ulus kimlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulus kimlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2025 Salı

ULUS BİLİNCİ: EMPERYALİZME KARŞI DİRENİŞİN ANAHTARI

 

ULUS BİLİNCİ: EMPERYALİZME KARŞI DİRENİŞİN ANAHTARI

Zaman zaman yazılarıma, kendilerine “Osmanlıcı” veya “Osmanlı torunu” gibi unvanlar takan ya da kendilerini “Siyasal İslamcı” sayanlardan eleştiri değil, özellikle Atatürk ve Cumhuriyet’le ilgili doğrudan suçlamalar gelince, konuya açıklık getirmek zorunlu hale geldi.

İsterseniz Osmanlı’dan başlayalım: Bir yönetim düşünün ki, babadan oğula geçen bir aile tarafından yönetilmektedir. Böyle olunca, o aile fertlerinden olmadığınızda “torun” nasıl olunur? İşte orası son derece ilginç!

Diyelim ki, “Biz Osmanlı yönetimi altındaki milletlerdeniz; ya da Türk’üz diyemediniz diyelim ama Rum’uz, Ermeni’yiz, Arap’ız, Yahudi’yiz…” deseniz de bunu anlarım, hatta itiraz bile etmem. Ancak “torun olmak” işi başka bir boyuta taşıyor ki, bu iddianın tarihsel ve genetik bir karşılığının olması mümkün değil.

Ama Osmanlı’nın, özellikle de son zamanlarını biraz anımsamakta yarar var. Bir yönetim düşünün: Ülkede var olan sanayi, tarım, banka, her ne varsa tamamı yabancıların elinde. Ülkede hiçbir şey üretilmediği gibi, kapitülasyonlar ve Balta Limanı gibi anlaşmalarla yerli üretim tamamen çökertilip ülke, Batılı ülkelerin açık pazarı haline getirilmiş durumda. O kadar ki, ülkede Merkez Bankası olmadığı gibi, onun yerine geçen Osmanlı Bankası bile yabancıların elinde.

Bu arada, Osmanlı yönetici sınıfının yetiştirildiği Enderun Mektebi’nde devşirmelerin eğitim gördüğü ve Osmanlı’da Türklerin değil, onların hemen her türlü makama geldiği artık sır değil.

Tabii tüm bunları söylerken, Osmanlı’nın çok kimlikli, çok kültürlü bir imparatorluk olduğunu da belirtmek gerek. Her ne kadar son zamanlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çabalarıyla “Osmanlı milleti” yaratma girişimleri olsa da, azınlıklar birer birer ayrılmaya başladığı için bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Ancak özellikle bir konunun altını çizmekte fayda var: Kendilerini “günümüz Osmanlıcısı” olarak tanımlayan anlayış, bugün de kendilerini Türk kabul etmeyip çok kimlikli, çok kültürlü, federatif bir devlet yapısından yanadır. Bunun yanında, ekonomik olarak ülkenin Türk ulusu adına üretim yapmasına karşı çıkıp, ülkeyi tamamen yabancı pazarı haline getirme konusunda aynı düşünceleri taşımaktadırlar. Yani, ekonomide ve siyasette ulus devlet ve kimlik karşıtı olup, ABD emperyalizminin dayattığı “Osmanlı tipi millet tarzı” denilen çok kimlikli, çok kültürlülüğe heveslidirler; ulus devlet karşısında ABD emperyalizminin yanında saf tutmaktadırlar.

Gelelim Siyasal İslamcılara. Çünkü onlar da ulus devlet karşıtı olup, her fırsatta Atatürk, Cumhuriyet ve ulus devlete saldırmaktadırlar. Peki neden? Ya da şöyle soralım: Siyasal İslamcılık, neden Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi bugün de emperyalizmin hizmetinde?

Aslında sadece bizde de değil. ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkeleri parçalama stratejisinin baş aktörü neden hep İslamcılar olmaktadır? Hiç düşündünüz mü?

Veya şöyle diyelim: Neden siyasal İslamcılık, sadece İslam peygamberinin resim ve karikatürü gündeme gelince tepki gösterir de, emperyalizmin ekonomik ve siyasi baskı ve sömürüsüne kayıtsız kalıp, ülkeleri parçalama planlarına destek olur?

İşte bunu tam olarak anlayabilmek için kavramları yerli yerine oturtmak gerekiyor. Aksi halde, bu tür akımların neden her zaman emperyalizmin hizmetinde olduğunu kavrayamayız.

Aslına bakılırsa, işin dönüm noktası laiklik ve ulus bilincidir. Zira biraz dikkat edildiğinde, laik olmayan ve ulus bilincinden uzak hiçbir siyasi düşüncenin emperyalizme, ekonomik ve siyasi sömürüye karşı çıkamadığı görülecektir.

Kavramları temelden ele alırsak, mesele daha net anlaşılır. Şu bilinmelidir: Bir toplum laik olursa, egemenlik millete geçer ve millet -yani ulus- olursunuz. Ancak ulus olduğunuz zaman, üzerinde yaşadığınız toprak “vatan” olur. Vatan olunca, emperyalizme karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlam kazanır. Böylece sanayileşme, yer altı ve yer üstü zenginlikleri koruma, onları milletin çıkarı için kullanma ve tarımı geliştirme anlamlı hale gelir.

Tersten başlarsak; laiklik olmazsa siz ümmetsiniz. Ümmet olunca, üzerinde bulunduğunuz toprak sizin için sadece bir “arsa”dır.

Böyle olunca da emperyalizme karşı mücadele, ekonomik ve siyasi bağımsızlık elbette hikâye olur. Bu durumda ülke toprakları kolaylıkla alınıp satılabilen bir meta haline gelir; yer altı ve yer üstü zenginlikleri de emperyalizme peşkeş çekilebilir.

Demek istediğim şudur: Laiklik ve ulus bilinciniz varsa, emperyalizme karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlığınızı savunabilir, ülkenizi sanayileştirip tarımı geliştirerek kalkındırabilirsiniz.

Eğer değilseniz, sadece emperyalizmin sömürgesi olursunuz; asla başka bir şey değil.

    03-11-2025

Nusret KEBAPÇI

12 Ağustos 2024 Pazartesi

GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ...

 

GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ...

 

 Doğrusunu isterseniz bir ülkenin eğitim sisteminde en önemli şey…

Soran…

Sorgulayan…

Araştıran…

Tartışan insan yetiştirmek ama siz ısrarla bunu yapmayıp “cahil insanın ferasetine güveniyorum” gibisinden bir tavır İçine girerseniz ve eğitimi de buna göre yapılandırırsanız ki…

Şu anda yapılan budur.

Aslında bunu söyleyerek demek istiyorsunuz ki:

“Bizim için ülkenin geleceği…

İçinde bulunulan durum…

Gelişmesi…

Diğer ülkelerle yarış…

Emperyalizmden bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirme, araştırma falan hiç önemli değil…

Bizim için en önemli şey, iktidarımıza bağımlı olunup, tamamen bize inanılıp…

Ve hiçbir siyasetimizin sorgulanmamasıdır.”

Eğitimin mili olmaktan çıkarılıp, dini yapılarak sorgulama ve tartışmanın hatta araştırmanın bile hiç olmadığı hale getirilmesinin nedeni de budur.

Peki, sorgulanırsa ne olur?

İşte burası çok önemli.

Yurttaş olmanın en önemli özelliği sormak, sorgulamak yani ödevleri yanında haklarının da olması değil mi?

Ama öyle değil.

Sorgulanırsa ne ortaya çıkar biliyor musunuz?

Eğitimle başladık madem devam edelim…

2011 yılında MEB Teşkilat Yasası’nda yapılan değişiklikle, Atatürk İlke ve İnkılaplarının yanında öğrencilere vatan, millet sevgisiyle birlikte, bayrak sevgisinin de öğretilmeyeceğini öğrenmeniz mümkün.

Diyebilirsiniz ki; Eğer bunlar öğretilmeyecekse o halde ne öğretilecek?

Kısaca söyleyim…

Sadece “Küreselleşmenin ihtiyacı olan bilgi ve beceri…”

Böyle yazıyor.

Yani buna göre, artık öğrenciler bir ulus kimliğine ve bilincine sahip olmayıp…

Vatan.

Millet.

Bağımsızlık.

Emperyalizm gibi kavramları tanımadan onlardan uzak yetişecek…

Amaçlanan da bu.

Böyle olunca ne ülkede üretimin bitirilip, Osmanlının son dönemleri gibi memleketin ithal mallar cenneti yapılıp, ülkenin korkunç borca batırılması kimseyi ilgilendirecek…

Ne geçmediğimiz köprüler…

Gitmediğimiz hastaneler…

Ne de

Uçmadığımız havaalanlarıyla korkunç şekilde soyulduğumuz… Siz bu arada…

Devlet ihalelerini alıp pek çok kez vergisi silinen şirketleri…

Devletten yer kiralayıp, kiraları onlarca yıl ertelenenleri…

Hatta adları toplumca bilinen kocaman şirketlerin bile devlete yıllardır en küçük bir vergi dahi ödemediğini…

Bu nedenlerle de…  

Çalışanlara çok komik bir ücret verilip…

Emeklilere neden orta halli bir semtteki kiradan bile düşük bir maaş verildiğini de anlayamamış olacaksınız…

Ayrıca

Ülkeye hangi amaçlarla milyonlarca yabancının sokulduğunu…

Siz Starbucks basmaya giderken, İsrail’in sebze ve meyvesinin

Hatta

Akaryakıtının bile bizden gittiğini…

Silahlarının incirlikten…

İstihbaratının Kürecik ’ten verildiğini de bilmiyor olabilirsiniz ama…

Bilmeniz gereken çok önemli bir ayrıntı var…

Gömleğin ilk düğmesi ulusalcılıktır…

Yani olaylara ulus devlet, ulusal çıkar ve bakış açısıyla bakmak o ülke için yaşamsal önemdedir…

Onu anlayıp, iliklemeye doğru yerden başlamazsanız…

Sonraki tüm düğmeleri yanlış iliklersiniz…

Benden söylemesi

 

12-08-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

4 Şubat 2024 Pazar

ULUS KİMLİK

 

ULUS KİMLİK

 

 

Bir süredir bilindiği gibi laiklik adım adım yok edilmeye çalışılırken, şeriat söylemleri de tahmin edildiği gibi sıklıkla gündeme gelmeye başladı.

Tabi biz burada şeriat…

Yani İslam’ın günlük yaşama ilişkin kuralları üzerinde durmayacağız ama özellikle şeriat savunucularının…

Söylediği bir konu gerçekten üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya değer.

Ne deniyor bu konuda:

“Müslüman Türk’ten…”

“Türk Müslümandan ayrılamaz.”

Peki, doğru mu?

Elbette değil.

Şöyle bir hafızanızı tazeleyin, kendilerine İslamcı diyenlerin hiç biri ki bunu çok açık ve net olarak söylüyorum…

Türk ulus devletinin kurucusu Atatürk’ü kabul edip saygı duyuyorlar mı?

Mümkün mü?

Ya Türk olduklarını kabul eden var mı?

Bir günden bir güne onlardan birinin Türk ulus kimliğini savunanına rastladınız mı?

Elbette rastlamadınız.

Ya yıllardır Anayasa’yı değiştirmeye çalışarak veya yeni anayasa önererek Türk kimliğini silmeye çalışanlar yine aynı anlayış değil mi?

Peki neden?

Ya da soruyu şöyle soralım…

Yunan din adamları Yunan milliyetçisiyken…

Alman din adamları Alman milliyetçisiyken…

İngiltere’de aynı durum söz konusuyken…

Hatta Amerika‘da bile bunun tersi bir durum söz konusu olamazken bizde neden…

Din adamları Türk ulus kimliğinden ve onun kurucusu Atatürk’ten nefret edip hemen her fırsatta saldırıyorlar?

Aslında nedeni belli

Çünkü emperyalizm bizimki gibi ülkelerde bağımsız, kapitalist bir gelişmeye izin vermiyor.

İsteniyor ki bizim gibi ülkeler…

Sadece ham madde satıcısı…

Yabancı emperyalist ülkelerin açık pazarı olsun.

İşte bunu yapabilmek için toplumun en büyük sosyal örgütlülüğü olan ulus bir şekilde bertaraf edilerek…

Toplum ulus öncesi kimliklere ayrıştırılıyor ki…

Emperyalizm için hem bugün…

Hem de gelecekte açık bir tehdit oluşturmasın.

Bunun içinde emperyalizme karşı ekonomik mücadele edebilecek…

Onun çıkarlarını derinden sarsacak, ulusal kimlik ve sınıf temelinde örgütlenen sendika, parti…

Dernek falan gibi örgütler baskı sonucu adım adım ortadan kaldırılırken…

Emperyalizme, onun ekonomik politikalarına hiç bir tehdit oluşturmayıp tersine, toplumun tarikat, cemaat ve etnik kimlik temelinde parçalanmasına hizmet edecek ulus öncesi örgütlenmeler ortalığa çıkarılmaktadır.

Zaten dikkat ettiğinizde; bu türden ulus öncesi örgütlenmelerin emperyalizm, sanayileşme…

Tarımı geliştirme…

Ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi bir düşüncelerinin olmadığı da görülecektir.

Yani uzun sözün kısası…

Ulus devlet, Türk kimliği, Atatürk, emperyalizme karşı mücadele etmenin, ekonomik ve siyasi bağımsızlığın mihenk taşıdır.

Her kim ki ulus kimliğe, ulus devlete, Atatürk’e sahip çıkar, onlar emperyalizmin düşmanı…

Ama her kim ki…

Ulus kimliği yok sayarak ulus devlet, Atatürk düşmanlığı yapar, bilmelisiniz ki onlar kendilerine hangi ad ve unvan takarlarsa taksınlar emperyalizmin uzantılarıdır.

Bilmem anlatabildim mi?

 

04-02-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

27 Ağustos 2023 Pazar

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

 

 

Doğrusunu isterseniz ülkemiz genelinde yapılan tüm seçimlerde veya herhangi bir partinin taraftarı olurken, sanıyorum sözel bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir, ilgilendiğimiz partinin programını okumak, araştırmak, sorgulamak gibi bir alışkanlığımız olmayınca…

Sadece vaatlere, seçim döneminde verilen sözlere inanarak bu konudaki kararımızı vermekteyiz.

