DEĞİŞİM
DEMİŞKEN…
Ana muhalefet
partisinin seçimi kaybetmesinin ardından partide değişim rüzgârları da esmeye
başladı.
Sanıyorum bu rüzgâr
gitgide hızlanarak…
Belki de
Fırtınaya dönüşerek
bir süre daha devam edecek gibi...
Ancak; şu anda
görünen değişim talepleri ne ilginçtir ki kişisel değişimle sınırlı görünüyor.
Daha düne kadar
Kılıçdaroğlu’nun yanında olan, hemen her konuda destek verip de neredeyse hiç bir
eleştiri getirmeyen bazı kişiler, yavaş yavaş aday olabileceklerini söylemeye
başladılar ama…
Bu tür bir değişim
kesinlikle partiye yarar getirmeyecektir.
Neden mi?
Çünkü…
Şu ana kadar yapılan
açıklamaların hiç biri mevcut yönetime ideolojik bir eleştiri getirmiyor.
Yani sorunun
kaynağına ilişkin hiç bir söz söylemeyip, sadece o gitsin ben geleyim…
Hiç bir şekilde çözüm
değil.
Bu nedenle öncelikle
2000’lerin başından bu yana, yani Kemal Derviş’in partiye katılmasıyla beraber yürürlüğe
giren neoliberal anlayışla; tüm taşra örgütlerinin de katılımıyla büyük bir
kurultay düzenlenerek hesaplaşılmalı ve sonrasında…
Parti tekrar program
ve yönetim olarak 6 okta ifadesini bulan 1920’lerin ulusalcı anlayışa geri
dönmeli...
Sonra ardından kongre
sürecine geçilerek, bunu yürütecek kadroları iş başına getirmelidir…
Değilse…
Bu değişimler gerçekleştirilmedikten
sonra partinin başına her kim gelirse gelsin bir şey ifade etmeyecektir.
Ben bunu söyleyince
bazıları hemen, sen Atatürk’ün partisini eleştiriyorsun gibisinden…
Sadece ambalaja bakarak
maval okuyabilirler ama iş öyle değil…
Aslında parti programına
biraz göz atmak bile tüm bunları anlamak için yeterli gelecek ama…
Bizde sorgulamadan…
Okumadan…
Araştırmadan körü
körüne itaat etme anlayışı var ya, o hemen her yerde egemen olan...
İşte bu nedenle genel olarak taban;
köprülerin altından çok suların geçtiğini ne yazık ki fark etmiyor.
Doğrusunu isterseniz sadece program da değil…
Seçim bildirgeleri…
Yapılan konuşmalar da gereken ipucunu veriyor
ama bu konuda…
Eğitim sistemimizden mi?
Yoksa Osmanlıdan gelen; yönetene körü körüne
itaat etme anlayışından mı bilmiyorum, bizde sorgulama, eleştiri yapma anlayışı
her nedense çok zayıf.
Devam edelim ve isterseniz sözlerimi somut
kanıtlar üzerinden sürdüreyim…
Aslında partinin ulusçu olmaktan çıkması Deniz
Baykal’ın Derviş’le yaptığı uzun süren bir toplantının ardından yapılan
açıklamalarda da var…
Ama hepsi bu kadarla
sınırlı değil…
Hani son seçim döneminde Cumhur ve Millet ittifakı
içinde yer alan bazı partilerin Türk Milleti yerine Türkiyelilik gibi ucube bir
kimlik tanımına biraz da olsa tepki göstermiştik ya…
Gerçeği söylemek gerekirse öncesi de var…
Yıl 2015 ve Ana muhalefet partisinin 7 Haziran
seçim bildirgesinde şu satırlara yer verilmektedir…
”Devlet
yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında
Ayrım
yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”
Ne anladınız?
Aslında anlamı gayet açık…
Burada…
“Ülkede
bulunan her dini ve etnik kimlik, kültür, inanç vs. anayasada yer alacak ülkede
temsil edilecek.”
Daha da açalım…
“Biz
bunu yazarak tüm toplumu birleştiren ortak kimliğimiz olan ulus kimliği yani Türk
kimliğini asla kabul etmiyoruz… “
“Biz hemen her türden inanç, kültür, dil ve yaşam tarzının
kendini ifade edebileceği çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hedefliyoruz. Denilmektedir…
Hem zaten programda da sıklıkla piyasa
ekonomisi vurgusunun yapılması…
Küreselliğe atıfta bulunulması ve bununla
beraber ulus yani Türk kimliğine pek değinilmezken; sıklıkla dil, kültür, inanç ve yaşam tarzlarına
özgürlük vurgusu yapılması, partide uzun süredir egemen olan neoliberal
anlayışın da somut bir ifadesidir…
Peki, bu anlayışı partiye kim dayatıyor?
Veya
Bu konudaki akıl hocası kim, hangi örgüt? Diye
aklınıza bir soru gelirse…
İlk akla gelebileceklerden birisi TESEV’dir…
İşte bu SOROS’un Türkiye’deki örgütlerinden
biri olan TESEV, özellikle ortak ulus kimlik
vurgusu olmayan, yani Türk kimliksiz anayasa önerisini sivil anayasa adı
altında pek çok kez dillendirip yayınlamışlardır…
Şimdi diyebilirsiniz ki…
Tamam da; bunun partiyle ilgisi ne…
İlgisi şu…
Şuan da parti genel başkanı olan kişi, bu
TESEV denilen örgütün 183 nolu kurucu üyesi…
Demek istediğim…
Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, ekonomik
bağımsızlığı öne alan, ulusal bütünlüğü sağlayan, ulusçu bir anlayışla mümkün
olabilecektir.
Bunun da yolu
öncelikle CHP’yi ulusculaştırmaktan…
6 Ok’a geri döndürmekten
geçmektedir.
Gerisi hikâyedir…
21-06-2023
Nusret KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder