türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2025 Cumartesi

ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU?

 

ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU?

 

İmralı'dan PKK'nın silah bırakmasıyla ilgili mektup gelince, ikinci açılım sürecinin başladığı anlaşıldı. Aslında konu birçok yönden ilginç. Düşünebiliyor musunuz, silahlı bir örgüt liderini 25 yıl önce içeri atıyorsunuz. Hatta yalnız bırakıp tek başına bir adaya yerleştiriyorsunuz. Ama 25 yıl sonra bakıyorsunuz ki değişen hiçbir şey yok. Kişi, örgütüyle tüm bağlantılarını sürdürdüğü gibi, ideolojik olarak da liderliğini koruyor. Sizce de bu işte bir gariplik yok mu? Bence var, hem de çok.

Zaten mektubun içeriğinde geçen "kimliklere saygı gösterilmesi", "demokrasi", "özgürlük" laflarının sonrasında iktidar ve çeşitli muhalefet partilerinin yaptıkları açıklamalar, hedefin Türk ulus devleti olduğunu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar ortaya koydu. Ama iş bununla bitmiyor.

Aslında "PKK silah bıraksın, barış olsun" gibi söylemler de olayları doğru ifade etmiyor. Çünkü ABD, bizim de içinde olduğumuz bölgedeki dört ülkeden parçalar kopararak Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında büyük bir Kürdistan kurmayı hedeflemektedir. Bu nedenle de merkez örgütü KCK önderliğinde bu dört ülkede de farklı adlar taşıyan ama aynı amaç için çalışan ABD'nin desteklediği örgütler bulunmaktadır. Ve bizim ülkemizdeki PKK, Suriye'ye geçerek orada Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan PYD özerk bölgesine geçip PYD'ye katılmıştır. Ve bugün Suriye'de mevcut iktidara petrol bile satabilen bir devlet yapılanması oluşturulabilmiştir.

Peki, durum böyle olunca bizdeki "barış", "demokrasi", "kimliklerin tanınması", "ana dilde eğitim", "Türk ulusu yerine Türkiyelilik" gibi kavramların sıklıkla gündeme getirilmesinin anlamı nedir? Ne yapılmak amaçlanmaktadır?

Aslında amaç, "silah bırakılması", "terörün bitirilmesi" söylemleriyle mevcut anayasayı değiştirerek ulus kimliğini ve ulus devleti yok ederek, ABD'nin yıllardır talep ettiği çok kimlikliliğin, çok dilliliğin olabildiği, yani küçük küçük parçalardan oluşan federe bir devlettir.

Hem zaten başkanlık sistemine geçilmesinin asıl nedeni de buydu. Çünkü bilinmelidir ki başkanlıkla yönetilen ülkelerin tamamı federasyon, federasyon olan devletlerin de tamamı başkanlıkla yönetilmektedir. Ancak bir farkla: Bugün başkanlıkla yönetilen ve federasyon olan devletlerin neredeyse tamamı kuruluş aşamalarında küçük devletçiklerin bir başkanlık etrafında birleşmeleriyle meydana gelmişlerdir. Ayrıca bu türden federe devletlerin tamamı da ulus devlet özelliği taşımaktadırlar.

Ancak bugüne kadar ulus devlet olarak varlığını sürdürüp sonradan etnik ve dinsel kimliklerden oluşan bir federasyon örneği, Irak'ta, Suriye'de yapılmak istendiği gibi tamamen emperyalizmin müdahalesiyle oluşabilmektedir.

Hani sıklıkla barış, demokrasi, özgürlük lafları ediliyor ya? Bilinmelidir ki bölgeye gerçek barış, ancak ABD emperyalizminin bölgeden kovulmasıyla gerçekleşebilecektir. Ama hiçbir şekilde ulus devletlerin özgürlük adı altında etnik ve dinsel parçalanmalarıyla değil.

08-03-2025

Nusret KEBAPÇI

 

28 Haziran 2024 Cuma

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

 

 

Farkında mısınız bilmiyorum…

Bu başkanlık sistemiyle ilgili ne deniyordu…

“Federasyon olmadan başkanlık altı kaval üstü şişhanedir.” Bu nedenle ülkede gerçekleşen hemen her şeyi mümkün olduğu kadar bu yönden değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

İşte zaten uzunca bir süredir sıklıkla gündeme getirilmeye çalışılan Türk yerine Türkiyelilik kavramının sözde mantığı şuydu.

Türk yerine Türkiyelilik kullanılırsa…

Daha Kucaklayıcı olacağı, hemen herkesi kapsayacağı…

Türk gibi etnik kimlik vurgusu da yapmayacağından tüm etnik kimliklerin kendisini buraya ait hissedeceği varsayılıyordu.

Ancak bu tür bir söylem bilinmeli ki hiçbir şekilde doğruyu anlatmıyordu.

Her ne kadar sözde süslü cümlelerle piyasaya sürülse de işin başından söylemem gerekir ki…

Bu söz konusu Türkiyelilik kavramı tüm halkın parçalanmasıyla sonuçlanacak ve sonuçta çok kimliliğe kadar uzanabilecek bir sürecin de başlangıcıdır…

Daha açık söylemek gerekirse…

Bu kavram yani Türkiyelilik çok süslü lafların arasına saklanmış bir bombadır aynı zamanda…

Nasıl ki; çeşitli kişilere ve açık alanlara bırakılan bombalar bir bomba görüntüsü yerine, çanta.

Hediye paketi.

Çiçek olarak kullanılıyorsa.

Emin olun…

Türkiyelilik de Türk ulusu kavramının parçalanmasında aynı süslü hediye paketi görevi yapacaktır.

Bildiğiniz gibi ülkelerin isimleri vardır…

İstisnalar olsa da bu isimler daha çok o ülkeyi kuran kurucu unsurla tanımlanmaktadır ama...

Özellikle Irak ve Suriye’de o ülkeler ABD işgaliyle parçalandıktan sonra ortaya atılan Iraklı…

Suriyeli gibi kavramlar bilinmeli ki…

Emperyalizmin ulus yapısını parçalayıp çok kimlikli hale getirmek istediği ülkelerde kullanılmaktadır.

Çünkü emperyalizm kaynaklarını yağmaladığı ülkelerde halkın bağımsız…

Birleşik…

Aralarında çok güçlü bağ olan ulus olarak kalmalarını istemez.

Bu yüzden ulusu paramparça ederek küçük parçalara da ayırması gerekiyor ki…

Gelecekte de o ulusun birleşip, dayanışarak kendisi için tekrar kaynaklarına sahip çıkıp…

Millileştirilmek gibi bir sonucuyla karşılaşılmasın.

İşte bu yüzden Rusya’da yaşayanlara Rusyalı değil Rus…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan…

Japonya’da yaşayanlara Japonyalı değil Japon denilirken…

Neden uzunca bir süredir Türkiyelilik gibi bir kavram ısıtılıp ısıtılıp Türk yerine Türkiyelilik olarak önümüze konulmaya çalışılmaktadır?

Aslında nedeni basit…

Emperyalizm bizim gibi hedef ülkeleri ulus devlet olmaktan çıkararak…

Etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmayı hedeflemektedir.

İşte Türkiyelilik de bu amaçla kullanılan ulus karşıtı kimlikçilerce de talep edilip destek gören bir söylem durumundadır.

Nasıl mı?

Aynen şöyle:

Nasıl ki emperyalizm Irak ve Suriye’ de ulus devleti parçalayıp ulusu; Iraklı Kürtler…

Iraklı Şiiler.

Iraklı Türkmenler.

Iraklı Araplar.

Veya Suriyeli Yezidiler.

Suriyeli Kürtler.

Suriyeli Şiiler.

Suriyeli Araplar şeklinde parçalara ayırdıysa…

Bizde de amaç Türk Ulusunu parçalayarak o ulustan…

Türkiyeli Türkler.

Türkiyeli Kürtler.

Türkiyeli Lazlar.

Türkiyeli Araplar ortaya çıkarmaktır.

Demek istediğim…

Türk kavramı tek ulus kimliğin…

Türkiyelilik ise çok kimlikliliğin ifadesidir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

28-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


9 Haziran 2023 Cuma

LAİKLİK OLMAZSA…

 

LAİKLİK OLMAZSA…

 

 

İsterseniz şöyle soru sorarak konuya başlayalım…

Laiklikle ülkede yaklaşık 20 küsur yıldır uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların ilgisi var mı?

Hani

Ülkede siyasal İslamcı bir parti 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetiyor ya…

Bazıları buna rağmen hala olup bitenin çok farkında olmayıp…

“Ne değişti bu 20 yılda” gibisinden maval okuyorlar ya, işte bu yüzden olup biteni onlar için çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakarsanız çok şey değişti

Hem de o kadar çok ki; ben sadece belli başlı, kendimce çok önemli gördüklerimi anlatsam yeterli.

Doğrusu

Ön yargısız bilinçli bir gözlemci de bunu pekala fark eder ama dedim ya yeter ki görülmek istensin.

Bunu bir anlamda toplumun sahip çıktığı değerleri göz önünde bulundurarak söylüyorum…

Ya da değişim sırasında sahip çıkmadıklarına…

Ben bu konuda hemen her zaman olduğu gibi ulus devlet…

Ulus kimlik falan yazınca bazıları bunu tam olarak anlayamıyor…

Benim kastettiğim Türk Kimliği.