Böyle olup o sözlerin tam tersi bir uygulamayla karşılaşınca da haliyle toplum olarak örgütlü bir tepki koymak değil de, çareyi feryat etmede, elim kırılsaydı gibi sözlerle geçiştirmede buluyoruz ya…

Bu durumda genel bir bakış açısıyla çok fazla bir ayrıntıya girmeden partilere, onların ideolojilerine bakmak da haliyle zorunlu oluyor.

Birileri ideoloji falan deyince de hemen kendince, bizim parti Müslümanları temsil ediyor…

Ya da biz Atatürk’ün partisiyiz gibi söylemlerde bulunabilir ama bu bir siyasi partinin ideolojisi değil…

Öncelikle bunda net olmamız gerekiyor.

Çünkü bu tür söylemler tamamen görüntüdür.

Bir partinin gerçekten ideolojisini ülkeyi nasıl yöneteceğini anlamak istiyorsanız ilk yapılması gereken şey, parti programını okumak, araştırmak ve sorgulamaktan geçmektedir.

Ancak bu şekilde o partinin seçildiği dönem boyunca neler yapıp neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğini anlayabilirsiniz.

Diğeri; yani söylemle karar vermek, sizi her seferinde yanılgıya, ülkeyi belki de uçuruma götürebilir ama ne yazık ki, siz hiçbir zaman bunun farkında olmazsınız…

Buradan yola çıkarsak…

Partiler hangi tür söylemde bulunurlarsa bulunsunlar, hangi düşünceyi savunduklarını söylerlerse söylesinler gerçekte bunlar hiç bir şey ifade etmemektedir.

Asıl bu konuda bizi ilgilendiren şey partinin söylemleri veya oy almak için bazı kesimlere şirin gözükmesi değil…

Ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak nasıl yöneteceği…

Bunlar aslında gizli, saklı falan da değil, tüm partilerin programlarında üstelik çok açıkça da yazılmaktadır…

Bizi burada asıl ilgilendiren şey siyasi olarak o partinin ülkeyi ulusçu bir anlayışla mı?

Yoksa neoliberal bir şekilde mi yönetmek isteyip istemediğidir…

Biliyorum kafanız karıştı şu kadarını söyleyim, bugün ülkemizdeki tüm siyasi partiler bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde kurulan partilerin devamıdırlar.

Bu sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada da böyledir.

Çünkü toplumda çeşitli sınıflar vardır ve mevcut partiler onların herhangi birinin çıkarını savunmaktadırlar. Bunu söylerken ilgili partilerin dini veya laik ya da milliyetçi söylemleri sizi asla yanıltmasın. aslolan ekonomik ve siyasi program olup buna göre toplumda hangi sınıfın, kimlerin çıkarını savunup, desteklediğidir.

Zaten bunları görüp fark etmeye başladığınız zaman çok yol kat etmişsiniz demektir yoksa inanın oy kullandığınız her seçim sizin için sadece zaman kaybı olacaktır.

Aslında bu iki farklı yönetim anlayışına sahip olan partileri ülkemizde ve dünyanın tüm ülkelerinde görmek mümkün

Bunları pek çok söylemlerinden de tanıyabilirsiniz

İsterseniz kısa bir tanımla, öncelikle de ulus esaslı yönetim anlayışından başlayalım…

Ulusçu anlayışa göre “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” Bu söz o tür bir yönetim anlayışında sadece meclis duvarında olan bir yazı olmayıp…

Siyasette…

Ticarette…

Tarımda…

Sanayide…

Hatta karada…

Havada, denizde Türk ulus devleti egemenliği anlamına gelir ve hiç bir şekilde bu egemenlik parçalanıp bölünüp başka bir ülkeye özel bir şirkete…

Veya devlete devredilemez…

Yani bu anlayışla limanlarınızı, havaalanlarınızı, madenlerinizi kısacası hiçbir şeyinizi tamamen yabancılara devredemezsiniz. Sizden önce devredilen varsa da tekrar millîleştirirsiniz.

Neoliberal anlayış ise aslında tam da bunun zıddıdır, buna göre devlet mutlaka küçültülmeli ve sözde devletin asli görevi olan güvenlik ve adalet dışındaki her türlü yükümlülük eğitim de dahil olmak üzere başka devletlere, kurumlara, kişilere devredilmelidir.

Bu anlayışa göre devlet sadece denetler…

Tabi insan düşünmeden edemiyor…

Her türlü ekonomik varlığını yabancılara teslim eden bir devletin, sahi bağımsızlığı ne olacak?

Nasıl bağımsız karar alacak?

Ya da alabiliyor mu?

Yabancı şirketlerin, devletin aldığı herhangi bir karar karşı tepki gösterip çekilmeleri tehdidine karşı denetim nasıl olacak?

