür yargısal operasyonlarla felç edilmesiyle birlikte,
anayasadaki "Türk ulus kimliği" tasfiye edilerek; çok kültürlü, çok
kimlikli bir federatif düzenin kurulmasının önü tamamen açılacaktır.
İşte bu yüzden, CHP’nin
sadece "parlamenter sisteme geçiş" ve "yetkisiz, sembolik
cumhurbaşkanlığı" hedefi bile Türkiye’nin demokratik geleceği ve bütünlüğü
açısından hayati öneme sahip bulunmaktadır.
Sözün özü: Bugün CHP’ye
yönelik "mutlak butlan" operasyonuna ve partinin geriye doğru dizayn
edilmesine destek verenler; parlamentonun tamamen devre dışı kalmasını,
denetimsiz ve tek adam güdümlü bu sistemin kalıcılaşmasını savunanların ta
kendileridir.
Gerisi hikâyedir.
25 Mayıs 2026
Nusret KEBAPÇI