İşte bu kimlik…

Adım adım ortadan kaldırılıp itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında…

Siz hiç…

Başta adında Türk olan sendika, dernek, meslek odası gibi örgütlerin çok ciddi bir tepki koyduklarını gördünüz mü?

Elbette hayır.

Görülmedi.

Bu tür ulusal örgütler zamanla değer kaybedip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken sahi ön plana çıkan örgüt ve liderler…

Yani her akşam televizyon ve sosyal medyada boy boy görünenler kimlerdi dersiniz?

Tarikat ve cemaat veya etnik kimlikçilik yapan bazı kişiler.

Peki neden?

Çünkü mevcut iktidar partisiyle değişen sadece bir hükümet değil…

Gerçeği söylemek gerekirse, rejim değişmektedir…

Demek istediğim 1980’lerden itibaren ülke ekonomisini yabancı sermayeye koşulsuzca açan neoliberal anlayış, bugün son hızıyla devam etmekte ve neo liberalizmin doğasında bulunan toplumdaki en büyük birliktelik olan ulus kimlik yok edilirken, yerine; siyasal İslamcılık aracılığıyla…

Emperyalizme hiçbir şekilde tepki göstermeyen…

Bağımsızlıktan bihaber, tarikat ve cemaatler ile ülkeyi etnik kimlik yönünden bölmeyi hedefleyen kimlikçi örgütlerler yer almaktadır…

Zaten ekonomiden anladıkları tek şey de ticaret olduğundan…

Ülkede değer taşıyan hemen her şeyin olabilecek en yüksek fiyata satılması ne yazık ki ekonomik başarı olarak tanımlanmaktadır.

İşte az önce saydığım sendika, dernek ve meslek odaları da ne yazık ki bu tür anlayıştan etkilenip…

Ulusal örgütler oldukları halde…

Ne yazık ki ulus kimliğe ve ulusal ekonomiye yapılan saldırılarda üzülerek söylüyorum sınıfta kalmışlardır.

Tabi bu arada bazıları, ulus kimliği ne yazık ki…

Sadece bizim ülkemizde var olup da, hiç bir batı ve diğer dünya ülkelerinde olmadığını varsayan…

Bu yok olduğunda yerini tarikat, cemaat ve etnik kimlikçilerin alacağından habersiz, araştırmayan bir kitle olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi bunu söyleyince bazıları hemen…

Yazının başında laiklik vardı ona hiç değinmediniz.

Ya da

Tüm bu ülkece yaşadıklarımızın laiklikle bir ilgisi var mı gibisinden bir soruda aklınıza gelebilir.

İşte şimdi sıra onda…

Bu konu açıklığa kavuşmalı ki laikliğin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiği anlaşılabilsin.

Çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım…

Eğer bir toplum laikse, kendisi hakkında kararları kendisi verebilen…

Yasa çıkaran…

Alınan kararları tartışan, yasa değiştirebilen…

Bunun için meclis kuran…

Hak aramak için örgütlenebilen…

Millet haline geliyor.

Devam edelim…

Millet olduğunuzda ancak üzerinde yaşadığınız toprak, vatan haline geliyor…

Vatan haline gelince de, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üzerinde yaşadığınız toprağı sahiplenmek…

Tarımı, sanayiyi, geliştirmek…

Ülkeyi kalkındırmak anlam kazanıyor…

Tersinden bakarsak…

Toplumda laiklik olmadığında siz zaten ümmetsiniz, sizi din adına birileri yönetir ve bırakın yasa yapıp örgütlenmeyi…

Yöneteni bile değiştiremezsiniz.

Ümmet olunca üzerinde yaşadığınız toprak da ister istemez vatan değil, arsa olmaktadır…

Haliyle öyle olunca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Ülkede sanayinin, tarımın gelişmesi falan da haliyle hikaye olmaktadır…

Demek istediğim…

Bir ülkenin gelişip kalkınması, bağımsız olması anlamında işin nirengi noktası laikliktir…

O varsa ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olabiliyorsunuz…

Değilse…

Bugün olduğu gibi yabancıların istediği gibi at oynattığı açık Pazar…

Tercih sizin…

 

09-06-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

27 Mart 2023 Pazartesi

NEO LİBERALİZM

 

NEO LİBERALİZM

 

 

Ülkemizde her ne kadar gündem çok hızlı değişse de…

Hatta 

Her şey birbirine girmiş çok karmaşıklaşmış gibi görünse de…

Tüm bunlardan uzaklaşıp…

Sakin bir kafayla birazcık düşünerek ülkemizde olup biteni pekala anlamak mümkün.