Elbette olamaz, zaten bu tür bir anlayışa sahip partiler Türk üst yani ulus kimliğine karşı olup hemen her şeyi meta olarak gördüklerinden olsa gerek, vatan diye bir kavramın tanınmayıp, üzerinde yaşadığımız toprakların sadece arsa olarak görülmesi ve dileyene sınırsızca satılabilmesi de bu anlayışın çok bilinen bir özelliğidir.

Ayrıca toplumda ulus bilinci, ulusal değerler adım adım yok edilirken tarikat ve cemaatlere serbestlik kazandırılıp, ümmetçiliğin yaygınlaştırılıp…

Halktaki ulus kimlik ve vatan bilincinin unutturulması da bunun bir parçasıdır.

Yani uzun sözün kısası…

Hani bugün aslında pek çok zenginliğin bulunduğu topraklarda halk olarak korkunç bir enflasyonla, hayat pahalılığıyla birlikte yaşamaya çalışıyoruz ya…

İşte bu; devleti stratejik olan- olmayan ayrımı yapmadan hemen her şeyi sermayeye terk edip, devleti ekonomide küçülterek, bırakın denetlemeyi, seyirci duruma düşürmenin sonucudur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

27-08-2023

Nusret KEBAPÇI

21 Haziran 2023 Çarşamba

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

 

Ana muhalefet partisinin seçimi kaybetmesinin ardından partide değişim rüzgârları da esmeye başladı.

Sanıyorum bu rüzgâr gitgide hızlanarak…

Belki de

Fırtınaya dönüşerek bir süre daha devam edecek gibi...

Ancak; şu anda görünen değişim talepleri ne ilginçtir ki kişisel değişimle sınırlı görünüyor.

Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’nun yanında olan, hemen her konuda destek verip de neredeyse hiç bir eleştiri getirmeyen bazı kişiler, yavaş yavaş aday olabileceklerini söylemeye başladılar ama…

Bu tür bir değişim kesinlikle partiye yarar getirmeyecektir.

Neden mi?

Çünkü…

Şu ana kadar yapılan açıklamaların hiç biri mevcut yönetime ideolojik bir eleştiri getirmiyor.

Yani sorunun kaynağına ilişkin hiç bir söz söylemeyip, sadece o gitsin ben geleyim…

Hiç bir şekilde çözüm değil.

Bu nedenle öncelikle 2000’lerin başından bu yana, yani Kemal Derviş’in partiye katılmasıyla beraber yürürlüğe giren neoliberal anlayışla; tüm taşra örgütlerinin de katılımıyla büyük bir kurultay düzenlenerek hesaplaşılmalı ve sonrasında…

Parti tekrar program ve yönetim olarak 6 okta ifadesini bulan 1920’lerin ulusalcı anlayışa geri dönmeli...

Sonra ardından kongre sürecine geçilerek, bunu yürütecek kadroları iş başına getirmelidir…

Değilse…

Bu değişimler gerçekleştirilmedikten sonra partinin başına her kim gelirse gelsin bir şey ifade etmeyecektir.

Ben bunu söyleyince bazıları hemen, sen Atatürk’ün partisini eleştiriyorsun gibisinden…

Sadece ambalaja bakarak maval okuyabilirler ama iş öyle değil…

Aslında parti programına biraz göz atmak bile tüm bunları anlamak için yeterli gelecek ama…

Bizde sorgulamadan…

Okumadan…

Araştırmadan körü körüne itaat etme anlayışı var ya, o hemen her yerde egemen olan...

İşte bu nedenle genel olarak taban; köprülerin altından çok suların geçtiğini ne yazık ki fark etmiyor.

Doğrusunu isterseniz sadece program da değil…

Seçim bildirgeleri…

Yapılan konuşmalar da gereken ipucunu veriyor ama bu konuda…

Eğitim sistemimizden mi?

Yoksa Osmanlıdan gelen; yönetene körü körüne itaat etme anlayışından mı bilmiyorum, bizde sorgulama, eleştiri yapma anlayışı her nedense çok zayıf.

Devam edelim ve isterseniz sözlerimi somut kanıtlar üzerinden sürdüreyim…

Aslında partinin ulusçu olmaktan çıkması Deniz Baykal’ın Derviş’le yaptığı uzun süren bir toplantının ardından yapılan açıklamalarda da var…

Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil…

Hani son seçim döneminde Cumhur ve Millet ittifakı içinde yer alan bazı partilerin Türk Milleti yerine Türkiyelilik gibi ucube bir kimlik tanımına biraz da olsa tepki göstermiştik ya…

Gerçeği söylemek gerekirse öncesi de var…

Yıl 2015 ve Ana muhalefet partisinin 7 Haziran seçim bildirgesinde şu satırlara yer verilmektedir…

”Devlet yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında

Ayrım yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”

Ne anladınız?

Aslında anlamı gayet açık…

Burada…

“Ülkede bulunan her dini ve etnik kimlik, kültür, inanç vs. anayasada yer alacak ülkede temsil edilecek.”