Bu girişi neden yaptım?

Şunun için…

Ülkemizde genelde siyaset denilince akla gelen ilk şey, asla ideolojik bir tartışma değil…

Hatta uygulanan ekonomik ve siyasi politikalara fikir düzeyinde karşı çıkmak da çok fazla görülmüyor…

Zaten siyasilerin söyleminde farklı ekonomik modellerle ilgili herhangi bir tartışma falan da yok.

Bizde siyaset denilince de zaten ilk akla gelen genelde, grup toplantılarında birbirleriyle söz yarıştırmaktan ibaret…

Böyle olunca haliyle, uygulanan ekonominin ve siyasetin ayrıntılı bir açıklaması yapılmak gerekiyor ki halk eğriyi ve doğruyu görebilsin.

Bunu herhangi bir siyasi parti tarafı olarak değil, olan bitene Türk ulusu penceresinden bakarak söylüyorum.

Ya da şöyle diyelim…

Ülkemizi yaklaşık 21 yıldır yöneten partinin ekonomide, siyasette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada, kültürde, sanatta uyguladığı politika sadece günübirlik kararlardan mı oluşuyor?

Yoksa

Tamamen bilinçli olarak istenilen hedefe varmak için mi kurgulanıyor?

İşte bunu anlarsak ne yapılmak, bunun sonucunda nereye varılmak istendiğini çok kolay bir şekilde görebilirsiniz.

O zaman bir tespit yaparak başlayalım…

Hani bazıları; siyasal İslamcı bir parti memleketi yönettiği için alınan ekonomik ve siyasi kararların İslami düzene götüreceği yanılsamasına düşmüş olabilir ama inanın bununla hiçbir ilgisi yok…

Mevcut iktidar partisinin yaklaşık 21 yıldır hemen her konuda uyguladığı politika neo liberalizmdir.

Peki, nedir bu neo liberalizm?

Anlamı şu: Ulus devletin adım adım yok edilerek…

Devletin ekonomiden…

Tarımdan…

Eğitimden…

Sağlıktan…

Neredeyse adalet ve güvenlik dışındaki hemen her alandan adım adım çekilerek, meydanın hemen her alanda küresel sermayeye bırakılması demektir…

O uygulandığında artık vergi vererek her türden hizmete hak kazanan yurttaş değil…

Her ne kadar verdiğiniz vergilerde herhangi bir azalma olmasa da hemen her türden hizmeti satın almak durumunda olan müşterisinizdir.

Zaten bunun böyle olduğunu son yaşadığımız depremde bile yaşamadık mı?

Hemen herkese bir devlet hizmeti olarak ücretsiz sunulması gereken çadır ve diğer yardımların parayla satıldığına bile tanık olunmadı mı?

Ama neo liberalizmin etkisi sadece bu kadarla sınırlı değil.

Küresel sermaye bir ülkeye egemen olunca…

O ülkede merkezi birlikteliği, yani ulus devleti ve bununla birlikte ulus bilincini de adım adım yok ederek, yerine sözde demokrasi adına etnik ve dini kimlikçikleri çıkarır…

Hani zaman zaman Türk adı kaldırılıyor falan deniyor ya aslında kaldırılan Türk,  bir ad değil…

Ulus kimliğimizin en yalın ifadesidir…

Zaten kaldırılmasının amacı da merkezi olarak birleşik ulusu yani ortak kimliğimizi kendisi için tehlikeli olmayacak şekilde küçük parçalara ayırmak, yani etnik ve dinsel kimliklere, tarikat ve cemaatlere ayırarak parçalamaktır.

Tabi böyle olunca toplumda ulus bilinciyle birlikte vatan sevgisi gibi kavramlar da anlamını yitirmektedir.

Biraz dikkat ettiğinizde de ülkemizde bu değişimin çok hızlı bir şekilde yaşandığını zaten görebileceksiniz.

Şöyle bir bakın…

Tüm toplumu ilgilendiren herhangi bir konuda;  siz hiç büyük sendika ve dernek yöneticilerinin açıklamasının yayınlandığına tanık oldunuz mu?

Ya da şöyle söyleyelim; medyada hemen her gün pek çok kez yer alan tarikat ve cemaat liderlerinin adını çoğumuz ezberledik…

Ya büyük sendikaların liderlerinin adını bir yere bakmadan söyleyebilecek kaç kişi çıkar, hiç düşündünüz mü?

Çünkü küresel sermaye, ulus bilinciyle birlikte sınıf bilincini ve örgütlerini de adım adım yok ederek tüm toplumu cemaatleştirir.

Sonuçta o ülke ekonomik ve siyasi olarak küresel sermayenin sömürgesi durumuna gelir…

Bu yüzden her kim ve hangi parti, kurum olursa olsun ulus kimliği yadsıyarak etnik ve dini kimlikler üzerinden demokrasi tanımlaması yapıyorsa…

O parti veya kurum, örgüt, dernek, sendika her ne ise bilinmeli ki kendilerine hangi unvan, isim takarlarsa taksınlar…

Küresel sermayenin içimizdeki uzantılarıdır.

Peki, biz bu sürece mahküm muyuz?

Aslında değiliz…

Çözüm yolu da çok zor değil.

Nasıl mı?

Bugüne kadar izlenen politikaların tam tersini yaparak…

Aslında hemen her şeyde olduğu gibi bu işte de her zaman iki seçenek bulunmaktadır

Doğru ve yanlış olarak…

Ya toplumda ulus bilincini tekrar uyandırarak tüm toplumu birleştirip…

Ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, tarımı tekrar ulusal hale getirip bağımsız olacaksınız…

Ya da sözde demokrasi adına…

Etnik ve dini kimlikçilik yaparak toplumu parçalayıp, ekonomiyi hemen her alanda aynen bugün olduğu gibi küresel sermayeye bırakarak onların hizmetçisi…

Ortası yok!

 

    27-03-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

25 Ocak 2023 Çarşamba

EKONOMİ NEDEN BÖYLE?

 

EKONOMİ NEDEN BÖYLE?

 

 

Ülkemizde ekonominin durumuna bakıldığında durum hiç de iç açıcı değil.

Çünkü

Kötüye gidişle ilgili herhangi bir önlem alınmadığı gibi yapılanlar önümüzdeki seçim sürecini atlatmak üzerine kurgulanıyor.

Yani anlayacağınız tam bir algı ile ekonomimiz yönetiliyor.

Peki, ne olmalı?

Ya da ne oldu ki ekonomi içinden çıkılmaz bir hale geldi

İsterseniz işin en önemli kısmından başlayalım.

Hani hepimizin canını yakan enflasyondan.

Sahi enflasyon yüzde kaç?

Aslında bu konuda çeşitli söylemler olsa da…

Ya da iktidarca enflasyonu düşük göstermek amacıyla günlük yaşamımızda kullanmak zorunda olmadığımız ürünlerden oluşan sepetin içindeki ürünler zaman zaman değiştirilse de

Mızrak artık çuvala sığmıyor.

Artık gözle görünen bir gerçek var ki günlük yaşamımızda haftalık market alışverişinde…

Akaryakıtta…

Ev kiralarında…

Veya satış fiyatları esas alındığında görünen manzara yüzde 250 ile 300 arasında…

Buna karşı alınan en ciddi önlemler de zincir marketlerin denetlenmesinden daha ötesi değil.

Peki, neden böyle?

Aslında nedeni biliniyor…

Doğrusunu isterseniz adamlar bunu açıkça partilerinin programına yazdıkları gibi…

Pek çok kez de çeşitli miting ve toplantılarda da dillendirmişlerdir…

Ne demişlerdi…

“Biz her türden milliyetçiliği ayaklar altına alıyoruz.” Tabi bunu söylerken ekonomide ki milliyetçilik de işin içine giriyor…

Tabi sözün hepsi bu kadar değil.

Devamı da var…

“Biz aynı zamanda ülkemizi küresel pazar yapmakla da mükellefiz.”

Yani

Yanisi şu…

Zaten 20 yılı aşkın bir zamandır uygulanan ekonomik programdan (Neo liberal)bunu pekala anlamak mümkün de…

Ben yine de anlaşılamadığını düşünerek şöyle söyleyim.

Emperyalizm… 

Hani şimdilerde küreselleşme falan deniyor ya…

Tüm dünyayı tamamen kendi pazarı yapmayı amaçlamaktadır.

Bunun için de…

O ülkede üretim yapan Millete ait her ne varsa, emperyalizmin o alandaki pazarının genişlemesini engellediği için…

Ya zarar falan gerekçe gösterilerek kapattırılır.

Veya ortak ya da tamamen satın alınarak alan yabancı sermaye yararına üretim yapılır hale getirilir.

Ya da satın alınıp kapatılarak yeniden üretim yapması engellenerek ilgili ürün tamamen dışarıdan ithal ettirilir.

İşte ülkede yerli değil…

Milli yani ulusun kaynaklarıyla yaratılmış ne kadar fabrika…

İşletme falan varsa elden çıkarılmasının temel nedeni budur.