Daha da açalım…

“Biz bunu yazarak tüm toplumu birleştiren ortak kimliğimiz olan ulus kimliği yani Türk kimliğini asla kabul etmiyoruz… “

“Biz hemen her türden inanç, kültür, dil ve yaşam tarzının kendini ifade edebileceği çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hedefliyoruz. Denilmektedir…

Hem zaten programda da sıklıkla piyasa ekonomisi vurgusunun yapılması…

Küreselliğe atıfta bulunulması ve bununla beraber ulus yani Türk kimliğine pek değinilmezken; sıklıkla dil, kültür, inanç ve yaşam tarzlarına özgürlük vurgusu yapılması, partide uzun süredir egemen olan neoliberal anlayışın da somut bir ifadesidir…

Peki, bu anlayışı partiye kim dayatıyor?

Veya

Bu konudaki akıl hocası kim, hangi örgüt? Diye aklınıza bir soru gelirse…  

İlk akla gelebileceklerden birisi TESEV’dir…

İşte bu SOROS’un Türkiye’deki örgütlerinden biri olan TESEV,  özellikle ortak ulus kimlik vurgusu olmayan, yani Türk kimliksiz anayasa önerisini sivil anayasa adı altında pek çok kez dillendirip yayınlamışlardır…

Şimdi diyebilirsiniz ki…

Tamam da; bunun partiyle ilgisi ne…

İlgisi şu…

Şuan da parti genel başkanı olan kişi, bu TESEV denilen örgütün 183 nolu kurucu üyesi…

Demek istediğim…  

Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, ekonomik bağımsızlığı öne alan, ulusal bütünlüğü sağlayan, ulusçu bir anlayışla mümkün olabilecektir.

Bunun da yolu öncelikle CHP’yi ulusculaştırmaktan…

6 Ok’a geri döndürmekten geçmektedir.

Gerisi hikâyedir…

 

21-06-2023

Nusret KEBAPÇI

9 Haziran 2023 Cuma

LAİKLİK OLMAZSA…

 

LAİKLİK OLMAZSA…

 

 

İsterseniz şöyle soru sorarak konuya başlayalım…

Laiklikle ülkede yaklaşık 20 küsur yıldır uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların ilgisi var mı?

Hani

Ülkede siyasal İslamcı bir parti 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetiyor ya…

Bazıları buna rağmen hala olup bitenin çok farkında olmayıp…

“Ne değişti bu 20 yılda” gibisinden maval okuyorlar ya, işte bu yüzden olup biteni onlar için çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakarsanız çok şey değişti

Hem de o kadar çok ki; ben sadece belli başlı, kendimce çok önemli gördüklerimi anlatsam yeterli.

Doğrusu

Ön yargısız bilinçli bir gözlemci de bunu pekala fark eder ama dedim ya yeter ki görülmek istensin.

Bunu bir anlamda toplumun sahip çıktığı değerleri göz önünde bulundurarak söylüyorum…

Ya da değişim sırasında sahip çıkmadıklarına…

Ben bu konuda hemen her zaman olduğu gibi ulus devlet…

Ulus kimlik falan yazınca bazıları bunu tam olarak anlayamıyor…

Benim kastettiğim Türk Kimliği.

İşte bu kimlik…

Adım adım ortadan kaldırılıp itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında…

Siz hiç…

Başta adında Türk olan sendika, dernek, meslek odası gibi örgütlerin çok ciddi bir tepki koyduklarını gördünüz mü?

Elbette hayır.

Görülmedi.

Bu tür ulusal örgütler zamanla değer kaybedip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken sahi ön plana çıkan örgüt ve liderler…

Yani her akşam televizyon ve sosyal medyada boy boy görünenler kimlerdi dersiniz?

Tarikat ve cemaat veya etnik kimlikçilik yapan bazı kişiler.

Peki neden?

Çünkü mevcut iktidar partisiyle değişen sadece bir hükümet değil…

Gerçeği söylemek gerekirse, rejim değişmektedir…

Demek istediğim 1980’lerden itibaren ülke ekonomisini yabancı sermayeye koşulsuzca açan neoliberal anlayış, bugün son hızıyla devam etmekte ve neo liberalizmin doğasında bulunan toplumdaki en büyük birliktelik olan ulus kimlik yok edilirken, yerine; siyasal İslamcılık aracılığıyla…

Emperyalizme hiçbir şekilde tepki göstermeyen…

Bağımsızlıktan bihaber, tarikat ve cemaatler ile ülkeyi etnik kimlik yönünden bölmeyi hedefleyen kimlikçi örgütlerler yer almaktadır…

Zaten ekonomiden anladıkları tek şey de ticaret olduğundan…

Ülkede değer taşıyan hemen her şeyin olabilecek en yüksek fiyata satılması ne yazık ki ekonomik başarı olarak tanımlanmaktadır.