Böyle olunca memlekette ne sanayi kalıyor Türk olan…

Ne tarım…

Ne de hayvancılık…

Bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde imzaladığı Balta limanı anlaşmasının sonucundaki gibi…

Türk milletinin ürettiği ürünler bitirilerek…

Tamamen ithal ürünler cenneti oluyoruz…

Elbette bu durumda ithal edilecek ürünler için de dolar gerekmektedir…

İhracatımız ithalatı karşılamadığından nasıl bulunacak sanıyorsunuz?

Ya yüksek faizle yabancı bankalardan borç alarak…

Ya da neyin karşılığı olduğunu bilmediğimiz “dost” ülkelerden gelen yardımla… 

Böylece de ister istemez paramız da pul haline geliyor.

Ama ne yazık ki sadece paramız değil…

Memleketin ne kadar mal varlığı varsa…

Sanayi, banka, tarım işletmesi ticari kuruluş hepsi pul olup el değiştiriyor…

Demem o ki…

Bir ülkenin kalkınabilmesinin tek yolu sanayileşmek…

Tarımı ve hayvancılığı geliştirmek…

Bunları da yabancı dev şirketlerin yağmasından korumaktan geçiyor...

Yani Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi ekonomiyi yeniden Millileştirmekten…

O halde soruyu şöyle soralım…

Küresel pazar olmayı hedef alan bir anlayış, ekonomide Milli olur mu?

Peki;

Ya ekonomide Milli olmayan, siyasette Milli olur mu?

 

25-01-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 


9 Ocak 2023 Pazartesi

TÜRK SADECE BİR AD MIDIR?

 

TÜRK SADECE BİR AD MIDIR?

 

 

Zaman zaman pek çoğumuzun toplumsal ilişkilerden şikâyet ettiği olmuştur.

Hatta öyle ki…

Gerek toplumda…

Gerekse trafikte…

Otobüste…

Dolmuşta…

Ya da alışveriş ederken sonuç değişmiyor, çok uzun bir süredir birbirimize saygı duymadığımız gibi bir gerçek var.

Bunu hemen, yaşamın her alanında görmekteyiz.

Örneğin uzun süredir dolmuşta, otobüste, gençlerin yaşlılara, hamilelere veya engellilere yer verdiğini görebiliyor muyuz?

Elbette istisnalar kaideyi bozmaz ama eğer gerçekten doğruyu söylemek gerekirse görülmüyor.

Bir de günümüzün oyuncağı cep telefonunun o sihirli cazibesine kapılıp eğer kulağına da kulaklığını takmışsa…

İnanın dünya umurunda olmuyor

Peki, bu tür olayları münferit…

Yani nadir bir olay olarak adlandırabilir miyiz?

Kesinlikle değil.

O halde…

Toplumumuzun önemli bir bölümünün de bu gidişten memnun olmadığı göz önünde bulundurulursa…

Konuyu biraz irdelemekte yarar bulunuyor.

O zaman soralım; birlikte savaş vermiş, acılar çekmiş bir ulusun çocukları olarak neden birbirimize karşı saygısız, hoş görüşüz bir hale geldik?

İsterseniz ortaya bir soru atmakla işe başlayalım…

Sizce bugün toplumu birleştirecek…

Harç görevi görecek…

Ortak duygu ve düşüncede bizi buluşturacak bir düşünce ya da ideolojimiz var mı?

Tasada ya da sevinçte aynı duyguları paylaşıyor muyuz?

Doğrusunu isterseniz buna evet demeyi çok isterdim ama ne yazık ki böyle bir şey söz konusu olamıyor.

Peki neden?

Aslında nedeni pek çok insan tarafından biliniyor ama yine de söyleyim…

Bizim hepimizi kapsayacak, kucaklayacak ve birbirimize saygı duymamızı sağlayacak bir kimliğimiz yok.

Sakın ola Anayasa’da Türk Milleti yazıyor demeyin…

Evet, Anayasa’ da var ama sadece orada…

O da ne kadar orada kalabilirse…

Çünkü inanın ilk fırsatta ya yeni anayasayla…

Ya da yapılabilecek değişikliklerle emin olun kaldırılacaktır…

Ama zaten benim kastettiğim Anayasa’da olması değil bunun yaşamımızda hiç olmadığı…

Hani bazen çeşitli yerlerden Türk adı kaldırılınca çok ciddi olmayan bir tepkiyle “Türk adı kaldırılıyor.” türünden hatta tepki de demeyelim, serzenişte bulunulmuştu ya…

İşte orada kaldırılan sadece ad değil, bizi; tüm yurttaşları kucaklayan ulus kimliğimizdi aynı zaman da…

Bugün hemen her ülkede yaşayan insanların hepsinin aslında pek çok kimliği bulunmaktadır…

Bu etnik kimliğiniz olabildiği gibi…

Dini yani hangi mezhep, tarikat ya da cemaattenseniz onun kimliği de olabilir.

Aslına bakarsanız cinsiyet kimliğinizi de bu kapsamda sayabilirsiniz…

Ancak; bu kimlikleri taşımış olmanız, toplumda sadece sizinle aynı düşünceleri paylaşan çok küçük bir kesimi ilgilendirmektedir.

Bu nedenle tüm halkı birleştiren, bu az önce saydığım türden kimliklerin üzerinde yer alarak toplumun bölünmez, bütünlüğünü sağlayacak bir ulus kimlik işin olmazsa olmazıdır.

Çünkü bilinmeli ki hemen herkesi eşit birey olarak görerek aynı düşünce ve duygulara sahip bir toplum oluşturmayı amaçlayan ulus kimlik olamazsa…

İster istemez bugün olduğu gibi hemen herkesin kendini farklı ifade edebildiği pek çok farklı etnik ve dinsel kimlikler ortaya çıkacaktır ki…

Böyle olunca da haliyle ulus olmak, dayanışmak, bağımsızlık, emperyalizme karşı mücadele, sanayileşme, ülkenin kalkınması da ister istemez anlamını yitirecektir.

İşte tüm dünyada bunu engelleyebilmenin sadece bir yolu bulunmaktadır…

Ulus kimlik…

Bizdeki adıyla da Türk kimliği.

Bilinmelidir ki Dünyadaki hiç bir devlet; etnik ve dini kimlikler üzerinden toplumu parçalayabilecek girişimlere ve örgütlenmelere izin vermez…

Veremez.

Demek istediğim…

Ulus kimlik bir ülkede birleştirici harçtır.

Çimentodur…

Onu yok saymak demek…

Etnik ve dinsel parçalanmaya çanak tutmak demektir.

Asla başka bir şeye değil.

 

09-01-2023

Nusret KEBAPÇI

17 Haziran 2018 Pazar

EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


Belki seçim ortamında bu türden bir yazı sizi şaşırtabilir ama ülkemizin yaşadığı kimi değişikleri…
Ekonomide yapılanları anlamak için bence konunun anlaşılması son derece önemli…
Şimdi sorumuzu baştan soralım…
Emperyalizm bir ülkeden ne ister?
Doğrusunu isterseniz pek çok kez yazdık ama yine de tekrar edelim…
Öncelikle istediği…
O ülkenin sanayileşmekten…
Tarımını geliştirmekten vazgeçip, hiç bir koşul olmaksızın kendilerinin açık pazarı olmasıdır.
Tabi bunu yapabilmenin pek çok yolu var ama önce ülkede sanayileşmeye, kalkınmaya, tarımı geliştirmeye ayrılabilecek bir birikimin olmasını engellemek önde gelen amaçlarından biridir…
Haliyle bunun için de sanayi ve tarıma ayrılacak kaynakların dışarıya aktarılması gerekir ki…
O ülkede bunları gerçekleştirebilecek herhangi bir birikim olamasın.
Hani bu gün şaşkınlıkla karşıladığınız…
Hasta garantisi verilmiş hastaneler…
Yolcu sayısı garanti edilmiş hava alanları…
Köprüler…
Yollar var ya…
Mantığı bu...
Tabi her şey bununla da bitmiyor…
Ülkede gümrük birliği öncesinde, korumacılık varken gerçekleşen ulusal sanayi…
Tarım…
Banka, ticaret, rafineri, haberleşme, enerji gibi kurumların bulunması da bilindiği gibi emperyalizmin ülke pazarını ele geçirmesinin önünde en önemli engeldir…
Bu nedenle bunların da kısa sürede piyasaya açılarak hızla yabancıların eline geçmeleri sağlanmalıydı ki…
Ülke tamamıyla yabancıların pazarı olabilsin.
İşte bu nedenle sanayi…
Tarım…
Bankacık…
Ticaret…
Rafineri…
Hatta stratejik olarak kabul edilen madenler ve askeri malzeme ve mühimmat üreten kuruluşlar da içinde olmak üzere hemen her şey…
Hatta düşünce kuruluşları bile yabancılara satılmaya çalışılır ki…
Emperyalizm tamamen ülkeye hakim olsun.
Zaten bunu yapanların…
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de vurguladığı “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş… ” Sözünden ülkenin emperyalizme karşı direnebileceği ulusal sanayi, tarım, ticaret ve bankacılık haberleşme, enerji gibi kuruluşlarından oluşan ekonomik kaleleri değil…
Çeşitli kentlerimizdeki tarihi kaleleri anladıkları ortada ama ne yazık ki iş bununla da bitmiyor…
Küçülen devletle birlikte devletin sosyalliği de ortadan kalkacağından ülke çok kısa bir süre içinde etnik ve dini yardım kuruluşlarının eline kalıveriyor…
Böyle olunca ulus devletle beraber…
Toplumu bir arada tutan, etnik ve dinsel bölünmesini engelleyecek Türk ulus kimliğinin de yok edileceği, göz önünde bulundurulursa…
Ülkenin etnik ve dinsel parçalanmasının önünde hiç bir engel bırakılmamış oluyor…
İşte birilerinin yıllardır Osmanlı benzeri çok kimlikli, çok kültürlü bir devlet istemelerinin…
Atatürk adını hemen her yerden silmeye çalışmalarının…
Türk ulus kimliğini yok etmeye çabalamalarının…
“Federatif olmayan bir başkanlık altı kaval üstü şişhanedir” Dedikleri halde yıllardır başkanlıkta ayak diretmelerinin nedeni bu…
Bilmem anlatabildim mi?