İşte az önce saydığım sendika, dernek ve meslek odaları da ne yazık ki bu tür anlayıştan etkilenip…

Ulusal örgütler oldukları halde…

Ne yazık ki ulus kimliğe ve ulusal ekonomiye yapılan saldırılarda üzülerek söylüyorum sınıfta kalmışlardır.

Tabi bu arada bazıları, ulus kimliği ne yazık ki…

Sadece bizim ülkemizde var olup da, hiç bir batı ve diğer dünya ülkelerinde olmadığını varsayan…

Bu yok olduğunda yerini tarikat, cemaat ve etnik kimlikçilerin alacağından habersiz, araştırmayan bir kitle olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi bunu söyleyince bazıları hemen…

Yazının başında laiklik vardı ona hiç değinmediniz.

Ya da

Tüm bu ülkece yaşadıklarımızın laiklikle bir ilgisi var mı gibisinden bir soruda aklınıza gelebilir.

İşte şimdi sıra onda…

Bu konu açıklığa kavuşmalı ki laikliğin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiği anlaşılabilsin.

Çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım…

Eğer bir toplum laikse, kendisi hakkında kararları kendisi verebilen…

Yasa çıkaran…

Alınan kararları tartışan, yasa değiştirebilen…

Bunun için meclis kuran…

Hak aramak için örgütlenebilen…

Millet haline geliyor.

Devam edelim…

Millet olduğunuzda ancak üzerinde yaşadığınız toprak, vatan haline geliyor…

Vatan haline gelince de, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üzerinde yaşadığınız toprağı sahiplenmek…

Tarımı, sanayiyi, geliştirmek…

Ülkeyi kalkındırmak anlam kazanıyor…

Tersinden bakarsak…

Toplumda laiklik olmadığında siz zaten ümmetsiniz, sizi din adına birileri yönetir ve bırakın yasa yapıp örgütlenmeyi…

Yöneteni bile değiştiremezsiniz.

Ümmet olunca üzerinde yaşadığınız toprak da ister istemez vatan değil, arsa olmaktadır…

Haliyle öyle olunca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Ülkede sanayinin, tarımın gelişmesi falan da haliyle hikaye olmaktadır…

Demek istediğim…

Bir ülkenin gelişip kalkınması, bağımsız olması anlamında işin nirengi noktası laikliktir…

O varsa ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olabiliyorsunuz…

Değilse…

Bugün olduğu gibi yabancıların istediği gibi at oynattığı açık Pazar…

Tercih sizin…

 

09-06-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

17 Haziran 2018 Pazar

EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


Belki seçim ortamında bu türden bir yazı sizi şaşırtabilir ama ülkemizin yaşadığı kimi değişikleri…
Ekonomide yapılanları anlamak için bence konunun anlaşılması son derece önemli…
Şimdi sorumuzu baştan soralım…
Emperyalizm bir ülkeden ne ister?
Doğrusunu isterseniz pek çok kez yazdık ama yine de tekrar edelim…
Öncelikle istediği…
O ülkenin sanayileşmekten…
Tarımını geliştirmekten vazgeçip, hiç bir koşul olmaksızın kendilerinin açık pazarı olmasıdır.
Tabi bunu yapabilmenin pek çok yolu var ama önce ülkede sanayileşmeye, kalkınmaya, tarımı geliştirmeye ayrılabilecek bir birikimin olmasını engellemek önde gelen amaçlarından biridir…
Haliyle bunun için de sanayi ve tarıma ayrılacak kaynakların dışarıya aktarılması gerekir ki…
O ülkede bunları gerçekleştirebilecek herhangi bir birikim olamasın.
Hani bu gün şaşkınlıkla karşıladığınız…
Hasta garantisi verilmiş hastaneler…
Yolcu sayısı garanti edilmiş hava alanları…
Köprüler…
Yollar var ya…
Mantığı bu...
Tabi her şey bununla da bitmiyor…
Ülkede gümrük birliği öncesinde, korumacılık varken gerçekleşen ulusal sanayi…
Tarım…
Banka, ticaret, rafineri, haberleşme, enerji gibi kurumların bulunması da bilindiği gibi emperyalizmin ülke pazarını ele geçirmesinin önünde en önemli engeldir…
Bu nedenle bunların da kısa sürede piyasaya açılarak hızla yabancıların eline geçmeleri sağlanmalıydı ki…
Ülke tamamıyla yabancıların pazarı olabilsin.
İşte bu nedenle sanayi…
Tarım…
Bankacık…
Ticaret…
Rafineri…
Hatta stratejik olarak kabul edilen madenler ve askeri malzeme ve mühimmat üreten kuruluşlar da içinde olmak üzere hemen her şey…
Hatta düşünce kuruluşları bile yabancılara satılmaya çalışılır ki…
Emperyalizm tamamen ülkeye hakim olsun.
Zaten bunu yapanların…
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de vurguladığı “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş… ” Sözünden ülkenin emperyalizme karşı direnebileceği ulusal sanayi, tarım, ticaret ve bankacılık haberleşme, enerji gibi kuruluşlarından oluşan ekonomik kaleleri değil…
Çeşitli kentlerimizdeki tarihi kaleleri anladıkları ortada ama ne yazık ki iş bununla da bitmiyor…
Küçülen devletle birlikte devletin sosyalliği de ortadan kalkacağından ülke çok kısa bir süre içinde etnik ve dini yardım kuruluşlarının eline kalıveriyor…
Böyle olunca ulus devletle beraber…
Toplumu bir arada tutan, etnik ve dinsel bölünmesini engelleyecek Türk ulus kimliğinin de yok edileceği, göz önünde bulundurulursa…
Ülkenin etnik ve dinsel parçalanmasının önünde hiç bir engel bırakılmamış oluyor…
İşte birilerinin yıllardır Osmanlı benzeri çok kimlikli, çok kültürlü bir devlet istemelerinin…
Atatürk adını hemen her yerden silmeye çalışmalarının…
Türk ulus kimliğini yok etmeye çabalamalarının…
“Federatif olmayan bir başkanlık altı kaval üstü şişhanedir” Dedikleri halde yıllardır başkanlıkta ayak diretmelerinin nedeni bu…
Bilmem anlatabildim mi?

17–06–2018
Nusret KEBAPÇI


23 Nisan 2018 Pazartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ülke olarak…
Meydanlarda…
Stadyumlarda…
Halkın çok yoğun katılımıyla büyük bir coşkuyla kutladık demeyi çok isterdim ama…
Ne yazık ki böyle bir şey bir süredir söz konusu değil.
Zaten yapılan kutlamalar da…
Sadece…
Okullarda yapılan törenler ve en üst makamca yapılan resepsiyonun ötesine geçemiyor.
Peki neden?
Öyle ya…
Bayramların geniş halkın katılımıyla kutlanmamasının…
Dahası…
Anıtkabir’e gidilmekten kaçınılmasının…
Hatta
Büyük önderden söz ederken millete mal olmuş Atatürk soyadından söz etmemenin ve sadece Mustafa Kemal denilmesinin…
Üstelik bu adı unutturmak istercesine hemen her yerden kaldırmaya çalışmanın da bir anlamı…
İllaki var.
Üstelik bu sadece bugünün konusu değil…
Neredeyse
Mevcut iktidarın yıllardır ülkemize giydirmek istediği sistemle de doğrudan ilişkili…   
Aslına bakarsanız…
Bugün yapılmak istenilenlerle Atatürk’ün yaptıklarının tamamen birbirinin zıddı olduğunu söylemek için de öyle kâhin olmak falan gerekmiyor…
Sadece tarihi o da doğru kaynaklardan okumak…
E tabi biraz da gözlemci olmak bunun için yeterli olabiliyor…
O günlerde bilindiği gibi…   
1.Dünya Savaşı sonunda yenilmiş kabul edilen bir devletin, yedi düvel tarafından işgal edilmesi sürecinde yapılabilecek en doğru şey, ülkenin dört bir bucağından temsilcileri bir çatı altında toplayıp…
Mücadele eden birbirinden bağımsız güçleri de birleştirip merkezi bir ordu haline getirerek meclisin yönetimi altına sokmaktı…
Zaten birbirinden kopuk paramparça örgütlerle mücadele etmek, düşman karşısında daha baştan yenilgiyi kabul etmekle de eş anlamlıydı…
İşte Ankara bu nedenle öncelikle meclis kurup, halkı birleştirip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütlerken…
İstanbul yani Saray da tam tersine…
İngilizlerle işbirliği içinde meclisi kapatıp…
Milletvekillerini tutuklatıp, sürgüne göndermeye çalışıyordu…
Sonuçta bu mücadele bizi savasın sıcaklığıyla birleştirdi ve biz Türkiye halkı olarak girdiğimiz bu mücadeleden tek vücut Türk milleti olarak zaferle çıktık ama…
98 yıldır emperyalistler ve onların ülkedeki kuklalarına karşı Türk ulus kimliğimizle var olma mücadelesi verdiğimiz de bir gerçek…
Diyeceksiniz ki tamam da…
İktidar ne istiyor? Onu söylemediniz…
Aslına bakarsanız istenilen gayet açık…
“Ulus devlet ortadan kaldırılsın…”
Yerine de…
“Hemen her türden etnik ve dini kimliğin kendini ifade edeceği padişahlık türünden başkanlık denilen dini bir düzen kurulsun…”
Hem zaten kendileri de federatif olmayan bir başkanlığı “Altı kaval üstü şişhane” diye ifade etmiyorlar mı?
Deneyimle sabittir…
Her zaman Ulusu birleştirmek, emperyalizme karşı mücadele etmek isteyenler meclisi yüceltir, etkili hale getirir…
Parçalamak isteyenler de etkisizleştirir ve yok sayar…
Olay budur…

23–04–2018

Nusret KEBAPÇI