17–06–2018
Nusret KEBAPÇI


31 Mart 2018 Cumartesi

LAİKLİK OLMAZSA…

LAİKLİK OLMAZSA…

Bir ülkede…
Üstelik dünyada emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı vererek tüm ezilen ülkelere örnek olmuş bir ülkede, istiklal Marşı’nın bestesi aradan geçen 90 küsur yıl sonra neden tartışmaya açılır?
Neden hemen bu tartışma üzerine birileri durumdan vazife çıkararak İstiklal Marşı’nı hemen ilahi tarzında üstelik oturarak söyleterek dinlenmesi için çabalar…
Kaldı ki; bunu yapan zevat da dahil herkes bilmelidir ki…
Melodisi nasıl olursa olsun tüm ülkelerde milli marşlar ayakta ve hazır olda dinlenir.
Ama niyet üzüm yemek değil de Marşı kaldırmak olunca durum değişiyor.
Neden mi?
Çünkü bu Marş içinde ister Türk söz geçsin…
İsterse de geçmesin…
Sonuçta Türk kimliğinin bir sembolüdür ve bilinmelidir ki Millet olarak kaldığımız sürece de bu marş bizim marşımız olarak kalacaktır ancak…
Kaldırılmak istenilmesinin nedeni de zaten bu değil mi?
Şöyle bir düşünün…
Ülkemizi küresel sermayenin açık pazarı yapmak isteyen bir iktidar ne yapar…
“Hemen fabrikaları satar …” falan demeyin ben sosyolojik olarak söylüyorum ne yapar?
Doğrusunu isterseniz yapacağı şey bellidir…
Önce emperyalizme karşı mücadele etmeyi ve…
Bağımsızlık düşüncesini topluma kazandıran Milli kimliği yok etmek ister ki o yapılmaktadır…
Bunun için de
O kimliği canlı tutacak toplumda onu hatırlatacak hemen her şeyin başta TC…
Türk ve Türkiye kelimeleri olmak üzere…
Öğrenci Andı
İstiklal Marşı dahil hemen her türden kavramlar da ortadan kaldırılmalıdır ki…
Toplumda ulus bilinci giderek sönsün ve yok olsun.
Diyeceksiniz ki tamam da…
Yerine ne konacak?
Aslında uzun bir süredir ulus kimliğin giderek yok edilmesi çabalarıyla birlikte dini kimliğe doğru bir yöneliş hız kazanmış durumdadır…
Şöyle düşünebilirsiniz ulus kimliğin kaldırılıp yerine dini kimlik konulunca ne olur?
Veya bu kötü bir şey mi?
Şimdi şöyle bir düşünün…
Neden hiç bir İslam ülkesi ABD’den bağımsız değil.
Niçin bir tanesi bile gelişmiş ülke olamıyor…
Neden hiç biri kendilerini parçalamaya çalışan ABD emperyalizmine ve İsrail’e değil de birbirlerine düşman…
Çünkü bu devletler ulus devlet değil.
Diyeceksiniz ki…
Ulus devlet nasıl olunur ya da koşulu nedir?
Aslında ulus olmanın ilk koşulu laik olmaktan geçmektedir…
Bilinmeli ki ancak laiklik olduğunuzda egemenlik millete geçip millet, ulus olabiliyorsunuz.
Tabi ulus olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak vatan haline gelebiliyor…
Haliyle vatan olunca da emperyalizme karşı mücadele…
Bağımsızlık…
Kalkınma, sanayileşme de hayat buluyor.
Ama laiklik olmadığında…
Ne bağımsızlık kalıyor ortada…
Ne vatan…
Ne de emperyalizme karşı mücadele…
Hem zaten…
Laiklikle beraber bağımsızlığımızın, sanayimizin, tarımımızın da birlikte gitmesi bunun göstergesi değil mi?

31–03–2018
Nusret KEBAPÇI